FarmaBBS
FarmaBBS
Anasayfa | Ayarlar | Etkin konular | Üyeler | Ara | SSS | İnternet Etiği
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Şifreyi Anımsa
Şifrenizi mi unuttunuz?

 Tüm Forumlar
 Eczacılıkla İlgili
 SÖYLEYENLER, SÖYLENENLER VE SÖYLENMESİ GEREKENLER

Not: Bir yanıt gönderebilmek için kayıtlı olmalısınız

Ekran boyutu:
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Biçem: Koyu İtalik Altı Çizili Ortalanmış Bağlantı Ekle E-Posta Ekle Resim Ekle Kod Ekle Alıntı Ekle Liste Ekle Smilie' Ekle
   
İleti:

* HTML KAPALI
* Forum Kodu AÇIK

 
Kip:
İmzanızın eklenmesi için seçiniz.
     
K O N U     İ N C E L E M E
babaruhi SÖYLEYENLER, SÖYLENENLER VE SÖYLENMESİ GEREKENLER

“Amistad” adında bir film seyretmiştim. Filmde aslında bir mülkiyet probleminden başka bir şey olmayan bir davanın çözülmesi gitgide daha zorlaşıyor ve köle emeğinden yararlanan güney eyaletlerinin savaş tehditleri daha belirgin hale geliyordu. Yüksek mahkemedeki son duruşmada eski ABD başkanlarından John Quincy ADAMS “ Eğer bu için sonucu savaşa varacaksa bırakın savaş olsun!” diyordu.

ADAMS şimdi çoğunuzun ezberden kapitalist- emperyalist diye referans bile kabul etmediğiniz bir ülkenin, özgürlük anlayışının korunması için gerekirse canını verebileceğini söyleyen eski bir başkanı ve ihtiyar bir hukukçu ve büyük bir idealistti!

Ama biz eczacılar! Biz! “İlerici ahlâkın” fedaileri, ileride bir gün gelecek bir Marksist devrimin tahakkuk etmesinden önce uyulması gerekmeyen köhnemiş kuralları askıya alabileceklerini sanan, “aydın” ve ne pahasına olursa olsun devletçi-otoriteryen düzen dalkavukları! Biz hiçbir yere gidemeyecek ve ileri bir devrim için bugün ahlâksız olmayı savunabilen ikiyüzlü bir meslek camiasıyız!

Biz! İlkeli her davranışı “aşırı” olarak niteleyen kendi seçtiğiniz yöneticilerinize tapan bilinçsiz kapıkulları sürüsüyüz!

Biz hiçbir aklî öneriyi dinleyemeyecek kadar bilgisiz , günü kurtarmak dışında hiçbir şeye aklı ermeyen, ilkeli davranmaktan ve kendi vicdanına hesap vermekten aciz basit açgözlüler yığınıyız!

Biz, ortaçağ engizisyon zihniyetine çağdaşlık maskesi geçirip “sosyallik” adına sosyalizmle ülkede kendi bildiğimizce ulufe dağıtmaktan başka bir şey hayal edemeyen kaynak müsrifleriyiz!

O kadar riyakârız ki depoların güdümündeki market eczanelerin gelmesine ses çıkaramıyoruz ama eczacı ortaklıklarına veya muvazaanın yasallaştırılmasına karşı çıkıyoruz… Marketleşmenin depoların eczacılıktaki tekelleşmesinin yolunu açtığını görmemeyi tercih ediyoruz çünkü devletten ve TEB’den gelecek ulufelerin devam edeceğini sanıyoruz!

Depoların kontrolündeki market eczacılığında hepimizin olgun ekinler gibi biçileceğini görmezden geliyoruz! Hayır görmezden gelmiyoruz! Sadece o gün geldiğinde yanınızdaki eczanenin başına gelenlerin sizin başınıza gelmediğini görüp sevineceğimizi sanıyoruz!

Eczacılar bana ne gibi görünüyor biliyor musunuz? Sosyalist kasaplarının kendilerine merhamet edeceğini sanan cahil Rus ve Çin köylülerine…
Kimin aklından medet umuyorsunuz! Her kul kendi aklından sorumludur! Herkes kendi doğru bildiğinden sorumludur! Hiçbir mahkeme başkasının aklıyla yargılamaz sizi! Bu kadar mı bilinçsizsiniz!?

Kendi aklının sorumluluğunu taşıyanlar söyleyene değil söylenene bakarlar! Doğruyu hiçbir mevkiden daha aşağı görmezler! Şekillere değil muhtevaya bakarlar!

Bu dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenler bir zamanlar aynen sizin gibi bir yığına karşı bunu söylediler. O yığınların da sizinki gibi “örgütleri” vardı. O örgütlerin adı “engizisyon”du.
Dünyanın evrenin merkezi olmadığını da canları pahasına savunanların önünde aynen sizin korkularınız ve önyargılarınız vardı.

Aya gitmemizi sağlayan onlar oldu, coğrafî keşifleri yapmamızı da sağlayanlar onlar oldu. Asla sizin gibi örgütlerine, “büyüklerine”,“başkanlarına” kısaca otoriteye tapanlar değil!

Hakk’ın biçimi ve usulü yoktur! Hak haktır! Söylenenin doğruluğu söyleyenden kaynaklanmaz! Hakka uygunluğundan kaynaklanır!

Hiç kimse bir çoğunluğun oyun aldığı için bilge olmaz. Hak onun mevkiinin üstündedir! Hak mevkiden gelmez, mevkii meşrulaştırır. Mevkii güç meşrulaştırmaz, rıza meşrulaştırır!

Seçildiği için size borçlu olan yöneticileriniz sizden daha bilge değildir! Hakkı her biriniz kendi aklınızla bulabilirsiniz! Ve haktan sapan her kim olursa olsun onun karşısında durmayan lanetlenmiştir! Kimin tarafından mı? Vicdanı tarafından!

Hesapsızca toplanan aidatların, sözleşme gelirlerinin, giderlerin açıklanmamasından doğan ve bundan dolayı “ispatlanmamışlığın” masumiyeti arkasına sığınılarak yürütülen işlemlere alet olarak nereye varmayı düşünüyorsunuz? Yönetimin yemek artıklarından size de bir şeyler düşeceğini mi düşünüyorsunuz?

Artık söylenene bakın! Söyleyene değil! Artık kendi aklınızı kullanın!

Eczacılık sistemi mevcut durumunu koruyamayacaktır. Bu durumda yapılacak işler şunlar olmalıdır! Taptığınız yönetimlerin hiçbirinin getiremediği öneriler getiriyorum ve artık sizden bu önerileri “düşünmenizi” istiyorum.. Biz hayvan değiliz! Yaşamak için düşünmeğe muhtacız! Düşünmeğe! Bunu sizin yerinize başkalarının yapmasına izin verdiğiniz zaman iki şeyi kaybedersiniz: Özgürlüğünüzü ve onurunuzu!

1- Devletin gecikmiş borçlarıyla ilgili derhal eczacıların şahsi dava açmak hakkı tanınmalı.

2- Bu hakkın kullanımına karşı bürokrasinin kötü niyetli tutumları tazminatla cezalandırılmalı ve buna yol açanlar idari ve adlî olarak yargılanmalı

3- Eczacıların eczacı odalarına üye olmaları mecburiyeti kaldırılmalı. Zira mevcut sistem ve olabilecek tek sistem, odaların meslektaşları üzerinde çıkara ve ideolojik gruplaşmaya dayalı kurdukları diktatörlüklerdir. Eczacıların mesleki suiistimallerini tespit için odalara gerek yoktur ve odaların da zaten bundan başka bir işlevleri yoktur.Bu tip suiistimaller için tarafsız mahkemeler yeterlidir. Kaldı ki her eczacının kendi hakkını özgürce savunmasıyla beraber bir taşerona ihtiyacı da kalmayacaktır. Odalarımızın savunmayı hiç beceremediği ve bu yüzden eczacının mağduriyetine sebep olan adli durumların da önüne böylece geçilmiş olacaktır.

4- Eczacıların eczane açmalarında eczacı odalarından fikir alınmasına yukarıdaki maddeye göre son verilmelidir. Zira bu görüş hiçbir şekilde objektif olmamaktadır.

5- Eczanelerin gider kalemleri arttırılmalı ve şahsi giderleri de gider olarak gösterilebilmelidir.

6- Vergi oranları ve kalemleri indirilmelidir

7- Eczacılığın gerek ilmî gerekse malî konularında derhal tek mevzuata geçilmelidir. Buna geçilmemesi durumunda devletle her türlü alış veriş kesilmelidir.

8- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluk esasına göre açılmasına izin verilmelidir. Bu sizin deyiminizle muvazaanın yasallaşmasıdır. Eczacı hiçbir şekilde maddi risk altına girmeğe mecbur edilemez! Bu bağlamda ;
a- Eczacının sermayedarla yapacağı ortaklığın ilmî yönü dışında hiçbir maddi sorumluluk taşımaması,
b- Eczacının kesinlikle kârdan asgari bir pay alması,
c- Sermayedarla yapılan sözleşmenin, iki taraftan birinin sözleşmeye açıkça aykırı davranışı dışında bozulamaması veya yüz kızartıcı suç işlememesi esasına dayandırılması.( bu madde sermayedarın canı istediğinde bir işçi gibi eczacıyı çıkarıp her yıl yeni ve ucuz işgücü kullanmasını engeller ve aynı zamanda işyerinin ilmi saygınlığını ve istikrarını korur)
d- Eczacı sermayedar arasındaki maaş görüşmelerinde tamamen özgür olması, hiçbir asgari ücret belirlenmemesi; bir asgari ücret, ücret rekabeti açısından eczacının aleyhine olacaktır.
e- Sözleşmeyi bitirmek isteyen sermayedarın gerekli tazminatları eczacıya ödemesi,
f- Sermayedarın eczacının ilmi sahasına tecavüzü durumunda eczane ruhsatının geri dönüşsüz olarak elinden alınması,
g- Eczacının bir aylık ücretli izin hakkının saklı tutulması ve bu sürede özgür sözleşmelere bağlı kalınarak mesul müdür çalıştırılması,
h- Bu durumlar dışındaki adli durumlarda ilgili mahkemelerin olaya müdahil olması ve eczacı odalarının bu konulardaki yetkilerinin kaldırılması. Zira bu tip hak mahrumiyeti ile sonuçlanabilecek durumlarda şahsi ilişkilerle, çıkar gruplarıyla ve ideolojik yakınlaşmalarla idare edilen yerlerin objektifliğine kesinlikle güvenilemez.
i- Sözleşmeyi bitirmek isteyen eczacının en az üç ay evvel durumu sermayedara bildirmesi, sağlanmalıdır.

9- TEB bir meslek örgütü olmaktan çıkarılarak bir ilaç dağıtım kanalı olan bir şirket haline getirilmelidir. Kanunla kurulmuş ve üyelik için eczacının mahkûm edildiği bir kurum “sivil toplum örgütü” olamaz. TEB bu haliyle daha çok bürokratik-korporatist bir oligarşidir.

10- TEB’in şirketleşmesi “ortaklarına” hesap vermesi mecburiyetini getirecektir ve topladığı paraları artık, “gereken” odalara istediği gibi dağıtmaktan çok rasyonel ilaç alımına yöneltecektir.

11- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluklu ortalıklar olarak kurulabilmelerinin yanında şirketleşmeleri hakkı da tanınmalıdır. Bu şekilde kısa vadeli alımlarda bile pazarlık gücü artacaktır.

12- Devlet kesinlikle sosyal güvenlikten ve sağlıktan elini çekmeli ve bu sahalardaki vergi israfına son verilmelidir. Hiç birimiz yarı-cahil insanların yarım yamalak kullanacakları pahalı antibiyotiklerin israfını finanse etmek mecburiyetinde değiliz. Sağlıkta maliyet hesabının yapılmamasının maliyeti eczacıya çıkarılamaz.

13- Herkese gelirine göre seçebileceği bir sağlık sigortası piyasasının oluşması sağlanmalıdır. Bu şekilde bazı insanların israfının diğerleri tarafından karşılanması gibi saçma bir sosyal görevin önüne geçilmiş olur. (Zira hiçbir vatandaşın özde böyle bir görevi yoktur) Her insanın ayağını yorganına göre uzatması sağlanarak kendi ayakları üzerinde durması sağlanır ve başkalarına asalak olarak yaşamağa mahkûm edilmesine son verilir. Hiçbir geliri olmayan şanssızlar için ayrıca gönüllü fonlar oluşturulabilir ki bunların çağdaş dünyada örnekleri vardır. Fakirliğin referans alındığı hiçbir sistem servet üretemez, yani refah!

14- Devlet ilâçta fiyat belirlemekten men edilmelidir. Zira ilâç fiyatları tek taraflı belirlenirken eczanelerin sabit giderlerindeki artış engellenememektedir. Fiyatta devlet müdahalesi her halükârda eczacın zararınadır, dolayısıyla hastanın zararınadır. Eğer eczacısız bir ilâç hizmeti verilebilecekse o başka…


Elbette söylenecekler bundan ibaret değildir. Bilhassa 8. maddenin tüylerinizi diken diken ettiğini adım gibi biliyorum. Ama bunlar zaten geliyor! Önemli olan gelirken bizim söz hakkımız olacak mı? Şu anda market eczaneler tam da ilaç dağıtım kanallarının kesintisiz ticaretlerine uygun olarak tasarlanıyor. Burada zaten bizim söz hakkımız olmayacak. Ve ilâç dağıtım kanallarının güdümündeki market eczacılığı asla “muvazaa” olarak anılmayacak. Zaten şu anda buna yiğitçe “muvazaa” diyen bir eczacıya da rastlamış değilim. Nedense hep marketleşmek gibi “ nötr” bir ifade kullanılıyor. 8. ve 11.Maddeler ilâç dağıtım kanallarının güdümündeki ve devlet destekli ( ki bu marketler kesinlikle devletten sizden benden daha düzgün ödeme alacaklardır ve tekelleriyle hepimizi toz edeceklerdir.) tekellerini önlemek için tek çaredir.

İlâç dağıtım kanalları için en kârlı durum devletin gücünden destek alınarak oluşturulan ve devletçi ekonomik sistemin “kaynaklara” ve “kaynaklara hükmeden otoritelere” yakınlık avantajlarını kullanabilmek durumudur. Devletin tek dağıtıcı ve müşteri olduğu bir sistemde( ki böyle bir sisteme hâlâ nasıl “kapitalizm” deniyor anlayabilmiş değilim) ilâç dağıtım kanallarının eczaneleri herkesten daha fazla vadeyle ilacı verecek ve gayrı resmi bir avantaj elde edecektir. İlâç dağıtım kanallarının market-tekelci tasarılarının tek dayanağı sarılmaz ve dokunulmaz bir para kaynağı olarak devletin her şeyi finanse edeceğine dair güvencedir. Eğer onların marketlerinin yanında diğer güçlü sermayedarların da eczane açabilmeleri sağlanırsa yani bu devlet destekli muvazaa kırılabilirse hele şirketleşmenin önü açılırsa o zaman ilâç dağıtım kanallarının “kendim alırım, kendim satarım”cı keyfîliğinin önüne geçilebilecektir.

Devletin sağlıktan elini çekmesi artık bir sömürü kaynağını ortadan kaldıracak ve ilâç dağıtım kanallarının kendi işlerine dönmesini sağlayacaktır. Bu sistem içinde belki ilâç dağıtım kanalları da eczanelerini açabilecektir ama devletin kayırmasından yoksun olduklarından hele çok sayıda eczane açarak tekel olmanın maliyeti kesinlikle çekici olmaktan çıkacaktır.

Şimdi… Bu yazı iki türlü okunabilir:
1- Alışageldiğiniz biçimde “ahlâk” olarak bellediğiniz otoriteryen-devletçi kalıplara bağlılıkla, yazanı , sözleri dinlenmemesi gereken bir karşı-devrimci, münkir,günahkâr, kapitalist vs.. olarak mahkûm ederek,
2- Söyleneni vicdanî bir ciddiyetle muhakeme ederek…

Bakalım ülkemizin seçkin üniversite mezunları bu yollardan hangisini benimseyecek? Keşke bir anket yapabilseydik…

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

infatuation herkes yüzde 8.8 lik indirimi konusuyo.peki o gün indirim yerıne zam gelseydi bir eczacı çıkıp buna itiraz edermiydi.lütfen egoist davranmayalım.hepimiz biliyoruzki bu meslek suistimali en kolay meslek grubu.devlet ilaç harcamalarını asgarıye indirmeye calısıyo.sadece eczacının kendısını düşünmesi çok yanlıs.zincir eczane diyorsunuz ama bırcok eczacı eczanesinden durmadan bu işi yürütüyo.biraz daha objektif olun lütfen babaruhi

babaruhi
alıntı:

herkes yüzde 8.8 lik indirimi konusuyo.peki o gün indirim yerıne zam gelseydi bir eczacı çıkıp buna itiraz edermiydi.lütfen egoist davranmayalım.hepimiz biliyoruzki bu meslek suistimali en kolay meslek grubu.devlet ilaç harcamalarını asgarıye indirmeye calısıyo.sadece eczacının kendısını düşünmesi çok yanlıs.zincir eczane diyorsunuz ama bırcok eczacı eczanesinden durmadan bu işi yürütüyo.biraz daha objektif olun lütfen babaruhi



böyle bir yazıya böyle bir cevap.. eczacılar gerçekten adam olmayacak anlaışldı.. sizin eczacılığın kaderiyle ilgili hiç bir fikriniz yok!

elbette eczqacı bencil olacak bahsettiğimiz şey onun ekmeği! ekmek nedir biliyor musunuz?

bu yazıyı zerre kadar anlayan adam devletin fiyatlara hiç bir şekilde mudahale etmemesi gerektiğini bunun başlı başına bir adaletsizlik olduğunu anlardı hâlâ 8,8den bahsediyorsunuz! şu maddeyi okudunuz mu? sizn okuma yazmanız var mı? herhalde yok.. galiba bana cevap yazan zat eczacı bile değil... şu paragrafı illa gözünüze mi sokmalıydım?
"14- Devlet ilâçta fiyat belirlemekten men edilmelidir. Zira ilâç fiyatları tek taraflı belirlenirken eczanelerin sabit giderlerindeki artış engellenememektedir. Fiyatta devlet müdahalesi her halükârda eczacın zararınadır, dolayısıyla hastanın zararınadır. Eğer eczacısız bir ilâç hizmeti verilebilecekse o başka…"

30 küsur yıl hiperenflasyonun biçimlendirdiği bir ekonomide eczacı, malının değerinin düşmesine göz mü yummalıydı? memlekette eczaıcnın ekmeğinden başka tasarruf edilecek kalem mi kalmadı!

inanmıyorum size ya! yuh! diyorum! ve bu camianın bir sığır sürüsü olduğuna iyice kaani olmuş bulunuyorum!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

cesumer sayın babaruhi,

Avrupa ve amerika gibi ileri ülkelerde sistem nasıl işliyor bu konuda bilginiz varmı? Türkiyeyi ve oraları karşılaştırdığımızda durum nedir?

infatuation ben de eczacıyım babaruhi.sen diyosunki ilaç fiyatlarını devlet belırlemesın.bu ilaçları kım ödüyo?istersen her eczacı kafasına göre belırlesın ilaç fiyatını ne dersın.senın eczacı olmandan süohe edıtorum asıl.önce hasta saglıgını degılde dırekt para mevzusuna giriyorsun.ben genc bir eczacıyım ama inanın bır cok tecrübeli eczacıdan daha mantıklı yorumlar yapabıldıgımı düşünüyorum.saygılarla

babaruhi
alıntı:

ben de eczacıyım babaruhi.sen diyosunki ilaç fiyatlarını devlet belırlemesın.bu ilaçları kım ödüyo?istersen her eczacı kafasına göre belırlesın ilaç fiyatını ne dersın.senın eczacı olmandan süohe edıtorum asıl.önce hasta saglıgını degılde dırekt para mevzusuna giriyorsun.ben genc bir eczacıyım ama inanın bır cok tecrübeli eczacıdan daha mantıklı yorumlar yapabıldıgımı düşünüyorum.saygılarla




değerli kardeşim,
güzel insan, candost, genç eczacı arkadaşım! sana bir kere daha okuma yazman olup olmadığını sormak mecburiyetindeyinm özür dileyerek, zira:

"12- Devlet kesinlikle sosyal güvenlikten ve sağlıktan elini çekmeli ve bu sahalardaki vergi israfına son verilmelidir. Hiç birimiz yarı-cahil insanların yarım yamalak kullanacakları pahalı antibiyotiklerin israfını finanse etmek mecburiyetinde değiliz. Sağlıkta maliyet hesabının yapılmamasının maliyeti eczacıya çıkarılamaz.

13- Herkese gelirine göre seçebileceği bir sağlık sigortası piyasasının oluşması sağlanmalıdır. Bu şekilde bazı insanların israfının diğerleri tarafından karşılanması gibi saçma bir sosyal görevin önüne geçilmiş olur. (Zira hiçbir vatandaşın özde böyle bir görevi yoktur) Her insanın ayağını yorganına göre uzatması sağlanarak kendi ayakları üzerinde durması sağlanır ve başkalarına asalak olarak yaşamağa mahkûm edilmesine son verilir. Hiçbir geliri olmayan şanssızlar için ayrıca gönüllü fonlar oluşturulabilir ki bunların çağdaş dünyada örnekleri vardır. Fakirliğin referans alındığı hiçbir sistem servet üretemez, yani refah!"

bu iki paragrafa baktınız mı güzel kardeşim? ne anlama geldiklerini fark edebiliyor musnuz? yazının tamamını bile okumadan bana mantıktan söz ediyorsunuz... zaten problemin temeli her şeye devletin burnunu sokması.. bütün "akçalı" işleri devletin idare etmesi? anladınız mı canım kardeşim? bu dediğimin diğer adı finansal liberalizasyondur... istirhamım biraz daha iktisat tarihi falan okuyup ondan sonra anlamağa çalışmanız oldum mu? gözlerinizden öperim

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

nurten saydan Afşar Çelik,
Söylenenleri ve söylenmesi gerekenleri en son söyleyecek adam maalesef sensin.

Bu eczacı adam olur , hiç merak etme . Ama senin için aynı şey söylenemez.

Güzel süslü, püslü, romanlardan , kitaplardan alınan ve çalınan sözcüklerinle muvazaa güzelleşemez.

Yasallaşamaz da bizler yaşadıkça, ben senin yerine olsam mesleğimi kelimeler ve sözcüklerle satacağıma, alırım elime bir silah önce benden başlayarak muvazaaya karşı çıkan eczacıları öldürürüm.

ANCAK O ZAMAN MUVAZAANI SAVUNABİLİRSİN.
BU FORUMDA SANA MUVAZAA REKLAM PROGRAMLARI YAPTIRMAM, SENİN YÜZÜNDEN BİR FORUM SİTESİNİ KAYBETTİK.

Asla bana cevap yazma, sen benim muhattabım değilsin.
Eğer mesleğin için birazcık iyi duyguların varsa , bu forum alanını terk et ve git.

UNUTMA HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR. DİĞER KOYUNLARDAN YARDIM BEKLEME SAKIN.


N.Saydan

yadak ÜZÜLMEYİN NURTEN HANIM,
GÖLGEDE KALAN NİCK'İYLE DAHA ÇOK BİR GÖLGE OYUNU KAHRAMANINA BANZİYOR,
GÜLÜN,GEÇİN.

BABA'LANACAK YÜREK OLSA AÇIKÇA ADIYLA SANIYLA YAZAR,
RUH'İ OLDUĞU KESİN...AMA BEBERUHİ'YE DAHA ÇOK BENZİYOR YAZDIKLARI,
KISA BOYLU,BİTİRİM DİYE TARİF EDİLİYOR,SÖZLÜKLERDE...

ATMIŞ,TUTMUŞ,YÜZEYSEL,UÇUK DÜŞÜNCELER MESLEĞİMİZE SON BİR DARBE DAHA İNDİRMEYE HAZIRLANIYORLAR,BUNUN İÇİN KAMUOYU OLUŞTURMA AŞAMALARI...
SERMAYENİZ YETMİYOR,DÖNEMİYORSUNUZ,SİZE FİNANSÖR BULALIM...
PEKİ,HASTA?;İLAÇ ?İLACIN YERİNE BAŞKA BİR SEÇENEK KONULAMAZ,VAZGEÇİLEMEZ OLDUĞU?;HASTANIN HAKKI,İLACA ULAŞILABİLİRLİĞİ ?
BUNLAR YOK...!!!

İLACI META ,HASTAYI MÜŞTERİ OLARAK GÖREN ZİHNİYETİN TİPİK BİR TEMSİLCİSİ...
GÜLÜN,GEÇİN...

CATAFLAM Bazı konuları alt alta yazıp kendince çözümleri sıralamak hiç mantıklı değil.Çünkü Türkiye'de ilacın en büyük alıcısı devlet ve doğal olarak kuralları da o belirliyor.Yapılması gereken halkın sağlığı ve devletin çıkarlarını bir arada gözeten mantıklı çözümler bulmaktır.Tabi öncelikli olarak da muvazza ile mücadele ederek ve eczanelerimizde mesai vererek...

İZMİRLİ

selim hazineci yazmamak ıcın kendımı zor tuttum ama olmuyor

kusura bakmayın soz verdıgım ınsanlar yazacagım kusura bakmayın tekrar

cok uzun yazmayacam

sımdı hıc vır zaman sen eczacılara ahkam kesemezsın
cunku senın salak dıye nıteledıgın insanlar senın gıbı meslegını ve gelecegını satan
sas kaza dıploma almıs
okulda ogretim gorevlısı kalmayı becerememıs
eczaneyi becerememiş hıc bır seyı becrenmeyen becerıksızlerın yaptıgı tek sey olan dıplomalrını satmalrı sonucu
bu hallere geldi

sen ısını becermeyeınce devlete saldırdın ama tıcaretı becermedın
okulda klamyı becremedın

eczacılıgı beceremıyorsun becerebıldıgın tek sey burdan ahkam kesmek
kıtap okumak onemli degil bınlerce kıtabı 256 klın hafıza kartında saklayabılıyoruz onemlı olan o b ılgılerı kullanıp gercek bır ınsan olmak saga sola saldırararak değil kendı becereıksızlıgını (psıkılojık sorunlarını )baskalrında suc arayarak kapatmayua calısma

ve sus

muaza ya evet deyip
ardından
burdan namus savunuculugu akıl hocalıgı tsalama

yeter herkes senın psıkoljık sorunlarının sıcakda lagıma donusmus cop fıkırlerını dınlemek durumunda degıl buldun temız ınsanları efendı ınsnalrı salak muameleısı yapamazsın


bırak bhurası temız kalsınnn

bırak muazanın barı becerde ayyuka cıkarma

muazalı bır adamın yazdıgı hıcbır sey benım ıcın gecerlı degıl
kitap yuklu esekler bana ne ıfade edıyorsa

muaza yapan da benım ıcın aynısıdır.
kusura bakmayın bana ve meslegıme saygı gostremeyene saygı gostermek
afsarı haklı cıkarmak olur

satımıs dıplamsı olan yarın baska seylerıde satar sızı benı hıc dusunmeden

agır oldu afsar ama kusura bakam haek edıyosun
aslında cok daha fazlasını

ama soz verdıgım ınsanlar var
yazamıyorum


selim hazineci oldum olası kalvyeyyle aram hos değil oyuzden kelımelrım hatalı oluyor cogu zaman kusura bakmayın helede sınırlendıgım zaman tusalara o kadar hızlı basıyorum kı bır tusun yanındakı tum tuslar nasıbını alıyor nerdeyse aynı anda 3 tusa bastıgım olutyor kusura bakmyaın yazma ozurlusu olatrak kabul edın beni
zaten oyleyım

Thehelper Bir dakika durun!

Hayır gitmeyecek..Konuşacağız..tartışacağız..doğruyu bulacağız..İşimize gelince sosyal demokrat olmak işimize gelmeyince karşısındakini faşist diktatörler gibi susturmak biz eczacılara yakışıyormu?

Bu ülke ve biz eczacılar bugüne kadar susturmayla,susmayla nereye vardık?Konuşmayarak,karşımızdaki insanı susturarak nereye varabildik?Darbelerle demokrasiyi yıkarak kaç yıl gerilere gittik bunları unuttunuzmu?Avrupada ekonomik kriterler yönünden kaçıncıyız?Dünyada kaçıncıyız?Bunda hiçmi susmamızın payı yok?Hiçmi fikir çeşitliğinin önünü tıkamamızın payı yok?

Karşımızdaki insan bizim gibi düşünmeyebilir..Kötü niyetli olabilir..Hatta fikirleriyle bizi altda edebilir..Ancak bu hiçbir zaman onu susturmamızı gerektirmemelidir..Eğer kendi fikirlerinin doğru olduğunu savunuyorsan yapacağın şey tezlerini ortaya koymak ve bu doğruları savunmaktır asla karşındakini susturmaya çalışmak değil..

Lütfen biraz medeni olalım çağdaş olalım,sayın meslektaşlarım lütfen!!

Not:babaruhi ben değilim (daha önce birkaç sinir bozma sabıkam varda onun için bu açıklamayı yapayım dedim:))

babaruhi vaaay değerli abilerim ablalarım sizi görmek ne güzel ya?

yahu bayılıyorum sizin bu üslubunuza! helal olsun!

yahu gülmeden edemedim kusura bakmayın... zira ben insanların hayat hikâyeleriyle ilgilenmediğim gibi onları kanıtlayamayacağım şeylerle de suçlamayı sevmem kusura bakmayın bensizin kadar becerikli değilim...

iyi de... bunların söylenenlerle alâkası ne? söylenenlere eleştir getirmektir önemli olan bir insana ispatlayamayacağınız suçlamalrda bulunarak onu referans olmaktan çıkarmağa çalışmak değil...
bir kere metotta anlaşalım oldu mu canlarım...

market eczaneler gümbür gümbür geliyor, hem de tapındığınız devlet ve TEB tarafından getiriliyor. kafanızı kullanmanızı ve menfaatinizi savunmanıız istiyorum ama bunu bile anlayamıyorsunuz... anlayamdığınız şey sizin hayatta kalmanız için uğraştığım, "kafa yorduğum" siz gene bana hakeret edin... ettiğiniz hakaretlerin ve yaptığınız aleni suçlamaların dava konusu olabileceğinden bile bihaber olarak gene açın ağzınızı, yumun gözünüzü. zaten sözüm size değildi, bu işe cidi ciddi kafa yoranlaraydı...

burası sanırım hiçbirimizn mülkü değil, onun için rica ederim kimin kalıp kimin gideceği hususlarında ahkâm kesmeyiniz, gülünç oluyor... :)o işe karar verecek olan bu forumun sahibidir..

hımm... eveeet...

şimdi beyni olanlara seslenelim biraz da:

sistemin temel problemi temelinde devlet tekelci bir finansmanın olmasıdır. devlet bürokratik bir takım kurallara uymaktan başka bir sorumluluğu olmayan br memurlar zümresidir.

işn içinde devletin olduğu hiç bir alternatif aksamadan gidemez ki buna market eczaneler de dahildir.

şu anki temel sorun devletçi ekonomik yapılanmada devlete ve onun yan kurumu gibi işlev gören meslek örgütleriyle ünsiyet kesbeden depoların piyasadaki tek etkin güç olmalarıdır. bu güçlerini de marketleşmeyle sağlamlaştırmak istemektedirler.

tekelin bizatihi kendisi değil fakat devlet tarafından kayırılanı tehlikelidir ve bu şekilde bir tekel oluşumu gözümüzün önünde şekillenirken hâlâ "devletin yüksek çıkarlarını kollamaktan" bahsetmek eczacıların her birinin ekmeğini çalmak demektir. devletin ve başka hiçkimsenin çıkarı benimkinden üstün değildir... keza sizinkinden de...

bu önerileri üç aşağı beş yukarı 2003ten beri dile getiriyorum, bunları eleştiren çıkmadı henüz...

değerli dostlar... ilkel insanlar diğer insanları, orta medeniler, olayları, medeniler ise fikirleri değerlendirir...

sizin bu yazdıklaırnız görünce benim içm ezilyor, sizin için ezilyor... zira ne kadar bağırsanız da çağırsanız da kaderi Allah'ın elindeki bir adama en ufak bir zararınız dokunamaz... ama kendi düşünce evreninizi bloke ediyorsunuz bozuyorsunuz... önyagılarınıza esir oluyorsunuz ve algılaırnız kapatıyorsunuz...

bana etiğiniz hakaretlerle eczacılık kurtulacaksa ne âlâ! kendinize sormanız gereken soru şu: "gerçekte ne istiyoruz? eczacılık için çzöüm önerileri mi? yoksa kendinize uygun insanların kayıtsız şartsız egemenliği" mi?

felsefe.. illâ ki felsefe dostlar... eğer heiddeger'i anlamak içn 2 ay boyunca uğraştıysam aynı şeyleri sizden de bekliyorum, meslektaşlarımla gurur duyabilmek için...

ağzınızın kenarında hakaret kalmış silin de pis görünmesin... :)


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

nurten saydan Sayın meslektaşım,
Doğrular doğrularla toplanır
Yanlışlar ise ne kadar toplarsan topla DOĞRU etmez.
Muvazaa gibi mesleğimizin kanserinin DOĞRUSU OLAMAZ, TARTIŞILACAK HİÇBİRŞEYİDE OLAMAZ.

Bu kadar sorunumuz varken ( 1 ay içinde ilaç yüzde 13 daha düşecek, kurum iskontoları top on yapacak ) mesleğimin yasakladığı , bütün eczacıların geleceğini sülükler gibi emen MUVAZAAYI tartışmam.

Hiç olmazsa şu anda kanuna göre YASAK OLMASI VE YAPANLARINDA YASAKLI OLMASI YETİYOR.

Bütün gücümüzü bir araya toplayalım derken , birlikte olalım derken kusura bakmayın MUVAZAALI ECZACILARI kasdetmemiştim.

Farkında değilmisin , bizler için zaten iyice zayıf düştüler, birlikte olmaktan acizler..... Zaman bu zamandır deyip muvazaayı kakalamaya çalışıyorlar...

Eğer bu yasak ve mesleğime yapşmış kara lekeyi tartışmaya tenezzül ederseniz BEN YOKUM, İSTER FAŞİST DE İSTER KOMİNİST, ne dersen de beni o platforma çekemezsin.

Bu konu ile ilgili yazacaklarım sondur. İSTİYORSANIZ MUVAZAA HAVANINDA SU DÖVMEYE BAŞLAYIN.....

Ben kendi havanımda vazelin salisilik yapmaya gidiyorum..

Saygılar hepinize......

N.Saydan

babaruhi şu marketleşmeyi değerlendiren bir yazıya rastlayamdım.. yoksa eczacıların gücü sadece kendi meslektaşlarına mı yetiyor? komik suçlamalar, hamasi laflar iç boş sloganlarla bir yere gidlmez...
ama mesela herhangi bir büyük sermaye grubuna çatmadan kişleri teker teker karalayarak kahramanlık etmek eczacının temel tavrıdır...

muvazanın daniskası marketlerle geliyor, uyumayın! ona ne çare bulacaksınız onu tartışalım.. bir fikriniz varsa söyleyin yoksa ağzınızdan salyalarla onu bunu itham etmeyin... terbiyesizlk bir şey değil ama alenen suç işliyorsunuz, farkında değilsiniz...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

Thehelper Bak arkadaş! Bende liberalim..Bende fikir özgürlüğünü sonuna kadar savunuyorum..Ancak sen özgürlüğün arkasına sığınarak resmen hakaret ediyorsun..
alıntı:
inanmıyorum size ya! yuh! diyorum! ve bu camianın bir sığır sürüsü olduğuna iyice kaani olmuş bulunuyorum!


Bu yaptığın terbiyesizlikdir..Eğer işi bu tip hakaretlere vardırırsan sana fikir hürriyeti verilmesini savunan ben ,senin gitmeni en çok savunan insan olurum..Seviyeyi düşürme. ve karşındakilere hakaret etme..Seninle çok güzel bir fikir tartışma ortamına gireceğimizi umuyorum..ama lütfen hakaret sözcükleri kullanarak karşındaki insanları kırma!!
Ben fikirlerine bulduğum ilk boş vakitte yorum getireceğim..Mantıklı fikirlerinde var bana mantıklı gelmeyenlerde..Ama tekrar ediyorum..hakaret etme tahriklere kapılma!!!Lütfen!

infatuation babaruhi zincir eczaneye karsı yapacak bi şey yok.kanun cıkarsa engelleyemeyız ama zincir eczane gelse bile sonucta eczacı diploması ıle acılacak.peki senın gibiler napacak ha .muvazza yapamayacaksın o zaman .bıde bana isktisat kıtabı falan oku diyon sankı sen ekonomıstsın.boş konusuyon ruhi boşşşş.

n/a Sayın Afşar çelik.
Beni yakından tanıyorsun.Şimdiye kadar hiç bir fikrime itraz etmedin.Sana karşı hiç bir husumetim olamayacağını bilirsin.Kimseye karşı Kötü niyetli olmayacağımı sana karşıda olmayacağımı bilirsin. Senin başarılı bir eczacı olman için elimden geleni yaptığımı, dolap parasına iş kapasitesi iyi olan bir eczaneyi devralmana yardımcı olduğumu bilirsin. Babanı iyi anlayan bir insan olduğumu kendisinin vefatını öğrendiğimde çok üzüldüğümü bilirsin.
şimdi senden beni üzmeyeceğine kırmayacağına inanarak bir istekte bulunacağım. Orjinal ,yapılabilse iyi olacağına inandığın utopik denebilecek düşüncelere sahipsin hepsine saygı duyarım AMA bu forum bu düşüncelerin tartışılmasına uygun bir yer değil.Farkındaysan bazı sohbet bölümlerini dahi kapama yoluna gittik. Biz mesleğin güncel problemlerini çözmek karşılaştığımız aksaklıklara çözümler aramakla yetiniyoruz. VE kimse kimseye inancını kabul ettirme veya etme mecburiyetinde değil.
Lütfen insanlık kadar eski tartışmaları baştan başlatma.Herkesin fikrine saygı duyuyorum (Beni bu fikre inandırmak zorunda olduğuna inan saflarınkine değil tabii).Lütfen burda tartışmayı sürdürme. Zaten milletin baş belası bir ben varım ikincisini vallahi kaldırmaz.
Gözlerinden öpüyorum. Çocuklara selamlar.
Ecz.Cengiz Güven.


NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

Thehelper Centrum ben şimdi muvazzayı savundumdamı bana kamera koyalım diyensen değilmiydin diyorsun..Yani nasıl eczanenin gizliliği var..Komik olmayalım.reçete hazırlıyorsun,içeride 5 tane hasta oluyor..Bumu gizlilik?Dr.lar içinde kamera değil ama sesli kayıt takibi yapılabilir..Bu sadece bir fikirdir.. Lafa gelince mangalda kül bırakmayanlar iş icraaate gelince nasılda hemen kaçışıverdi??Öyle değilmi?Neyse seninle tartışmayalım..çünkü seninle giriğimiz tartışmalar bu mesleğe hiçbirşey kazandırmıyor..aksine bölücü oluyor..

Karşındakini hakaret ederek asla ikna edemezsin ama konuşarak belki!!!

n/a Şimdi Hamdi bey yazacak:
"Misafir misafiri istemez ev sahibi ikisinide istemez".
Hamdi bey yanılıyormuyum.
Ne dersiniz.
"Biriniz yitsin diğeri arkasından gitsin "demiyeceğinizi katiyetle biliyorum.
Selamlar sevgiler.

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

TUNCALI Mesleğin Geleceği,
Bir meslektaş çıkıyor ve kendi meslektaşlarına çok seviyesiz
saldırılarda bulunuyor.
Fikirlerini açıklıyor ve hakaret ettiği insanlara mesleğin geleceği için kendince olması gerekenleri yazıyor.
Bu arada ÇOK BİLGİLİ olduğunu da ima ediyor bize ki, BİZDEN AKILLI olduğunu anlamakta hata etmeyelim diye.
ZİNCİR ECZANELER masalının yeni versiyonu MARKET ECZANELER hikayesi var bu meslektaşımızın da.
Hani uyuyanlar uyansın diye tabii,bunda bir kötülük yok.
Başka bir meslektaşımız bu yazılanlara GÜLÜP GEÇİN diyor.
Belli ki o yazanı tanıyor veya yazdıklarını kabul etmiyor.
Başka bir meslektaşımız da bir sürü hakaretler yağdırıyor.
Onun da yazı yazanın geçmişi ile belli ki derin bilgisi var.
Bir başka meslektaşım ÇOK BİLGİLİ meslektaşıma burayı terket talimatı veriyor.
Bu yazıları yazanlar da KENDİNİ MESLEĞE ADAMIŞ KİŞİLER olarak anılıyorlar.
ÇOK BİLGİLİ olan bir sürü doğru şey yazmış bir sürü yanlışın yanında.
Yani bu meslektaşımın tavrını ve fikirlerinin çoğunu kabul etmediğim halde bir çok da doğru fikri var diye düşünüyorum.
Muvazaa'lı eczane konusunda geçmiş bir sorunu var galiba, muvazaa'yı da kınıyorum ve bu konuda başka bir meslektaşımla da fikrimiz uyuşuyor. Ancak farklı düşünenlere de hakaret etme hakkım yok diye düşünüyorum.
Sevgili Meslektaşlarım,
Çağdaşlık ve demokratlık konusunda çok iki yüzlü bir meslek gurubuyuz gibi bir görüntü veriyoruz.
Birbirimize saldırmaktan fikirlerimizi tartışamıyoruz.
Benim düşüncelerimi beğenmeyenlerin bana hakaret etme lüksü yoktur.
Bu forumda yazı yazanı beğenmeyen birine bir başkasının burayı terket deme hakkı da yoktur. Yani ben böyle düşünüyorum ve bunları yazanlar daha sakince bir daha düşünseler belki de biraz maksadı aştıklarını da kabul edebilirler....
Kimse başkasının fikrine gülüp geçmeye çalışıp kendini kandırmasın.
Burada birbirlerinin yazılarına,fikirlerine katlanamayan insanlar görüntüsü vererek biz hiçbir sorunumuzu çözemeyiz.
Buraya yazılanları okuyan her eczacı ne okuyorsa onun arkasına düşecek mi sanıyorsunuz?
Bizim gibi düşünmeyenlere lütfen daha sabırlı olalım.
Birimizin düşünceleri baştan sona yanlış diğeri baştan sona doğru olamaz ki?
Bize uymayan düşüncelere mutlaka saldırı tarzında cevap yazmak zorunda değiliz ki?
Farklı fikirleri de yazın ki okuyup yorumlayıp harmanlayıp gelişelim.
ECZACILARA HAKARET ANLAMINA GELECEK YAZI YAZANLARI SAYGIYA DAVET EDİYORUM.
Şu Zincir Eczane ve Market Eczane hikayesini de bir kenara koyun şimdilik. Eğer böyle bir teşebbüs olursa bu meslek mensupları o zaman gereğini yapar. Böyle bir tasarı hazırlığı varsa bildiğiniz, o takdirse o tasarıyı buraya yazın da onu görelim. Söylentilerle korkulu rüya görmekten bıktık artık.
Özellikle BABARUHİ'den net olarak kendisine olumsuz bir şey yazmadığı halde hakaretler yağdırdığı meslektaşlarından ÖZÜR DİLEMESİNİ bekliyorum ki birbirimizi okumaya anlamaya çalışmaya zemin hazırlansın.
Ben kendimi sizin nitelemelerde bulunduğunuz gibi görmüyorum ve sizin
kendinizi nasıl gördüğünüz de beni ilgilendirmiyor.
Ben en azından kendim için ÖZÜR DİLEMENİZİ bekliyorum.
Meslektaşlarıma saygılarımla.

ECZ.Z.Ç. Ünlü bir köşe yazarından okumuştum.Aklımda kalan kadarıyla anlatayım.
Adamın biri artık yaşlanan ve iş göremeyecek durumda olan eşeğini ve devesini azad etmiş.Eşek ve deve beraberce yürüye yürüye bir dağa ulaşmışlar.Her türden tertemiz otlar ve tertemiz suların bulunduğu bir yermiş burası.Başlamışlar yeni bir hayata.Yük yok dayak yok yemişler tertemiz otları içmişler tertemiz suları.Bir hayli zaman sonra iyice kendilerine gelmişler.
Eşek birgün benim 'anıracağım'geldi demiş.Deve aman gözünü seveyim eşek kardeş şimdi senin sesini biri duyar,hiç yoktan rahatımızdan oluruz.Tam da kendimize gelmişken sefil hayatımıza tekrar döneriz..gibi şeyler söylemiş.Fakat eşek dediğini yapmış vee avazı çıktığı kadar 'anırmış'
O sırada dağ yolundan geçen kervan eşeğin sesini duymuş.
kervanbaşı yaverine:Git bir bak bakalım.Burada ne işi var bu eşeğin,sahiplimi sahipsizmi demiş.
Kontrole giden yaver döndüğünde kervanbaşına:Yanlarında kimsecikler yok,biraz yaşlılar ama epey semizler.Bunlar acayip işimize yararlar demiş.Hemen gidip getirmişler eşekle deveyi.
Kervanda ayağı kırık katırın yükünü eşekle deveye bölüştürmüşler.
Deve 'bütün bunların müsebbibi sensin'edasıyla ikide bir bakışlarını göndermiş ama,nafile olan olmuş..
Uzunca bir yoldan sonra tekrar bir tepeye tırmanacakken artık bitap düşen eşek yerle bir yığılıp kalmış.Deve 'sana söylemiştim'tavrıyla bir bakış atmış yine.
Kervanbaşı bağırmış:Devenin durumu iyi.Eşeği yüküyle beraber deveye yükleyin..Apar topar yüklemişler eşeği deveye..
Deve bozulmuş ve sinirlenmiş tabi.Dönüp eşeğe 'başından beri senin ceremeni çekiyorum.En sonunda bu da oldu' demiş.
Çaresiz biraz yol yürüdükten sonra iki tarafı uçurum bir yola girmişler.Eşek ikide bir 'aman deve kardeş dikkat'diyormuş.
İyice sinirlenen deve 'eşek kardeş hoplayacağım geldi'demiş.
Eşek ne kadar yalvarmışsa da para etmemiş ve devenin bir hoplamasıyla toz duman içine uçurumdan yuvarlanmış...


Nereye oturtursanız oraya oturtun.
saygılarımla...

TUNCALI Sevgili Tuncalı;meslekdaşım neresinde saygısızlık var yazdıklarımın...Muvazaayı yapan,savunan babam olsa karşı çıkarım...Kaldıki 520 üyeli www.farmaforum.net o arkadaşın sayesinde kapatıldı....Katılmadığım fikirler okur es geçerim...ama bana kimse muvazaayı masum fikirmiş diye savunmaya kalkamaz...Edirne eczacı odası haysiyet divanı üyesi olan bir meslekdaşımızın bu konuda çok daha duyarlı olmasını beklerdim...TEB in neden bu durumda olduğunu şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum....Muvazaa konusu en yumuşak karnımızdır....herkesi duyarlı olmaya mevcut yasalar çerçevesinde fikirler üretmeye davet ediyorum....

Centrum derki;hayatınız seçtiğiniz kadındır...

Sevgili Centrum,
Israrla birbirimize saygılı olalım diyorum.
Yukarıda yazdığınız yazıya bakın lütfen.
Ben kimsenin adını yazmadım siz üstünüze alınmışsınız ve cevap yazmışsınız iyi hoş da MUVAZAA'nın sadece sizin üstünüze vazife olduğunu neredEn çıkardınız.
Ben yazımda muvazaayı kınadığımı da yazdım yanlış anlaşılmasın diye ancak siz hala bir bahane bulup TEB'e saldırıyorsunuz.
Yasalar çercevesinde ürettiğiniz fikirlerinizi yazsanız daha sağlıklı ve yararlı olmaz mı?
Bilmediğiniz bir özelliğimi de yazayım belki size katkı sağlar.
Ben 12 yıl Eczane işletmeciliğinden ayrıldım ve bu dönemde benim diplomamı satın almaya veya kiralamaya kimsenin parası ve gücü yetmedi.
Başkalarına saygısızlık etmemeyi ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ.
Konu muvazaa da olsa başka da olsa bu böyle.
YASALAR MUVAZAA'YI YASAKLIYOR.
Buna karşı olan da yok benim bölgemde de böyle bir sorun yok.Olursa üstümüze düşeni en az sizin kadar yaparız endişelenmeyin.
Ancak hassasiyetinizi anlatırken lütfen dikkatli ve saygılı olun.
Siz Oda yönetimlerinde olduğunuzda mesleğe daha fazla katkı sağlarsanız şahşen ben rahatsız olmam.
Ne diyeyim ki?
Saygılarımla....

n/a "..Edirne eczacı odası haysiyet divanı üyesi olan bir meslekdaşımızın bu konuda çok daha duyarlı olmasını beklerdim...TEB in neden bu durumda olduğunu şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum.."

Sayın Elibol bu cümlenizi açarmısınız.
Neyi anlayabildiniz .
Ben anlayamadım.
Bu cümleyi açarsanız belki bende sizi anlayabilme imkanına kavuşurum.


NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

n/a

Muvazaayı
Ben nasıl önlerim.
Kim nasıl önleyebilir.
Ekonomik olaylar ekonomik bakışla çözülür.
Benim veya bir başkasının muvazaa ya ana avrat sövmesi hiç bir şeyi değiştirmez.
Sadece en iyi söven klasmanına belki sokar.
Bunu yazdım diye benide pasifistlikle suçlayacak yazılar gelmeye başlar.
yazana helal olsun.
ve de selam olsun.

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

neroxb Muvaza olayı kişilerin önleyebileceği bir şey değildir.
Muvaza kanuna aykırıdır..Kanuna aykırı olan işler engellenemiyorsa,tarşılacak olayın boyutu çok daha büyük,çok daha vahimdir..


CATAFLAM Aekadaşlar, önemli bir konuyu atlıyorsunuz.Eczacı odalarından yasa gereği sadece 10 günlük sürede araştırma yapması ve muvazzayı belgeleyen somut kanıt ortaya koyması isteniyor.Eczacı odası muvazza görüşü sunsa bile sağlık müdürlükleri siyasi baskılarla zaman zaman ruhsat verebiliyor.Yani davul başkasında,tokmak başkasında...

İZMİRLİ

neroxb Böyle bir durumda eczacı odasınında yaptırımları olabilir ama..
Karşı dava açmak gibi..
Ayrıca eczane açmak için eczacı odasından alınan belgeler içinde eczanenin muvaza olup olmadığına dair belge var..Şsrtlar uygun değilse sağlık müd. onay veremez.Kanuna aykırı davranmak o kdar kolay değil.Yeterki eczacı odaları kararlı olsun.TEB kararlı olsun.

TUNCALI Sayın cengocengiz,
Sizin, benim ve centrum'un yazılarını çok iyi anladığınızdan eminim.
Diğer sağduyulu meslektaşlarımın da anladığından şüphem yok.
Slogan atmaktan yazılanları anlamaya çalışmayan centrum'un ise benim ne dediğimi anladığından şüpheliyim.
Saygılarımla.

babaruhi sayın tuncalı gösterdiğiniz serinkanlılık için teşekkür ederim.

1- alışvriş merkezlerinde iki kapılı eczaneler açılmıştır

2- büyük bir şirketin sahibi rusya'da kendi adına altı adet zincir eczane açmıştır

3- ilaç dağıtım kanallrı yüksek vade farklarıyla zaten hepimizin eczanesini ipotek altına almıştır.

4- bu kaballardan biri sırf haczettiği eczacı otmobilleri ve agyrı menukllerini değerlendirmek için ayrıca bir danışmanlık şirketi kurmuştur

5- çoğumuzun eczanesindeki mallar kapatma halinde borçlara bile yetmeyecek durumdadır...

6- vadeler ve miyadlar kısalmış hepimizi depolara gebe bırakmış durumdadır. depolarla iahsi ilişkileri bağlamında durumu iyi olanlarımızn zaten bir derdi yoktur.

7- yukarıdaki sebepler zaten eczanelerimizi dolaylı olarak depoların malları haline getirmiştir.

bunlardan bahsedildiğini hiç okumadım ..
sayın tuncalı nezamandır bu tip ortamlardasınız bilmiyorum ama belli ki "bilmiyorsunuz"..

bana edilen hakaretleri okumamışa benziyorsunuz, kimseden özür falan dilemiyorum! eğer sesi çok çıkan kitlelerden korkanlardansanız siz dileyebilirsiniz ama kitleleri umursamıyorum.

sabahtan beri şahsıma edilen hakaretin haddi hesabı yok, eczacılığın sorunları tartışılacak deniyor hâlâ bu cevaplar içinde depoların üzerimizdeki tahkkümünden bahseden, devletin keyfiliğindne bahseden ve bunların üzerine gitmek için sunulmuş bir ÖNERİYE rastlamadım.

hiç mütevazi davranmayacağım sayın tuncalı kusura bakmayın! okumuyorsanız yoksunuz, bu kadar basit! dünya bilgi üzerine dönüyor ve biz türk'lerin bütün yaptığı basit komplo teorilerinin gösterdiği yolda , bizden üstün olduklarını peşin peşin kabul edip( ama böyle olduğun asla farke demeden,) yaptıkları kötülükleri kendimize referans aldığımız ( "bakın ama onlar da subvansiyon uyguluyor", "bakın onların polisi bizden kötü", "bakın onlar da parti kapatıyor" gibi af buyurun salakça özenmeler) gelişmiş ülkelerin ardınca sızlanıyoruz.

cengiz abi kusura bakmayın ama 33 cevabın hepsini toplasanız benim getirdiğim önerilerden( önermelerden) birini bile cevaplayamıyor bu bir hakikat!

cevabı olan, "şu madde şundan dolayı yanlıştır", "bu maddenin uygulanması içn şartlar şöyle olmalıdır" gibi doğruluğu ve yanlışlığı benimkiler gibi tartışılabilir hüküm cümleleri ( öenermeler) getirir.

burada ne cengiz abi'min hatırına ne de bağırmaktan başka niteliği olmayan yarı-okumuşlardan korkarak susacağım... hiç kusura bakmayın..
evet ben okudum, okuyorum, fikri bir cehd gösteriyorum ve bunu da hiçkimse için küçümseyemem...

saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

TUNCALI Sayın babaruhi,
Yolunuz açık olsun, özür dilemeyi bilmeyenle neyi tartışacağız ki?


babaruhi
alıntı:

Sayın babaruhi,
Yolunuz açık olsun, özür dilemeyi bilmeyenle neyi tartışacağız ki?





bir yere gittiğim yok.. ağzı bozuk kitlelerin özür dilemesini de isterseniz belki düşünebilirm :) ama onlar kitle değil mi yani peşinen haklı? korkulaırnız bana bulaştırmayın zaten sizinle de tartışmıyorum.. saygılarımla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

neroxb Mecliste yasa mı görüşülüyor nedir bu felaket tellallığı..
Kimse eczaneleri ipotek altına almış değil.Yaptığımız işin ticaret boyutu var.Mal alıp mal satmak ticarettir.Benim hiç bir depoyla sorunum yok.Yine de ecza koop ları desteklemek adına sadece özel depolardan alım yapmıyorum..
işi polemiklerle karmaşıklaştırmanın alemi yok..
Hedef Rusya'da zincir eczane açmış.Açabilir.Oranın kanunları buna müsaitse adam yatırım yapabilir..
Sabancı gurubunu girişimleri de var.İlaç sektöründeki yüksek cirolar herkesin ilgisin çekiyor doğal olarak.
Muvazayı savunarak onların ekmeğine yağ sürersiniz.Meslek böyle biter.
Bizlerin güçlü bir birlikteliğe,güçlü bir TEB 'eihtiyacımız var.
Keyfi kişisel kararlar çıkarmayan, bizi satmayan bir TEB'e..
İkinci kapı olayını zaten hiç bir eczacı kabul etmiyor.Hepimiz bu konuda müzdaribiz.Keşke böyle bir olayı yaşamasaydık.

babaruhi sayın neroxb eczacının görevi nedir? ne iş yapar? sakın bana birilerinin yaptığı gibi mevzuatla cevap vermeyin...

eczacı şu anda hiç bir şekilde bilmediği ve anlamadığı bir ekonomik faaliyet yürütmekte ve niçin tek müşterisinin devle tolması gerektiğini bile sorgulayamamaktadır.
belki garip gelecek ama bu durum da en az muvazaa kadar belki daha kötüdür. hatta ahlâksızcadır.

mesleğin içeriği boşalmıştır. eczacıyı lüzumsuz sermaye yüküyle ezmenin vakti geçmiştir.

bana "benim depolarla probleim yok" diye verdiğiniz cevap zaten problemin özüdür.. tamamen devletçe keyfi olarak belirlenen bir alışveriş ortamında sizin şansınzın yaver gitmesi sistemin iyilğinden değil sizin paranıznı ödeyen bürokratın tesadüfi iyiliğindendir...

diyelim ki muvazayı savynmaktan vazgeçtik ve buna hazır değiliz... peki...
tek müşterinin devlet olması bir kabadayının sizden haraç toplamasından daha mı farklı bir şeydir? devlet bunu ZORLA yapıyor
zorun ahlâkı olmaz! zorun olduğu yerde ahlâk biter...

ahlâkın kaynağı özgürlükten kaynaklanan sorumluluktur...
bir istismarı önlemek için bir hakkı askıya aldığınızda yaptığınz tek şey zorlamnzı delecek başka bir istismar odağı yaratmaktır.
rica ederim her defasında tekrarlanan ezberleri bırakınız zaten cevabınıza benzer yüzlercesini okuduk...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

n/a Avşar benim tartışacak vaktim bu günlerde yok.
Sabret doğruyu yanlışı lüzumluyu lüzumsuzu seninle tartışabilirim.
Düşencem tereddüdüm şu: Bazı konuda anlaştık bazılarında sen bazılarında ben haklı çıktım .ne değişir sevgili kardeşim biz ikimiz anlaşsak millet a doğrusu buymuş mu diyecek. Bu forumda inanmışların fikrini değiştiremezsin belki bazen açmaza sokarsın galip gelirsin geldiğini sanırsın ama hiç bir şey değişmez. Kişi bu forumda yazıyorsa zaten bildikleri ni ortaya koymuş inancını açıklamış demektir sen veya ben kimsenin fikrini değiştiremeyiz değiştirdiğini saysan bile bu hiç bir b..a yaramaz kendin pişirip kendin yemiş olursun. Bırak inatlaşmayı.
Bana rağmen tartışacaksan ben hiç bir tartışmadan çekinmedim sadece vakit ayırmamı beklemelisin.


NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

neroxb Sayın Avşar,
Devlet ilaç konusunda tekel oluşturmuştur, bu doğru..
İlacı alan kişi devlet,satan da eczanedir.Her ne kadar sistemli ve iradeli bir yönetimiz olmasa da,eczacılar da tekeldir.
Tekel olmayı savunup savunmama değil konumuz..Ama tekel olan kişi güçlü ise,eczacıların da güçlü olması gerekir..
Sorun burada.Eczacılar ellerindeki güce rağmen TEB tönetiminin basiretsiz yönetim sayesinde devletin önünde savunmasız kalmıştır.
Hakkını aramadığın sürece,bu ülkede hak sahibi olmak kolay iş değil maalesef.Çeşitli güçlerin elinde oyuncak olursun.
İlacı satın alan kurumun karşısındaki 22.000 eczaneye zülm etmesi yanlıştır.Ama bu konuda biz ne yaptık.Koca bir HİÇ!!
Hak arayamıyoruz.Güçlü bir temsilcimiz olsaydı,düzenli bir örgütlenme içine girseydik bu derece mahkum olmazdık..Üstelik bu forumda bile hepimiz eczacılık mesleğini kurtarma adına fikirler beyan ederken gereksiz tartışmalarla hakaretlerle uğraşıyoruz.
Sonuç bu işte..Ona buna devlete saldırmak değil.Haksızlığa karşı örgütlü samimi bir mücadele.Kişisel çıkar hesapları olmadan mücadele..
Sizin savunduğunuz muvaza ise ne kadar süslü kitabi laflarla bezenmiş de olsa,mesleği bitirecek,ilaç pazarında göz
olanların ekmeğine yağ sürecek bir durumdur..
Arkadaşlar zaten bu konuda ayrıntılı,akılcı fikirlerini öne sürmüşler..Onlara sonuna kadar katılıyorum..

babaruhi şimdi canlar.. evvela şunu biliniz... muvazaanın zamanında yasaklanmasının sebebi kupür yolsuzlukları falan değil mesleki itibara dayanan bi imtiyazdır.. bunun akli ve ekonomik hiç bir haklı sebebi yoktur..

bana öyle geliyor ki eczacı camiası muvazaayı bir günah keçisi yaparak her türlü yolsuzluğu buna yükleyerek vicdan aklamaktadır. bunun böyle olduğunu siz biliyorsunuz...

ama buna bile ifrata kçarak artık cidden işin suyunu çıkardık...

mal mdürlüğünd bekleyen ödemenin tamamını kendisi alıp da beklyen diğer meslektaşlaırnı ayazda bırakan meslektaşlarımız muvazaa yapmayınca daha mı ahlâklı bir iş yapıyorlar meselâ? veya hastane doktorlarını hasta bakıcılarını maaşa bağlayanlar? bunların hepsini muvazaalı eczacılar mı yapıyor hayır!

buradaki tartışmalar, en masum yaklaşımla gerçeğe gözlerini kapatmak ve daha kötü bir ihimalle hedef saptırmaktır.

niçin bir konunun kanuni olarak yanlışlığını tartışmayalım? burada yapılan bu değildir.. yapılan birilerinin kitle olarak ağızlarına geleni kendilerinden az sayıdaki insanlara söylemesi ve bunu kendilerine hak bilmeleridir...

bir suçun kanunen tanımlanması kanunda bir yanlışlık olmayacağı anlamına gelmez... ya yarın muvazaa ekonomik ve akli gerekçelerle serbest bırakılır ve bu kanunun yanlış olduğu anlaşılırsa ne yapacağız?
hiç bir kanun Allah kelamı değildir. değiştirilebilir ve tartışılabilir... ve haberinz yoksa söyleyeyim : bilenlerle bilmeyenler bir olmaz... tamam mı canlarım? şimdi çoğunluk histerinizi cebinize sokup azıcık beyninize düşünmek içn zaman tanıyın...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sayın neroxb,
yazım sizin yaıznz sırasında yazıldığından size cevap verilmiş gibi gözükmektedir, fikirlerinizin felsefi planına çok katılmamakla beraber sağduyulu tavrınıza teşekkrüederim... yazımın sizinkiyle alakası yoktur.. sadece eş zamanlı yazılmıştır..saygılaırmla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi abi köşe reyting rekorları kırıyo be! yaşasın gösterişçilk! ha ha ha! çatlasın düşmanlar! tartışmaya gel ablacım tartışmaya gel! tamam dayanamadım laubalilik ettim, insan kendini 1950 istanbul mitingindeki ismet inönü gibi hissediyor. demişler ya: "işte istanbul paşam!"
şaka bir yana... bu konunun alternatif fkri yapısına gösterilen ilgi içn gerçekten teşekkür ederim... umulur ki bireyselliğimiz harekete geçe...
saygılarımla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sayın centrum,

benim paramın helalliğini haramlığını düüneceğinize kendi işinize bakınız... bu size son yazımdır... sizi ciddiye aldığımı sanmayın ama şahsi olarak seslenmeniz cevap hakkı doğurmuştur...

ricam, bilmediğiniz konularda bilenleri dinleyiniz... burada yaptığınızın bir "kitle" tarafından savunulmasına güvenmeyin, çalışıyorsa beyninizi çalıştırın...

beynini çalıştırıp akılcı eleştiri getirmeye çalışanlarla konuşma tarzım bellidir.. rica ediyorum daha fazla kişsel hakaret etmeyin..

aksi takdirde bir kereliğine, maksadı aşarak ettiğim bir laf içn üzülmekten vazgeçip haklı olduğumu düşünmeğe başlayacağım, saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi burada sizden daha fazla mesleki yazdığıma emin olabilirsiniz...

sadece komik oluyorsunuz. rica ederim daha fazla konuşmayalım...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi metod üzerine:

burada bir konunun kitlenin kabullerine aykırı olarak savunulması ile şahsi hakret boytuna taşınması arasındaki farka dikkat edilmiyor...

ve işn kötüsü kendini hakim savcı yerine koyan bir takım adamların haddi aşan sözlerine de hiçkimse itiraz etmiyor.. işte bu hukuk anlayışının eksikliğini gösteriyor..

herkes kitle gibi düşünmek zorunda değil ve doğrular da kitlesel kabullerle değil hukukla belirlenir.

bu söylediklerimi algılamanızı rica ediyorum...

kitlenin yargılamak gibi bir hakkı yoktur... ben doğrularımı kitleden öğrenmem.. siz de öğrenmeyin...

özel yazışma alanlaırnın kullanılması gerekne yerde şahsi hakretlerin genel forumda kullanılmasına itiraz etmiyorsanız ciddi bir hukuki problem var demektir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

infatuation babaruhi senın gercek meslegın ne merak ediorum.cok ilerizekalısın! bunu farkettim.boş boş konuşup forumu kırletme .hadi bakıyım süper zeka babaruhi

babaruhi 1-genel bir forum ortamında fikri aykırılıklara karşı takınlan tavır medeniyetin ölçüsüdür.

ya fikri karşıklılarla fikir çürütülmeye çalışılır ya da şahsi hakaretler ve tehditlerle fikir sahibi sindirilmeye çalışılır...

2- tevazu bir yerde uygun bir yerde uygun değildir...
bilenlern mekanında uygun, saldırganların mekanında değildir...

şimdi herkesi yazılarıma karşı verilen cevapların kaçta kaçının fikri kaçta kaçının hakrete yönelik olduğunu tahlil etmeğe çalışıyorum...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

yadak MUVAZAA:
ARAPÇA KÖKENLİ BİR SÖZCÜK OLUP,İVAZ KÖKÜNDE TÜRETİLMİŞTİR.
İÇİNDE KARŞILIKLI TAVİZ(ÖDÜN)BARINDIRIR VE AŞAĞIDAKİ ANLAMLARDADIR VE BİR TEK SONUCU VARDIR.
HUKUKSAL OLARAK HER TÜRLÜ İŞLEM GEÇERSİZDİR.

-DANIŞIKLI,DANIŞIKLILIK HALİ,
DALAVERE İLE İŞ GÖRMEK...
-İKİ KİŞİNİN ANLAŞARAK YALANDAN İŞ GÖRMESİ...

YASALARDA HİLELİ İŞLER İÇİN KULLANILAN BİR TERİMDİR.

TARAFLARIN İRADELERİNDEN FARKLI BİR İŞLEM YAPMASI,ÜÇÜNCÜ KİŞİ VEYA KURUMLARI ALDATMAK AMACIYLA GERÇEK İRADELERİNE UYMAYAN AÇIKLAMA VE DAVRANIŞ İÇİNDE OLMALARI VE DE SÖZLEŞME YAPMIŞ GÖRÜNMELERİ...

KURAL OLARAK HER TÜR MUVAZAADA HUKUKSAL İŞLEM GEÇERSİZ OLUR

TEVAZU DA AYNI KÖKTEN GELİR AMA,KONUMUZ DIŞINDADIR.
ÇOK BİLENLERİN,EN BİLENİNİN YANINDA TEVAZUNUN LAFI MI OLUR?

FARMAKOM

Sayın Kullanıcılarımız,

FarmaBBS açıldığı günden bugüne dek düşüncelerin serbestçe ifade edildiği bir forum oldu. Yönetim olarak, siz forum katılımcılarının fikirlerine saygı göstermeyi ilke edindik.

Zaman zaman çok eleştirilmemize rağmen olabildiğince sansürsüz bir ortam yaratmayı ilke edindik. Sektör bazında olsun olmasın her tür içerikli yazı tarafımızdan da saygı ile takip edilmektedir. Öne sürülen görüş ve fikirlerin değerlerinin, seçilen kelimelerin düzeyleri ile doğru orantılı olduğuna inanıyoruz. Bu bağlamda her türlü düşünce özgürlüğüne taraf olmakla birlikte, bizleri ve forum alanını sıkıntıya düşürmemesi anlamında seçtiğiniz sözcüklere özen göstermenizi rica ediyoruz.

Son yıllarda zengin bir platform haline gelen, teknik bilgi paylaşımı ve sektörün haberleşmesi bakımından önemli bir noktada bulunan forumumuza her zaman katkılarınızı bekliyoruz.

Tüm farklı düşüncelere her zaman saygı ile yaklaşacağımızı tekrar hatırlatır, esenlikler dileriz.

Farmakom A.Ş.


babaruhi değerli dostlar,

kanunların en önemli özellikleri
1- zamana göre değişmeleri
2- bu değişmenin de sürekli olarak hukuki eksene bağlı kalınarak araştırılmasıdır

kanun dediğimiz şey bireyin devlet karşısındaki hakkın güvenceye alan bir adil davranış kodudur. bu en başta gelen fonksiyonudur... yoksa kanunlar özel şahıslar , meslek grupları , menfaat klikleri için çıkarılmazlar...

bizim "kanun" adıyla bildiğimiz şeyler aslında birer öznel talimatnamedir. ve devletçi sistemde sisteme yakın ve uzak duruşları tanımlamak için kullanılır...

yasama organının çıkardığı her şeye kanun denmez... yasama organının çıkardıkları keyfi ve objektif olmayan talimatnameler devletçiliğin egemen olduğu ülkelerde adil davranışı belirleyen kuralların yerine ikame edilerek kullanılır ve "yasamanın yaptığı" veya yasamanın yaptıklarına denk kararnamelerin hepsi adil davranışın kodları olarak varsayılır..

oysa böyle değildir..

bir gecede herhangi bir özel menfaat grubunun ihtiyacını karşılamak için çıkartlmış bir "kanun" bizi genel anlamda adalet açısından değil sadece adına çıkartıldığı menfaat grubu için ilgilendirir..


onun için adaletin kaynağı kanunlar değil, hukuktur...

nazi'lerin de kanunları vardı.. peki nazi almanya'sı bir hukuk devleti mi idi? stalin de kaunlar yaptı.. hatta 1926 da galiba idamı kaldırdı? peki ne oldu, binlerc insanı sibirya'nın soğuklarında ölmeğe yolladı...
bu durumda... inan yapısı talimatnamelerin gerçek bir adil darvanış kıstası sayılabilmeleri için her zaman ve herkese uygulanabilr olması gerkemektedir.

aksi takdirde kanun adıyla anılan talimatname, hukuki değil otoriter bir belge olur...

bence eczacılık kanunu bu gözle incelendiğinde pek çok eksiği bulunacaktır...

şimdi.. alışveriş merkezlerinde eczane açmağa cevaz veren değişiklik kanun madesi değil mi?
eğer değil de yönetmelik değşkliğiyse daha da feci!

evet?
niçin o maddenin değiştirilmesi gerektiği ve değiştirilebilir olduğunda hemfikirsiniz?
aslına bakılırsa bence hiç de fena bi madde değil.. büyük alışveriş merkezlerinin günahı ne? ya da oraya yakın oturanların?

odtüdeki öğrenci her gece eczane mi aramalı? gerçi ödtü'deki eczane herhalde nöbete girmiyo ama kapatıyo herhalde?
yanlış örnek olabilir kusura bakmayın.. onun durmunu bilenler açıklarsa sevinirim...

bir eokonomik faaliyeti belirli bir kesimin tekeline vermenin hiç bir akli ve ahlâkî dayanağı yoktur....

bu tip bir tahsisin veya özgülemenin bir akli dayanağı olmadığı gibi yapılabilecek istismarlarla da doğrudan ilgilendirilmesi akli değildir...

anladığım kadarıyla mesela muvazaa olayında öne sürülen gerekçeler genellikle sahtekarlık yapılacağı yönünde.. yani konunun meslekî tekel yönüne fazla itiraz yok.. hadi diyelim ki çok sıkı denetlenen bir "muvaza" sistemi oluşturduk gerçi ozaman muvazaa suçu ortadan kalkacağı için bu terim ilga olacaktır ama... bundan kim zarar görür?


sadece düşünce jimnastiği yapıyoruz tamam mı? sermayelerin daha iyi idare edemeyenler...
bu sistemin doğru çalışması için bir kere devletin taraf olmaktan çıkması gerekiyoır.. aksi takdirde devlete yanaşanlar bu işin suyunu çıkarır..
bakın bir kere daha söylüyorum DEVLET SAĞLIKTA TARAF OLMAKTAN ÇIKMALI! DEVLETİN BATIRDIĞI VE İSRAF ETTİĞİ PARALAR BİZİM VERGİLERİMİZDİR!

işin özü muvaza olsun mu olmasın mı değil, "devlet elini çeksin mi çekmesin mi?" dir? devletin bir şekilde içinde olduğu her düzen istismar doğurur, soygun doğurur..

bakın depremlerde yıkılan binalar içnde isitsnasız hepsi devlet malı! peki yok mudur bu devletin kontrol mühendisleri? hadi müteahhitler üç kâğıtçı! mühendis bilmiyor mu beton dozunu, demir çapını? rüşveti veren müteaahhit kadar alan mühendisten de hesap sorulmamalımı

ama daha güzeli devleti bina yapmaktan men etmeli... zira hem iyi yapamıyor, hem iyi enetleyemiyor hem de paralarımız savuruyor... devlet yüzünden can verenleri sayacak olursak savunduğumuz devletin vebali yüzünden gece uyuyamayabiliriz....

aynı şey ilaç için de geçerli. ref. fiyat uygulaması yapıyor, hasta ödeyeceği katılım payının 4 katı fiyat farkı ödüyor.. bu ne perhiz bu ne lahan turşusu?.. devletçi ekonomide bu tip sakatlıklar, istismarlar ve soygunlar kaçınılmazdır...

demek ki devlete eczacılar olarak ne diyecekmişiz? "gölge etme başka ihsan istemez... kısaca "laissez-faire!"( çek elini!!)

hadi dostlar kitaba!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

selim hazineci arkadaslar benım agzım laf yapmayı pek bılmez
bıldıgım bir sey var
orf anane yasalar kanun ve hukukla bir devlet ulke millet yonetılır.
her ısteyen her ıstedıgını yapamaz.
yaparsa zaten yukarda saydıgım ogeler kalmaz yasamaz.
yasalar genel ıcın konur ve tume uygulanır.
kısıye ozel yasa ozel hukuk olmaz.

bosuna bazı seylerı uzatmanın anlamı yok
bır adam sadece agzı laf yapıyor dıye adam sayılmaz
ve hıc bır zaman demokratlım adına kanuna devlete hukuka sovdurulumez musade edılmez

akılcı olmak lazım

sımdı cok afedersınız kadın tuccarları kendılerıne gore haklılar ve onblara kalsa yasalar onlara gore duzenlemelıdır.

uyusturucı kacakcıları da kendılerını cok haklı goruyorlardır..
hatta faydalı dahı olduklarını dusnuyorlardır.

bunlar hakkında da da aynı demokratlıgı gostermek zorundamıyız.
demokratlık nereye kadar aptalcasına salakcasına bıze vurana dıger yuzunuzu donermısınız.

bu pek akıl karı degıl ben burda kımsenın kendını doven bır adama abı ne guzle yapmısın ellerıne saglık dıyecegını sanmıyorum.

ya bende cakarım bırtane gucumun yettıgınce yada kacarım dayakın ne kadar azını yesem okadar kardır dıye
tabii sapık masosıst duygularım yoksa

sımdı neden aynı sagduyulu yaklasımı esrar kacacaksına yada kadın tuccarına gostermıyoruz da muaza yapan bırıne gosterıyoruz.

muaza degılmı meslegın bekıne kazmayı vuran.
afsar sen sımdı hemen yaz falandı fılandı diye


ama ban mesngerdan yazdıgın seyıde yaz benım ne oldugumla alakalı yazınıda koy burayada senın gercek dusuncelerını burda herkes gorsun

kımse bana muazayı haklı gosteremez
kanunlara aykırı olan nbır seyi kımse burda savunamaz
savunursa gencecık kızların pazarlanısnınıda savunsun korğpe cıgerler satılan esrar eroınıde savunsun

HİC BİİRRRRR FARKI YOKKKK

evet afsar muazadır bunuda bıurdan ıhbar kabul edın
adresımı herkes bulabılır kenıd sozlerı baskalarına soyledıklerı sozler var bır suru sahıt var

diyor ya ıspat edemeyecegı seylerı soylıuyoruz evet muazanın ıspatı cok zor ama kendı ıafadelerı var
evelıyatını bılıyoruz
sonunu bılıyoruz afsar bızlerı cok uzdu
zamanında kendını sevdırdı ama
ıhanet etmekten tek sanıye gerı kalmayı dusunmedı oyle cart cart atması kolayyy
sınırlenımı devlete sınırlendımı fala filana
yaz bababm yaz ver babam ver
lafla peynır gemısı yurumuyor..

bırrakın bana kımseyı muazayı savunmasın
savunanlar da gıtsınler lalaıye bsak savunacak seyler var onalrı da savunsunlar hemde daha kolay kazanılan para var orDA

BANA KIMSE MUAZAYI SAVUNMASIN ZAMANINDA MUAZA YAPIPDA SONRASINDA ECZANESINI ACANLARDA SAVUNMASIN.
YAPTINIZ MADEM ZAMANIDA BIR HATA BARI SUSUNDA OYLE BIR HAYRINIZ OLSUN MESLEGINIZE

KANUNSUZ ISI YAPANLAR AYNIDIR MUAZA ECZACISIDA ERPOINCISIDE
KADIN TUCCARIDA YADA SIZIN AKLINIZA DAHA NE GELIYORSA

neroxb NAZİ ALMANYASI , STALİN FALAN...
İNANILMAZ,BUNLARLA MI KIYASLIYORSUNUZ..
AKILLARA ZARAR!! NE DİYEYİM..
MUVAZAA YASADIŞIDIR.
CİNAYET, FUHUŞ, ESRAR EROİN TİCARETİ, HIRSIZLIK, KAPKAÇ...
BUNLAR DA YASADIŞIDIR..YASA DEĞİŞİR Mİ BİLEMEM..AMA SONUÇTA YASADIŞIDIR.
KANUNLAR YETERİNCE UUGULANAMADIĞI İÇİN TOPLUMDAKİ YOZLAŞMA ARTMIŞTIR.
AYNI ŞEKİLDE MUVAZA DA BU DERECE ARTMIŞTIR.
ARTIK ALENİ BİR ŞEKİLDE SAVUNULUYOR ÜSTELİK..MESLEĞİM ADINA ÜZÜCÜ...
ÇOK ÜZÜCÜ....

babaruhi değerli dostlar,

gene bir şahsi saldırıyla karşılaşmış bulunuyorum...

burada söyledikleirmle ilgil en ufka akli bir gerekçe gösterilmediği gibi bir takım iddialar serdediliyor.. ve gene haberleşme mahremiyetinin ihlal edildiğini görüyoruz her ne kadar ne yazıldığından bahsedilmese de...

eğer kanunların ruh ile ilgilenmiyorsak eğer onların yapılış amcın hakkında düşünmüyorsak ozaman kendimizi yasama kasabının eline teslim ediyoruz demektir...

unutmayın ki yasamnın mutlak adil olmak gibi bir garantisi yok..

burada bana olmadık her şeyi söyleyen eczacılara esef bile edemiyorum...

burada yapılanın ne kadar çirkin olduğunu eğer kimse de göremiyorsa demek ki zaten ahlaki olarak hiç bir şey yapılamaz...

burada hiç bir eczaıcnın özeline girmedim merak da etmedim... hiç kimsenin özeliyle ilgili herhangi bir iddiada bulunmadım...

kendince iftiralar atarak belden aşağı vurmağa çalışanlara da söylenecek şeyi önceden söylemiştim... onlar sıfatlarını biliyorlar

dediklerimle ilgili olarak bu kadar kişisel hakarete maruz kalmam kimsenin kanına dokunmuyorsa çekiverin kuyruğunu gitsin...

bu tip hakretler ve iftiralarla ilgili olarak forum yönetimini göreve çağırıyorum.. bu tip suçlamalar çocuk oyuncağı değildir ve yeri de burası değildir...

bu suçlamalrı yapan arkadaşların uyarılması gerektiğini düşünüyorum.. saygılarımla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

kaymak Öncelikle bu forumda benden eski ve saygın eczacı ağabeylerim varken bu konuda fikir beyan ettiğim için özür dilerim
Fakat yazılarıyla herkesi üzen ve belkide kimin ekmeğine yağ sürdüğünü henüz farkında olmayan arkadaşımızın birşeyleri anlamasına yardımcı olur, bu yazıdan sonra Atatürkün gençliğe hitabesini okumasını tavsiye ederim fakat anlamaya çalışarak.....

1.Tevazu dediğin (halk dilinde hoşgörü) tevazudan anlayana gösterilir senin temsil ettiğin Liberal düşünce şimdi dünyanın dört bir yanında insanları katlediyor.
2.Yine aynı düşünceye göre serbest rekabet ortamında muvaza serbest bırakılırsa yeni mezun olan eczane açacak ekonomik gücü olmayan tüm eczacılar diploma kiralamaya kalktığında rantiyeci sermaye sahipleri bırakın 2000 $ ları herhalde 500 dolara diploma kiralarlar . Zincir eczanelere giden yolu temizlemiş oluyorsunuz, sen ve seni gibi
İşte ilk foruma girerken örnek verdiği zat o zamanlar dışişleri bakanı ozamanlar başlamışlar dünyayı paylaşmaya hala bitiremediler. bir paragraf lütfen okuyun.

.... Kutsal İttifak’ın faaliyetleri sadece Eski Dünya’da yer aldığı sürece, bu durum Birleşik Devletler’de kaygı yaratmıyordu. Ancak, İttifak, eski kolonilerin İspanya’ya geri verilmesine ilişkin niyetini açılayınca, Amerikalılar bundan büyük kaygı duydular. Latin Amerika ile ticaretin çok büyük çıkar sağladığı İngiltere de, kendi açısından, İspanya’nın imparatorluğunu yeniden kurmasını önlemeye kararlıydı. Londra, Latin Amerika’ya verilmiş bulunan İngiliz-Amerikan garantilerinin uzatılmasını zorluyordu. Buna karşılık, Dışişleri Bakanı John Quincy Adams, Monroe’yu tek taraflı harekete geçmeye ikna etti: “Bir İngiliz savaş gemisinin izinde giden bir filika olmaktansa, ilkelerimizi açıkça Rusya’ya ve Fransa’ya bildirmemiz hem daha içten hem de daha saygın bir davranış olur.” İngiliz donanmasının Latin Amerika’yı Kutsal İttifak’a ve Fransa’ya karşı savunacağını öğrenen Başkan Monroe, Aralık 1823’te Kongre’deki yıllık konuşmasını fırsat bilerek, Avrupa’nın Amerikalar üzerindeki egemenliğini daha fazla yaymasını reddeden ve ileride Monroe Doktrini olarak tanımlanacak olan açıklamasını yaptı:

3.Şimdi bunada laf yetiştirmeye kalkarsan, sana cevap yazamam ,
Birde saygı beklersin yazın o kadar uzunki kendinde farkında değilsin galiba mensup olduğu meslek grubuna sığır sürüsü diyeni sende gördüm , bir babanın oğluna eşek demesine benziyor.

(inanmıyorum size ya! yuh! diyorum! ve bu camianın bir sığır sürüsü olduğuna iyice kaani olmuş bulunuyorum! )

Sen ne hakla tevazüden sözediyorsun türk insanına 1950 lerden beri liberal emperyalist düşünceyi pembe ,süslü laflarla sevdirmeye çalışan zihniyet, her zaman başvurduğunuz yol devleti kötüleyip sistemi ayaklar altına alıp siyaset yapanlar yıllardır sizlerin yönetimleriyle bu devlet bu hale geldi şimdide köşenize çekilip gülüyorsunuz değilmi. Sorun devlette değil yıllardır onu yöneten liberal düşüncede ,
insanların zihinlerini suni gündemlere yalan haberlerle meşgul ederken diğer taraftan ülkenin tüm kaynaklarının satılmasını gözlerden sakladığınızı sanırsınız.
Bu forumda sana senin uslubunla iyi bir ders verecek çok kimse ama sana cevap verdikçe kendini birşey sanıyorsun.
Ha birde uzmanlık konusu burada entellektüel yok ,sen Amerikaya git orada senin gibi insanlara yanlış bilgilendirme ve pravokasyon üzerine eğitim veren uzman yetiştiren yerler var .

babaruhi değerli dostlar,
burada bıkmadan usanmadan, bireyin hakkının bilhassa devlete karşı savunulması gerektiğini devletin keyfi talimatnameleriyle hukuk yapılamayacağın savunacağım...

hakkımda söylenen iddialar ve edilen hakaretlere göğüs germeğe ve eminim pek çoğunuzun duymak isteyip de duyamadığı "hukukun üstünlüğünü" savunmmağa çalışacağım...

bir sözün geçerliliği hakkaniyete göre değerlendirilir dostlar..
sözü kim söylerse söylesin evvala aklızla muhakeme edin.. anlayamadığınız şey muhtemelen yanlıştır...

devletçiliğin en büyük kozu aynı zamanda onun zaafıdır. devletçilik asla açıkça bir kısm servet sahibinden zorla aldığın söylemez ama bir kısım fakire bağışladığın söyler..
kötülüğün yolu karanlıktan geçer...

düşüncelerin açıkça ifadeedilmesinden değil, edilmemsinden korkun.. çünkü açıkça ortaya konanşey savunmasızdır.. sizin aklnıza emanet edilmiştir...
bu açıdan emanet pek önemli bir konudur... ve bilhassa devletin tek zor kullanma aygıtı olmasından dolayı onu bağlamaktadır...

sorunların temelinde devletin bir çok konuyu üzerine alarak pek çok vebali de yüklenmesi yatmaktadır...

devletin ekonomiden elini çekmesi kontrolsüz bir devin seradan çıkması gibi olacaktır buna inanın.. zaten inanmanıza da gerek yok.. şöyle bir düşününce bunu fark edeceksiniz...

tekrar ediyorum... devletin bulaştığı her işte mutlaka bir istismar olacaktır... sağlığın berbat olması devlet yüzündendir...

hâlâ şahsi hakretlerin devam ettiğini bir kere daha duyuruyorum...

her ne yapıyorsak belli ilkelere dayalı olarak yapmalıyız... bilhassa devlet faaliyetleinin belli ilkelerle sınrlanması olmazsa günlük hayatımız içine fil girmiş seraya döner... devletin günlük hayattaki rolünü arttırmak çözüm değil çözümsüzlük üretir...

bunun sayısız örnekleri var...
devletin görevi şiddeti, hırszılığı vs. önlemektir.. bunun dışında herhangi bir iş yüklenmesi her şeyi daha berbat eder...


hukuk olmayan yerde güç konuşur, kitleler konuşur ve en nihayetinde devlet konuşur... devlet hiç bir zaman hukula sınırlanmak istemez.. o yüzden de toplumu kendine yakın olanlar ve olmayanlar diye ikiye bölmeye çalışır...

bu tip bir güç odakaşmasının olduğu yerde hiçkimse birdiğerinin hakını gözetmez.. çünkü temel sorumluluk ve görev devletin istediği gibi ( akredite) vatandaş olmaktır...

gücün gemen olduğu bir yerde asla fikirlerinizi savunamazsınız... gücün egemenliğinde kayıtsız şartsız güç vardır... bu güç bazen bürokrasidir, bazen kitlenin histerisidir...

kitleler insan aklnı sarhoş eder ve kitlenin sloganlaırıyla onun beynini uyuşturur.. kitle insanı içn yalnızca kendisi gibi düşünenler var olmalıdır... aksini savunanlar ne şekilde olursa olsun yok edilmelidir...

işte meslek camiamız bu tip bir kapalı toplum görüntüsü vermektedir.. hepimzi bir kitlenin bribrinden farksız taşları ve parçalrı olmak istiyoruz... olamk istemeyenleri de krımak istiyoruz...

şunu belirteyim ben duvarda bir tuğl olmak istemiyorum... şahsi kanaatlerimi ezmeğe çalışan duvar ustalarına da direnmek istiyorum...
ve sisi de bir tuğla olmamanız için çağırıyorum! tuğla olmayın! kitkeye esir olmayın! kitle histerilernden asla korkmayın! bu histeri en güçlüden ( devletten ) bile kaynaklansa!

hukuk mu?
çok mu retorik geldi? evet evet.. bireyin hayatını ilgilendiren hakları ve felsefeyi retoriğe indirgemek kabalığında bulunanların zaten herhangi bir kiisel hakka , mahremiyete ve mülkiyete saygı duymalarını bekleyemezsiniz...

saygılarımla


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi arkadaşlar ben çekliyorum...

bir tartışma ortamında, insanın aklına gelmeyecek hakaretlerin edilip de kimsenin bu durumda " ne diyorsunuz arkadaşlar? "gibisinden en uak bir sağduyu gösteremediği bir yerde neyi nasıl savunabilirsiniz ki?

bu davranış tipik bir sürü psikolojisine işaret ediyor... ve şun görüyorum ki kitle histerisi burada kutsanıyor.. sığır kelimesiyle maksadı şamış olabileceğimi kabul etmeme rağmen sadece bu szöe binaen ve daha başka pek çok görüşelerime karşı burada alenen edilen hakaretlere karşı hiçkimsenin gıkını bile çıkarmaması gerçekten üzücü.. acaba diyorum sözüm ona güç karşısında böyle boyun eğenlere "sığır" dememek mi hata olur? ne dersiniz? kararı siz verin...

ben boynumu bıçağa uzatmam ama siz kitlenin histerisiyle beslenen saldırganların bıçağınn altına yatıp yatmadığınızı bir daha düşünün...

forum yönetimini de ayrıca kınıyorum. açık kişsel hakretler ve iftiralarla ilgili en ufak bir kımıltı göstermediği için...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

yadak tbrk edyrm,
1 plmk anck bu bçmd açlblrd ve anck 1 dmgj usts bu şkld kçr
brv.brv.brv ve ps dğrs.
okymdm dmyn szd frkl yzmyrsnz,ztn n frkdrk içrk olmdktn snr...
gl,gl...

Tülay Işık Yazık ,çok yazık söyleyecek söz bulamıyorum.Beni neyle suçlarsanız suçlayın Afşar a haksızlık edildiğini düşünüyorum.Pek çok insanın yazılarının tamamını dahi okumadan, birilerinin hedef göstermesi ve kışkırtması sonucu yanlış yorumlarda bulunduğuna inanıyorum. Çoğu fikrine katılmadığım halde kendisine gösterilen bu tahammülsüzlüğü haksız buluyorum.
Ben muvazayı savunmuyorum,fakat bu forum alanı muvaza komisyonumudur anlayabilmiş değilim.Sizinle özelde bir sırrını paylaşmış insanı deşifre ederek, binlerce insanın önünde hedef göstermek ne derece insanlıktır onuda bilmiyorum.Burada tehditler savurup "ayağını denk al seni cezaevine gönderirim" demek ne demek ,bu forum alanı babanızın malımıdır ki istediğiniz üslupla yazıp ,hakaret edip adam kovuyorsunuz ? Hanginiz oda yönetiminde görev almış ? orada muvaza ile mücadelede ön saflarda yer almışsınız? Burada ahkam kesmekle olmuyor sadece o işler."Asistanlığı beceremedin,eczaneyi beceremedin,şunu şöyle yapamadın bunu böyle yapamadın diyerek ,hala eczanesinin borçlarını ödemeye çalışan 2 çocuk babası bir meslektaşımızı bu şekilde yerden yere vurmak ne derece doğru bilemiyorum.Bence asıl yapmamız gereken onu böyle davranmaya iten sebebepleri sorgulamak vede yargılamak olmalı.
Tekrar ediyorum birilerinin daha sonra üzerime geleceği gibi ben muvazayı savunmuyorum,Afşarla eczavizyonda en çok tartışan insanlardan biride bendim ,savunduğu fikirlerin hepsine katılıyor değilim.Zaten yazdıklarının çoğunuda okuyamıyorum(birz uzun yazıyor)Ama onun bu forum alanında olması gerektiğine inanıyorum.Forum alanı oradan buradan copy-paste yapılan haberlerle,altına konulan alkışlardan ibaret olmamalı diye düşünüyorum.Neden bizimle aynı fikri paylaşmayan ,farklı teden çalan insanlara bu kadar tahammülsüzüz.İllede herkes bizim yazdıklarımızı alkışlamak zorundamı.
Her fırsatta kendimizi(TEB üyeleri olarak)koyun sürüsüne benzetiriz öyle değil mi?Acaba benmi yanlış anımsıyorum.Koyunla sığır arasında ne gibi bir fark var acaba merak ediyorum,buna bu kadar takılmış olmasına bi anlam veremiyorum.Gerçekten bazı yazılar beni çok üzdü ,büyük hayal kırıklığına uğradım,bu forum alanına hiç mi hiç yakışmadı,kullanılan üslup çok çirkin.

Tülay Işık Bu arada sevgili Centrum, ben Afşar ın sözlerinde devlete küfür ettiğini göremedim.Hangi sözde küfür var gösterirmisin? Birde dönüp sizlerin yazılarını tekrar oku lütfen.Küfür hangi sözlerde daha iyi görürsün.

babaruhi sayın theone, bir cevap istediğinizi okuduğum içn yazıyorum...

ama hala bana edilen hakretleri okumadığınızı görüyorum...

önemli de değil.. herkes elindekini verir ben bilgimi verdim...

o ilk ve upuzun yazıda yazılanların üslubuna takılınmamsı gerektiğini içeriğin üslupla bağlantılı olmadığını yazmıştım belli ki siz de okumamışsınız sadece ezbere ve ikinci el intibalara -ki bu intibalar "kitlenin" intibalrı- sığınrak ve onun güvenliğiyle beni eleştiriyorsunuz... buna da kabul..

imdi... eczacılık ciddi ve acil problemlerle karşı karşıya ve bunların temelinde devletin müdahaleceiliği yatıyor.. ikgüne bir deişen fiyatlar ve ödeme şartların kamu menfaati kandırmacasıyla eczacıya yutturan devletin ta kendisi... dvletin bu şekilde yaptıklaırnın hiç bri ahlâkî gerekçesi yok...
devlet ref. fiyat uygulamsına geçerken fiyat farkınmı hastanınsırıtna yükleyrek ilacı zaten hastaya aldırıyor yani gayrı resmi olarak sosyal konumunda uzaklaşıyor çünkü görüyor ki bu işi beceremiyor...

bunlar işin somut yanları.. somutun gelgeç rüzgârlarıyla ahlâki ve ilkeli dvaranamayız..
önemli olan devletin dahi değişmez soyut ilkelrce sınırlanarak ferdin hakkına saygı duymasının sağlanması... devleti yok ederek terbiye edemezsiniz yazılarımdan bu anlamı çıkaranların cahil olduklarını düşümeme de lütfen izin veriniz.. bir öğrenciyi öldürerek onu eğitemeyeceğiniz gibi...

meslketaşlarımın üniversite eğitimlerine yakışmayan bir kitle histerisiyle ve örgüt tapınmacılığıyla devletin her türlü keyfi emrini adtea mazoşist bir tavırla kabullenmelerini kabullenemiyorum.. ref. fiyat, 8,8 indirim, kdv indirimleri gibi keyfi uygulamalrın kendilerine verdiği zararları inkâr ederek kendilerini yok etme pahasına devleti ayakta tutmağaçalışmalarına da inanamıyorum.. çünkü insan var olmak ister , var olmanın bilincindedir.. bir1 ikncisi maksadını aşan bir laf etmiş olabileceğimi bilmem kaçıncuı defadır yazıyorum ama artık sizind eokuma yazma bilmediğinizi düşünmeye başlayacağım ya da yazdıklaırm hiç okumadığınza .. ondan sonra sinirlenme diyorusnuz!

insan var olmak ister, ölmek istemez! savaşta değiliz ve ölmek zorunda da değiliz! eczanelerimiz yok eden her keyfi harekette bir hikmet var sanarak sürü halinde ölüme gittiğimiz görüyor ve bundan kahroluyorum! size "sığrı" deidmse bunu ban saldırp da insan olduğunuzu hatırlayın diye yaptım sürü psikolojisine daha fazla gömülün diye değil! "hayı biz sığır mığır değiliz, kendi aklımız var ve bunu kendi başımza kullanırız" gibi bri cevapla beni de medeniyetinizle utandıracak bri akl-ı selim cevap vermek yerine kitle olarak bana hakretler ettiniz!
bu da kabulüm.. örneğini daha önce de defalarca yaşadım... zaten başka da bir şey beklemem hataydı da bir Allah'ın kulu da kalkıp demedi ki bu dedikleriniz bunların cevabı mıdır diye...?

eczavizyonda bana nefes aldırmayan sevgili tülüş'ün vicdanınıza seslenen yazısı da olmasa herhalde cehennem otobüsünde adıma rez yaptıracaktınız.. :)

eğer benden ılımlı olmamı isteyen nesajlar ılımlı olabilseydi yemin ederim süt dökmüş kedi gibi olur pişmanlıktan geberirdim... bir hatayı düzeltmenin yolu hatanın olduğu kâğıdı yok etmek değildir... şu farkla ki ben bir kâğıt değilim ve beni yırtamazsınız... nitekim sayın tuncalı'ya çok teşekkür ediyorum sağduyusu için...

sevgili theone, hayatınız mülkiyetiniz ve fikirleriniz hiç bir otoritenin alturist masallarına feda edilemeyecek kadar değerli.. sizn mülkiyetinizin savaşını yapmak zorundayım aksi takdirde yarın zorbalar benimkini de gasp etmeğe kalkabilir... zorbanın adının devlet mi TEB mi olduğunun önemi yok.. rızanız hilafına size bir şey yaptıran herkes zorbadır... bunu bir düşünün olur mu?


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi can dostum tülay!

beni ne kadar duygulandırdığını bilemezsin! eğer bir japon olsaydım seppukuda kafamı senin kesmeni isterdim!
gönül dolusu sevgilerimi, hayranlığımı ve teşekkürlerimi lütfen kabul et!

seninle tanıştığım için şeref duydum!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

Tülay Işık Şimdi… Bu yazı iki türlü okunabilir:
1- Alışageldiğiniz biçimde “ahlâk” olarak bellediğiniz otoriteryen-devletçi kalıplara bağlılıkla, yazanı , sözleri dinlenmemesi gereken bir karşı-devrimci, münkir,günahkâr, kapitalist vs.. olarak mahkûm ederek,
2- Söyleneni vicdanî bir ciddiyetle muhakeme ederek…

--------------------------------------------------------------
SEVGİLİ HASAN YUKARIDAKİ SÖZLERİ AFŞAR YAZMIŞ O UZUN YAZININ ALTINA ,BENCE SEN 1. ŞEKLİYLE OKUMUŞSUN YAZIYI ,EĞER İKİNCİ ŞEKLİYLE OKUYABİLSEYDİN KÜFÜR İÇERMEDİĞİNİ FARKEDERDİN.DEMOKRASİYİ İÇİNE SİNDİREBİLMİŞ İNSANLAR İÇİN O SÖZLER KÜFÜR DEĞİL BANA GÖRE.
SEVGİLİ FERİHA HANIM HAKLISINIZ SÖZLERİMİN MUHATABI KESİNLİKLE SİZ DEĞİLSİNİZ,ÜZERİNİZE ALINMANIZA SEBEP OLAN BİR ŞEY YAZDIYSAM ÖZÜR DİLERİM.ZİRA ASLA KIRMAK İSTEMEYECEĞİM BİR İNSANSINIZ.
BENİM KARŞI OLDUĞUM DAHA ÖNCE DE BELİRTTİĞİM GİBİ İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ BU TAHAMMÜLSÜZLÜK,KENDİMİZLE AYNI DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞMAYAN İNSANLARA GÖSTERDİĞİMİZ KATLANAMAZLIK. YILLARDIR BU FORUMA ÜYEYİM ,FAZLA YAZMASAMDA TAKİP ETMEYE ÇALIŞIYORUM.ÇOK SAYGIDEĞER BULDUĞUM ,SON DERECE SEVİYELİ YAZILARIYLA BENİ BURAYA BAĞLAYAN PEK ÇOK BÜYÜĞÜM VE MESLEKTAŞIM VAR.HERKESİN DÜŞÜNCESİNE KATILMAM MÜMKÜN DEĞİL TABİ AMA YİNEDE YAZILANLARI ZEVKLE OKUYORUM.EN DEMOKRATİK BULDUĞUM ,YASAKSIZ,SANSÜRSÜZ FORUM SAYFASI BURASI .
KENDİLERİYLE AYNI FİKİRLERİ PAYLAŞMAYAN İNSANLARA KIZIP KURDUKLARI FORUM SAYFASINI KAPATAN İNSANLARIN ,ŞİMDİ BURADA YİNE AYNI ŞEYİ UYGULAMAYA KALKMALARINA BOZULUYORUM.BIRAKIN BARİ BURADA İNSANLAR DÜŞÜNCELERİNİ ÖZGÜRCE YAZSIN.

LIONAXE arkadaşlar
ben doğruyu söyleyeceğim
sayın babaruhi 'nin yazısını okumadım bile
bu kadar uzun bir yazıyı okumam için gerçekten çok merak etmem lazım

SÖYLEYENLER, SÖYLENENLER VE SÖYLENMESİ GEREKENLER

deyince bu yazı mı aklına geliyor insanın
nereden kopyala yapıştır yaptığını çok merak ediyorum
kendisi bu yazıyı okumuş mu acaba

az ve öz bir kendi yazısını okumayı tercih ederim

sayın babaruhi sizden de özür dilerim bu sadece benim düşüncemdi
ama dürüst olmak istedim, umarım sizi darıltmadım

ARHAVİ 'DEN SEVGİLERLE

LIONAXE arkadaşlar
o kadar uzun yazılar yazıyorsunuz ki
bu yazıları okumakta çekiniyorum
hatta yazısına geldiğimde okumaktan sıkılıyorum veyoruluyorum
hiç kimse buraya küfür veya ağır söz işitmeye gelmiyor. yapılıyor demiyorum ama genel konuşuyorum.

burası bir paylaşım forumu

yazdığımız yazılara ve tavırlarımıza dikkat etmemiz gerekiyor
benimde dikkat etmem gerekiyor

gerekirse özür dilemeli
gerekirsede tebrik etmeliyiz

hepinize hayırlı işler bol kazançlar dilerim
Allah yardımcınız olsun

ARHAVİ 'DEN SEVGİLERLE

LIONAXE arkadaşlar
o kadar uzun yazılar yazıyorsunuz ki
bu yazıları okumakta çekiniyorum
hatta yazısına geldiğimde okumaktan sıkılıyorum veyoruluyorum
hiç kimse buraya küfür veya ağır söz işitmeye gelmiyor. yapılıyor demiyorum ama genel konuşuyorum.

burası bir paylaşım forumu

yazdığımız yazılara ve tavırlarımıza dikkat etmemiz gerekiyor
benimde dikkat etmem gerekiyor

gerekirse özür dilemeli
gerekirsede tebrik etmeliyiz

hepinize hayırlı işler bol kazançlar dilerim
Allah yardımcınız olsun

ARHAVİ 'DEN SEVGİLERLE

babaruhi
alıntı:

Sayın Babaruhi,

Mesela bana 'okuma yazma bilmediğinizi düşüneceğim' yazmasanız da olurdu.Zaten o cümlede 'okumadığınızı düşüneceğim' diyerek söylemek istediğinizi söylemişsiniz.Üslup dediğim işte bu.Bu cümleniz beni rahatsız etti.Ben sinirli bir tip olsam bu cümle beni sinirlendireceğinden sizinle sakin sakin fikir tartışması yapamazdık.

Hem okuma yazma bilmesem nasıl yazardım değil mi:))

Ben sizden yazdıklarıma yanıt istedim ama siz kendi firlerinizi yinelemişsiniz.Size cvp niteliğinde 2 yazı yazmıştım.Şöyle üste benim yazımdan bir alıntı altta sizin yorumunuz şeklinde yapabilir misiniz? Zahmet olacak ama:)

Size edilen hakaretler konusunda ise hakaret edildiği doğru.Sizin bu kişilerle olan geçmiş münasebetlerinizi bilemem.Ama bu olayları sizin kışkırttığınızı düşünüyorum.Elbette hakaretin bir savunması, açıklaması olamaz ama işte siz başlattınız ve siz körüklüyorsunuz.Bu hafifletici sebep olabilir bence.

Ecz Feriha(TheOne)


feriha hanım, ne yazmamı bekliyorsunuz ben anlamış değlim hakretler hala devam ediyor ve sizin yaptığınız tıpkı taciz edilen kadınklara suçun kendilerindenolduğunu söylemeğe benziyor.. evet okumamışsınız! sığır kelimesini maksadı aşar şekilde kkulalndığım için üzgün olduğumu yazdığımı okumamışsınız, okumazsanız ben neyapabilrim ? hala hakeret devam eden adamlara ne gibi bir sıfat yakışır sizce? hala onlara şahsi cevaplar yazmadığım dikkate almıyor, hala üzüntümü dile getirdiğiğmi görmezden egliyor ve "ohn olsuncu" bir tavır içinde benden cevap bekliyorsunuz? elbette görüşlerimi tekrar edceeğim başka ne yapabilrim?

bir bozukluğun , obozukluğun sebebi olan felsefenind eğiştirilmesiyle değiştirilebileceğini düşünüyorum ve mevcut sistemi istismarlara hak gasıplarına çok açık bir sistem olarak görüyorum bunun baş soermlusu da devlettir diyorum... rica ederim biraz insaflı olun ama feriha hanım!

şu sayfa içinde bir benim yazdıklaırma bir de bana eilen hakaretşlere bakın! tek bir keliem kulandım diye bu kadar hakreti hakl ediyorsam sürü psikolojisiyle üzerime saldıranların d biraz eleştirilmesini istemek hakkım değil mi? "oh olsuncu" tavır adalet değil feriha hanım!

kaldı ki BİR KERE DAHA BELİRTİYORUM! OKUMA YAZMA BİLYORSANIZ! SIĞIR KELİMESİNİ KULLANDIĞIM İÇN ÜZGÜNÜM! HALA ANLAMAYARAK HAKARETE DEVAM EDENLERİN İSE HAK ETTİKLERİ CEVAPLARIALMADIKLARI KANAATİNDEYİM... daHa ne anlatmamı bekliyorsunz feriha hanım! ne anlatayım?

BİRİNİN KIŞKIRTMASINA BU KADAR AÇIK VE MANİPÜLE EDİLMEĞE BU KADAR MÜSAİT BİR CAMİAMIZ VARSA BENCE BU ZAAFIMIZ ÜZERİNDE BİRAZ DÜŞÜNÜLMELİ AMA BU DA NİSPETEN SOYUT VE FELSEFİ BİR ÇABADIR!

el insaf ama feriha hanım el insaf!


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi
alıntı:

arkadaşlar
ben doğruyu söyleyeceğim
sayın babaruhi 'nin yazısını okumadım bile
bu kadar uzun bir yazıyı okumam için gerçekten çok merak etmem lazım

SÖYLEYENLER, SÖYLENENLER VE SÖYLENMESİ GEREKENLER

deyince bu yazı mı aklına geliyor insanın
nereden kopyala yapıştır yaptığını çok merak ediyorum
kendisi bu yazıyı okumuş mu acaba

az ve öz bir kendi yazısını okumayı tercih ederim

sayın babaruhi sizden de özür dilerim bu sadece benim düşüncemdi
ama dürüst olmak istedim, umarım sizi darıltmadım

ARHAVİ 'DEN SEVGİLERLE


sayın lionaxe, sizin nikiniz de fazlasıyla uzun ama bu size hitap etmeme engel omuyor.. :)

yazı fazlasıyla uzun olabilr ama vizyondan bilenler bilir bütünlüğü başka türlü sağlamk mümkün değil bu bir!
ikincisi ben hiç kes- yapıştır yapmadım.. kes-yapıştır yapanların yazdıklarına atıfta bulunuyorsanız o başka.. yazdfığım yazıyı okumamam mümkün mü? sizde bir solukta okumayın efendim! araya kâğıt koyun parça parça okuyun :) her şeyin bir çözümü var...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi
alıntı:

alıntı:

arkadaşlar
ben doğruyu söyleyeceğim
sayın babaruhi 'nin yazısını okumadım bile
bu kadar uzun bir yazıyı okumam için gerçekten çok merak etmem lazım

SÖYLEYENLER, SÖYLENENLER VE SÖYLENMESİ GEREKENLER

deyince bu yazı mı aklına geliyor insanın
nereden kopyala yapıştır yaptığını çok merak ediyorum
kendisi bu yazıyı okumuş mu acaba

az ve öz bir kendi yazısını okumayı tercih ederim

sayın babaruhi sizden de özür dilerim bu sadece benim düşüncemdi
ama dürüst olmak istedim, umarım sizi darıltmadım

ARHAVİ 'DEN SEVGİLERLE


sayın lionaxe, sizin nikiniz de fazlasıyla uzun ama bu size hitap etmeme engel omuyor.. :)

yazı fazlasıyla uzun olabilr ama vizyondan bilenler bilir bütünlüğü başka türlü sağlamk mümkün değil bu bir!
ikincisi ben hiç kes- yapıştır yapmadım.. kes-yapıştır yapanların yazdıklarına atıfta bulunuyorsanız o başka.. yazdfığım yazıyı okumamam mümkün mü? sizde bir solukta okumayın efendim! araya kâğıt koyun parça parça okuyun :) her şeyin bir çözümü var...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN


ayrıca okumadığınızı söylemek dürüstlüğünü gösterdiğiniz için teşekkürler, saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

eczacar üzülerek söylüyorum ki.. babaruhi yi anladığımız zaman bu meslek için çok geç kalınmış olacak..

dynabella haklısın Süleyman babaruhiyi anladığımızda herşey için çok geç olacak...

babaruhi özlemciğim ve süleyman abi, anlamağa çalıştığınz içn teşekkürler... sayın lionaxe...

getirilen önerilere karşı verilen cevaplara hala bakmadığınz görüyorum... kimseden de benim için birisini dövmesini istemedim kimseye " seni cezaevne yollarım" gibi bir cümlede sarf etmedim...

hala iyiniyetli olduğunza inanmak istiyorum ama tepkilerin ölçüsüzlüğünü algılayabildiğinizi de sanmkıyorum, özür dilerim.. hala iki davranış arasındaki farkı göremiyorsuuz.. velev ki ben sizi küçk görmüş olayım...
1- burada hiç kimseye şahsi bri sataşmam olmdı şahsen çatılan ve hakaret edilen ben oldum
2- göz göre göre yapılan haksızlıklar ve ihlallerle ilgili olarak adeta mazoşsit bir devlet tapınmacılığıyla muhtemel bütün eleştiri kaynaklaırn kurutmak tavrını nasıl eleştirmeliydik? insnlara " kendi aklınızı kullanın" demiş miyim! " hiç kismenin menfaati sizinkinden üstün değildir" demiş miyim? peki bu cümleleri niçn görmüyorsunuz.. muhtemelen okumadığınız içn :)

haaaa... ama bu tip cümleleri atlamak hepinize oldukça kolay geliyor... kitlenin kötü dediğine katılmak kadar güvenli bir şey yoktur feriha hanım.. ben şahsen sizin ne gibi bir soru sorduğunuzuda anlamış değilim lütfen siz de merak ettklerinizi madde madde yazınız.. zira siz de saldıran kitlenin bi üyesisiniz ve her biinze ayrı ayrı cevap yazmak hem benim hem diğer üyelerin vakitlwerini heba etmek demek..

hâlâ yaptığınzın taciz edilmiş insanı suçlamak olduğun göremiyorsanız.. blemiyorum.. bu tıpkı giyimi çok aykır olduğu için kitlesel kabullere göre bunu hakaret kabul edip o kişiye saldırmaya benziyor..

ve bütün bunlar bu fakirin hepinizden daha fazla ekonomi, felsefe, psikoloji ve siyaset bilimi okuduğu gerçeğini değiştirmiyor. bunu niye söylüyorum? şunn için: bireyin tevazuu kitlenin sömürü aracı haline gelmesin diye, nitekim bizim toplumumuzd olan budur.. ben oudğum kitapaların sayısı ile değil bizzat okuma gayretimle ve emeğimle ortaya çıkıyorum, herkesten de en az benim kadar gayret bekliyorum ki ben çok tembel bir adamım!

"ben " demeğe alışmak istiyorum siz de alışın istiyorum .. keninizi hehangi bir meslek örgütünün insafına terk etmeyin istiyorum.. herkesin kursağı , midesi ve beyni ayrı feriha hanım... bunlar birmiş gibi davranmak ancak zorbalık doğurur...

sizden ricam: sorulaırnızı lütfen maddeler halinde yazınız...

eğer bir insan kendisinin bilmediklerini bilenleri dinlemek istemiyorsa kusura bakmayın ama hiç vir eşitlik teorisi beni onu bilnlerle bir tumaya zorlayamaz... bilenin elini öperim, hiç de gocunmam ama bilmeyenin saldırısına da sesiz kalamam.. şey hariçç theone arkadaşımızona söylenebilecek herhangi birşey yok çünkü... şahsi br ayrı cevpa yazmak israf olur,

sizinle bir anlaşma veya iletişim zemini bulabileceğimizi sanıyorum, saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi 1.Bir eczaneye para koyan adam eczacıya maaş verecek, kalfaya maaş vereck, kirayı ödeyecek, ilacı ödeyecek, ekeltrik su vs tüm giderleri ödeyecek ve üstüne kar edecek.Bu yapılabilse zaten bir sermayedara ihtiyaç olmaz.Kredi çeker kendimiz yaparız.Ne dersiniz?

cevap:bu yapılamıyorsa muvazaa niye yapılmaktadır? bir sermayedar zaten eczacının ekonomik mukavemetinin üstünde parasal güce sahip kişidir ve eczacılık onun için düzenli ve nispeten risksiz bir ticarettir... bunun yanır sıra sermayedar eczanenn sadece ekonomik boyutundan SORUMLU sayılacağından ve eczacı gibi bir meslek örgütünün dolaylı korumasına taabi olmadığından bireysel olarak daha kuvvetli bir hak mücadelesi verecektir. kredi alarak eczane döndürme iş halihazırdaki uyuglamdır ve bunun sonunda sadece sermayenin erimesi söz konusudur... sermayedarın polarla pazarlık şansı, çoğu kıt kanaat geçinen eczacılara göre daha fazladır.

2 Sermayedar dediğiniz -bence başkasının diplomasından yararlanacak olan sürüngen- kişi şu an dürüst bir eczacının zor bela çevirdiği eczaneden gelecek parayla yetinecek mi? Yeterli para alamadığında bir takım pis işlere bulaşmasını beklemeyecek mi? İşi yapan ben olacağım, diploama benim olacak ama patron o olacak????

evet size göre "sürüngen"... :) başta da belirttiğim gibi hkkın aramak için meslek örgütü gibi bir ayakbağına bağlanmamış ve sermayesi için bireysel olarak mücadele edecek sermayedarın motivasyonunu es geçemezsiniz... dolayısıyla eczacının darlık sebebi dürüst çalıoşması değil kendisini kuşatan saçmalıklar manzumesine karşı mücadele yollarınn bir kere en başından meslek örgütü tarafından tıkanmasından kaynaklanmaktadır.. dolayısıyla emin olun vir sermayedar bizim yaşadığımız ödeme gecikmelerini büyük ihtimalle yaşamayacaktır.. bir suçun veya istismarın İHTİMALİ bir hkkın engellenmesine mazeret teşkil etmez... bir kere eczacılıkla ilgil yolsuzlukların hepsi doğrudan muvaza ile ilgili değildir. bunu kabul ederk sağlıklı bir tartışma yapamayız.. ikncisi sermayedar herhangi bir mali suç işlese, şeytana uyarsa zaten devletin igli birimleri gerekli müeyyideyi uygular.. amacımız suçsuz ve günahsız melekler yaratmak mıdır yoksa suç işleyenin kesinlikle cezalandırıldığı ama buna mukabil özgürlüklerin azami korunması hassasiyetinin gözetilmesi midir? suçu baştan yok edemezsiniz, olduğunda cealandırırsınız. aksi takdirde hrkes potansiyel kaatildir veya hırızdır zaten ...:)

3-Hem o zaman bizler parası olanın yanında çalışan sıradan bir meslek grubu olacağız.O yapılan sözleşme falan hep fasa fiso.Maaşımız eczaneler özel işletmeler olduğu için sermayedar tarafından belirlenecek.İitiraz mı ettin sıradaki eczacı gelsin.Alırsın tazminatını gidersin.İtiraz edersen sürün mahkemelerde.Parayı koyan o adam düdük Onun:)Yok yüz kızartıcı suçmuş bilmemne.Herşey kitaba uydurulur.Mükemmel dünyada değil belki ama bizim dünyamızda işler böyle yürümüyor mu?

yanlışlık şu... hiç bir yerde işveren ücret konusunda bu kadar sınırsız yetkili değildir... burada göz ardı edile nnokta ücret piyasasında oluşacak rekabettir.. ne demek? işinin ilmini iyi bilen adam bilmeyen göre tercih edilecektir, çünkü eczanenin asli görevi sağlık hizmtidir.. devlet kanalıyla iş güvencesi sağlamaya çalışmak felaketle sonuçlanacaktır ve gerçekte eczacı işsizliğine bu sebep olaaktır...
a- bir üceretin belirlenmesinde a1 maliyet ve a2 piyasa rekabeti etkenleri söz konusudur.. işni iyi bilen eczacının verdiği hizmet hiç bir zaman diğerlerininkiyle bir olmayacaktır ve kanaatimce sdece bu rekabet ortamı bile yeterli bir güvene oluşturacaktır.. işini bilmeyen, işinin ilmşne ahip olmayan eczacı da iş bulamayabailecektir ama zaten şu anda da eczacı iişsizliği sözkonusudur.. hiç kims eo kadar keyfi bir şekile iştenadam atamaz tehone hanım. . sözleşmeler kşisel kanunlardır.. kanuna uymayan adamın da canı yanar...
burada her sermayedar ve eczacı kendi şartların öne sürecek ve sözleşme hürriyeti içinde ataen piyasa şartlarına uygun sözleşmeler yapılacaktır.. devletin müdahalesine hiç gerek yoktur... daha yrıntılı yazacağımd apcd eiş var bir e yemek yiyeceğim devam edicem... teşekkür ederim.. iş mecraını bulur gibi oldu.. saygılarımla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi hemen özür dilemek istiyorum nikleri karıştırmışım thehelper diyeceğime theone demişim..

evet sermayedar başkasının diplomasıyla iş yapmakla beraber kendi parasını riske eden adamdır.. sermayedarın yaptığı işin ekonomik boyutunu temsil etmektir... başkasınn diplomaıyla poliklinik ve hastane açılması daha mı az ciddi bir iştir? oralarda sermayedar nasıl denetleniyorsa burada da öyle denetlenecektir....

4-4.Dişhekimleri doktorlarda mesela muayenehane açmadan önce sermayedarlar tarafından ziyaret ediliyor mu ? Dişhekimi muayenehanesi az parayla mı kuruluyor? Ama ben hiç muvazzalı dişhekimi duymadım:)Çünkü yapılabilecek dalavere bol ve eczacı devreden çıkarılarak da iş yapılabiliyor.Sizce neden muvazza sadece eczacılık mesleğinde var?

bu sorunun soruılması şaşırtıcı ama cevabı yukarıdaki paragrafta verildi.. bir mesul müdür tutlarak açılan özel hastanelere ne diyeceğiz bu durumda ? demek ki muvazaanın kendisi esas olarak bir suç ya da ayıp değil çünkü mesul müdür aracılığıyla açılan hastanelere muvazaa demiyoruz ama mekanizma aynı.. neden diş hekimleri muvazaa yapmıyor mu? hadi canım? sermayedarların açtığı polikliniklerde çalışan diş hekimleri en yapıyor? onların polkliniklerinde mesuliyet kime aittir? diploma sahibine! yani muvazaa muvazaa denen şey sadece eczacılık camiasında varolna bir paranoyanın adıdır.. bir mesleği EKONOMİK olarak sadece o emsleğin sahiplerine tahsis etmek sadece hırsızlığı ve istismarı doğurur..

5.Herkes sendikalaşmaya, birlik olup güç kazanmaya çalışırken en güçlü meslek gruplarından birinin devre dışı kalmasını savunmak nasıl bir mantıktır?

sendikal hareketler devletçi ekonomilerdeki devletten pay kapma yarışının menfaat çeteleridir.. amerikada toplam üceretlilerin %10'undan daha azı sendikalıdır.. sendika, sendikasız işçilerin sömürülmesine ve işsizliğin artmasına yol açar... sun'i iş ve maaş güvenceleriyle üyalerini üye olmayan işçilerin aleyhine nemalandırır ve korur.. yani sendika pek de makbul bir mekanizma değildir.. çünkü işçinin serbest piyasada bir puan daha fazla geçmesini engellediği gibi zira kendi işyerlerindeki konumların sabit kalmasına uğraşır, daha iyi emeğin daha ço para etmesine de engel olur...

imdi.. eczacı meslek örgütlerinin rolü ne olmalıdır..s anırım soruuzn cevabı bu olacak.. meslek örgütlerinin kuruluş felsefesi, mensubu olan bireylerin haklaırnın diğer organize güçlere karşı savunulmasıdır. meslek mrgütleri asla kimin kimnle ne kadar sözleşme yapacağına karışamaz, karışmamalıdır... meslek örgtlerinini sözleşmelerde taraf olması ilk olarak sözleşme hürriyetien aykırı olduğu gibi pazarlıktan kaynaklanacak potansiyel kârlarınd aönünü tıkamaktadır. meslek örgütlerine üye olmak mecburiyeti, bu örgütlerin hiç bir dahlki olmaksızın elde edilen bir öğrenime hakarettir ve açıkça zulümdür.. mesleğin icarsı içn aracı bir kuruma üye olmaya zorlamak demek memlektin yargı gücünün bir kısmını bu tip örgütlere vermek demektir.

devletçi sistem içnde örgütlenmenin tek amacı devlete yakın bir menfaat çokluğu elde etmektir.. zira tek dağıtcının üleştiricinin devlet olduğu bir rejimde herkes doğrudan kaynağa yönelir. meslek örgütlerinin çoğu zaman yargı sahasına giren konularda müeyyideler uygulamsı da bir başka ahlâksızlıktır. zira meslek örgütlerinin yöneticilerine bu tip yargısal yetkiler vermek objektiflikten uzaklaşmak demektir. mesleki istismarlar ceza hukuka göre adli mercilerce karara bağlanır ve biter! önemli olan devletin para pastasından pay almak için örgütlenmek değil, kuruluşu ve işleyişi tamamen GÖNÜLLÜLÜK esasına dayanan hak arama birlikleri oluşturmaktır...

eğer meslek örgütlerinin fonksiyonlarını da sırf devletten enmalanmak adına arttıracak olursak karşımızda yüzlerce minik devletçik buluruz...

6-Bu yazdıklarınız eczacıyı iş sahibiyken çalışan durumuna koymuyor mu?Parası olan herkesin çalıştırabileceği bir meslek grubu.Bögh.

fiilen hiçbirimiz iş sahibi falan değiliz feriha hanım kendimiz kandırmayalım.. hemen hiçbirimizin ilacı depo borçlarını karşılamaz. o kadar ilacı olan adamın da zaten işletmesi rantabl çalışmıyor demektir. har ay on gün arayla yazılan çeklerin bir sonraki ay beş güne bir sıklıkta kesilmesi bazılarımzn bu keyfi ödeme şartları içinde daha sık çek kesmesi bile bize uyarıcı olmaıyorsa evet.. biz eczanelerimizn sahibiyiz..

eczacı bisiklete binen adam gibi sürekli hareket halinde olduğundan mevcut durumun anlaşılması içn bu gün hepimizn birden eczanelerimizi kapatmamız lazımdır...

önemli olan kâğıt üzerinde bir yerin sahibi olmak değildir... ozaman sahip olmadıkları yerlerde çalışanlar daha aşğılık bir konumdadı mıdırlar? önemli olan mesleğin ifasıdır, genel etik ve ilim kurallarına göre... melseğin ekonomik bir tekelleşmesinin hiç bir akli ve ekonomik gerekçesi de yoktur... özel hastaneleri ve polkliniklerin mesul dişhekimlerini untmayınız... sanki bunlardan bir tek bizim haberimiz yok... "böğ" kısmına nasıl bir cevap yazacağım bilemedim , özür dilerim..

sizi irrite ettiğim için üzgünüm... çok kişiyi irrite etmişmdir başta... bununla övünüyor muyum hayır! ama bir şekilde anlamağa çalışanlar daha sonra genellikle pişman olmamışlardır..

okuma işine gelince... bu konuda fazla idd,alı gibi duruyorum ama hkikat bu1
:) eğer bunn aksine bir örnek varsa verenin elini öpeceğimi " bilenin elini öperim" diyerek sanırım vermiştim... bunu nereden çıkarıyorum.. eğer gerçekten derin bilgisi olan varsa referanslarıyla ve mantığıyla ortaya kor ve bende ona hayran olurum.. emin olun olurum... meela bir eczacı ablam var popper'ın "bilmsel araştırmanın mantığı adlı eserini" ( yani benim okumaya gücümün yetmediği popper'ın tek eserini) okumuş üstelik anlamış yemin olsun hayranlığımdan ve hasedimden çatlıyorum! :) yahu biz eczacılar arasında popper okuyan adamız diye hava atarken görüyo musunuz yaptıklarını!? aa katlanamam ama ben buna! :)

serinkanlılığınz ve nezaketiniz içn sonsuz teşekkürler.. arada bir tek faz farkı problemi kaldı.. uygun yazıları uygun zamanda yazıp denk getirince sanırım daha ateşli ve kırıcı kavgalara geçebileceğiz! ( şaka şaka) :)

sorular içn teşekkürler harika bir fırsat oldu... sağlıckla kalın, saygılar...
forumun en bilgili ukalası babaruhi! ha ha ha!

( hadi size bir sır vereyim kimseye demeyin ama! bakın şurada biz bizeyiz.. arada kendimle de dalga geçiyom ama hiç çaktırmıyom... herhalde hiç "çaktırmıyom" yani galiba, kesin)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi Neden dişhekimine ya da doktora bu öneri gitmiyor sorusu aslında bu muvazza konusunun özüdür.

bu soruyu ayrıntısıyla cvapladığım sanıyordum.. doktorlar da dişhekşimleri de ücretli olarak mesul müdürlük yapıyorlar.. van il sağlık müdürnün diploması bir özel kurumun mikrobiyoloji labının dayanağıdır, bunu d herkes biliyor...

şimd.. gelelim sorularınızn iknci tur cevaplarındaki açıklara..
hepsini ayrı ayrı cevplamayacağım ...
1- sermaydarla eczacı arasındaki söleşmenin kanun hükmünd eolduğun söylemiştim... sözleşmelere uyuşlmamsıyla ilgili müeyyidlerin uygulanacağnı varsayarak.. eğer devlet huku hiç bir şekilde işletemeyecekse zaten burada kafa yormamızn alemi yok.. zaten istediğimiz mevcut hukuksuzluğun giderilmesi

2- daha önceki yazılarımda [b]devletin acilen sağlıktan el çekmesinin her işn birinci şartı olduğunu[/] yazmıştım ama cevaplarım sadece sorularınıza özgülediğimden bunu telaffuz edemedim...

3- mevcut sistem devam derken muvazaa yasallaşırsa emin olun muvazaa sayısı azalacaktır.. çünkü bu iş bu şartlarda açık açık yapmanın hiç bir çekiciliği kalmayacaktır.. muvazaa denen olayın gerçek bir ekonomik çözüm olması için devletin büyük ölçüde ekonomiden elini çekmesi lazımdır.. ama şu şartlar altında bile devletten geri ödemelrin alınması yönünde çok daha büyük bir baskı oluşturacaktır.. eğer yıllardır yapamdıysak şimdi nasıl becermeyi düşünüyoruz devleti dava etmeyi?..
kaldı ki önerilerim arasında eczacının bireysel olarak dava açma hakkının tanınmasın itediğimi sanıyorum... ama sanırım bunu d okumamışsınız.. :) kaldı ki muvazaa işn tek boyutu değil .. burada eczacıların resmi ortaklıklarından da bahsediyoruz ki bu tip bir şirketleşme de sonuçta muvazaadır.. :) yani alternatif tek değildir ama belli "suçların" suç kapsamından çıkarılarak hakların engellenmesinin önüne geçilmesi sağlanmalıdır... şirketleşmeyle ilgili niçn kuvvetli bir ses işitmediğimi hep merak etmişimdir?

zaten sorun bireyin sistem veya kitle karşısında susturulması ve eczacı odalaırnın bunn bir aracı olmasıdır.. bunu da bangır bangır bağırmama trağmen hala sormanız okumadığınıza öynelik kanaatimi güçlendiriyor..
eczacı odaları hak savunuculuğu bahanesiyle mahalleyi koruma parası adı altında haraca kesen adamlar gibidirler.. hoş onların bir yerinden eklemlendikelri devletin de vergi mantığının temeli budur ya...
sanbırım iknci tur sorulaırnız da cevapladım bir kaçı eksik kalmış olabilir acelem var ama devam edelim... tekrar teşekkürler, saygılar...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

yadak ''bir sermayedar zaten eczacının ekonomik mukavemetinin üstünde parasal güce sahip kişidir ve eczacılık onun için düzenli ve nispeten risksiz bir ticarettir... bunun yanır sıra sermayedar eczanenn sadece ekonomik boyutundan SORUMLU sayılacağından ve eczacı gibi bir meslek örgütünün dolaylı korumasına taabi olmadığından bireysel olarak daha kuvvetli bir hak mücadelesi verecektir. kredi alarak eczane döndürme iş halihazırdaki uyuglamdır ve bunun sonunda sadece sermayenin erimesi söz konusudur... sermayedarın polarla pazarlık şansı, çoğu kıt kanaat geçinen eczacılara göre daha fazladır.''
TİPİK VAHŞİ KAPİTALİZM.PARAN VARSA GÜCÜN VARDIR,TIKANIKLIKLARI AÇMAKTA BU GÜCÜNDEN TEK BAŞINA BİR MÜTEŞEBBİS OLARAK YARARLANIRSIN...
BU ARADA RÜŞVET,İLTİMAS,NÜFUZ KULLANMAK İBADULLAH...

... dolayısıyla eczacının darlık sebebi dürüst çalıoşması değil kendisini kuşatan saçmalıklar manzumesine karşı mücadele yollarınn bir kere en başından meslek örgütü tarafından tıkanmasından kaynaklanmaktadır..

TÜMPOLEMİK BOYUNCA YAZDIĞINIZ TEK DOĞRU CÜMLE...


''sermayedar bizim yaşadığımız ödeme gecikmelerini büyük ihtimalle yaşamayacaktır..


HANGİ KOŞULLARLA;YUKARIDA SAYDIĞIMIZ;AÇIKTAN ÇIKAR SAĞLAMAK,ADAM KAYIRMAK,ADAMINI BULMAK YOLLARIYLA MI?


''bir suçun veya istismarın İHTİMALİ bir hkkın engellenmesine mazeret teşkil etmez... bir kere eczacılıkla ilgil yolsuzlukların hepsi doğrudan muvaza ile ilgili değildir. bunu kabul ederk sağlıklı bir tartışma yapamayız..''
HER MESLEK GRUBUNDA OLABİLECEK FİRELERİ MESLEĞE YANSITMAK NE KADAR YANLIŞ SA;
THEONE KARDEŞİMİZİN BELİRTTİĞİ GİBİ TÜM GİRDİLERE EK OLARAK,ECZACIYA VERİLECEK PARA VE KOYULAN SERMAYENİN RANTABİLİTE BEKLEMESİ GEREĞİ,EŞYANIN TABİATINA AYKIRI BİR DURUM ORTAYA ÇIKMIYOR MU?
MATEMATİK BİZ ECZACILARA DA OKUTULDU DEĞİL Mİ?BUNUN İÇİN EKONOMİ ÜSTADLARINDAN.KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL KİTAOSIZ PROF.LARDAN,
HİÇ BİR ÜLKEYE VE ZÜMREYE YARAMAMIŞ GÖRECE ÖĞRETİLERDEN AKTARILACAK
HAYATA GEÇMEMİŞ TEORİLERDEN LÜGAT PARALAMAYA GEREK YOK...!!!


''ikncisi sermayedar herhangi bir mali suç işlese, şeytana uyarsa zaten devletin igli birimleri gerekli müeyyideyi uygular.. amacımız suçsuz ve günahsız melekler yaratmak mıdır yoksa suç işleyenin kesinlikle cezalandırıldığı ama buna mukabil özgürlüklerin azami korunması hassasiyetinin gözetilmesi midir? suçu baştan yok edemezsiniz, olduğunda cealandırırsınız. aksi takdirde hrkes potansiyel kaatildir veya hırızdır zaten ...:)''

HEM EKONOMİST,HEM SOSYOLOG ...!!!
SOSYOLOJİ BİR BİLİMSE VE DE EN KÜÇÜK BİRİM OLAN AİLEDEN BAŞLAYARAK TÜM TOPLMU VE SONUÇTA TOPLUMLARIN BELİRLİ BİR DÜZEN İÇİNDE YAŞAMALARI İÇİN KURDUKLARI DEVLETİ İNCELİYORSA,SİZİN ŞU YAZDIKLARINIZI HİÇ BİR YERE SIĞDIRAMAZ...O KADAR SIĞ VE YÜZEYSELSİNİZ Kİ,AT GÖZLÜĞÜ TABİRİ AZ GELİR...SİZ KENDİNİZİ SERMAYE İLE KOŞULLANDIRMIŞSINIZ.ECZACILIK ÖNCELİKLE;ONURLA,ÖZVERİYLE VE ÖZGEÇİYLE YAPILABİLEN BİR MESLEKTİ..SİZ VE SİZİN GİBİ DÜŞÜNENLER VE HASBELKADER ÜLKENİN BAŞINA GEÇEN BECERİKSİZ VE YETENEKSİZ YÖNETİCİLERCE BUDANARAK BUGÜNLERE GELİNDİ..
BİR ECZACININ,KENDİ KŞULLARI İLE YÜRÜTEMEDİĞİ BİR SİSTEMİ PARA SAHİBİ SERMAYEDARINIZ,KUPÜR YOLSUZLUĞU YAPMADAN VE ŞİŞİRİLMİŞ REÇETELER YAZDIRMADAN NASIL SÜRDÜREBİLİR?DOĞUDA GİRDİLER AZ DEMEYİN,YALNIZCA ECZACI MAAŞI 2000.USD.DOLAYLARINDAYMIŞ?(YALNIZCA BİR DUYUM,YOKSA SİZİN GİBİ KONUYLA YAKINDAN İLGİM YOK)

''yanlışlık şu... hiç bir yerde işveren ücret konusunda bu kadar sınırsız yetkili değildir... burada göz ardı edile nnokta ücret piyasasında oluşacak rekabettir.. ne demek? işinin ilmini iyi bilen adam bilmeyen göre tercih edilecektir, çünkü eczanenin asli görevi sağlık hizmtidir.. devlet kanalıyla iş güvencesi sağlamaya çalışmak felaketle sonuçlanacaktır ve gerçekte eczacı işsizliğine bu sebep olaaktır...
a- bir üceretin belirlenmesinde a1 maliyet ve a2 piyasa rekabeti etkenleri söz konusudur.. işni iyi bilen eczacının verdiği hizmet hiç bir zaman diğerlerininkiyle bir olmayacaktır ve kanaatimce sdece bu rekabet ortamı bile yeterli bir güvene oluşturacaktır.. işini bilmeyen, işinin ilmşne ahip olmayan eczacı da iş bulamayabailecektir ama zaten şu anda da eczacı iişsizliği sözkonusudur.. hiç kims eo kadar keyfi bir şekile iştenadam atamaz tehone hanım. . sözleşmeler kşisel kanunlardır.. kanuna uymayan adamın da canı yanar...
burada her sermayedar ve eczacı kendi şartların öne sürecek ve sözleşme hürriyeti içinde ataen piyasa şartlarına uygun sözleşmeler yapılacaktır.. devletin müdahalesine hiç gerek yoktur... daha yrıntılı yazacağımd apcd eiş var bir e yemek yiyeceğim devam edicem... teşekkür ederim.. iş mecraını bulur gibi oldu.. saygılarımla''

İŞİNİN İLMİNİ BİLEN ECZACI VE DE BİLMEYEN ECZACI?
NE DEMEK BU?
ÜNİVERSİTELERDEN GEREKLİ VE YETERLİ EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ ALDIĞINA KARAR VERİLEREK ECZACI UNVANI VE YETKİSİ İLE DONATILMIŞ ECZACILARA SİZ İKİNCİ BİR KISTAS MI GETİRİYORSUNUZ?
KİM SİZE ECZACILARI İŞİNİ BİLİR!!!VE İŞİNİ BİLMEZ?DİYE AYIRMA HAKKI VERİYOR.?
VE SİZ ŞİMDİDEN,ASLINDA ECZACI İŞSİZLİĞİ VAR,İŞ BİLEN ECZACI YAŞATILSIN,SİZE GÖRE İŞBİLMEZ ECZACI DA NE HALİ VARSA GÖRSÜN DİYORSUNUZ,ÖYLE DEĞİL Mİ?YANİ KENDİNE BAŞKA BİR İŞ BULSUN,HATTA BU İŞ İÇİN EĞİTİM DE GEREKMESİN...YAHU,ALLAHINIZI SEVERSENİZ,SİZ KENDİNİZE PARAYLA YAPILACAK VE ÇOK DAHA RANTABL OLACAK İŞLERDEN BİRİNİ SEÇSENİZE...HEM YEMEK DE SORUN OLMAZ,BAKIN SAAT 15.30 VE BEN DE YEMEK YEMEK İÇİN ARKA TARAFA GEÇECEĞİM,ÖN TARAFA ALLAH KERİM!!
YALNIZLIK ÇOK KÖTÜ,YOKSA BENİMDE BİR SERMAYEDARIM MI OLSAYDI,NE DERSİNİZ?


LIONAXE arkadaşlar ilk önce gene itiraf etmeliyim yazdıklarınızı gene okumadım
çok felsefik yazıyorsunuz tebrik ederim

hepinizi takdirle karşılıyorum
babaruhi kardeşim meşgul olduğum için yazılarını okuyamadım
kusura bakma
anca fırsatım oldu
ama gene okuyamadım
bu akşam nöbetçiyim de malum müşteri falan.

hepinize saygılar

ARHAVİ 'DEN SEVGİLERLE

babaruhi
alıntı:

Cevaplamayı unuttuğunuz bence önemli bir bölüm tekrar kopyalıyorum:

Eczacılık kar getiren bir ticaret olmalı ki sermayedar parasını buraya yatırmayı seçsin.E bu durumda 'kıt kanat geçinen eczacı' nasıl olur? Sermayedarın para kazanmak için işletmesine hiç karışmadığı işletme birden ne değişecek de para basmaya başlayacak?

Eczacının çektiği kredi ile dönen eczanede 'sermaye' erirken adam(sürüngen) para koyduğunda -işleten kişi değişmediği halde- sermaye nasıl büyüyecek?

''Adamın parası var depoyla pazarlık yapar'' bu para basma işinin tek açıklaması mıdır? Bu tek açıklamaysa biz eczacı odası olarak ilacı satan tek meslek grubuyuz desek depolara resti çekip semayedarın yapacağı pazarlığı şimdiden yapsak?Deponun tek alıcısıyız ve toplu olarak hareket edip kuralları belirlesek?

bu benim cevabımdır alıntılarla aynı karakterde çıkmıştır

bu sorunn cevabını da vermiş idim... amam velakin... bu durumda dediğim gibi sermayedar kurumlara ilaç verip vermemek konusunda çok daha rahat davranabilecektir.sermayedarın varlığıyla eczacılığı tekeline almış ve memur gibi çalıştırılan bir grubu bir tutamazsınız.. şu an fiyat ayarlamalrıyla, mesleki örgüt zincirleriyle zaten tam bir memur gibi çalışmaktayız... sermayedar için bunların önemi yoktur...

kuarlları belirleyebilsek belirlerdik.. meslek örgütlerinin devlete yamanan bürokratik yapısıyla bu mümkün değil.. onun için meslekten elelrini çekmelerini ve devletin de piyasadan elini çekmesini savunuyorum... kanun zoruyla devlet dairesi haline getirilen meslek örgütleri bü4rokrasiye aykırı bir iş yapamaz.. bürokrasiyi dizginleyemez, zaten onun bir parçası!

kaldı ki zaten dediğim gibi devletçi sistem sürdürüldüğü müddetçe muvazaanın yasal hal alması tam ters bir etki yapacak ve muvazaanın cazibesini yok edecektir.. zira artık her şey ayan beya ortaya dökülecektir. herkesin yetkisi sorumluluğu ve ne yaptığı bilinecektir.. muvazaayı bu kadar çekici kılan şey devletçiliğin otoriter ortamında herkesin gizlilikle işini yürütmesindendir. o gizliliği kaldırın bakalım rağbet eden adam buluyor musunuz?..

muvazaanın suç sayılmasının bir kere hukuk ve ekonomi mantığı açısından yanlış olduğunu düşünüyorum...

eğer serbest ortaklıklar ( ki artık savunduğum şeyin adına muvazaa diyerek sizin jargonunuzu kullanmayacağım) gerçekten serbest bir piyasada yapılırlarsa kısa sürede eczacı şirketlerine dönüştüklerini ve pazarlık güçlerinin arttığını göreceksiniz.. ama bunun verimli olma şartı piyasanın ekonomik serbestisinin tannmasıdır.. bu ahlaki bir gerekliliktir.. özgürlüğü kötülük korkusuyla kısıtlamak ahlaksızlıktır..

(theone bundan sonrasını doğrudan size yazmıyorum, ayrı bir yazı yazmak için çok yorgunum...)

durmadan bana bir takım sıfatlar yakıştıran arkadaşların başka işi gücü yok mu? bu yazıda da hiçbir kişisel atıfta bulunmadığımı ve artık terbiye konusunda bazı şeyleri fazlasıyla suiistimal ederek haddi aştığınızı söylememe izin verir misiniz sevgili kitlem? açıkçası bu masumiyet histerisi içndeki içeriksiz saldırılarınız sıkmağa başladı..

bir kere "vahşi kapitalizm" diye bir şey yoktur! kapitalizmin kendisi , piyasanın rastgeleliğinin adil kabul edildiği bir ortamda kişilerin riskleri ve sorumluluklarını kabul ederek ÖZGÜRCE seçim yapmalarının ekonomik veçhesidir.!

sizin durmadan "vahşi" diye nitelendirdiğiniz kapitalizm ise içine devletçiliik katılmış, bir takım kapitalistlerin devletçe kayırılması sonucu tahribata yol açan melez ve kısır bir sistemdir! 19 yyın felaketlerinin kapitalizmin kendisinden değil de aksine merkantilist poltikalardan kaynaklandığını irlanda 'daki büyük açlık örneğinde somut olarak izah etmiştim... bana yaftalar yapıştırmaktan zaman bulursanız siz de açar okursunuz..

gerçekten sıkıcı olmağa başladınız kusura bakmayın! hem okumuyorsunuz hem okuyana hakaret ediyorsunuz!( merkantilizmin ne olduğunu bilmemekten ar etmek yerine, bu kelimeyi öğrenmek için kafa patlatmış birine hakaret etmek,vicdana da sığmaz terbiyeye de. e kusura bakmayın ama her sözüm provokasyon olacak diye doğru bildiğimi söylemekten çekinecek değilim...)

"özveri" ne demektir? durup dururken niye fedakârlık yapmalıyım? kimn için? bir fedakârlığın sürekli bir hal alması sizce marazi bir durum değil midir? bu fedakârlık söylemi kant'ın görev ahlâkının yıkıcı bir mirasıdır. normal şartlar altında hiç kimse hiç kimse için bir şey feda etmek zorunda değildir.. e bir ülke de sürekli anormal şartlar altındaysa ozaman şartların kökten değiştirilmesi ve bı fedakârlık uyuşturucusundan toplumun beyninin temizlenmesi lâzımdır.. fedakârlık bir kereye mahsus yapılan ve yapan kişinin özgür iradesiyle yapıldığı zaman değer taşıyan bir şeydir..

devlet zoruyla fiyat indirimlerinden uğradığımz zararlar fedakârlık falan değil düpedüz zorbalıktır! her zorbalığı fedakârlık maskesi altında savunmak bir vicdan narkozu olabilir ama hayat getirmez, ölüm getirir!

sonra kimin için fedakârlık? devletten sırf devlet olduğu için bir yeşil kart koparmayı kendine hak bilen cahil bir sömürücünün binbir emekle aldığımız ve parasını devletten kimbilir ne zaman alacğımız pahalı bir antibiyotiği heba etmesi için mi? ya da " sen ver sonra yazdırırız" deyip de devlet memuru olmak hasebiyle eczanemizi satın aldığını sanan bir memurun ilâç israfı için mi?

farkında olmadığınız şey devlet kendi menfaatini düşnüyor, depolar ve firmalar da.. burada fedakârlık masalıyla uyutulan yalnızca bizleriz..


derseniz ki: " babaruhi bey... bunlar iyi hoş da bize yabancı geliyor... okuyunca tüylerimiz diken diken oluyor... henüz zamanı gelmemiş olabilir... azıcık daha yavaş olun.. sindirmemize izin verin... bu kitaplardan hangisinin faydalı olabileceğini düşünüyorsunuz? gerçekten faydalı olacksa neden okumayalım?" ciğerimi yiyin!

son olarak.. hiç bir durum sebepsiz oluşmaz.. sebepler tercihlerdir.. tercihler felsefeye, kanaatlere ve inançlara dayanır.. yanlış kanaatler yanlış felsefelere yanlış felsefeler yanlış eylemlere sebep olur!

bir ayette:" şüphesiz ki insanlar iç durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez" ( yanılmıyorsam 11 rad 13 diye yazıyordu) mealinde buyuruluyor... buradaki iç dünyadan benim acizane anladığım işte bu, eylemlerimize yön veren fikri, felsefi kıstaslar, standartlar, nirengi noktalarıdır... ahlâkımız bunlara göre oluşur...

devletin mutlak ve sınırsız yetkisinden medet ummak, güce tapmak ve gücün üstünlüğüne duyulan inançtan kaynaklanır ozamn da asla böyle bir toplumda aykırıların, muhaliflerin haklarının devlete veya topluma karşı korunması diye bir kavram düşünülemez ..

"illegaliteyi savunuyor!" suçlamasının tercümesi budur! illegalitenin herhangi bir GÜÇ ODAĞI tarafından tanımlanmasını yeterli bulan ama bunun haklı olup olmayacağını sorulamayan anlayış da gücün mutlak haklılığına inanmaktan kaynaklanır...

bu yazıyı lütfen dikkatle okuyun! siz somut olayların somut şeylerle düzeltilebileceğini savunuyorsunuz , ben felsefe projeleriyle.. hiç bir inşaat yapıldıkça şekillenmez.. her inşaat önce yırtılabilir zayıf kâğıtlar üzerindeki ince çizgilerden ibarettir.. çizgilerin yol göstericiliğiyle çelik betonla buluşur ve proje ete kemiğe bürünür... felsefe bir hayat projesidir! meslek örgütlerine, bürokratlara tahsis edilmiş bir lüks değildir...
bana kızarak john locke'un "hoşgörü üstüne bir mektup'unu "okumuyorsanız kaybeden sadece siz olursunuz.. kendiniz dinleyin?

afşar'a kızarak okumaktan vaz mı geçiyorsunuz? ve bunun için afşar'ı suçluyorsunuz?

yoksa afşar'ın bütün iticiliğine rağmen " bu kadar bahsettiğine göre bir bakalım ne dmiş bu herif?" demek merakını mı hissediyorsunuz?

birncisi sizi TEB'E VE DEVLETE KÖLE OLMAĞA, İKİNCİSİ YAPILAN HER İŞİN MANTIĞA VE HUKUKA UYGUNLUĞU ÜZERİNDE DÜŞÜNMEĞE GÖTÜRÜR..

siz hangisini tecih edeceksiniz? saygılarımla
not: bütün yazılarımı saygılarımla bitirdiğimi ve hiçbirinizin buna gerek duymadığın görmek üzücü... bir hata ilelebde suiistimal edilemez.. borcum bitti!


Ecz Feriha(TheOne)


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi feriha hanım, gitmeye uğraşıyorum ve her seferinde sizin yüzünüzden dönüyorum..
bütn sermayedarlar eczane mi açmak istiyor?.. sorunuzda mantıki kurgu yanlış.. bir kısım sermayedar kârlı bulabilir.. sanki memleketteki bütün zenginler eczane açmanın yolun gözlüyor..
bu sorunun cevabını cem boyner rusya da 6 eczane açarak verdi zaten..

oradaki şartları uygun bulmuş ki bunu yapmış.. bizde de şartlar değişirse merak etmeyin sermaye karlı bulmadığı hiç bir işe girmez.. kâr etmenin kendisi ahlâkızlık değildir.. kamu eczacısı olduğunuzu söylemiştiniz bu bakımdan kârın hayati önemini tam olarak idrak etmediğinizi düşünüyorum... lütfen artık bırakın gitmek istiyorum, siz sordukça cevaplamam gerekiyor.. önemli olan bu soruları sormak ama cavapları biraz da kendi aklımzla aramak...
tekrar ediyorum: cem boyner " herhangi bir ülkede" ECZANE açmayı kârlı bulmuşsa eczacılığın KARLI yapılabidiği ortam ve şart va rolabiliyor demektir... bizdeki verimsiz ve zorbaca ortam bu işin AHLAKLI yapılmasının yegane şartı değildir...

kâr da kötülük değil serbest çalışan insanların ekmeğidir.. k♪âr kavramına saldıran ve ticaretle uğraşan bir camianın açık çelişkisini gördüğünüzde o camianın akli muvazenesi hakkında siz ne düşünürdünüz?
saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi
1.Semayedar ne yapacak da eczacının süründüğü işletmeyi karlı bir yatırıma dönüştürecek?

Onun yapacağını biz yapalım zira bu bizlerde meslek sahibi 'sermayedarlarız'
eczacıların çoğunun bu tip bir "sermayesi" yoktur feriha hanım... ilacı borcun karşılamağa anca yeten kişnin sermayesi yoktur... alacaklrını almakta zorlandığında çeki yazılan insanda sermaye yoktur...

sermaye sabit giderlerden sonra ilaç+demirbaş + en az ilaç değeri kadar nakit yedeğidir. bu yedeğin büyümesi kâr edildiğini, küçlmesi zarar edildiğini gösterir...

eczacıların çoğunun işlerini krediyle döndürmesi sermayelerinin olmadığını gösterir.. eczacılaırn bir kısmınn ev ve araba satark ii yürütmeleri sermayelerinin azaldığın gösterir yani zarar ettiklerini... eczacılığın şu anki durumu aynen 1929 ekonomik bbuhranındaki borsanın durumu gibi1 sahte hisse senetlerindeki değer artışı... devletççi ekonomimiz içinde eczacılığa yöneliş aynen ozamanki borsa güdüsüne benziyor... ne mesleği icra edenler ne de dışarıdan bakanlar gerçeğin farkında...

burada sermayedarı önermemin sebeğplerinden biri işte bu parasal riskten eczacıyı kurtarmak... b riski züerimize almanın hiç bir ahlaki ve ekonomik zarureti yok..

mali açıdan sıkı sıkı denetlenen ( ki satoışı alışı her halukarda faturalı olan bir iletmede vergi kaçırmanız mükün değil) bir illetmenin sermayedarla mı eczacılyla mı işletildiğinin bir öenmni yoktur... haaa adam parasını eczanede batırmak istiyorsa buyursun batırsın...onun alacaklarıyla ilgili motivasyonu ve imkanları şu an içn bizden fazla olacaktır.. zira dediğim gibi biz tebe bağlıyız admaın hiç bir bağlantısı yok.. gider malmüdürnün canına okur veya icraya verir çatır çatır parasını alır.. bunun yanıs ıra aynı serbsti bize de tanınırsa biz nedne yapamayalım...?

rusaynın sisteminin başka olması sistemlerins abit olduğu kabulüyle söyleniyor azerbaycanda resmi reçete diye bir şey yok
herke çatır çatır parsıyla alıyor ilacını
bunu niye benimsemeylim mesela?
bizim sistemimizn değişmemesi nerden gerekiyor? azerbaycanda bizim muvaza dediğimiz sistem remen var! kimseye eczanenin sahibi kim denmiyor.. eczanenin mesul müdür var mı? var! işini doğru yapıyo mu? yapıyor, bitmiştir... muhtemelen azerilerin çok salak oldukalrın düşüneceksiniz.. azeriler şimdi vahşi kapitalist mi? gayet de güzel sistem yürüyo.. şimdi bi baika şey söyleyeyim azerbaycanda eczaneler nöbetecfaland agirmiyor herkes istediği kadar açık kalabiliyor.. sizce bunu ahlaksızlıklaırndan mı yapıyorlar... bunu sistemlerin değişmez olmadığnı söylemek için aktardım...

bir sistemi kelepçelerle daha ahlaki hale getiremeyiz...

ucuz iş gücü? her memlekette bir denklik sıbavımüessesi vardır feriha hanım.. öyle hiçkimse elini kolunu sallayark bir ülkede meslek ( maalesef) icra edmeiyor... ne bunlar eczaıc mı amele mi?
o kadar korkmayın! :)
muvaza yasallaşırsa he rşey ayan beyan ortaya konacaktır.. he rşeyin resmi br maliyeti ortaya çıkacaktır.. bu gayrıresmi muvazada (ki muvazanın resmileşmesiyle zaten muvaza terimi ilga olacaktır ona başka bir şeyd emek icap edecektir.. çünkü kelimenin anlamındaki "aldatm" ortadan kalkcaktır... )bilemediğimiz, ortaya çıkmayan yeni maliyet kalemeleri demektir... bir şeyi çekici kılanın biraz da onun gizli olması olduğu da inkar edilemez ve gözdne kaçmaması gerekn bir etkendir... :)
canım efendim feriha hanımcığım:

6.Parası olan bu işi de yapar dendiği anda piyasada ki ciddi sermayelerle rakip olabilecek eczacı kalır mı piyasada??Her markette kaç eczacı çalışabilir ki? Kalanlar ne olacak?

diye sual buyrumuşsunuz... kaçtane market eczane açılabilecek ve bunlar ne kadar nüfusa hitap edebilecektir.?
. belki eczane sayısında azalma olacaktr ama bu asla sabit kalmayacaktır.. şehirler büyümekte yeniyerleşim alanları çaılmakta nüfus artmaktadır... yani 70 küsur milyon nüfusun ilaç ihityacınn marketten karşılanması söz konu olamayacktır.. şimdi nüfusa göre planlamağa çalıştığımz eczane sayısı ozaman doğal seleksiyonla ayarlanacaktır... devletin belirleyemediği nüfuz /eczane oranını serbest piyasa belirleyecektirç..

bütün eczacılaırn iş sahibi olması zaten imkansızdır şu anda da eczacı işsizliği vardır ve hekesin ancak kendi eczanesinde çalışması şartı bunu körüklemektedir.. bir market eczanede en az üç eczacı çalışabilecektir ve belki bunlar vardiya usulü da çalışabilecektir...
yani muhtemelen serbest eczane ortaklığı işsiz sayısını azaltacaktır... daha büyük eczaneler ve daha çok eczacı alınmasının yolunu açacaktır...
ama işin bu pragmatik boyutuna takılırsak hata yaprız.. tekrar ediyorum bir ekonomik faaliyetin bri meslek gurbuna özgülenmesi ahlaken yanlıştır...


sevgili feriha hanım,

bu iyiniyetli araştırma tutkunuz gerçekten beni vicdani olarak çok zor durumda bırakıyor ama... " yok çekip gitmek" iafdeniz gerçketen çok kibar... ama biraz da "çocukça"... lütfen darılmayın... bunu iyiniyetle söyledim.. "bunun için yaşlısınız " derken olgun olmam gerektiğine yaptığınz vurguyu umarım "daha yaşlılar" için de yaparsınız.. hala "daha yaşlıların" aleni terbiyesizliklerini eleştirdiğinizi okumadım...

isterseniz üslup konusunda daha net ve tutarlı bir tavır sergileyin.. ondan sonra düşüneyim kalıp kalmamayı... zira siz de hangi üslubun özde doğru hangisinin yanlış olduğunu tefekkür edebilecek yaştasınız sanırım...

şu üslup konusunu biraz da ben deşeleyeyim ne dersiniz?


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi feriha hanım.. gerçketn bu yazıma cevap yazıp beni tekrar davet etmeyiniz..
zira ben bir sistemin o sistemin yanlışlıklarına yol açan şeyleri kabul ederek düzeltilebeilceğine inanmıyorum..
hem devletçi olalım hem kâr edelim, hem eczacılık eczıların tekeline verilsin hem eczacı işsizliği ortadan kalksın, hem kâr oranlarını devlet belirlesin hem de kâr edelim, hem teb her şeyi düznelesin,müdahil olsun hem de kendi eczanemizi yönetelim, hem ahlaken yanlış ( taraflardan birinin asla sözünde durmadığı , sebep olduğu mağduriyet için bedel ödemediği.. devleti kast eiyorum..) bir sistem içinde ticaret yapalım hem de ayakta kalalım, gibi (sanırım eczacılık camiasına hakim olan marksist-devletçi külür ve kantçı görev ahlakı saçmalıklaırnın eseri olarak) birlikte var edilmeğe çalışılan çelişkili düşüncelerin kısır döngüsünden çıkmadıkça burada tartışmak anlamsız olacak..

bir çelişkiyi ahlaken savunamazsınız... tabiat çelişkiyi kabul etmez ,çelişkinin sonucu yok olmaktır ve acizae kanaatim bir mutlaklıkmış gibi paradoksal olarak beynimize enjekte edilmeğe çalışılan diyalektik materyalizmin ( ki eczacılığın mesleki ve ekonomik yönlerine ilişkin kabullerimizn altında bu felsefe yatıyor..) çelişik unsurların aynı anda aynı yerde bulunabileceği şeklinde anlaşılması sonucunda sürekli sözleşme ihlali yaparak ahlaksızlık eden bir müşteriye (devlete) ekonomik olarak "göbekten" bağlanmanın ahlaken gerekli olduğu sonucu çıkarsanabiliyor... böyle bir ortamda neyi ne kadar tartışmaya devam edebiliriz?

bu yazı felsefi bir metin ve ben üniversite mezunu bri camiadan bu yazıya aynı bağlamda cevap vermesini beklerdim.. ama muhtelif "saldırılar" beni ciddi anlamda yordu...

burada mevcut toplumsal sistemi kökten değiştireceğini düşündüğüm mümkün mertebe kapsamlı bir açık toplum tasavvuru ortaya koymağa çalışıyorum, yazılarımın özü budur.. açık toplum terimi için lütfen karl r. popper " açık toplum ve düşmanları" adlı remzi kitabevinden çıkan kitaba müracaat ediniz...
saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

Esma Kacar arkadaşlar,sermayedar bizim işimizi yapmaya (hem kara parasını aklamaya hem devleti dolandırmaya) çok hevesli.zira kolay kazanıyor,bizler gibi değil.sanırım hatırlayacaksınız,6-7 yıl kadar önce izmirde bir matbaa bulunmuştu.birkaç sermayedarın birleşerek satın aldıkları bu matbaada sadece küpür basılıyordu.ve bu küpürler hiç doğmamış çocuklar,çoktan öldüğü halde kaydı silinmemiş kişiler adına çıkarılmış sağlık karnelerine reçete düzenlenerek değerlendiriliyordu!yine aynı yıllardan bir başka örnek.güneydoğuda bir ilçedeki 8 eczanenin 7 i muvazaalı.ve bu 7 eczane sahte reçete nedeniyle kapatılıyor,eczacılar (sermayedarlar değil)hapiste,cezalar ve vergi borçları o zamanlarda trilyonlarla ifade ediliyordu.askeri doktorlar ve er reçeteleri ile ilgili söylentiler de vardı.işin içinde olanlar(!) neyin ne olduğunu çok daha iyi bilirler.muvazaanın savunulacak bir yanı olmaz,olamaz,olmamalı.saygılarımla.

babaruhi Siz kendiniz söyleyin.Ama siz kendinizi savunurken hakaret ederek savunuyorsunuz.Bunu aşabilseniz.

Tencere dibin kara seninki benden kara misali:)

bu ciddi ve bence sorumsuzca sarfedilmiş bir itham sayın theone... müsaadenizle kanıt istiyorum... en azından size yazışmalarımda... eğer başkalarına hitaben yazdıklarımı kurcalamk istiyosanız ve kitlenin avukatlığnı üstlenecekseniz o ayrı... asıl buna cevap yazmam icab ediyor... hala daha yaşlılara hitaben " yaptığnız yanlıştır" dediğinizi işitmedim? ben herkese yazdıklaırmdan sorumluyum ama herkes sırf kitle olduğu için eleştirden ari mi? böyle mi düşünmeliyim?

işte bu nazi'lerin alman halkın kandırmak için kullandığı yöntemdi yani kitleyi TANRILAŞTIRMAK... bunu sizin in söylemiyorum ama üzülerek alet olduğunuz görüntüsüne şahit olduğum kitle-birey çatışmasındaki durumunuz için söylüyorum...

burada afşar çelik'in herhangi bri hatasından dolayı ölçüsüzce kusulan kitlesel nefretin nazi vahşetinden psikoloji olarak bir farkı yok.. bunu en azından sizin anlamnızı bekliyorum ama muhtemeldir ki br kitle örgütünde belirli talimatlara bağlı kalarak çalışmanın gereklerinden dolayı bireyi anlamsız buluyorsunuz.. olsun gene de düşünmek gayretiniz her şeye değer... bun dedikodu olsun diye değil sözlerinizin psikolojik dayankalrnı tahliletmek aıdn ayaptım.. serbest çalışan eczacıların kitleye tapınmaları kesinlikle anlaşılamayacak bir çelişki!

bana gözü kara savurduğunz kılıcın tarafsız olduğu kanaatinde misniz? ben değilim...

öbğr yandan örenk olma metodunuza yürekten katılıyorum ve bu konudaki nezaketiniz için yürekten teşekkür ediyorum

ama tekrar ediyorum hâlâdevam eden hakaretlere "dur" demiş değilsiniz... bu konudaki tavrınız net değil.. sanki bri yandan kitkeyi idare edip bir yandan merakınızı gidermeye çalışıyorusnz gibime geliyor.. merakınızı gidermeniz için elimden gelen yardımı yapacağımdan kuşkunz olmasın .. ama kitleyi kutsamak noktasında söz veremem...

kitleyei kutsayıp kutsamamak ona kendini teslim edip etmemk sizin vicdani probleminiz...

evet... hukuk hayatımızın neresinde, kitleler nereseinde.. bu nokta çok önemli ve tekrar başa dönüp şu konudaki görüşünüzü öğrenmek isityorum.. sizce önemli olan hiç hata yapmamak mıdır? yoksa yapılan hatanın bile farkında olmak ve vicdani muhasebesini yapabiilmek midir
ve bri soru daha1 camiasına sığır diyerek haddini aştığnı kabulk eden bir adamı hala eleştirmeniz midir adil olan ? yoksa bu hatayı ömür boyu istismar etmeğe çalışanları hoşgörmek midir?

siz sordunz ben cevap verdim... eğer izin verirseniz ben de sordum...

saygılarımla..
not: eğer örnek olmak istiyorsanız yazılarınzı saygı hitaplarıyla bitirerek başlayabilirsiniz sanıyorum... değmediğini düşündüklerinize bile...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sayın theone haklısnız hala kitleyi de eleştirdiğinizi duymuyorum :) çünkü böyle bir şey yazmaıdnız eğer yazdınızsa bri kes-yapıştırla bana sunarsanız çok emmnun ve mahçup olurum..

"siz daha suçlusunuzu da" artık KABUL ETMİYORUM. zira ben kabahatimi kabul ettiğim ve üzntülerimi bildirdiğim halde bir yarayı kanatmaya ve kin tutmağa devam ediyorsunuz.. ve bir kere daha söylüyorum hala kitleye haddini bilmesi gerektiğini söylemediniz.. olsun... herkesten jan d'ark olmasını bekleyemeyiz.. :)

değerli feriha hanım...

forumun en büyük eksikliği ilkesel bazda düşünülmemesi.. yani felsefenin retorikle bri tutularak boş bir iş olarak kabul edilmesi...
2. sakaltlık devletçi sistemin alternatifsiz ve ahlâkî bir sistem kabul edilmesi...
bu kabullerden sonraya ortaya iki manzara çıkıyor

1- ecacılar bir şekilde devletin ve KAMUNUN malıdır ve kâr gözetmeleri ahlâksızlıktır...( devletin sabah yataktan ters tarafından kalkıp veya kaynanasına kızan her bürokratının kafasına estiği gibi piysamıza müdahale edebildiği bir sistemde ahlâk yoktur, zorbalık vardır)

2- bütün sermaya piyasası ahlâksızdır, paragözdür ve sermaye demek para kazanmak için her şeyi yapan ahlâksız adam demek...

bu kabuller , bana edilen HAKARETLERİN ( SİZ HER NEKADAR BANA HAKARET EDİLMEDİĞİ kanaatinde olsanız VEYA BUNU FAZLSIYLA HAKETTİĞİM İÇİN "VURUN KAHPEYE" VEYA "PİS YAHUDİ" TARZINDAKİ BİR ZORBALIĞA sessiz kalmayı ilkelerinize sığdırabilseniz de...) ve felsefi olarak yarım kalmış cevapların etrafında dönüp dolaştığı kabuller bunlardır...
yani öyle derin bir felsefe veya düşünce çabsı değil fakat devletçi-marksist yapılanmanın tek ve değiştirlemez kutsallığına bağlanmanın meyveleridir söylenenler...

sistemi alternatifsiz görmek dışarıdan bakamamktan kaynaklanmaktadır..
eğer sistem bizi dikenli tellerle çevr,yor ve ona bakmak için dışarı çıkmamız yasaklanıyorsa evvela bu yasağın doğru olup olmadığına bakmamız lazım.. suçun tanımıyla ilgili yazıma baktınız mı?

bir otoritenin keyfi talimatlarının mausmiyetin standardı olduğu rejimlere biz diktatörlük diyoruz halk arasında... bazı yörelerimizde buna zorbalık, bazı yörelerde de herhalde başka bir şey deniyordur... :)

size sorduğum iki sorunun cevabını da almış değilim henüz, cevaplanmadılar... :) evet felsefenizi neyin şekillendirdiğini lütfedip aktarırsanız dağarcığım genişletmiş olacaksınz...

siz her ne kadar hiçkimseyi buna değer bulmasanız da...
saygılarımla...
not: bütün br kitleyi saygıyla anmağa değer bulmamak acaba ona sığır demekten daha mı kabul edilebilir bir şeydir? belki... arada küçük bir incelik var ama o da istatistiki olarak ihmal edilebilir dğeil mi? :)

sizinle yazışmak bir zevk, teşekkürler...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sayın theone hanım?

hala kitleye hitaben "hakaret ettiniz" dediiğiniz iştimiyorum? ?

sizin yaptığnız, nazilerin yahudilere, ama siz çok zengin ve sömürücüydünüz ve bu sizi öldürmemiz için hafiflewtici sebeptir, varlığnız bizi kışkırtı demeye benziyor.. iyi denk geldi aşağıdaki yazı.. eczaneleri gestapo hücrelerine gulak hapishanelerine veya sovyet tımarhanelerine çevirmek önerilerinin inanılmaz bri heyecanla tartışıldığı "demokratik" forumumuzda " ama siz yaptınız, siz başlattınız " mazereti hiç de insani değil... hala hakretlerin sürdüğünümokuyorsunz ama sessiz kalıyorsunuz.. bence otoriteye ve kitleye yakınlaşmayı daha güvenli buluyorsunuz.. siz bilirsiniz.. :)

bizim yaptığımız ... hani eczaneleri kameralarla denetleyelim k♪r etmeyelim, kâr eden ticari düşünüyordur ancak hırsız veya sahtek♪r olabilir tipi çocukça sosyalizm idealizmi var ya işte onun anlamı devlete" bize kelepçe tak!" demektir.. aslında kelepçe insana özgü bir araçtır... burada bilinçsizce güdülmek isteği ve otoriteye mazoşist bi bağlılık var..
ne demek eczaneye kamera takalım? vaaaaaaaaawwwwwww! amanın! cidden ürktüm şimdi! aşağıda iyi denk geldiğine inandığım bir analiz var...

önce eczaneler kamera taktıralım sonra herkese bri "namusometre" taktırıp seviyesi düşenleri TEBin cellatlarına infaz ettrelim görün bakalım ozman muvaza falan kalıyor mu? buna gülüyorsanız daha gülünçlerinin önerildiğini başka sayfalarda okuyabilirsiniz...

theone hanım... hayır! tavrınız hukuka ( hukuk feslefesine) uygun değil, üzgünüm değil.. sizin tavrınız şablon olarak ele alındığında sivasta katledilen 37 insan için " ama onlar başlattı olayı provoke ettiler!" demek mümkün... souyt düşünce bunun için önemli.. tavrınızı bir daha gözden geçirin.. hakılığına inanan ve bunu içiboş sloganlara ve hakaretlere seviyesini koruyarak yapan bri admaın yapmaktan üzüntü duyduğu bi hatayı bileşik faizle fazilendirerek savunmağa kalkıyorsanız potansiyel bir nazi sempatizanı muamelesi görürüseniz de siz kızmayın oldu mu?

şimdi şu sloganik kitle histerisini, gestapo önerilerini, infazcılık fetişizmini aşağıda kısaca bir tahlil edelim, ne dersiniz?


değerli meslektaşlarım, candostum güzel insanlar, serçe kuşlarım benim, karanfillerim, uğur böceklerim...

bir kere daha durup düşünelim:

bir olayı değiştirmek için ona nasıl baktığımız çok önemli...

herhangi bir durumdan memnun değilsek memnuniyetsizliğimizin esas sebeplerini bulmak tamamen bu bakışa bağlı...

şöyle diyorum: herhangi bri somut olay... söz gelimi sürşarj etiketlerinin odalrdan alınıp sağlık müdlerine devredilmesi... bu olay nasıl oldu? bir bakan ( ki yarım akıllı olduğundan hiç şüphe etmedim) "öyle olacak!" dei ve oldu ... sanki TANRI gibi.. "ol" dedi ve oldu!hiç sesimiz çıktı mı? çıkmadı? niçin? sonuçta yüce devletimizin bizi kendi memuru sana bri bakanı memurlarına emir verir gibi bize emir verme yetkisi var sandı ve biz de bunu böylece alıp kabul ettik...

hah! şimdi bu somut olayın gerek psikolojik gerekse siyasetblimsel gerekse hukuki arka planına bir bakalım... ne dersiniz?

1- bakan kendisini sırf seçilmiş olmaktan dolayı sınırsız yetkili zannederken biz de onu her şeyi düzeltmesi için sınırsız yetkiyle donatmamız gerektiğini düşündük ki ( bunun dafarkında değiliz ama) bu tipik ergenlik öncesi çocuk bağımlılığıdır.. he rşeyi anneden istemek ve "benim babam senin abanı döver" psikolojisinin bri tezahürüdür... eczacılar olarak henüz bu aşamayı geçmiiş değiliz.. eğer geçebilseydik her bi eczacının hakkını kendisinin arayabilmesi özgürlüğüne kökten karşı çıkmaz ve hakkın ancak örgütlülükle alınabileceği hurafesine bu kadar rahat iman etmezdik... demek ki biz eczacılar umumiyetle ergenlik öncesi bağımlılığından mzudaribiz...

2- siyaset bilimi açısından...herhangi bir siyasetçi sadece ve sadece kendi emrindeki memurların doğru çalışmasından sorumlu ve bu konuda yetkilidir... seçilmiş olması onun toplumsal hayatı bri takım talimatlarla ( "kanun" diye tapındığımız ve herbiri ayrı bri menfaat grubunu nemalandırmak için çıkan taraflı talimatnameşer) düzenlemek yetkisinie sahip değildir ve olmamalıdır... üretiminden, tüketimine kadar hiç bri konuda emeği olmayan bri makamın ilaç hakkında belirleyici olmağa çalışması tamamen bri zorbalıktır... seçilmişlik bunu meşrulaştırmaz...

3- devletin, oluşumunda hiç bir katkısının olmadığı mülkiyetlerin yönetilmesiyle ilgili müdahalesi açıkça ahlak dışıdır... hiç bir memur en kötü eczacıdan ( bunu işletmecilik açısından söylüyorum) daha fazla piyasa ve işletme bilgisine sahip değildir.. önemli olan "kıymetli evrak" dersi almış bi mülkiye mezunu yarı okumuş olmak değil... çek imzalayarak vadesinde ödemeye çalışmak veya senedinin protestosunun hemn ardından 1 haftalık müddette düzeltme için merkez bankasına yazı yazılması için bankayı sıkıştırmaktır...
sizin mülkiyetinizi nasıl tasarruf edeceğinizi dikte etmeğe kalkasam bana "deli" demez msiniz?( gerçi kendi mülkiyetinizi kendiniz tasarruf edin dediğimde de deli diyorsunz ama neyse... :) ) eğer bri hareket meşru beklentilere ve ilkelre dayanmıyorsa ahlak dışıdır.. bu ahlak dışılık mevki ve makamdan ayrı değildir...
sizin özgür anlaşmalarla aldığınz ve sattığınız ilacın a- fiyatıyla keyfice oynamak ve b sözleşme şartlarına uymamak sizin mülkiyet ve sözleşme haklaırnıza tecavüz etmektir.. yani ahlâksızlıktır..

"kâr ederken sesimiz çıkmıyordu" demeni türkçesi " bizim zaten kâr etmemiz gerekmiyor, mülkiyet kavramını hırsızlıkla bri tutuyoruz ve biz devletin malıyız " demek "kâr ederken sesimiz "çıkmıyordu demek mülkiyet kavramına saldırmak ve işletmecilk bilmemek demektir..
asıl kötüsü kârımızın keyfi bir idare tarafından belirlenmesini haksaymak ve zorbalığı kabullenmek demektir.. keyfi yönetim adı ne olursa olsun zorbalıktır..
gelin genel bakışımızı değiştirelim... dikenli tellerin dışına çıkalım.. en büyük kötülük esirlerin esir kampın benisemeleridir.. onu benimsemeleri esir kampını onların evi yapmaz!

saygılarımla...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi 3.Size edilen hakaretler konusunda ise hakaret edildiği doğru.Sizin bu kişilerle olan geçmiş münasebetlerinizi bilemem.Ama bu olayları sizin kışkırttığınızı düşünüyorum.Elbette hakaretin bir savunması, açıklaması olamaz ama işte siz başlattınız ve siz körüklüyorsunuz.Bu hafifletici sebep olabilir bence.

türkçesi:

ey eczacı camiası! size kızarak hakaret etmiş bir adama ömrü boyunca ( özür bile dilemiş olsa) hakaret edebilrsiniz... yeter ki kışkırtıldığınızı düşünün.. öncelik kitle olmaktadır... kitlenin k "kışkırtılması" her şey için hafifletici sebep ve mazerettir...
ey kitle! senin şerrinden korunmak için herkesinmelek olması lazımdır! hata yapanları asla sağ bırakma! sen kitle olmaklığınla her şeyi HAK EDİYORSUN! bütün haklar senindir ve sanadır!

evet evet.. okumamışım ben bu paragrafı... tavrınızn ardındaki totaliter yönelimi görmeniz için çatılara makineli tüfeklerin kurulması gerekiyor galiba....

veya gestapo ve kgb müfettişlerinin bizi tuvalette bile izler hale gelmesi... theone hanım yazılarınızda gördüğüm ılımlı tavra rağmen yazılarınıza hakim olan bu totaliter ruhu sizinle bağdaştıramıyorum... bürokrasi bu kadar mı şartlayabiliyor insanı?
( size bunu diyen adamın askerdeki ilk ongününden sonra nasıl olup da makineleştiğine kendisinin de şaştığını bilseydiniz...)

bu kişisel seslenişten sonra genel hitaba geçmek laızm ki yazı kısır bir polemik olarak kalmasın...

buradan çıkan sonuçlar şunlardır:

- türk toplumu bir birey toplumu değildir
- türk toplumunda "hak" kavramı kitlenin kabullerine göre belirlenir
- türk toplumunda hakaret ve tahrik sadece kitlenin tekelindedir. onun dışında bu fiilleri işlemek gayrı meşrudur
- türk toplumunda herkes melek olmadıkça kitlenin her türlü zor kullanma hakkı saklıdır...


benim çıkarsadıklarım bunlar... şu gestapo veya kgb işni bir daha düşünün derim theone hanım... bana biraz davulun sesini tüfeğin sesinden ayıramıyormuşsunuz gibi geldi...
saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi her ne kadar fikrini açıklayan birini "kadın satıcılarıyla " bir tutan terbiyesize de tarafsızca bunun sığır sözcüğüyle bir tutulamatacak kadar büyük bir hakaret olduğunu hâlâ söylemeseniz de sizi üzdüğüm için özür dilerim..
umarım siz de bir gün kadın satcılarıyla bri tutulmazsınız...

siz buraya yazdıklarımın tamamını kişisel bri itdalaşı olarak mı görüyorsunuz? işte bu da beni üzdü? buradaki yazılarımın tamamı it dalaşı mı? tamam kabul sayın theone...

burada hiçkimseye kişisel olarak karşılık vermyen tek kişi olduğumu da görmüyorsanız eğer, tamam!

ama hâlâ.... :)

kitlenizle mutlu günler dilerim.. şimdi izninizle karım nete girecek daha uzatırsam beni boğacak.. ayrıca "ışığın elleri" ve "insanın anlama yetisi üzerine bir deneme" adlı kitaplaırm beni bekliyor...

kışkırtıcı, provokatör, yahudi, zenci ve kapitalist babaruhi... kitle de kendine bri taraf seçsin artık... :) gerçi zaten seçmiş ama.... vaaaawww! günnaydın vietnam!


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

selim hazineci mukemmel
mukemmelll
mukemmeeelllll

neyı tartısyoruz ben onu anlamıyorum

yahu yasa dısı olan sey yasadısıdır....

muaza yasa dısı ve kanser ur cerhat ırın ne sekılde adlandırırsanız adlandırın

ben simdi
burdan
size bir kac konu daha acmak ıstıyorum farma bbs den de rıca edeyım o meslek guruplarını da buralara soksunlar (farazıye olraka bızım meslegımızle alakası yok)
onlara da gunlerımızı ayıralım ve onlarda bıze neden lerını ve nedenherkesın bu meslek lerı yapması gerektıgını anlatsınlar.

kusura bakmayın
hırsız neden hakkanıyet sahıbı ise
vesıkasız hayat kadını nekadar legalse
esrar eroin kacakcısı ne kadar masumsa
rusvet alan herhangı bır memur nekadar caresızse.
ogrencisini doven bir ogretmen nekadar merhametliyse.
kucucuk cocuklara tecavuz eden sapık ne kadar zor durumdaysa

MUAZA DA OKADAR HAKKANIYET SAHIBI OKADAR LEGAL OKADAR MASUM
OKADAR CARESIZ OKADAR MERHAMETLİ OKADAR ZOR DURUMDADIR.

babaruhi değerli dostlar,

bir toplumu ayakta tutan şey bireyleirn hepsinin "masum" olması değildir... ama hemen hepsinin hukuka bağılılık yönünden kabul edilebilir derecede bir uzlaşmaya varmasıdır...

hukuk mantığı bize kitlenin( kabaca çoğunluğun) dediğinin kanun saymanın yanlışlığını göstermektedir...

herhangi bir cümlenin kanun olması iin sırf çoğunluk onayını yeterli sayan devlet sistemlerine kanun devleti diyoruz... burada önemli olan, çoğunluk oylarıyla seçilmiş yasama organının kanunlarına bağlı olmaktır... bu görünüşte oldukça masum olmakla beraber bize, vazi ve sovyet öreneklerini getiren devlet ve toplum anlayışıdır...

bu anlayışta, bir insanın savunduğu fikirlerle toplumsal güdüler arasındaki uçuruma bakılır..mantık şudur: " toplum ne dediyse , onu yansıtan meclisin kanunlarında bu söylnenler ifade edilmiştir."

bu durumda toplum " eh! benim çoğunluğumu temsil eden meclisin dediği tartışılamaz" der... bu gün türkiye'de yaşadığımız aynen budur...

meşruiyet, hukuka bağlılık kavramları şu an türk toplumunun maalesef hayal bile edemediği soyut kavramlardır ve içine girmeğe çalıştığımız medeniyet dairesinin yüyzıllardır tartıştığı, bizim habersiz olduğumuz kavramlardır..

bu açıdan söz gelimi avrupa birliği projesi bizim dağarcığımız aşan bir ciddi medeniyet projesidir.

meseleleri akılla dğeil de öğrenilmiş toplumsal davranış kalıplarıyla değerlendirmek elbette mümkündür.. ama hukuki ya da mantıklı mıdır? hayır!

bir kavramın meşruiyeti, o kavramın temel hakları yok edip etmemsi ölçüsünde değerlendirilmelidir...

herhangi bir davranış ya da kavram uygulandığından sizin yaşamak, mülkiyet ve ifade hürriyeti haklarınızı yok ediyorsa gayrı meşrudur.. ölçü bu kadar basir..

yoksa istediği adama istediği bağışı yapabilmek çin bi gecede kişiye özel kanunlar çıkarmakta yetkili keyfi bri yasama organının günübirlik fikirlere göre çıkardığı "talimatlara" göre böyle değerlendirme yapılamaz..

burada suçun tabiatı üzerine bir köşe açtık, umarım katkıda bulunursunuz.. eğer suçun tabiatı üzerinde düşünmezsek;

kucucuk cocuklara tecavuz eden sapık ne kadar zor durumdaysa

gibi cümleler sarf etmeye başlar bu terbiyesizlikle de hakkı savunduğumuzu sanırız.. (ama şunu da belirteyim hiçbirinizden bu ifadeyi sarf eden arkadaşımıza "hoop! bi dakka ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?" diyecek inceliği beklemiyorum...)

işte kitle histerisinin temel bir örneği budur... stalin ve hitler her işlerini KANUNLARA dayanarak yaptılar... kurşuna dizdikleri, yaktıkları her adamla ilgili muhakkak bir "mahkeme" zaptı bulacaksınız...

kaldı ki bu tip uyduruk mahkemelerin bile kullanmaycağı iğrençlikte bir ifadeyi kullanmış olan meslektaşımıza teessüflerimi bildiriyor, bu ifadeyi kullanmakla hangi birikime sahip olduğunu hepimize gösterdiğini düşünüyorum...

herkes elindeki neyse onu verir... ( yanılmıyorsam sir ısaac newton)

"sözümona bir suçu" nitelemek için bile olsa bu tip ifadelerin HİÇKİMSE için aleni olarak kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum...


theone hanım? bu konuda bir eleştiri getirecek misiniz yoksa beni hâlâ nazileri, komünistleri, ku klux klancıları kışkırtan o "iğrenç" azınlıklardan birine dahil ederek vicdanınızı rahatlatabiliyor musunuz..

borcum hâlâ bitmedi mi?

ama ssk prim borcunu BİLEŞİK FAİZLE tahsil etmek gibi gayrımeşru ( bileşik faiz bildiğim kadarıyla anaysaya ve ahlâka aykırıdır) işler yapabilen bir devleti savunmakta beis görmeyen bir camianın hukuku merak etmesini ve savunmasını beklemek sanırım hata..
saygılarımla


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

Thehelper Bana sataşmada bulunmuşsun..Eyvallah..Sözlerimi çarpıtarak onlara farklı anlamlar yüklemedeki amacını çok iyi biliyorum ama bunu söylemicem..Sonra yine göz yaşları seline boğulacaksın..

Ben dedimki eğer toplum tacizi ortadan kaldırmak istiyorsa insanları buna iten sebepleri ortadan kaldırmalıdır.Daha önce tacize uğramış insanlar, tedavi görmeli bu tip eylemleri işleyecek psikolojiden arındırılmalı dedim..Ama devlet bu insanları tedavi etmezse bu insanlar suçsuzdur ve affedilmelidir gibi birşey söylemedim..Sen gerçektende çok güzel bir söz çarpıtıcısın..

Aynı durum muvazaa içinde geçerli.. muvazaayı ortadan kaldırmak için önce sebepleri ortadan kaldıracaksın dedim..Bu muvaaza yasal olmalıdır yada suç değildir anlamına gelmez..Bu sebepler ortadan kaldırılmazsa bugün sen yaparsın sen yapmazsan ben yaparım ben yapmazsam bir başkası yapar..

Arkadaş sen eğer eczanelere bölgesel sınırlama getirmezsen, istanbulda bir mahallede dipdibe 10 tane eczaneye izin verirsen, bu eczaneler parada kazanmaz doğuyada kimse eczane açmaya gitmez..Ve devlet muvazaa'yı kaldırmamıza asla izin vermez..Çünkü derki;sen
doğuya yeteri kadar eczane açtındamı biz muvazaaya izin verdik... Ordaki eczaneler vatandaşa hizmet götürüyor, muvazaa'lıda olsa çalışacaklar der..

Ben hala israr ediyorum..Sebepler ortadan kalkmazsa sonuçlar kaçınılmazdır..Ama bu hiçbir surette muvazaayı kanunlar önünde masum yapmaz yapmamalıdır..Belki vicdanlarda masum kılabilir..Yani ben dedimki çoluk çocuk sokakta kalsam ve başka hiçbir seçeneğim kalmasa belki bunu bende yapardım..Yapmam diyen yalancıdır..Yalan söylemektedir..ve benim bukonuda gösterdiğim açıksözlülük bazı meslektaşlarımızın dürüstlük konusunda gösteriş budalalığı yapmasına sebep olmuşdur..Ben bunlara inanmam..Hiçbir değer çocuğundan
önce gelmez..Ailenden önce gelmez..Ayrıca bekara karı boşamakda çok kolaydır..

Üstelik efendim ben muvazaa'nın suç olduğunu bilmiyordum demek sizi suçsuz yaparmı?Ozaman bütün muvazaalı eczanelerin sahipleri biz suç olduğunu bilmiyorduk desin..Ohh ne güzel be..Yani bilmemekle sadece vicdanlarda suçsuz olursunuz...Güngör bey bu konuda sizi suçladığımı düşünmeyin lütfen..Ve aslında bunu sizin yaşamış olmanız bizim için çok büyük bir şansdır..Bu sayede bu konuda gerçekten çok bilinçlendik..Ama sebepler üstünde daha fazla durmalıyız diyorum.Ne olur beni yanlış anlamayın..

Efendim neymiş Hitler'de kanunlarla katletmiş insanları..Bu yüzden kanunlar herzaman doğru olmazmış..Ozaman bende sana şunları söylerim..PKK'nın milletvekilleri vardıya,hani Zanalar orhan doğanlar falan.. Onlarda PKK'nın kundaktaki çocuklarını katletmesini,ihkakı hak (hakkı zor kullanarak alma) olarak görmüşdü..Yani bu onlara göre kanunsuzdu ama kanunsuz olması yanlış olduğu anlamına gelmezdi..Aynı senin mantık.

Bir başka örnek..Derviş mehmet denen yobaz oğlu yobaz,menemende asteğmen kubilayı öldürüp kafasını mızrağa geçirdikten sonra, menemen sokaklarında zafer turu atarkende aynı senin gibi düşünüyor, Kuran'daki bazı ayetlerin kendisine bu hakkı verdiğinden yola çıkarak onun kafir olduğuna kanaat getirip öldürülmesinin caiz ve haklı olduğunu iddia ediyordu..Yada sivasdaki yobazlarda kanunun değil kendilerinin haklı olduğunu düşünüyorlardı..Yani mantık hep senin mantık..Saçma bir mantık..


Salonda kaybettiğin anahtarı, mutfakda arama!!!

Thehelper

babaruhi dostum helper,

"Efendim neymiş Hitler'de kanunlarla katletmiş insanları..Bu yüzden kanunlar herzaman doğru olmazmış..Ozaman bende sana şunları söylerim..PKK'nın milletvekilleri vardıya,hani Zanalar orhan doğanlar falan.. Onlarda PKK'nın kundaktaki çocuklarını katletmesini,ihkakı hak (hakkı zor kullanarak alma) olarak görmüşdü..Yani bu onlara göre kanunsuzdu ama kanunsuz olması yanlış olduğu anlamına gelmezdi..Aynı senin mantık.

Bir başka örnek..Derviş mehmet denen yobaz oğlu yobaz,menemende asteğmen kubilayı öldürüp kafasını mızrağa geçirdikten sonra, menemen sokaklarında zafer turu atarkende aynı senin gibi düşünüyor, Kuran'daki bazı ayetlerin kendisine bu hakkı verdiğinden yola çıkarak onun kafir olduğuna kanaat getirip öldürülmesinin caiz ve haklı olduğunu iddia ediyordu..Yada sivasdaki yobazlarda kanunun değil kendilerinin haklı olduğunu düşünüyorlardı..Yani mantık hep senin mantık..Saçma bir mantık.. "

bu yazdıklaırn altına imza atarım desem ne derdin?

yazdıkların beni destekliyor zaten... sağolasın...

senin bu coşkun ve samimiyetin beni sevindiriyor.. ben senin zölerini çarpıtmıyorum... çarpıtılmağa açık olduklarını gösteriyorum...

değerli dostum...

bir insanın canna kast etmek ancak bri savaşta mazur görülebilir ki savaşın doğruluğu da ancak bri tecavüze karşı olduğunda savunulabilir... bu açıdan pkk nasıl savunulabilir? böyle bir şey söylemeğe hangi vicdan el verir? de senin buradaki akıl yürütmen tutarlı olmamaış.. azıcık elma ile armutu mukayese etmek olmuş..

imdi... bri devlet var bri de birey... yani devlet ve eczacı...

devlet, eline silah verip bizi koruması için bunu kullanabileceğini söylediğimiz ama bunun dışın da zor kullanmasını yasakldığımız bri makam...

anlatacağım... çok iyi denk geldi yazdıkların! bir polemik ne kadar yararlı olacak canlı örenğini veriyoruz ama yemeğe davetliymişiz gitmezsek ayıp olur! aman diyem buradan ayrılma... iyi olacak inşallah merak etme..

vallahi bu yazdıklaırın muz orta gibi oldu... sen bana kızmana rağmen orta sahdan topu forvete çıkaran adamsın... tek eksiğin kalıplara bağlı kalman... değişmek günah değildir yeter ki akli ve vicdani bri dayanağı olsun... fikri dğeişmelerden koekmamak lazım..
merhum babamın dediği gibi:
" değişmeyenler sadece aptallar ve ölülerdir"

saygılarımla devam edicem
misafirlğe gdiyoz kaçmıyom...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

Güngör Esin Alıntı:
bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz .Albert Einstein

Hayatta karşılaşılan önemli yaşam sorunları,bunların açığa çıkmasına neden olan zeka düzeyinde çözülemez.Albert Einstein

Thehelper Sayın ışılay .Yapmam diyen olmadı şuana kadar..Herkes yapılmamalıdır dedi..Zaten sizin önceden söylediğiniz koşullarla benim dediğim koşullar farklı..Kimse üstüne alınmasın..Ve ayrıca öne sürdüğüm koşulda başka hiçbir seçeneğinizin kalmaması ve bakmakla yükümlü olduğunuz insanların olması koşuluydu..

Salonda kaybettiğin anahtarı, mutfakda arama!!!

Thehelper

babaruhi wwaaaaaaawwww!
çıldırıciiiim!
anne dövüyorlar beni ... böhhüüüü! bak anne nasıl dövüyorlar beni!

abi şu an dire straits "you and yoru friend"ini dinliyorum var mı böyle bri dinginlik, kabullenmişlik, yaralılık, ve sigara dumanı?! müthiş

bugün liseden bri arkadaşım ki nefis bi heriftie lise grubumuza bi mail geçmiş kopyalayacağım.. başka bri yazıyla da başka şeyler yazacağım

canım altuğ ya! seninle kavga ettiğim günleri bile özlüyorum...

Trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç susun demeden yolculuğa devam ettiğinde; siz ona “ne gamsız adam” diyebilirsiniz. Ama sorsanız, onlar hastaneden geliyorlardır ve 1 saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.
Prof. Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek de çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, “şunların kafasına çantamı indiresim geliyor” demiş. Oğlu, “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.

Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş.

Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve de yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı. Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu! Meğer, adamın kurabiyesini yiyormuş.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor.

Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.

Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor.

Einstein'ın bir sözünü anımsatıyor: Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.

Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sevgili dostlar,

hadi açık olalım... bugün için muvazaa adıyla anılan olay yarın diyelim ki serbest bırakıldı... adı ne olurdu? bence serbest eczacı ortaklığı... bu adı şimdiden koyayım da yarın belki iyi bir patent ücreti alırım ( paragöz afşar.... :) )

şimdi...

bir şeyi niye suç saydığımız ya da kötü bellediğimizle ilgili çok iyi düşünmemizi istiyorum...

muvazaa.. yani aldatmak.. neye göre? kanunların tanımlarına göre.. hadi kanunların doğruluğunu yanlışlığnı da tartışmıyoruz...

peki muvazaa denen fiilin kötü yanı nedir?

lütfen yazının bundan sonrasını sakin okuyun... sakince... nefes alın verin, alın verin... güzel.. nefesinizi tutmayın... harika! siz bilge eczacılarsınız... hadi...

karşı çıkılmasına iki sebep var gördüğüm kadarıyla:

1- eczanede eczacı dışında birinin yetkili olmasını GURURUMUZA sığdıramıyoruz ve bunun için kanuna sığınıyoruz...

2- eczanelerdeki yolsuzlukların suçunun büyük ölçüde muvazaalı eczanelerden kaynaklandığını düşünüyoruz.. doğru mu?


:)))))

1- eczacının eczacılıkta TEK YETKİLİ olmasının tek bir mantıklı sebebi var mıdır? okulunda yeterli işletmecilk, muhasebe dersleri almadan mezun olan ve bir anda toplam alımınınn yarısını bir ay içinde yapması gerektiğini öğrenip mesleğe babasının tek atımılık barutu olan emekli ikramiyesiyle başlamış bir genç eczacı için ne önerirdiniz?..( ne önerdiğinizi duyuyorum.. herkes eczacılık yapmak zorunda değil.. gerçekten "yapıcı" bir öneri :) )

şöyle bir senaryo kuralım... babamız zengin bir tüccar ve artık biraz da bizim işlerimizle ilgilenmek istiyor... şunu diyor:

"oğlum-kızım... ticaret başka işe benzemez... bakma sen bu depocuların ekstrelerine... her şey paraya ve pazarlığa bakar... iyi müşterinin sözü her yerde geçer... siparişlerini, vergilerini ve her tülü mali işlerini ben düzenleyceğim... işime karışma ve kendi işini yap! reçetelerinin girşini yap, beni reçete işine bulaştırma!

ilâcını ver, müşterini iyileştir ve hayır duasını al.. insanlara şefkatle muamele et ve onların şifa arayan insanlar olduklarını aklından çıkartma..."

babanıza güvenir miydiniz? sizi o güne kadar helal lokma ile yetiştirmiş bir babaya eczanenizi mali açıdan güvenle teslim etmemek için ne gibi bir sebep olabilirdi? unutmayın! ilacın her türlü mesleki sorumluluğu size ait...

bir de babamız olmayan ve aynı şekilde mali işleri üstüne ( elbette belli bri pay ile) alan, aranızda her iki tarafın menfaatlerini kollandığına dair tam bir rıza ile yapılmış sözleşme ile çalışmak üzere bir başkasıyla aynı şekilde çalışır mıydınız?

bunun ayrıntısına girmiyorum ama.. şartlar şunlar:
a-eczacı, reçetelerin, ilaçların bütün mesleki yönünden sorumlu
b- mali işlere bakan kişi eczanenin vergilerinden ,primlerinden sorumlu bunun yanı sıra depoların icrai husumetlerinin tek muhatabı...
c- bunlar aralarında herhengi bir hak ihlaline yer vermeyecek şekilde bir sözleşme yapıyorlar...
d- eczanenin mali işler sorumlusunun ilaçla ilgili hiç bir konuda yetkisi yok... bu kesin!

bu asgari şartlar bana şu an için yeterli görünüyor... bu şartlar altında ve kanunlar izin verdiği takdirde eczacının ortak eczane açmasının ne gibi bir mahzuru olurdu? eğer bu şartlar dışında şartlar eklınıza gelirse lütfen ekleyin, lütfen...

2- eczanelerdeki yolsuzluklardan büyük ölçüde muvazaanın sorumlu olduğunu düşünüyoruz? nereden biliyoruz? hiç araştırılmış mı eczane yolsuzluklarının ne kadarının muvazalı eczanelerden kaynaklandığı?

bu konuyu mantıken değil duygusal olarak ilişkilendiriyoruz gibime geliyor...

öbür yandan 1. maddede saydığım şartlardaki bir eczane ortaklığında

a- eğer kupürlerde bri oynama varsa bunu kimn yaptığı rahatlıkla anlaşılır.. zira kupürlerle ilgili alan eczacının sorumluluğundadır ve bunda istismarın kendi mesleki hayatını tehlikeye atacağını bilmektedir

b- eğer mali yönden bir üç kâğıt varsa ozaman oklar doğrudan mali işler sorumlusuna yönelir... zira mali her türlü anlaşmadan o sorumlu kılınmıştır...

bu önerdiğim sistem iki tarafı da birbirine mecbur ve denetleyici kılmaktadır

şu an mevcut durumda bu tip bir resmi bölüşüm olmadığından eczacı kesinlikle istismara açıktır ve işi çekici kılan da budur...

" serbest eczane ortaklıklarına izin verilirse muvazaa biter" dememin sebebi budur

şu sorulabilir... "iyi de ozaman kim eczane açmak ister ki;?" siz de muvazaanın bitmesini istemiyor muydunuz? :))))))))))
düşünsenize adama tutup "hadi bakalım sorumlulukların bunlar, bu sorumluluklaırnın ucunda da ip var!" deyin...

eğer sorumlu ve dürüst bir insansa bu işe girer yok eğer işi fırıldak döndürmekse vazgeçecektir, çünkü topu eczacıya atamayacağını bilmektedir...

önemlil olan yasaklamak değil, dürüst insanların önünü açmaktır...

velevki hem eczacı hem mali işler sorumlusu beraber dolap çevirsin? ha ha ha! sizce ortaya çıkmaması mümkün mü? o zaman muhtemelen hem reçetelerde hem de faturalarda oynama olacaktır ki başka türlü kısa yoldan köşe dönmek mümkün değildir iksinin de ipi çekilir...

lütfen bu şartlar altında serbest eczacı ortaklıklarına asıl bakacağınızı kendinize sorun... lütfen


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi feriha hanım...
muvazaa olayı ticari bri ortaklığın gizli şekli... gizli olduğu için çekici...
şimdi şunu düşünün... eczanesi ortak olmayan bri eczacı ile ortak olan eczacı arasındaki rahatlık farkını...

aslında bu ortaklık sistemi için en güzel ortam serbest piyasa ortamıdır yani devletin hiç bri işe karışamadığı ortam asıl ozaman çok kârlı olur çünkü tahsilat problemi yaşanmaz...

bu sistem eczacıların kendi eczanelerini açmalrını yasaklamıyor ki...
kendi eczanesini açanlar gene açsın...

sermayedarın rekabetinin haksız olacağını düşünüyorsunuz da niçin devlet eliyle dayatılan bri sistemde odalrın reçeteleri sıraya koyması, kota koyması gibi haksız uygulamalarla meydana gelen haksız rekabetten bahsetmiyorsunuz...

size bir şey diyeceğim briaz insafsız gelecek... eğer sermayedarın verimli idaresinde yönetilen bir eczane sırf kendi idaresinde yönetilsin diye işletmecilik canbazlığı yapmağa çalışan bi eczaneyi "batırıyorsa" bunda da bri hayır vardır...
hiçbri sistem rekabetsiz ve kayıpsız işlemez... bu belki bize acı gelir acımasızlık gibi gelir ama kesinlikle piyasanın verimliliğini arttırır ve çok sevdiğimiz hatta adeta mazoşistçe tapındığımız devletin de kayıplarını azaltır...

işte ozaman bir akil adamın nereye ne kadar eczane yerleştirmemiz gerektiğine dair keyfi iradesine değil, piyasanın realitesine taabi oluruz ki bence bu çok daha adil ve doğrudur...

eğer şimdiki sistemimiz hatasız işliyor idiyse ... 2001 krizinde sırf istanbulda 400- 500 eczanenin battığı söylentisinin sebebi neydi?

bakın feriha hanım aeo başkanı eğer ankaradaki eczanelerin %86ınn krdiyle kendini döndürmeye çalıştığını sçylüyorsa bu eczacıların hiç de kayda değer bir birikimleri olmadığını gösterir...

eczacıların eczanede işi, işletmek olan herhangi bir sermayedardan daha verimli çaışması mümkünd eğildir.. zira 4500 civarındaki ilaç kalemlerinin günlük alım satım işlerini takip etmek işte bu %86 için çok zordur...

hâalâeczacılık işini benden başkasının yapması diyorsunuz... siz eczacılık yapmıyorsunuz...

eczacılığın bilmsel yönü değil zaten burada tartıştığımz.. dikkat edin herkes eczane işletmecilğinde ne kadar mahir olduğun anlatmağa çalışıyor... yani aslen işimiz olmayan bir işte...
"aynı şeyleri niçin eczacılar için istemiyoruz"? bu ne demek?
bu eczacıalrın birbirleriyle ortaklık kurmalarına engel değil ki?

zaten şu anda sizind ediğiniz gibi bunlar eczacının tarafında peki niye %86 gibi kahir bri ekseriyet işi döndüremiyor?

çünkü ludvig von missesin en başında belirttiği gibi bri kere vergi sistemi gençmüteşebbisi daha işin başında daha eski meslektaşlarına göre çok geride bırakıyor... genç eczacılaırn şu anda bana göre başlangıçtaki borçların... vergilerini vs ödeyip kâra geçmeleri için gereken süre her gün daha da uzamaktadır...

sizin merakınız celbeden tek nokta esasında " mesleğe neden başkalrın bulaştırayım ki"? sorusudur ki bunun akli ve ekonomik değil daha çok duygusal bri soru olduğu aşikardır.. ben de soruyorum? neden olmasın?

eczacılık piyasasındaki ahlâksızlıkların hepsinin muvazaadan kaynaklanmadığını anladığımızda serbest eczacı ortaklıklarına karşı çıkmanın da akli bri gerekçesi kalmamaktadır...

size getirileri saydım ama bri daha yazayım:
bri kere eczacı artık akıllara ziyan bri muhasebe işinden kurtulacak.. bu konuda kesin olarak sorumluluğu mali işler sorumlusu ortağa yıkıyor...

eczacılığın gerçek yapısı ortaya çıkacak ve artık sırf eczanesinde durup vade hesaplayıp fakat demir preparatlarının aç mı tok mu laınması gerektiğine dair fikirlerini son final sınavında okuldaki sırasında bırakmış acemi tacirler olmayacaktırlar.. ben şahsen beş yılda bir yapılacak akreditasyon sınavlarını destekliyorum ki önerdiğim sistem bununla nefis örtüşür...

işin ilginç tarafı bu sistem dünyada uygulanıyor.. sanırım yakında dünyayı tanıyanlarımız bunların örneklerini verir.. eh ne deolsa ben bri kçük şehir çocuğuyum.. hayatımda yalnızca, almanya, yugoslavya, italya, bulgaristan, kıbrıs, azerbaycan , tataristan ve kırgızistan'ı gördüm...

"Ben olaya bireysel çıkarlarım açısından bakıyorum ve eczacılık işini benden başkasının da yapabilecek olmasının artısını göremiyorum"

işte en beğendiğim lafınız.. brieysel çıkarlaırnız açısından bakmak! çok cesur bir laf! sizi engizisyona şikayet edeyim mi? ha ha ha! çok güzel laf tebrikler! işte ihtiyacımız olan felsfe! ( toprağın bol olsun ayn rand!)

ben de siz e bunun sizin çıkarlarınıza dokunmadığını anlatmağa çalışıyorum... sözgelimi bu sistemde sermayedar dedi ki :" biz bu işi gizli yapalım!" sizce eczacı buna yanaşır mı? ve ortaklığı gizli yapmanın ekonomik riskine katlanır mı? ( yani tek başına açıyormuş gibi yapmak) ozaman gizli bir iş yapmanın anlamı kalır mı?

ben diyorum ki.. kuralları belirleyelim ve serbest bırakalım! bakalım ne oluyor? ama unutmayın! ASLA KURALSIZ DEĞİL!

ama bunun yanında ortaklığın sözleşmleri kesinlikle özgür yapılacak! devlet tutup da onun bunun hakkını korumaya kalkıp standart sözleşme falan bastırıp da bunu satmağa kalkmayacak! bu neye yarayacak dersiniz? rekabete! evvet! ücret rekabetine yarayacak...

hele akreditasyon sınavları da yapılırsa var ya... kimin daha iyi olduğu belli olcak ve.... siz mesleğinizin gerçek icrasından para kazanmanın keyfini çıkaracaksınız...
aslında siz de kendinize şun soruyor ve cevabın bu kadar açık olmasına şaşıyorsunuz...

" kurulacak ortaklıklarda yetki ve sorumluluklar kesinlikle ayrıldığında hangi eczacı ortaklığı gizlemek ister.. eğer gizleyip de her sorumluluğu kendi üzerine alırsa... bu akılsızlığıan ppişman olmaz mı?"

bu sistem sizin kendi başınıza çalışmanıza engel olmuyor ki...

bu durumda üç ihitmal vardır
a- sermayedarlı eczaneler kısa sürede çevrelerinin tekeli olurlar
b- daha mukavim ortaksız eczaneler dayanır ve büyüyen pastadan aldıkları pay artar
c-bu sistem tekeczacılarınd aşirketleşmesini sağlayarak alım güçlerini ve pazarlık paylaırnı arttırır...

hiç bri sistem kayıpsız olmaz ve olmamalıdır da ama ... unutmayın.. herkes ölümsüz olsaydı dünya ne kadar yaşanma zbir yer olurdu!

haaa1 şun da belirteyim... eczacı ortaklıklaırn her türlüsü kesinlikle eczacı istihdamı yaratcaktır! kesinlikle! eczane sayısı azalsa da hiç bri şirket bri eczacıyla idare edilemeyecektir...

bizim aklımıza gelen sadece mesul mdüürlük olduğu için bunu tasavvur edemiyoruz...

durmunu düzeltip birkimini yapan eczacılaırn tek başlarına eczane açmamalrı için ne engel var? üstelik bu birkimi maaş güvencesiyle yapabilecekken... yani kendi öz kaynaklaırnı biriktirebilme şansları varken?

bu forsatı bana verdiğiniz için teşekkür ederim feriha hanım .. ama hâlâ..( anne beni dövüyorlar... böhhhüüüüüü!.. nasıl? iyi ağlıyor muyum? ha ha ha!)

SAYGILARIMLA..


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi ferihahanım ek sorularınızn ve cevaplarınızn hiç brii benim cevaplarımla örtüşmüyor...

yani mantıklı ve birebir karşılıklar değil...

mesele benim savunduğum sistemin istihdam yaratacağı kesin ama bu konuyu görmezden gelmişsiniz...

kâğıt üstünde sizin işinz gibi görünen ama daima epoların borç ipoteği altında olan işletmelerin daha güçllü bri sermayeyle çalışmasına karşı çıkmak niye?

ben diyorum ki oda olsun o da olsun... bu durumda bazı eczanelerin batacağı doğru ama şu anda da batıyor zaten?

yani bir eczacıyı bir başka eczacı batırınca meşru olacak ama ortaklık batırınca kötü? bunun mantığına göre bakkalla riçin real ve carrefouru da kapatmamız lazım?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi muvazaanın zli yapılmasına adrenalin açısından bakmanıza şaşmıyorum çünkü siz kamu eczacsısınız...:)
hayır efendim bunu da izah ettim ama OKUMAMIŞSINIZ...

bakın bri zamanlar kaçak çaylar gelirdi... memlekete hint çayı getirmek için insanlra sınırlarda katırlarla mayın tarlalarına girerlerdi... yurt dışıdnan bir şey getirmek günah addedilirdi...

ithalat serbest bırakıldığında çayı kaçak getirmenin maliyeti ithal etmekten çook fazla bri hale geldi ve saçmalaştı...

hayır! adrenalin değil...

burada bütün sorumluluk eczacıya yüklenebildiği içn ondan habersiz her türlü dalavere çevrilip suç eczacının üstüne atılabiliyor... çünkü resmi sistem buna izin veriyor.. her yasak bir gizliliği bri kaçakçılığı da kendiliğinden doğurur... iş burada tamamen eczaıcnın üstüen kaldığından ne kadar kâr elde edildiği falan ksmeyi ilgilendirmiyor... çünkü belgelemek imkânsız!

halbuki benim önerdiğim sistemde HER ŞEYE AÇIK! HERKESİN SORUMLULUKLARı AYIRLMIŞ! bunu anlamak niçin bu kadar zor?

burada anlatamadığım şey: bunun şimdiki gibi MUTLAKLAŞTIRILMAMASI! BİR ALTERNATİF OLARAK BİZİMLE BERABER VAR OLABİLMESİ...

YANİ BU SİSTEM GELİRSE TEK ECZACILI ECZANELERİN AÇILMASI GENE DEVAM EDECEK...

elbette her sistem bazıları için riskler taşır... ama risksiz bir sistem mümkün mü?
şu mevcut sistemde ankara eczacılarının %86'ısı kredi kullanırken sizce eczacı risksiz mi çalışıyor? burada niçin kredi kullandığın söleyn bri tane bile eczacı yok? çok ilginç ya?


ben size tercüme eeyim mi?

mevcut sistemden yararlanabilen "ödenmiş sermayeye" sahip ( kredi kullanan bri adamda ödenmiş sermaye olamaz... zira vakıfbank açık hesap faizleri gerçekten diğerlerine göre yüksek)olnlar için idel olabiir...
bu şekilde mevcut sistemin kasıtlı ve tek taraflı ve ahlâkdışı ticari uygulmalarına bir süre dayanaraka diğer meslektaşlarını devlet yardımıyla piyasadan silmek mümkün gibi görünmekteir.. şimdi niye sistemi silbaştan yapıp sermayesiz zeczacıların da piyasada istihdam edilip muhtemel rakipler olmalarına izin verelim ki?
(herkes de eczacılık yapmayıversin!in türkçesi budur.. peki kimin eczacılık yapıp kimin yapmayacaına kim karar verecek? mesleğin "ödenmiş sermayeli" seçkinleri mi? isterseniz er meydanını genişletip sıkletlerin çeşidini arttıralım bakalım alttan yetişecek pehlivanlar neler yapacak?)

burdur pazarı kurulduğunda köyülerine bedelsiz ilaç dağıtan bir abimizin SERMAYESİYLE işini, eşten dosttan bulduğu borçla başlatan genç bir eczacı ( ben) nasıl rekabet edebilirdinm ki?) bunun örneği o kadar çoktur ki...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

VEZİROĞLU

-) Eczanelerin şu andaki küçük ve çok parçalı yapısı devam edemeyecektir.

-) Perakende pazarının tek gelir sahibi (muvazaalı eczaneleri saymazsak ) eczacılardır ve bunun böyle devam etmesi gerekir . Meslekten sadece mesleğin sahiplerinin para kazandığı bir sisteme zorla meslekle alakası olmayan sadece parası olan insanları katmaya çalışmak akli değildir .

-) Devletin sağlık sigortasından elini çekmesi doğru değildir. Sigortası yapılan şey insandır. Devlet bu yükümlülüğünde zararda etse buna devam etmelidir. Bu sosyal devletin en önemli görevlerindendir. Ama devletin yetkili birimlerinin bu harcamanın en asgariye indirilmesine çalışması da normal karşılanmalıdır. Çünkü ilaçta dahil sektörde çok büyük suistimaller vardır .

-) Eczacılar ilaç perakende sektörünün hem mali hem mesleki sorumluluğunu almaya devam etmelidirler . Çünkü mali sorumluluk kimde ise kazançta onda olur .

-) Eczacıların birbirleri ile ortaklıklarını serbest bırakmak günümüzde yaşadığımız problemlerin (katılım payı,küpür ticareti,karne yazdırma,hasta kapma yarışı vs )bu çok ortaklı eczaneler tarafından daha da büyüyen ölçeklerle ortaya çıkarılmasına yol açacaktır .

-) İlaç perakende sektörünün ahlaksızlığının temelinde haklı ya da haksız yapılan rekabet gelmektedir . Rekabet bilindiği üzere bir malın satışını artırmak üzere yapılır . Malın alıcısı devletse bu yapılan haklı ya da haksız rekabetten her halukarda devlet zararlı çıkmaktadır . Ayrıca günümüzde eczaneler arasındaki rekabet asla iyi hizmet,güleryüzlülük,mesleki bilgi alanlarında yapılmamakta rekabet tamamen maddi platformda gerçekleşmektedir .

-) Şu anda eczanemizde olan malla depolara olan borcumuzu karşılayamayız o halde eczane bizim değil demek yanlıştır. Çünkü depolara olan borcumuz vadelidir ve hepimizinde sigorta kurumlarından vadeye yayılan alacaklarımız bulunmaktadır. Bu unutulmaktadır.

Velhasılı :

-) Sermaye yapımız güçlendirilmelidir evet ama eczacı olmayanları işe karıştırmadan.

-) Eczaneler birleştirilmelidir evet ama keyfiyete bağlı olarak değil iller bazında yapılmalıdır.

-) Bir ilin perakende ilaç pazarının tüm mali ve mesleki sorumluluğu eczacılara ait olmalıdır evet ama bu işbölümü ve kura ile yapılmalıdır . Böylece 500 eczacısı olan bir ilde her eczacının 500 de 1 mesuliyeti ve 500 de 1 riski ve 500 de 1 söz hakkı ve 500 de 1 karlılığı olacaktır . Herkes eşit olacağı için kimsenin borusu fazla ötemeyecek ve eczacılar arasında rekabet düşmanlık vs de kalmayacaktır.

-) Böyle bir oluşuma yolsuzluğu engelleyeceği , sektöre bir standart getireceği ve daha kolay denetleneceği için devlette karşı çıkmayacaktır. Ama başlangıç aşamasında eczacıların bu tekelliğini kötüye kullanmalarına engel olmak için gerekli maddeleri de oluşumun kurallarının içine konulması gerekir . Aynı şekilde karşılıklı olarak eczacıların yapılabilecek olumsuz uygulamalardan kötü etkilenmemesi için karşılıklı yaptırım yollarının açılması gerekir.

-) Meslekten sadece mesleği hakkıyla yerine getirebilenlerin para kazanması sağlanmalıdır . Böylece 23.000 denilen eczane sayısında da ciddi oranda azalma olacaktır. Çünkü şu anda eczacılığın e sini bile unutmuş bir sürü insan eczacılıktan para kazanmaktadır. Eğer gelip masanın başına oturup eczacılık yapmayı becerebileceklerse onlarda sisteme gireceklerdir tabiiki ama yok ben yapamam diyorlarsa sistemden çıkacaklardır. Bu da hakkıyla mesleğini yapanların hakettikleri asıl pastaya kavuşmalarını sağlayacaktır .

Size bu sistemle oluşabilecek 2006 tahminlerimi yazmak istiyorum .

Toplam ilaç perakende pazarı : 6 milyar dolar (normal şartlar altında 9 milyar dolar olması gerekiyor )

Toplam sisteme sermaye ortağı olarak girecek eczacı sayısı : 20.000

Toplam bir yıllık eczacı karı : 900 milyon dolar

Aylık maaşları hariç eczacıların yıl sonu kişibaşı karı : 45.000 dolar

Aylık maaşlar her il için kendilerinin belirleyeceği minimum 1.000 ytl

vs vs vs vs vs vs vs

babaruhi niye?
yoksa eczacısız eczacılığın mucizevi bi yolu var da ben mi bilmiyorum?;

eczanelerin bu şekilde ortalıkları

1- mesul müdür haricinde fiilen çalışan vardiyalı eczacı istihdamını

2- eczane eczacılığını devlet destekli market tekellerine kaptırılmasının önlenmesini sağlayacaktır...

bu güne kadarki devlet güdümlü mesleki tekelleşme eğer sorunlarımız çözdüyse haklısnız konuşmağa gerek yok...

nevcut devlet güümlü sistemin aşırılaştırmasının sorunları çözebileceğine inanıyorsanız gene susuyorum... bu sistemin aşırılaştırılmasının iki muhtemel sonucu olur...

1- devlet nerede ne kadar eczane açılacağına karar vermeğe başlar ve şimdiden alt yapısı hazırlanan kurum eczanelerinin
ve devamında durumu iyi olmayan eczanelerin bu adla devlete devri.. zaten istenen bu değil mi?
eczacılığın paragöz eczacılaırn elinden alınıp kutsal devlete devri... sosyalist meslektaşlarımız hiç gizlemsein gönüllerinden geçen bu...

2-gene devlet destekli ve belli by
k sermaye gruplaırnın imtiyazlı zincir eczanelerinin, kanun korumasıyla piyasada yer etmesi... buna az kalmıştır...

size önerdiğim sistemin özü ÖZGÜRLÜKTÜR... ve bu ik ihtimali de önleyebileek yegâne çözümdür..

bu yılın başında daha "kurumların kendi, eczanelerini açması" telâffuz edilmeğe başlandı... hiç sesiniz çıkmamıştı?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi eczaneyi bakkalla kıyaslamayalım da neyle kıyaslayalım? ikisi de sonuçta ticarethane... birinde mesul olan kişi üniversite mezunu ve daha rafine bir eleman o kadar...

bu size aşağılayıcı geliyorsa bakkallara karşı ciddi bir kibir içindesiniz demektir...

feriha hanım... siz ister inanın ister inanmayın... memlekette market eczacılığın alt yapısı oluşturuluyor..
bunu yapan adamlar benim gibi özgürlükçü düşünmüyor... sadece kendi işlerine özgürlük getirecek düzenlemelerin peşindeler.. ve hiç bir zaman "başkaları da eczacı ortaklığı kurabilsin.. hatta eczacılar da şirketleşse ne güzel olur" falan demeyecekler...

burada önerdiğim sistemin belli başlı kurallarını yazdım... KURALSIZ OLMAZ! dedim... neden bunu duymak istemiyorsunuz?

neden olduğun ben söyleyeyim:
bizim için kurallı yaşamak demek GÜDÜMLÜ yaşamak demektir ve özgür yaşamak da KAOS! zira resmi ideolojimiz bizi o şekilde şartlamıştır...

bu kabule göre insanüstü varlıklar saymamız gereken bir takım resmi makamların ve vekillerimizin keyiflerine göre oluşturdukları hiç bir kısıtlama üzerinde TARTIŞMA YAPILAMAZ...

bakın bazı şeylerin suç sayılmasının yanlışlığını savundum başıma neler gelmedi... edilen hakaretim bini bir para...

biz kurallara dayalı bri özgürlük anlayışını kavrayamıyoruz feriha hanım...

kurallar bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini değil, sadece neyi yapmamamız gerektiğini söylerler... yapılabileceklerin nasıl yapıldığı yapanların özgür iradelerine kalmıştır, elbette sorumluluklarına da...( zira bir özgürlüğü kötüye kullanarak adam da öldürebiliriz)

onun için kurallar sadece oyun sahsının çizgileri ve yasaklarıdır.. bu yüzden az olmalarında fayda vardır...

piyasa ekonomisi ve günlük hayat da içinde belirli sayıda ve üzerinde asgari müşterekle birleşilmiş kurallara bağlı kalınarak oynanan oyunlar gibidir... bir oyunda herkes kazanmaz... ama herkese kazanma şansı verilir... ne dersiniz üçbüyükleri ligden atarsak daha adil bi lig elde etmez miyiz?

hakemin her gün kafasına göre kural ihdas ettiği bir oyunda hiçkimse kazanamaz...

devletin yıllardır yaptığı budur.. rekabeti kötüleyerek, "evcil" bir rekabet sağlamak adına rekabet kurulu kurar ondan sonra rekabetsizliğin durgunluğunda üretim bekler, üretim azalıp, işsizlik arttığında ve enflasyon yükseldiğinde de derhal özel sektörün açgözlülüğündne dem vurmağa başlar...

insanları mutlu etmek için ik muhtemel yol var:

a- onlara ne yapmaları gerektiğini her seferinde söylemek.. ( ki bu, insan gibi özgür iradeli bri insana yöneltilebilecek en büyük ahlâkdışıktır) bunu yapmak yapanın kısa vadeli pragmatizminin bile idrak edemeyceği bri hızda geri teper.. bkz. sscb

b- insanlara neler yapmalaır gerektiğini değil ama NELER YAPMAMALRI gerektiğini söyler ve sonrasında onları serbest bırakırısnız... çizgiyi aşana kart gösterir ya da oyuından atarsınız ama asla kaç gol atacağın söylemeye kalkmazsınız...

bu iki anlayıştan birincisi kant'la başlayıp marksla bittiği sanılan ama neomarksist frankfurt okulu gibi düşünce okullarıyla süren aküsü bitmiş bir araba gibi yokuş yukarı ittirilen bir felsefenin soncudur...

ikincisi daha 18.yy'da iktisadı, bir disiplin haline getiren ve doğa kurallarına benzeyen kurallaırını keşfetmek ferasetini gösteren adam smith'in ve daha sonra onun ışığından çoğalan liberal ekonomi okullarının felsefesinin özüdür...

velhasıl-ı kelam... insanlar ne yapmaları gerektiğini sizden, benden iyi bilirler yeter ki ÖZGÜR olsunlar... ( ama burada hâlâ özgürlüğün SORUMLULUĞUna yaptığım vurguyu algılamıyorsunuz? üzülüyorum ama!?)

insanların mutluluğu için onlara özgür seçimler yapabilecekleri ortamı sağlayalım, gerisini de onlara bırakalım olmaz mı? doğal ekonomik özgürllükleri TMO gibi kurumların taban fiyatları ile öldürmeyelim... veya sağlık bakanlığının ilaç dayatmalarıyla..

saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

xxdrm sayın theone Feriha Hanım bizim cayocağı kapandı zaten cay kahve içemiyorum ellerim titriyor siz ise 10 parmak yazı döktürmeye devam ediyorsunuz:)enerjinize hayranım ...yazı yazmak yerine spor yapmanızı tavsiye ediyorum inanın daha az vakit daha fazla efor sarfedersiniz...MUVAZAA konusunda sıkı bir hayranınızım Cengiz Bey sizede slm lar(cengocengizin fotosu yaşlı gözüküyor Dayı desemde olur)

babaruhi feriha hanım!
sizin gibi ferasetli bir insana da bu yakışırdı!
hay! ( japoınca da evet!)

piyasanın özgürlük ortamın daha sonra inceleyeceğiz...
fiyat oluşumunda piyasanın yeri gibi konulara dalacağız, inşallah üşenmez ya da unutmazsam
:)
saygılarımla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi peki feriha hanım!
vazgeçtim.. özelleştirmeden de serbest eczacı ortaklıklarından da vazgeçtim...

şimdiki sistemde kanun eczacıyı eczacılık konusunda tek yetkili kılmışken niçin işler yürümüyor? yürüyor da burada bu kadar eczacı neyi tartışıyor?...

durmadan söylediğim şey şu:

fillerimizi felsefelerimiz belirler
felsefelerimizi saf pragmatizme değil önce ahlâki sebeplere, öncüllere dayandırmamız lazımdır...

yani işe pragmatik bouyutyla bakrsak uyuşturucu kaçakçılığı son derece yararlı sayılabilir... doğru değil mi? "bir kilo toz bir otoboz" denir mesela... bana pragmatizmi yakıştıran dostalrımı şaşırtarak bu alçakça işin maddi yararlarının hiç bri ahlâki gerekçesi olamayacağı için ona karşı çıkarım mesela...

burada özellikle belirttiğim şey bugünkü sistemin tek yararlı sistem olarak savunulmasının çok korkunç bir hata olduğudur... burada meslektaşlarıma daha somut örneklerle ve daha pragmatik anlatmağa çalışmama rağmen tezimin esas kökeni ahlâkiliktir..

bi sistemi( mesala mevcut sistemi) sırf yararlı olduğunu düşünerek savunmak sözgelimi uyuşturucu kaçakçılığının likiditeye katkısını övmek gibidir.. iksinde de "yarar" esastır ve zaten bugünkü sistem de ahlâkiliğindne dolayı değil yararlılığından dolayı svaunulmaktadır.. ama hiç bir yararı da yoktur...

size ısrarla belirttiğim ve algılamamakta ısrarla devam ettiğiniz nokta mevcut devlet merkezli sistem devam ettiği müddetçe beninm nerdiğim sistemin ancak devletin yasama erkiyle özel ayrıcalıklar kazanmış marketlerin yararına olarak kullanılabileceğidir.

ki gidiş o yöndedir... büyük depolar kendi denetimlerinde ayrıcalıklı eczaneler açmak derdindedir. üstelik bu yaza ile öyle ayrıcalıklı br hal alacaktır ki şöyle savunulacaktır: " ilacınızı falanca şirketler grubunun güvencesindeki ilaç-marketlerden alınız!"
ve bu sefer halkın gözünde ilacın marketten alınması gerektiğine dair bir güvenlik şablonu oturtulabilecektir.. bu öyle oturacaktır ki daha sonra insanlar ilaçlarını lüks ve güvenli marketlerden almayı "merdiven altı-bakkal kılıklı eczanelerden almağa tercih edeceklerdir.

market eczanelerin öncülleri alışveriş merkezleri eczaneleridir. gerisi gelecektir.. onlar için çıkarılan ayrıcalık kanunlarına itiraz etmedik ve yarın diyelim falanca holdingin eczanesi de aynı yerlerde resmen boy gösterdiğinde şirketleşmek veya ortaklık kurmak isteyeceğiz ama ozaman bizi düşünen bir yasama temsilcisi bulamayacağız..

pasta sizce bizim mi tehone hanım? ben de soruyorum neyi paylaşamıyoruz?.. her şey güllük gülistanlıksa bu sistemden alıp veremediğimiz ne? sistem çok iyi de biz mi uygulayamıyoruz.?. bir cennet sistemini işletemeyen şeytanlar mıyız?

hayır! bir ekonomik faaliyeti bir meslek gurbuna özgülemenin getirdiği sorunları yaşıyoruz.. eğer devlet aynı kalacaksa, aynı keyfilikte ödemeler yapacaksa, hayatımza gene aynı şekilde müdahale edip sözleşmeleini ihlal edecekse elbette hiç bri şey çözüm olmayacaktır...

devlet gene sözleşmeleri ihlal etsin, borcunu faizsiz ve geciktirerek ödesin, ialç fiyatlaırnı istediği gibi değiştirsin ama biz zengin olalım demek mümkün değil!

mesela bir hüküm sayın veziroğlundan:
"-) Perakende pazarının tek gelir sahibi (muvazaalı eczaneleri saymazsak ) eczacılardır ve bunun böyle devam etmesi gerekir . Meslekten sadece mesleğin sahiplerinin para kazandığı bir sisteme zorla meslekle alakası olmayan sadece parası olan insanları katmaya çalışmak akli değildir ."

niye tek hakim eczacı olmalı? cevap yok.. kimsyi zorla sokmuyoruz sayın veziroğlu girmek isteyenler girsin diyoruz..

işimiz gücümüz zorla.. her şeyin illa bri zorlamayla yapılacağına o kadar inamnmışız ki... serbest bırakalım serbest!

bri başka laıntı gene sn veziroğlundan:
"-) Sermaye yapımız güçlendirilmelidir evet ama eczacı olmayanları işe karıştırmadan.

-) Eczaneler birleştirilmelidir evet ama keyfiyete bağlı olarak değil iller bazında yapılmalıdır"

nasıl güçlendireceğiz? aldığı sandık kesintilerinin hesabını vermeyen bir meslek örgütüne daha fazla haraç vererek mi? eğer bu mümkünse niçin ankara eczacılarının %86sı kredi kullanıyor.. eğer bu meslektaşlarımızın hepsi akılsızsa bu mesleği nasıl edinmişler?;
keyfiyete bağlı değil! kimin keyfiyetine bağlı değil sn veziroğlu.?.. ama devletin keyfiyetine bağlı olabilir değil mi?
devletin keyfiyeti getirmedi mi biz bu günlere?


"-) İlaç perakende sektörünün ahlaksızlığının temelinde haklı ya da haksız yapılan rekabet gelmektedir . Rekabet bilindiği üzere bir malın satışını artırmak üzere yapılır . Malın alıcısı devletse bu yapılan haklı ya da haksız rekabetten her halukarda devlet zararlı çıkmaktadır . Ayrıca günümüzde eczaneler arasındaki rekabet asla iyi hizmet,güleryüzlülük,mesleki bilgi alanlarında yapılmamakta rekabet tamamen maddi platformda gerçekleşmektedir .

-) Şu anda eczanemizde olan malla depolara olan borcumuzu karşılayamayız o halde eczane bizim değil demek yanlıştır. Çünkü depolara olan borcumuz vadelidir ve hepimizinde sigorta kurumlarından vadeye yayılan alacaklarımız bulunmaktadır. Bu unutulmaktad"
rekabetin kendisi ahlaksız değildir.. rekabeti ahlaksız yapan sizin de dediğiniz gibi devlet tarafından belirlenmiş ve devletin tek müşteri olduğu sistemdir.. siz nasıl bri müşterinin zorbaca kendisini tek müşteri olarak size kabul ettirmesini içinize sindirebilyorsunuz?
resmi kurumlardan alacaklaırmızn vadeleri düzenli değildir ve faizle ödenmemektedir.. depoya borçlarımız düzenli olarak aylık %20 gecikme faiziyle işlemektedir yani depolara borcumzu ilacımz karşılamamaktadır ve ilaıcmız fiilen bizim değildir... sizin dediğiniz düzenli ve faizle ödemelerde mümkündür.. dünyanın en berbat müşterisinin eczanemizi soymasına izin verip onu eleştirenleri namussuz saymak da bize has bir garabet...

sayın theone eğer eczacılık bu kadar berbat bir işse neden büyük depolar kendi eczanelerinin altyapısın hazırlıyor? şimdi de ben size soruyorum..
hep söylediğim şeyi bir kere dah söyleyeceğim.. durmadan "ödenmiş sermaye arttırılmalı" deniyor ya.. hah! o ödenmiş sermaye çoğumuzda yok! ve mevcut sistemle de gitgide küçülüyoruz!

eğer mevcut sistem devam edecekse.. bu sistemin getirdiği maddi yıpranmayı karşılayacak bir sermaye yapısı olmalı ki azar azar da olsa kâr edilebilsin...

şu anda zaten eczacılık ölüyor.. bir ölünün durmunu referans alıp "zaten tek patronum" demenin anlamı yok... depolar şu an gecikmiş alacakları için istedikleri an eczanelerimize dalıp mallaırn kaldırabilirler.. hiç hesapladınz mı ne kadar vade farkı ödediğinizi?
şu an bize ait olan bir pasta falan yok!

eczacının kredi kullanarak ayakta kaldığı sistemde pasta falan olmaz! burada bi serveti paylaşmaya çalışmıyoruz! yok olmamağa çalışıyoruz.. ve bri işletmenin kanı paradır... şahsen adam öldürmek, hırsızlık, yalancılık vs.. gibi suçlardan kaynaklanmadıkça paranın dedemizden mi sermayedardan mı geldiği hiç önemli dğeildir.
ben muğlak cevaplar vermiyorum.. sadece sizn duymak istediklerinizi söylemiyorum...
siz eczacının iflasa sürklendiği bir sistemin ilanihaye devamını şart koşuyorsunz ben de bunu kabul etmiyorum... mevcut sistem zaten çöküşten başka bir şey üretmemiş!

eczacıların kendi şirketleri ile sermayedarlı şirketler arsında diyorum hiçbri fark olmayacaktır... bunu daha başka nasıl anlatabilirim?

ortada pasta falan yok!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sevgii feriha hanım,
gecenin bri alemi vatanı kurtarıyorsunz ya vallahi ne diyeyim?
ortada gerçekten pasta yok feriha hanım...
bri piyasada hiç bri tekel devlet kadar büyük bri baskı gücü oluşturamaz... iş bu sebepten serbest eczacı ortaklıklaırn oluşumu belki bazılaırmızn batmasına yol açar ama eczacılaların güçbriliği yaptıkları ortaklıklarda da kârlılık artacaktır...

ozaman piyasada tek başına kalabilenler çok sermayesi olanla rolacaktır.. daha zayıf olanlar tek başlarına gidemeyceklerse başka eczacılarla ya da sermayedarlarla devam edebileceklerdir.. bu sistemin özü her alternatife açık olması...

kârı neyin altına düşürmğyor feriha hanım dvlet?
bakın vergileriniz kâğıt üstündeki kârızn %46sı! buna şahsiş gderlerinizi dahil edemediğiniz için bun cepten yiyorsunz yani şahsi giderleriniz doğrudan zarar!

paranız her ay %3-5 değer kaybediyor.. yani kurumdan alamadığınız..
sabit giderleriniz cironun %11i
bu nedemek biliyormusnuz? kârınızın yarısı!

depolara her ay Allah'ın emri gibi vade farkı %10
ortada kalan pasta var mı merak ediyorum?
bu sistemin devamnı yüksek muhasebeyle falan ağlayamayız! sürekli ve büyük miktarda parayla sağlarız ki bu keyfi kâr marjlarıyla bu işi sürdürmeğe değer mi tartışılır?

ortada pasta falan yok.. burada pastayoı paylaşmayı dğeil ekmeği bulmayı tartışıyoruz..

aikidoya devam!
saygılarımla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sayın veziroğlundan bir alıntı...
"-) Devletin sağlık sigortasından elini çekmesi doğru değildir. Sigortası yapılan şey insandır. Devlet bu yükümlülüğünde zararda etse buna devam etmelidir. Bu sosyal devletin en önemli görevlerindendir. Ama devletin yetkili birimlerinin bu harcamanın en asgariye indirilmesine çalışması da normal karşılanmalıdır. Çünkü ilaçta dahil sektörde çok büyük suistimaller vardır ."
devlet ZARAR ETSE DE BUNA DEVAM ETMELİDİR bu cümle önemli! hüsam, oğlum klibi durdur! bu noktaya bir bakalım..

devlet zarar etse de...
şimdi bunu bir yana bırakalım ve bri özel sigorta şirketine bakalım... kendince risk durumlaırnı değrlendirmiş falan bir yıl sonra bakmış ki bu risk durumları türkiyede çok doğal ve geri ödemelrden zarar etmiş ve batmış.. mesela... şimdir burada bua dmaın kime zararı dokundu? müşterilerine ve çalışanlaırna değil mi?
yani onnla çalışmaya br şekilde RIZA GÖSTEREN veya GÖNÜLLÜ OLANLAR değil mi?

şimdi gelelim devlete...
devlet bankası yıl sonu bilançosuna bakıyor ve eyvah1 o milletvekilinin işi şu bun iş bu derken dağıttığı kredilerin hiç brini toplayamamış.. ve görev zararı ilan etmiş.. lafa bakar mısnız görev zararı!

merkez bankasına yazı yazılmış " anneciğim mudiler beni dövdü onlar yüüznden zarara uğradım! " diye merkez bankası bankaların annesi olarak dayamış ağzına biberonu ziraat bankaısnın " al çocuğum,iç evladım! bak sana eksilen besinini yeniden veiyorum" demiş
demiş de bunu yapabilmek için azıcık matbaasın çalıştırmış

parası bolaran, karnı doyan ziraat bankası,böyle bri annesi olduğu için şükredip aşırı besindne kaynaklanan azgınlığını yüksek faizli para toplayarak gidermeye çalışmış veya tutmuş " ey mudiler gelin %60 veriyor benden %105 !" demiş.. vtandaşın elindeki parasını piyasadan çekmiş... nasıl olsa parsı var ya

şimdi bu durumda öbür bankacı amcamların akışkan olması erekn pozisoynları sarsılmış... burada annesi kuvvetli emziren bri çocuk diğerlerine göre daha besil bri halde oyun sahasın dağıtmaya başlamış... tabii basılan paranınkarşılığınn olup olmadığı önemli deil.. bizde altın standardı gibi ilkellikler olmadığından... piyasayada çıkıyo bu fazla para...

neyse... aslında sektörler yanlış kıyaslanıyor gibi geliyor ama değil..

yıl sonu yaklaşırken ziraat bankası gene ağlamaya başlıyor.. zira bu faizle geri ödeme yapması nerdeyse imkânsız.. devlet baba bu sefer.. "halkıma bobrçlanır, bu mmudilerin parasını öderim "diyor.. ve başlıyor hazine bonosu satmaya..
parayı buluyo gibi oluyo ama gene borçlanıyor... işte bu sisteme açık finansman sitemi deniyor...
devlet sürekli olarak bri yerdeki açığın kaptmak içn bir başka yerden borç alıyor...
piyasadki hiç kimsenin normal şartlarda alamayacağı paralrı sırf devlet olduğu için bu şekilde yoplarken aklına başka bri "kaynak" geliyor: vergiler!

vergilendirilmiş kazanç kutsaldır gibi bir yave uyduruyor.. herkes de cennetteki yerini garantilemek için üç beş fazlasıyla vergisini veriyor... zaten vergi muhasebesinde mutlak doğruluklar olmadığından devlet bütün onayları alınmış hesaplardan geriye dönük de canınn şistediği kadar vergi alabilyor.. ve böylece finansman sorunun çözdüğünü sanıyor...

işte dostlar sağlık sistemi de aynen bu şekilde ne pahasına olursa olsun şeklinde işletildiğinden bunun yükü sürekli olarak artan bri şekilde vergi mükelleflerinin sırtına biniyor...
bri devlet işletmesinni zararı O İŞLETMEDEN YARARLANMAYAN VE ONUNLA HİÇ BRİ İLİŞKİ DE KURMAK İSTEMEYNLERİN SIRTINA YIKILIYOR!
zira devletle ilişkimizde gönüllülük ya da rıza esasları değil kelimenin tam anlamıyla orman kanunları işliyor...

herşeyin bir bedeli vardır

maliyet her şeydir

bir şirketin sınırlı gücü onun zarar verme gücünü de sınırlar

devletin sınırlanmamış gücü verdiği zararın çağını arttırır...

devlet de şirkeler gibi yetki ve sorumluluk açısından piyasada eşit muamele görmezse, derhal birilerini diğerlerinin alyhine kayırarak onlardan güç sömürmeye çalışacaktır...

gücü talebe dayanmayan yapı asla geneli kuşatmaz, kendine yakın olan menfaaatleri kuşatır.

ve bri alıntı:
"güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır..."

lord acton...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi feriha hanım...

bu sistemle en kötü ihtimalle zaten şu an eczacının sömürülmesi olayı biter...

haklısınız adam " kardeşim bu şartlarda eczacıyla çalışmanın manası ne? vergi işini ben üstüme aldıktan sonra? " der ve hiç bir eczacı da sırf maaş için vergi riskine girmeğe yanaşmaz.. çünkü artık bu riski üstüne resmen alması gerekn insanlar olacaktır.. siz yanaşır mıydınız?...

bu sistem paradoksal olarak sermayedar ortaklı eczaneleri "itici" kılıyor.. gene de her şeye rağmen yapmak isteyenleri de özgür..
bu sistem bu günkü şartlarda işler mi? çok zor.. ama gene de açmak isteyenlerin önünün açmamak neden? kaldı ki eğer bütün bu şartlara rağmen inanlar ortak eczane açmak istiyorsa kâr edebileceğini düşünüyorsa neden açmasın?

bir defa ben olaya bu özgürlük penceresinden bakıyorum... şahsen kapitalizmi her bir bireyin öçlülebilir yararlarının maksimumunu sağladığını düşünmemden evvel ahlâki olarak özgürlükler penceresinden savunuyorum...

yani tereciye tere satmayınız... :) yok nazi kitleselliğiymiş falan... :) onu ,sadece size anlatabilmek sizinle aynı eksende kalmak için söyledim.. zira işin özgürlükler boyutuna bakamıyorsunuz... demem odur ki... hangi sistem ki insanların özgür tercihlerine en fazla saygı gösterir o sistemin toplumun genel yararı üzerindeki etkisi muhtemelen daha fazladır.. kamu yararı bir amaç değil bir sonuçtur.. öncelik bireyindir... kapiş?


madem öyle şu an niçin harıl harıl eczane açılıyor? tek eczacılı eczaneler açılınca daha mı kârlı oluyor?.. hayır! hatta verimsiz işletmecilik ve sermye yokluğundan her şey daha da kötüye gidiyor...

sermayedarın sadece sermaya bilincinin olması bile bir verimlilk getirir... yeter ki özgür olsun... bir şeyi özgür bırakmakla yapılmasını mecbur etmek arasındaki farkı bir türlü anlayamıyoruz.. "isteyen girsin" demekle
"herkes yapacak" demek farklı değil midir? kaldı ki eczacıların kendi şirketlerinin kurmaları da serbest bırakılıyor...

kaldı ki... bu tip bir serbest ortaklık rejiminde ne gibi değişiklikler olacağını önceden tahmin de edemeyiz.. ben kâhin değilim... sadece mevcut sistemdeki aksaklıkların değişmesi için bunun itici güç olacağını tahmin ediyorum... zira bir türlü ticari olarak çalışamayan işletmelerin yönetimin de bu tip bir bakış açısı tahmin edilmeyen bir baskı unsuru yaratabilir devlet karşısında...

bu durum maddi olarak hiç bri işe yaramasa bile eczaıcnın gayrıresmi yollardan aldığı riskleri yok edecek ve hiç kimseyi de geçinmek için böyle risklere girmeye mecbur etmeyecektir.. bu bile bir kazanç değil midir?
bu aynı zamanda ikinci sorunuzun cevabı da oluyor...

eğer devletçi ekonomi çok güzel işliyorsa sermayedarlar bu ieş balıklama atlarlar... işlemiyorsa çekinceli atlarlar ama en azından artık eczacının mesul müdürlüğü yasallaşmış olur...

bugünkü sömürünün kaynağı eczacının kesinlikle her şeyin resmi sorumlusu olmasındandır... yani gizlilik adrenalinden değil, yasaklardan gizlenmeğe çalışmaktan doğmaktadır... yasağı kaldırın ve her şey açığa çıksın!

biz sadece devletten aldığımz parayı yüzdesi gitgide azalan bir komisyonla depolara nakleden aracı kurumlarız... arada heba olan emeğimiz ekstra...
bir gün gelir de kurum eczaneleri açılırsa ( ki ateş olmayan yerden duman çıkmaz) veya depolardan doğrudan alım yapmağa başlanırsa ozaman hepten gideriz... bunlar belki size uzak şeyler gibi geliyor ama... veya market eczaneler kendi tekellerini sağlamlaştıran yasalar yaptırıp da bir de kurum reçetelerini yüksek iskontoyla verirlerse oy oy oy!

bir piyasanın en tehlikeli hali "kayırılan tekellerle" dolması halidir feriha hanım... özgürlüklerin tanınmadığı yerde kayırılan güç odakları ve kayırılan tekeller oluşur ki onlarla rekabette piyasa şartlarınn dışında rüşvet ve kişsel yakınlık faktörleri gerekir...

onun için mümkün olan engeniş katılımlı serbest eczaıclık piyasasını tasavvur etmeğe uğraşıyorum..


ekmek de yok pasta da.. işmiz sadece göstermelik... ilmi tarafı hiç kalmamış, ticari boyutu gitgide fuzlulileşn bir iş yapıyoruz...ben ortada büyük bir fırsat tepsisi falan görmüyorum ya siz? başkasın ortak etmek derken onun da ekmeğini alıp sofraya gelebilmesini istiyorum..

ekmek de yok pasta da feriha hanım...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

yasar_54 YA AFŞAR BİZİM ERZURUMDA Bİ LAF VARDIR PİSLİĞİ DÜRTME ÇOK KOKAR ,ŞİMDİ DİYECEKSİNKİ ABİ NE YAPTIM ,İNSANLARIN KORKULU RÜYASI MESLEĞİN SONU OLAN MUVAZZAYI RESMEN SAVUNUYORSUN YAPMA ALLAH AŞKINA YAPBİRSİN YAPDA AMA ÖNERME LÜTFEN HER DENİZ DÜŞEN YILANA SARILMAZ BEN ECZANESİ İFLAS EDEN VE MESLEĞİ BIRAKIP AKŞAMLARI ŞÖFÖRLÜK YAPAN Bİ ARKADAŞIMIZI TANIYORUM AMA DİPLOMASINI ORTAKLIK ADI ALTINDA SATMADI.15 /20 MİLYARLA ECZANE KAPATIP EVİNE EVİNİN İHTİYACLARININ EN AZIYLA GİDİP BOYNU BÜKÜK AMA GURURLA ANLI ACIK GEL BU TARTIŞMAYI KES İSTERSEN

babaruhi feriha hanım,
zaten israf ettiğimiz ekmeğimizin yerine başka bri ekmek kaynağı bulabilir miyiz diye uğraşıyoruz...

yaşar abi,

bir işin , kuralları konarak yasalaştırılmasından korkuyoruz değil mi?
"kuralları konarak" diye ellibin defa ifade ettim... bunun içinde eczacıların kendi kuracakları ortaklıklar da olacak da dedim...

hâlâ "muvazayı savunmak" diyorsunuz...
bend ediyorum ki muvazaa denen olay elbette bu gün iind ebulunduğumuz sıkıntıların bri sebebidir... ama nasıl? bu sebepleri gözden geçirip onları ortadan kaldırırsak ve işi kurallarına bağlayarak ortaya sunarsak ne olur? bütün yaptığım iş budur!
Allah aşkınıza siz de kitlenin ezbere saldırganlıyla okumayın beni.. zaten okumamışsınız da...

kanunlarımıza göre eczacılık eczacıların tekelinde br meslektir... bunun yanlış olduğuna ben bir piyasa taraftarı olarak kesinlikle kaaniyim de bunu şimdilk tartışmayalım...

muvazaa nedir? kanuna aykırı olarak gizlice yapılmış bir ortaklık.. doğru mu? bu gizliliğin zararı kimedir.. en başta eczacıyadır, değil mi? niçin? çünkü her türlü mali ve mesleki sorumluluk onun üzerindedir ve eczacınn ortağı onun risklerinin üzerinden para kazanmaktadır, doğru mu? bene muvazaa denen olayın tak yanlış yönü de budur..

yoksa "muvaza devleti soyuyor.." falan gibi laflar içi boş laflardır.. normal bir eczane nasıl çalışıyorsa muvazaalı eczanede öyle çalışır... ahlâksızlık muvazaanın tekelinde olmadığı gibi ahlâk da tek eczacılı eczanelerin tekelinde değildir... işte bu noktada biraz da ürkütücü ve ciddi bir saptırmayla her şeyin muvazaalı eczanelerin üstüne yıkıldığı kanaatine varıyorum...

objektif değiliz!

eğer muvazaanın kötülüğü eczacıyı bri gizlilik perdesi altında her türlü riskle karşı karşıya bırakıp da hiç bri güvence sağlamamasıysa... bu risklerin paylaştırılması ve eczacınn güvence altına alınmasıyla resmi bir şekilde yapılamaz mı?

benim için önemli olan eczacının devlet ve her türlü güç odağınn zorlamasına karşı HUKUKİ güvence altında olmasıdır.. eğer bu sağlanırsa , ne yaptığınızn hiç bİr önemi kalmaz.. kanuna aykırı fiiller zaten cezalandırılır.. ama SUÇ İŞLEME İHTİMALİ, ÖZGÜRLÜKLERİN BASKILANMASINA MAZERET TEŞKİL ETMEZ!

burada serbest eczacı ortaklıklarına karşı çıkılmasının en büyük sebebi "pastanın payalışlacak" olduğunu düşünmemiz.. bana kalırsa çoğumuza zaten yeni mezun eczacıların eczane açmalarının bir takım uyduruk bahanelerin yasalaştırlmasıyla engellenmesi için teşneyiz de...

mevcut pasta adil olarakpaylaşılamıyor sebebi de devletin keyfi yönetiminden nemalananların bu yönetimin hiç bri şekilde bozulmaması için uğraşmaları... sebepler akli değil duygusal ve bundan yararlananlarda beni burada suçlayıp duranlar değil... devlet kayırmasından yararlananlar çok farklı insanlar ama ne yazık ki siz hâlâ gerçek öz menfaatlerinizn değil onların menfaatlerinin avukatlığını yapıyorsunuz, farkında bile olmadan..

saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

yasar_54 AFŞAR KARDEŞİM İLK ÖNCE YAZIYI TAM OKUYUP SANA YAZDIM BU BİR AYRICA UCURUMDAN ATLAYAN KOYUN SÜRÜRSÜ İÇİNDEDE HİÇ BULUNMADIM YANİ SENİN DEĞİŞİNLE TOPLUM PİSİKOLOJİSİYLEDE SANA YAZMADIM HAKARET HİÇ ETMEDİM SADECE YAP KARIŞMAM SANA DEDİM AMA BUNU YASAL ZEMİNE OTURTMAYA YÖNELİK İFADE VE SAVLARINI UYGUN GÖRMÜYORUM
BAK DOSTUM ZAMAN ZAMAN YAZILARINDA HAKLI OLDUĞUN YERLERDE VAR AMA KÖTÜ ÖRNEK ALINMAMALI EVET GERCEK ECZANE VE GERCEK ECZACI İŞLETMELERİ HAKKINDA YAZDIĞIN AHLAKSIZLIKLAR AYNEN OLMAKDA HATTA KÜÇÜMSENEMEYECEK BOYUTLARDA BENDE GÖRÜYORUM 20 YILLIK ECZANELER DEVLETİ DOLANDIRMAKDAN YARGILANIYORLAR .
ECZANELERİNİN SÖZLEŞMELERİ FES EDİLİYOR . EEEE NEYAPALIM ŞİMDİ BU ECZANELERDE OLUYOR DİYE MESLEKDAŞLARIMIZ PARALARIYLA İLİKLERİNE KADAR SOYAN ONLARI HER TÜRLÜ ACILACAK DAVALARLA KARŞI KARŞIYA BIRAKAN ZİHNİYETE YANİ MUVAZZAYA HAKMI VERELİM
BAK DOSTUM BURADA SAVUNULAN ŞEY SADECE MUVAZZAYA ENGEL OLMAK DEĞİL MESLEK HAKKINDA VERİLECEK KARARLARIN SAĞLIKLI OLABİLKESİ İÇİN BU KARARLARI SADECE ECZACILARIN VERMESİNİ SAĞLAMAKDA DÜŞÜĞNSENE MUVAZZA YAPAN ECZACI BİR KARARDA KENDİNİN VE MESLEĞİNİN GELECEĞİ İÇİNMİ KARAR ALIR YOKSA PATRONUNUN İSTEĞİ DOĞRULTUSUNDA VE İŞLİNİ KAYBETME DUYGUSU İÇİNDE Mİ KARA ALIR DAHA BUNU SANA 100000000 SAYFA ÇOĞALTIRIM ECZANELER MARKETİNG OFİS REYONU OLARAK GÖREN ZİHNİYETE BİZİM İTİRAZIMIN YOKSA SENİN ACTIĞIN ECZANENE DEĞİL DOSTUM BAK BU İFADE ÇOK ÖNEMLİ SENİN ACTIĞIN ECZANENE DEĞİL DİYORUM AYRICA BU KİMSEYİDE İLGİLENDİRİZMEZ BEN BU YOLA BAŞ KOYDUM DİYORSAN BUYUR DEVAM ET SAVUN VUR KIR DÖK AMA BUNLAR SENİN DUYGULARIN DEĞİL BUNU BİLİYORUM SÖYLEDİĞİN SERBEST EKONOMİ KAZNCINARTIRILMASI DEVLETİN REZİLLİĞİ ŞU VEYA BU BUNLAR TAMAMEN BİR KILIF DUYDUĞUNA İNANDIĞIM MAHCUBİYETİN BİR KILIFI BEN SENİ HALA ÇOK SEVİYORUM VE KİŞİSEL HİÇ BİR DAVAM YOK SENLE AMA O KİTLE İÇİNDE KALIRSAN TABİKİ HEDEF HALİNE GELİRSİN SEN KIRALDAN ÇOK KIRALCILIK YAPIYORSUN BIRAK BAKALIM Bİ MUVAZZA ECZANE PATRONLARI ÇIKSIN KARŞIMIZA VE HAKLILIKLARINI SAVUNSUN YAPMA NE OLUR SEN CİDDEN İYİ Bİ DOSTSUN HALA DİYORUM YAP KARIŞMAM AMA SAKIN SAVUNMA

babaruhi Can dostlar,
Bakınız..

1- eczacılığın bugünkü durumunun temel sebebi, devletin tek ödeme, dağıtma, ulufe verme, sadaka dağıtma mercii olmak işini artık kıvıramamasıdır..
2- eczane eczacılığının taa arkaik dönemde eczacıların itibari tekeline verilmesinin bugünkü sonucu eczacı işsizliğidir. Bunun mantıki, rasyonel ve hatta hukuki hiç bir gerekçesi yoktur.. bu sadece meslek erbabına bir imtiyaz tanıyan hukuka aykırı bir kanunun sonucudur.
3- Muvazaa denen olay bu imtiyazın gayrı resmi olarak dengelenmesidir. Kelime ancak devlet merkezli ve devletin meslek camialarını toplumun diğer kesimlerine göre haksızca kayırdığı sistemlerde anlamlıdır.
4- Muvazaa da gizliliğin sebebi kanuni müeyyidelerdir
5- Muvazaanın kötü tarafı hepinizin sandığı gibi pastayı paylaşmak değil, eczacının haksız bir şekilde aslında hiç bir maddi karşılıkla ödenemeyecek çok büyük mesleki riskleri üstlenmek zorunda kalmasıdır. Ama buna hemen hemen forumda hiç değinilmemiş herkes elindeki pastaya birilerinin ortak çıkmasından dem vurmuştur..
6- Zaten bu pasta paylaşımcı devlet –merkezci sömürücü tavır genç eczacıların da eczane açmalarını peşin peşin zorlaştırmakta, meslek örgütleri kesinlikle kanuna aykırı olarak kendilerine gelen talepleri cevapsız bırakmakta bunun yanı sıra mesleğin sorunlarına çözüm getirecek radikal projeler üretmekte kısır kalmaktadırlar.. ecazcı odaları artık sadece yöneyime yakın eczacıların dar bri menfaat kliği ve ideolojik gövde gösterisi aracıdır…

Burada elli defa KURALSIZ OLMAZ! Dememe rağmen sanki bu söz hiç söylenmemiş gibi davranılması toplum olarak kural kelimesini hiç bir şekilde algılayamadığımız göstermiştir..

Bizim için kural sadece tepemizde sopa kıran herhangi bir kabadayının dedikleridir.. ( bu cümle veciz bir cümledir ama takdir eden kim?)

İnsanlara diyorsunuz ki: “kardeşim bazı faaliyetleri yapabilmen için , bazı kurallara uyman, kendine düşen sorumlulukları yerine getirmen gerekiyor.. bunları yerine getirmeye kararlıysan buyur gel sen de ekmek ye! Amaaa! Eğer bu kuralları ihlal edersen, eğer suiistimal edersen o zaman bu oyuna bir daha girmezsin! Gözüm her an üstünde!”

Bu cümlelerin ruhunu anlamak niçin bu kadar zor? Bir kuralın uygulanıp uygulanmadığını denetleyemeyeceğinizden mi korkuyorsunuz?
Devlet bu işe yaramıyorsa ne işe yarıyor?

Kurallar:

Herkes kendi işine bakar
Hiç kimse ötekini kendi işi dışında bir şeye zorlayamaz…
Herkesin sorumlulukları bellidir, kim sorumluluğunu yerine getirmezse tard edilir.

Bu kadar basit! Anlaşılmayan yer neresi?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sevgili feriha hanım,
şöyle özetleyeyim:
eşit risk taşıyan iki sistemden daha özgür olanını seçmeliyiz.

sabancının piyasaya girmesinin "yıkıcı" etkileri olacaktır.. ama bu şartlar altına girmemesi onun için daha iyi olacaktır.. öbür yandan yıkıcı etkilerinin olup olmayacağı bile kesin değildir ki ihtimaller üzerinden bir özgürlük ortamın budamanın manası yoktur..

bu tıpkı rizeçaykur spor'un " ya fenerbahçe hepimizi yenerse? mutlaka birilerimiz ligden düşeriz. Fenerbahçe’nin lige girişi engellensin!" demesine benzer ( mesela) bir piyasa da kaybedenler de olacaktır ama kazanma şansı da hep olacaktır... adalet herkesin kazanmasını sağlamak değil, herkesin kazanması için kayırmasız ve müdahalesiz özgür bir lig yaratmaktır ( BEN)

şu anki rekabet ortamının ne kadar kötü olduğunu içinde bulunduğumuz için fark etmiyoruz.. şu anki rekabet ortamı piyasada herkesin belirsizlik ortamında kendi tahminleriyle yol aldığı bir ortam değil.. devlete bir şekilde daha yakın olanların daha rahat nemalandığı ve devlet kayırmasıyla yürüyen piyasanın sizin çok acımasız bulduğunuz rekabet ortamına göre çok daha gayrıadil olduğu bir ortam.

önerdiğim yöntem şu sistem içinde en kötü ihtimalle muvazaanın getirdiği riskleri ortadan kaldırır ve bu risklerden nemalanmaya çalışan kötü niyetlileri caydırır... sizce eczacıyı bu tip risklerden kurtarmak başlı başına bir kazanç değil midir?

haklısınız sistem böyle devam ederse önerdiğim serbest ortaklıkların bir anlamı yok gibi görünecektir.. iyi de bu gerçekleşirse mevcut devlet-merkezli ekonomik güdümleme sisteminin olduğu gibi kalması sizce mümkün müdür? bu sefer mali işler sorumlusu ortaklar bastırmaz mı? " devlet kardeş! her şey iyi hoş da milletin ilâcın bedava vermek kabadayılığını bizim üstümüzden yapma!" demezler mi?

burada atladığımız çok önemli bir nokta eczacıların sağlığı bir kamu hizmeti gibi görüp kendilerini de bir kamu mensubu ( memur) sanması.. burada çok ciddi nevrotik bir durum var... ve mevcut sistemi devam ettiren en önemli motivasyon da bu... eczacı ağzına pelesenk etmiş "ilaç bir kamu hizmetidir, herkes tarafından ve ucuza ulaşılabilecek bir şey olmalıdır" sloganını.. bunun gerçekleşmesi için hangi maliyetin ödenmesi gerektiğini bile düşünmekten utanan kolektivist bir fedakârlıkla ticaret yapmağa çalışmaktadır... bu çok ciddi ve hayati bri çelişkidir ki hayatta çelişkiler olmaz... çelişik unsurlardan biri yok olur.. galiba sosyal devlet-eczacı çelişkisinde yok olan biz olacağız...

hayır feriha hanım! sistemin devamına sebep olan bu motivasyon eczacılığın ticari boyutunun erbabınca yapılmasına kadar çözülemez...

tekrar ediyorum.. mevcut ve hiç bir işe yaramayan sistemimiz bırakın sermayedarı, eczacıyı bile oyun sahasına sokmazken çok adil bir iş mi yapmaktadır? mevcut sistem sürerken önerdiğim yöntem:

a- belki eczacılık piyasasına bir anda taze kan (para) girişini sağlamayabilir.
b- mevcut sistem içinde kalarak bile güçlü sermayenin büyük marketler misali bazı sarsıntılar yaratmasına yol açabilir...

bunları zaten inkâr ediyor değilim...

ama sadece mevcut sistem içinde kalınarak dahi... önerdiğim yöntemin en azından eczacı istismarını önleyeceğini düşünüyorum.. elbette gene bu yazınızda bu yöne hiç vurgu yapmamışsınız.. herhalde sizin içinde eczacının gayrı resmi istismarının herhangi bir önemi yok.. kapitalist olan benim, ekmekten(pardon pastaydı değil mi? kulvarlarımız farklı kusura bakmayın feriha hanım... :) nasıl provokasyon ama? ) gayrisini düşünmeyen siz.. ne tuhaf çelişki değil mi?

eğer mümkünse o zaman en azından dediğim eczacı istismarının önüne geçilmiş olacaktır..

benim her şeyden daha önemli bulduğum bir şey: bir ekonomide serbest hareketin kısıtlanmasının şartları neler olmalıdır? serbest hareket, serbest ticaret niçin kısıtlanmalı? Kısıtlanabilmeli mi?kısıtlamak yetkisi herhangi birinde olmalı mı? ( bana kalırsa asla) özgürlüğü birilerinin lehine olarak kısıtlamak gerçekte adil bir davranış mıdır?.. Temel merakım budur...

öbür yandan... bu sistem en güzel şekilde serbest bir piyasada işler...

ve serbest piyasa hiç kimseye oyunu kazanacağı garantisini vermez! sizce b garanti şu an var mı? acaba eczacıların e kadarı şu anda "gizli iflas" içindedir?

sırf şu an mevcuttur diye bir sistemi, olabileceklerin en iyisi saymak gibi bir hataya düşüyoruz. mevcut sistem hepimizin ayakta kalacağını garanti ediyor idiyse niçin 2000 kasımında büyüklerimizin masa üzerinde sağlam şey bırakmayan polemikleri yüzünden istanbul'da 400 eczane kapandı?

sizin istediğiniz "elle tutulur" cevapları ben veremem üzgünüm. bu kâhinlik etmek olur...

sizin istediğiniz türden net cevaplar serbest piyasada değil ancak bizimki gibi güdümlü ekonomilerde verilir ki onları da zaman zaten yalanlar...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

yasar_54 tartışmak güzel kabul ama bunu artık kişilik savaşına dönüştürmeyelim
afşar kardeşim evet bencede kimse devleti kim dolandırıyor eczanemi eczanecimi ( burdaki eczaneci muvazza yapan eczane) bir araştırma yapmadı bildiğim kadarıyla gecenki yazımda 20 senelik eczacılarında yolsuzluğa karıştığı bir gercek
SENİN DEDİĞİN GİBİ MAVAZZA GİZLİ ORTAKLIKDIR DOĞRU TİCARİ ACIDAN HİÇ BİR SAKINCASI YOKTUR VEYA ÖYLE OLMALIDIR BU DA DOĞRU
BAK DOSTUM HEP DOĞRULARI SÖYLÜYORSUN KUTLARIM AMA YETER KURALLARI KONSUN DİYORSUN KONSUN AMA NE OLACAK DEVLET BİLE BİZLE İMZALADIĞI KURALLARA UYMUYOR ŞİMDİ BİRİ KALKIP DESEKİ DEVLET BORCUNU ÖDEMİYOR BENDE ÖDEMEYECEĞİM DOĞRUMU OLUR AFŞAR KARDEŞİM ÇOK İYİ NİYETLİSİN AMA YETERSİZ BİZ BUNUNDA ACIĞINI BULUR CANINA OKUR BU SEFER İLAÇ İMALATCILARI ECZANELERİNİ KURARTIZ ARTIK YERE BAS CANIM KARDEŞİM AYRICA Bİ ÖNCEKİ YAZIMDA YANLIŞ ANLAŞILABİLECK BİR YER VAR DÜZELTİYORUM SANKİ ECZANEN MUVAZZALI GİBİ OLMUŞ YAZIM BUNU KESİNLİKLE BİLMİYORUM BENİM YAZMAK İSTEDİĞİM ACILACAK BİR MUVAZZALI ECZANE ÖRNEĞİYDİ YANLIŞ ANL ÖZÜR AMA ARTIK BU KARA KUTUYU KAPAT CİDDEN BU KONUDA ÇOK HASASSIZ SENDE ÖYLE OL

Thehelper Selam;aranıza katılabilirmiyim:)Babaruh sana sormadım

Şimdi bizim tedirginliğimiz Fenerbahçe nin lige girmesiyle küçük takımları rahatsız etmesine benzetilebilirmi?Efendim şöyle benzetilebilir..Eğer fenerbahçe hakemleri satın alıyorsa,tahkim kurulunu satın alacağı kesinse,geçmiş yıllardada böyle yapıp son 20 yıldaki bütün kupaları bu yolla kazandıysa o zaman Ben rize spor olsam Fenerin lige katılmasına itiraz ederim arkadaş!!!Böyle haksız bir ligde oynanırmı?BU bir kenarda dursun..

Hayatta çelişkiler olmaz diyorsun..Ama aslında savunduğun düzenle sen kendini içinden çıkılmaz bir çelişki girdabına sokuyorsun..

Önce diyorsunki Devlet bir otoritedir.Bu otorite ortadan kaldırılmalıdır..ekonomik güç devletten alınmalıdır.. yoksa bu yetkiler , o devleti faşist diktatör yapar..sonu vatandaşın köleliğidir işte en son aşamada kurşuna dizilmedir falan filan..

Sen devletin otoriteyken faşist diktatör olacağını düşünüyorsunda ,piyasadaki işsiz eczacılardan güç alarak sermaye sahibi eczane patronunun nasıl oluyorda o zavallı eczacıya istediği herşeyi yaptıramıyacağını savunuyorsun?aslında büyük çelişkilerin var..Ya neymiş sözleşme olacakmış ortada...Hadi ordan..kimi kandırıyorsun sen yaaa...Adam sana direk olarak şunu söyleyecekdir.."ben bu işe milyarlarca lira sermaye koydum.. neyaparsan yap ,istersen doktor satın al ,ama bu işletmeyi kârâ geçir arkadaş" Sen şimdi gelde "ama efendim aramızdaki sözleşmeye göre alengirli işler çeviremem" de.. oda diyecekki sen git sıradaki gelsin..

Bazen senin 10 yaşında, hayatı hiç yaşamamış bir insan olduğunu düşünüyorum..
Yani şuna karar ver bir ekonomik gücün tamamı devlette olduğunda bu faşizme yol açarken bu ekonomik gücün sermayedarda olması nasıl onun sütden çıkmış ak kaşık gibi masum kalmasını sağlar??
Haa şöyle..Eczanen çok iyi bir yerdedir.Takır takır çalışıyordur.. Ozaman patron sana karışmaz..Ama Türkiyede kaç eczane varki çok iyi durumda? Ben sana söyliyeyim çok çok az..

Babaruh lütfen gerçekçi ol..O eczacının sermayedarla yaptığı sözleşme tam bir hikayedir..Devlet nasıl kitlerini kendi eliyle batırdı?Bu eczanelerde muvazaa pisliğiyle batarlar ayakta duramazlar..Ama olan yine bizim 24 yaşındaki küçücük meslekdaşlarımıza olur..Bütün yük onların omzunda kalır.Onları ateşe atamayız..Atmamalıyız..

Ben eczacı olduğum günden beri eczacılarımızı bir aile olarak görmüşümdür..Hatta bir hastam bana bu ilaçları başka eczaneden aldım dediğinde hiç problem değil oda bizdendir diye düşünmüşümdür hep..
Sevgili Babaruh ...bu aileye sende dahilsin..Buyüzden kardeşlerine sahip çıkmalısın..onları bu batağa sürüklememelisin..Lütfen bunu yapma..ailene ihanet etme..

Salonda kaybettiğin anahtarı, mutfakda arama!!!

Thehelper

yadak 1980 - 1981 1. LİG PUAN CETVELİ

KOD
TAKIMLAR
O
G
B
M
A
Y
P

154
TRABZONSPOR
30
16
7
7
41
21
39

163
ADANASPOR
30
13
8
9
36
28
34

162
GALATASARAY
30
13
8
9
28
25
34

117
GAZİANTEP
30
12
9
9
23
22
33

148
BEŞİKTAŞ
30
12
7
11
27
23
31

1
ESKİŞEHİR
30
10
11
9
19
19
31

102
ZONGULDAKSPOR
30
12
6
12
36
33
30

134
KOCAELİSPOR
30
11
8
11
34
32
30

159
BURSASPOR
30
12
6
12
30
30
30

150
FENERBAHÇE
30
9
11
10
31
27
29

149
ALTAY
30
8
13
9
29
30
29

161
ADANA DEMİRSPOR
30
11
7
12
25
26
29

151
BOLUSPOR
30
9
11
10
32
36
29

189
RİZESPOR
30
11
7
12
35
42
29

119
MERSİN İ.YURDU
30
8
7
15
21
34
23

188
ORDUSPOR
30
8
4
18
19
38
20
örnek nefis.puan cetvelini incelerseniz ;
Fenerbahçe'nin 29 puan ve averajla ligde kaldığını ve de (Çaykur)Rizespor'un aynı puan ve averajla küme düştüğünü görürsünüz.



n/a Thehelper
Theone
Tuncalı
Taraklı

Uzun lafın kısası.
Sağolsunlar yazıyorlar ben keyifle izliyorum

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

yadak
alıntı:

Thehelper
Theone
Tuncalı
Taraklı

Uzun lafın kısası.
Sağolsunlar yazıyorlar ben keyifle izliyorum

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.



-----------------------------------
CENGİZ BEY,
YOKSA TENGİZ BEY Mİ DEMELİYDİM?
SİZ DE YAZSANIZA...10 GÜN MOLA BAĞ-KUR İÇİN YETMEDİ Mİ?
BU ARADA SİZİN TAKDİRİNİZİ ALMAK İÇİN NİCK'İMİZİN BAŞINA T HARFİ Mİ GEÇİRMELİYİZ?
BİR ARA DA H HARFİ İÇİN SİZE TAKILMIŞTIM.
GEREK MUVAZAA VE GEREK SE DE MESLEĞİN DİĞER GÜNCEL VE ÖNEMLİ SORUNLARI İÇİN NELER DÜŞÜNDÜĞÜNÜZÜ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİZİ TÜM FORUMDAŞLARINIZ UMARIM BEKLEMEKTEDİRLER VE DE AYDINLANIRLAR.
SELAM VE SAYGILARIMLA

babaruhi değerli arkadaşlar,

burada tartışma uzadıkça bir şeylerin daha iyi anlaşılacağını sanıyordum ama sanırım tam aksi oluyor...

burada binlerce kişi aynı sloganları da tekrarlasa, aynı saldırganlığı da sürdürse aynı hakaretleri de etse bir kişinin doğru bildiğini savunmasını engelleyemez... metod konusunda bri kere yanlışsınız...

ayrıca... sabahtan beri düşünüyorum... bu sistemden memnun muyuz? devletçi-planlamacı sistemden? memnunsak burada işimiz ne? memnun olup paralaırnı kazananların zaten söyleyecek bri şeyleri olmamak gerek...

memnun değilsek, değiştirmek istiyorsak eğer, bu değişiklik ya da dönüşüm nasıl olacak ona bakmamız lazım...

temel yanlışlar:
1- kitle olarak düşünülebileceği ve kitlenin düşündüğü varsayılan kabullerin mutlak doğru olduğu( mesleki tekel imtiyazı)

2-toplumun yekpare ve türdeş bir bireyler topluluğu olduğu
3- dolayısıyla bu türdeş topluluğun menfaatinin , seçtiği temsilcilerce bilinebileceği, planlanabileceği...

4- haklar konusunun bir otoritenin yetkileriyle belirlenebileceği

5- buna bağlı olarak otoriteden bağımsız olmak anlamına gelen "özgürllüğün" ancak kaos doğuracağı...

bu yanlış kabuller etrafında yığılarak hiç bir değşiklik ve dönüşüm gerçekleştiremeyiz...

zira bu kabuller bireyin çıkarlarını ( haklarını) kenara atmayı, kitleyi sorgulamaksızın kabul etmeyi ve kitlenin birey üzerinde şiddet uygulamsını meşrulaştırır...

bakın her seferinde meseleyi temelinden ele alarak önerilerimin ahlâki ve felsefi dayanaklarını sunmağa çalışıyorum...

bir ekonomik faaliyetin, hukuka uygun bri kanunun belirlediği sınrlar içinde yapılması "yasal" bir davranıştır... bu sınırların gizli olarak aşılmağa çalışılmaısnın genel adı muvazaadır...

kaçakçılığın ithalatın serbest bırakılmasıyla bitmesi buna en güzel örnektir.

ısrarla reddetmeğe çalışyığımz şey, KURALLARIN olması gerektiğidir...

eğer kurallar yoksa hiç bri sistem ayakta kalamaz..
şu an ki sistemimiz kuralların durmadan delindiği, çünkü uyulmaısnn nerdeyse imkânsız olduğu bir riyakârlık sistemidir.

bakın bazı meslektaşlaırmız katkı payı iadelerinin vergiden düşülmesinden bahsetti. yani kanuna aykırı bir işlemin maliyetinin azaltılması... ne diyorsunuz? bu nasıl iştir? hayır! buna kızmıyorum! zira hem bir adamı kâğıt üzerindeki yüksek gelirinden dolayı vergiyle soyup soğna çevireceksin hem de onun hiç bri giderini gider kabul etmeyceksin...

mevcut sistemin ahlâki hiç bri gerekçesi yoktur.. burada bana eczacıların tek başlarına eczane açmalrının niçin mecbur edildiğini açıklayan tek kişi çıkmamıştır... sloganlar, hakaretler ve ahlaki nutuklar dışında...

eczacının mesleki tekel imtiyazı:
1- eczacı işsizliğine
2- muvazaa olayına
3-eczacıların kendi aralarındaki irrasyonel rekabetiyle doğan maddi kayıplara yol açmaktadır...

bir kanun çıkar der ki:

" ey ortak olmak isteyen arkadaş! senin yetkilerin ve sorumluluklaırn tamamıyla mali yondendir. eczacı isterse sana sermaye ortağı da olabilir... vergi işlerinden seni mesul bilirim, ssk ve bağkur işlerinden de seni mesul bilirim... reçetenin rsine bile karışmayacaksın, o konunun uzmanı ve sorumlusu eczacıdır.. eczacı senin çalışanın değil, ortağındır.. bus ermayyi böyle nezih bri işte çalıştırablme sebebindir...

ey eczacı! işletmenin büyük ortağı her türlü finansal işten sorumludur! ammaaaa! send eher türlü reçeteden ve mesleki hizmetten sorumlusun! yeşil reçetelerde oynama görürsem senin yakana yapışırım! kupür sahtekâlığı görürsem senin yakana yapışırım... mesleğinin itibarını koru! herkesin yetki ve sorumlulukları belli! yeterince anlaşıldı mı! hadi Allah rastgetire !" der ve işletmeyi ekonomi denizine bırakır...

durmadan sermayedarın eczacı üzerindeki istismarından bahsederken nasıl olup da ayrılmış sorumluluklar ilkesini es geçtiğinizi anlayamıyorum?

buna uyulmayacağını düşünmeniz bunun bri özgürlük olarak tanınmasına engel değildir ki?

her istismar bir özgürlüğün yok edilmesine bahane olursa sokağa polisin izniyle çıkmamız lazım ki izinsiz gösteri yürüyüşü yapmayacağımıza onu ikna edebilelim...

arkadaşlar... kendimize sormamız gereken sorular:

-gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyor muyuz?
- değişmin temelinde otoriter bir planlamanın mı yoksa özgürlük karinesinin mi olmasını arzuluyoruz?

tekrar belirteyim: her eylem bir felsefi kabule dayanır
bizim felsefi kabulümüz ne olmalı? eğer üniversite mezunu olmakla övünüyorsak artık sığ pragmatizmlerden ve günü kurtarma kolaycılığından sıyrılmalıyız gibi geliyor... felsefe platon'dan ibaret değil ve onun tek yaptığı da dünyanın en karanlık ve zalim diktatörlüklerine seçkinciliği ile fikir babalığı yapmasıydı...

saygılarımla...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

n/a Alfabenin diğer harfleriyle bir alıp veremediğim yok.
Tesadüf dikkatimi çekti.

Vaktim hakikaten yok.
Olduğunda yazacağım.
Fikrimi açıklamaktan çekinmem.

Tler gerekeni yazıyor.
Saygılar sunuyorum.

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

babaruhi eczacılıkla ilgii çözüm önerileri dendiğinde akla gelen tek çözüm:

bugün mevcut olan aksaklıkların " bir şekilde" ( ki şeklin ahlâki olup olmadığınn önemi yok) halledilmesi...

ancak...

bu çözümü kimin yapacağı ve nasıl yapacağı ve nelere malolacağı konusu hiçbir şekilde vicdanlarımzca muhasebe edilmemektedir.

muvazaa mı var? YASAKLANSIN!
eczacı özel sigortalara farklı iskonto mu uyguluyor? YASAKLANSIN!
neyi, kim , nasıl ve niçin yasaklayacak düşünen yok?

mevcut sistemimiz ya kökten değişecektir ki bu sağlıkta özelleşme demektir...
ya da büyüyerek tam bir neoplazi halini alacak ve herkesi altında ezecektir.

ezmeye başlamıştır da... hastalardan katılım paylarının bir kaç katı kadar fiyat farkını nakit tahsil etmemiz, devletçi sistemin iflasının itirafıdır...

mesele devletin her şeyden elini çekmesi de değidir... mesele özgürlükler alanını da devletin bürokrasisinin belirlemesidir...

daha burada mesleki bir tartışma ortamında radikal bir alternetif seçeneği doğru dürüst tartışamıyoruz..

özetle şunu söyleyeyim.. devletin belirleyicilğine cevaz veren hiç bir öneri bugünkü sistemden farklı bir şey üretmeyecektir..

eczacı maaşlı bir kamu görevlisi değildir... kendi iradesi ve ekonomik gücüyle kendi işletmesini kurmuş bağımsız bir ekonomik aktördür ve ekonomi oyunundaki hiç bir aktörden de devlet dahil olmak üzere kategorik olarak daha aşağı değildir..

bir kere meslek camiamızın genel kabulü eczacıyı kategorik olarak devletin bir görevlisi yapmaktadır...

devletçi ekonominin en büyük zararı eczacıyı devlete sığıntı hale getirmesidir...

devletin tek müşteri olması saçmalığını ve zulmünü sırf komşu meslektaşı bir gün önce iflas etsin diye sürdürmeğe çalışmayı "toplumcu" saçmalıkların arkasına saklamak ikiyüzlülüğü yüzünden bu gün gerçek sebepler ve sorunlar görmezden gelinmekte, günah keçilerine yüklenen suçlamalarla vicdanlar aklanmağa çalışılmaktadır...

devleçi ekonominin kendisi "ahlâk dışıdır".. çünkü devlete yakınlıkla ölçülebilecek ahlâkdışı bir kayırmacılığa yol açmaktadır...

buradan çıkardığım sonuçlar şunlar:

hiçbiriniz gerçekte devletten ve yaptığı haksızlıklardan şikâyetçi değilsiniz

hepiniz komşu meslektaşınızın resmi birikayırma ekonomisi içinde sizden bir gün önce iflas etmesi dışında hiç bir motivasyona da sahip dğeilsiniz...

hiçbiriniz genç eczacıların gayri resmi olarak sömürülmesine karşı çıkmıyorsunuz.. karşı çıktığınz tek şey pastanıza ortak çıkılması...

hiçbiriniz gerçekte kurallı bir ekonomiye( dikkat edin planlı demiyorum..) inanmıyorsunuz.. sadece herhangi bir kabadayının sopasıyla kafanıza vura vura kabul ettireceği herhangi bir emirler silsilesine uymaktan yanasınız...


yukarıdaki inançsızlığınızın sebebi herhangi bir istisamrı aynen örnek alarak sizin de yapacağınızı kendinize itiraf edememek...

kendi başınıza düşünecek cesarette değilsiniz ve fikirlerinizi herhangi bir kitleye ya da kabadayıya ipotek etmekle vicdanınızın rahatlayacağını sanıyorsunuz.. ancak unutmayın herkes kendi aklından ve eylemlerinden sorumludur...

felsefeyi retorik olarak kabul edenler, otoritenin sopasına "kanun" diyenlerdir... (ben)

saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

n/a Bu yazı avşarın 16.48 deki yazısı üzerine yazıldı araya bir yazı daha girdi sanki makinalı tüfek bir yazısına cavap yazarken ikincisi ile vurulduk.Okuyalım onuda bir daha yazarız.

Avşar bunca zamandır ayağı yere basan bir yazıyı yazdın nihayet.Aslında yazılarına biraz daha vakit ayırsan kısaltmaya çalışsan alıntılardan entelektüel olma çabalarından sıyrılsan daha anlaşılır olacaksın. Bu saydığım nedenlerle onca laf edip kargaşalık yarattın. Geçen gün sordum inceledim öğrendim. Önerdiğin çözüm pek çok avrupa ülkesinde uygulanmakta ve gördüğüm kadarıyla o ülkelerdeki eczacılar batık gittik dememekteler.
Bu forumda dile getirilmiye bir yön var.Muvazaayı sadece sermeye sahibi yapmıyor .Kalfa bir eczanede bir kaç yıl çalışıyor. Eczacı işiyle ilgilenmiyorsa tüm marifet bende o olmadan da bu işi yapabilirim yanılgısıyla eczacı aramaya başlıyor.Yeni mezun bir eczacı yazmıştı bilmem ne deposu bana eczane açacak şartlarını kabul edeyimmi diye. İki tahta dolap bir yazar kasa bir masa eh kolay. Depo 3 ayı ödemesiz 10 ay vade diyor. Al sana bir eczane. Bu tür sermayesiz muvazaanın diğerlerini katlayacağını ve asıl ahlaksızlığın bu tür işletmeler olduğunu unutmayalım.İşler yürümeyince her türlü kepazelik diz boyu.
Tabi kepazelik deyince sadece onlara mahsus değil.Muvazaasız pek çok eczanenin neler yaptığını biliyoruz.
Muvazaa konusunu kahramanlıkla değil akılcı düşünce ile çözebiliriz.
http://www.aeo.org.tr/?sayfa=yayinlar
AB ülkelerindeki eczacılığı bu konuda yazı yazan tüm arkadaşlarımızın bir daha incelemelerini öneriyorum. Saygılar sunuyorum.


NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

TUNCALI Sayın babaruhi,
Günlerdir yazıyorsun,felsefe yapıyorsun,çok okuyor çok biliyorsun.
Kimseyi beğenmiyorsun.
Ben Edirneliyim, bizde kırkpınar yapılır, sabırla güreşir pehlivanlar ve AÇIK DÜŞEN yenilmiş sayılır.
Aşağıda yazdığın cümle senden alıntı yapıldı ve AÇIK DÜŞTÜN.

"eczacı maaşlı bir kamu görevlisi değildir... kendi iradesi ve ekonomik gücüyle kendi işletmesini kurmuş bağımsız bir ekonomik aktördür ve ekonomi oyunundaki hiç bir aktörden de devlet dahil olmak üzere kategorik olarak daha aşağı değildir.."

İşte bu; ve sadece bu nedenle Sermayedar'a uşaklık yapmamalı.
Para insanın onurundan hiçbir zaman daha değerli olmadı. Hata insanlar için olağan karşılanabilir, ama hatada ısrarcı olmak anlaşılır gibi değil. Senin adını taşıyan bir işletmede başkasının
söz sahibi olmasını ne yapsan ANLATAMAZSIN.

Sen şimdi yine çok okuduğun popper'la veya başka esiri olduğun yazarların kitaplarından alıntıyla felsefe yapmaya devam et.

Okumuyorsan yoksun diyordun ya; Sen de fazla okuduğun için herhalde yok olmuşsun, kendine ait fikirlerin kalmamış ve neyi savunduğunu bile tam kestiremiyorsun.

Gel sende kitleye katıl.
Seni muvazaa konusunda yanlarında görmek tüm meslektaşlarımı mutlu edecek ve asıl önemlisi sen de huzurlu olacaksın.
Saygılarımla.

babaruhi canım cengiz abim!

bunu avrupalılar yapıyor muymuş? ne rezil herifler bunlar be?! vay adiler vay! demek ecacıyı elin sermayesine peşkeş çekiyorlar!

hr yiğidin bri yoğurt yiyişi var abi... bir de artık üniversite mezunu bri camia olarak bazı terminoljie aşinalık geliştirmeliyiz diye düşünüyorum..

içine alıklama atladığmız avrupa briliğinde bazı düşünürler ( wilhelm von humboldt mesela) bundan 200 küsur yıl öne prusya gibi bri monarşide devletin faaliyetlerinin sınırlanmasından bahsetmişti.. bu gün bir ab adayı ülkenin eczacıları olarak bunu tartışamıyoruz bile..

içine girmek istediğimiz camia bu tartışmaları yüzyıllar öne yapmış, hâlâ felsefesi canlı bir büyük kültür camiası.. yarın bir gün alman bir meslektaşımızla alanya da karşılaştığımızda birey hakkında söyeleyecek bir şey bulamazsak adam bize bir yeriyle güler.. " bunları mı aldık birliğin içine ?" diye...

onun için değişm sancılıdır.. daha doğrusu sancı bri değişme ihtiyacının belirtisidir... hastalığı doğuran ortamı değiştirmezseniz ağrı geçmediği gibi ölürsünüz... hastalığı doğuran ortam konusunda hemfikir değiliz ki?

ellerinizden öperim cengiz abi...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

n/a Avşar 24 dakika içinde 17.12 deki yazıyı yazdın. Hadi benim yazıyı henüz okumamıştın. Sözümü dinlemedin.Bu forumdaki tüm eczacıları suçlamadan önce bir iki saat düşünmen gerektiğini akılın vicdanın bilmem neyin söylemedimi. Sen alemi budala bilgisiz cahil yarını görmez olarak suçlamadan önce bir kaç gün değil birkaç ay düşün taşın sonra yaz.Zira 24 dakika içinde çuvallamayı başardın.
Yazına karşılık yazdığıma pişman oldum. Seni (sen deme bana demezsin inşallah )kırmak istemiyorum. Senin yazdığın yerde bir daha ben yazmıyacağım. Saçmaladığın yerleri Tler zaten gösteriyordu göstermeye devam ederler. Allah kolaylık versin diyorum.

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

n/a Sayın Tuncalı ancak bu kadar olur .Ben yazarken araya girdin güzel kardeşim benim sözümü dinler gibi yapsaydın beş dakika sonra yazsaydın olmazmıydı.Beni mahçup etmiyorsun .Teşekkür ediyorum.
Sağlıklı günler diliyorum.

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

TUNCALI Sayın cengocengiz,
Ayni anda yazdık herhalde,yazılar peşpeşe gelmiş.
Biliyor musunuz aslında önemli sayabileceğim tek şey var.
babaruhi'yi de kazanarak devam etmek.
Diğer meslektaşlarımın da bu duygularda olduğunu biliyorum.
Saygılarımla.

babaruhi cengiz abi,

nerde yazıp yazmayacağınıza yalnız siz karar verebilirsiniz tıpkı benim de nerede yazacağıma kendim karar vermem gibi..

burdur'da eczacıların birbirleriyle nasıl irrasyonel bir rekabete girdiğini, hesapsız kitapsız alımlar yaptıklarını, kaç defa katılım payı almak konusunda anlaşıp toplantılardan hemen sonra bozduklarını siz herkesten iyi biliyorsunuz...

sizce bu davranışları sergileyen meslektaşlarımız ( ki şu anda bri de katılım payınn nakit olarak iadesi saçmalığı söz konusudur) hangi motivasyonlar çalışıyorlar?

sizce bunu rekabet adına yapmak "yarını düşünmek" midir? hangi aklı başında insan bıçak sıtındaki kârlılığını rekabet adına feda eder?

hiç bana meslektaşlarına hakaret ediyor suçlamasında falan bulunmayın!

eczcılar sözleşme hükümlerinin devlet tarafından ihlaline karşı çıkmamışlar ve bu sistemi de sırf sermayesi daha az olan komşuları dayanamayıp ölsün diye sessiz kalarak desteklemişlerdir!

eskişehir ecza koop'un genel kurulunda ibranın ne olduğundan habersiz şaşkın şaşkın bakınıp üç defa ibra için el kaldırırken " ne oluyor!?" diyemeyen eczacıların hangi ferasetinden bahsediyorsunuz?

daha ibranın ne olduğunu bilmeyen 150 eczacıyla genel kurul yapıyorsunuz, biri de çıkıp bir muhalefet şerhi veremiyor, ne olduğun bile bilmiyor, ( ben vermiştim sonra kayboldu, hükûmet komiseri de aval aval bakıyordu , "bu herif ne yapıyor?" diye) kendilerinin ozamanın parasıyla 4 er milyar borçlandırılmasına bile ses çıkaramyan bir kitleyi müsaade edin de azıcık eleştireyim...

eczacılar ticaretten falan anlamaz ve işin açığı anlamalrı da gerekmez! zira ilaç öyle üzerinde zırt pırt politik heveslerle oynanacak bir meta değildir.

eczacılık en basit şekliyle yürütülmesi gereken bir ticaretken bu gün muhasebecilerin bile içnden zor çıktığı bir ormanan dönmüştür.

ister yazın ister yazmayın engiz abi...
kitleler doğru düşünseydi eczaa koplar batmazdı.. siz de gördünüz 99 eskişehir eczaa koop üyelerinin aczini ve cehaletini.. o kitle mi benden iyi düşünecek?

hiçkimse bri gecede kaun çıkarırken masaya sizi de çağırıp fikrinizi sormayacak ve gene eczacılar devletin ve kayırdığı menfaat kliklerinin oyuncağı olarak savrulacak... ya ortaya adam akıllı bri fikr kor ve savunursunuz! ya da aklı ve feraseti sisiznkiyle denk olmayan ama devlete yakın birilerinin menfaatinin oyuncağı olursunuz?

burada aykırı sesleri susturmakla eskişehir eczac koopu kurtaramazsınız.. ülkemiz eczacıları işte koopun üyeleriydi ve bri genel kurulun hukuki durumu hakkıında kafa bile yoramayacak kadar korkuyorlardı!

sizin planlamacı ekonomilerinizin, sosyal devlet hurafelerinizin dayandığı tek şey korku... siz korkabilirsiniz... ama başkalarına bunu bulaştırmaya çalışmayın...

saygılarımla..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

yadak TUNCALI'NIN ÖNERİSİ UMARIM,BU KONUYU KAPATIR...
EN AZ 2 VE EN ÇOK 5 ECZACININ ORTAKLIĞIYLA OLUŞACAK BİRİMLERİN DAHA SAĞLIKLI VE NİTELİKLİ HİZMET VERECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.
ANCAK TÜRK İNSANININ BİREYSELLİĞİNİ UNUTMAMAK GEREK...
BÖYLE BİR ORTAMI SAĞLAYABİLMEK İÇİN ÖZELİKLE GENÇ ECZACILARIN HEMEN PARA KAZANMA HEVESLERİNİN TÖRPÜLENMESİ,DENEYİMLİ ECZACILARIN YANINDA MESLEK İÇİ BİR NEVİ EĞİTİMDEN GEÇMESİ GEREKEBİLİR.BU YOLLA HEM YETKİ VE SORUMLULUKLAR PAYLAŞILIR;HEM DE GÜÇ,EMEK VE BİLGİ BİRİKİMLERİ BİRLEŞTİRİLEREK DAHA NİTELİKLİ VE SAĞLIKLI HİZMET VERİLEBİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.
SEVGİLER,SAYGILAR

n/a Avşar acele yazmasan hatta adımı yazarken cengiz yerine engiz yazmasan .Biraz sakin olsan seninle yazışmamak için hiç engel olmayacak. Haklı olduğun hususlar senin bu gergin aceleci davranışınla arada kaynıyor.
Eczaa kop maceralarını hakikaten yazsak tam türk filmi olur. İşin havasında sadece sermayesine güvenen eczacılığı bir tüccar gibi yapan elbette benin çevremde de pek çok yerde de var.Burdur da şu anda para iade eden en az 5 eczane var. Bir toplantıda yüzlerine karşı para iade eden o... çocuğudur ahlaksızdır geri zekalıdır saydım. Çıt yok. Tamam bunlar var diye tüm eczacıları aynı kefeye koymak niye.
Serinkanlılıkla çözüm aramalıyız. şu andaki uygulama anlaşıldı hemfikiriz sakat. İyide iyi sistem nasıl olacak. Haydi bizi beğenmedin sen yaz eczacılık kanunlarını yeniden madde madde. Okuyalım tartışalım.Felsefe edebiyat yapma kanunlar ruhsuz olur.Duyugu ile kanun yaparsan çuvallarsın. (Ecevit in af kanunu aklıma geldi )
Bu kadar yazıyı üst üste yazmam sana yaptığım tavsiyeye uymamak oldu.Kendimi frenlemeye çalışacağım.
Selam ve sevgiler. Burdur u özlemeni bekliyorum. (?)

NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSAN BAŞARIRSIN.

yadak 4 YAZI SONRA 6.INCI SAYFAYA GEÇİYORUZ.TARTIŞMA DEDİĞİN BÖYLE OLUR.
BRAVO BABARUHİ !
SONUNDA TÜM ECZACILARI İLK DEFA BİR KONUDA BİR ARAYA GETİRMEYİ BAŞARDINIZ.
TEŞEKKÜRLER...


babaruhi değerli dostlar,

bir sistem sizden benden bağımsız dğeil... anlatamdığım nokta böyle bağımsız bir sistemin olmadığı...

eczacıların meslek örgütleri bu güne kadar anlaşmalaırn kanuna aykırı şekild ihlal edilmesiyle ilgili ne yapmıştır? HİÇ! peki aynı örgütler, sırf piyasa pastası bölünmesin diye kaç tane eczane talebini gene KANUNA AYKIRI olarak geciktirmiştir? SAYISIZ!

peki bu meslek örgütleri uzaydan mı geliyor?

ecza kooplerı örnek vermemin ik sebebi var:

birincisi eczacıların hayatı bilinçli yaşamaktan ne kadar uzak olduklarını

ikincisi kitlenin hareketlerine ne kadar taabi olduklarını göstermek...

koskoca bir genel kuruldan herkesin açık senet vermesi kararı çıktığında hiçkimse buna itiraz edemedi... ;( şahsen ben derhal istifa ettim ve senet menet de imzalamadım)

kurallar duyguların etkisini sınırlayan şeylerdir.. şimdiye kadar gerek eczacılar gerekse devlet asla beynini kullanmak gereği duymamıştır... devletin zaten böyle bir ihtiyacı yoktur, çünkü zaten istediği her şeyi zorla yaptırabiliyor...

ama eczacıların durum analizi yapmaları gerekirdi, hâlâ yapılmıyor...

eczacılkla ilgii mevzuatın genel ahlâk, hukuk ve ekonomi kurallarına uyup uymadığı tartışılmamıştır bile...

güçlü olanlar iki kapılı çarşı eczanelerini açarken de eczacılaırn yaptıkları sadece başları belaya girmesin diye susmak olmuştur...

bana soracak olursanız eczanenin yeri ile ilgili yönetmelik de saçma sapandır ama madem kanunlara o kadar bağlıydık niçin sesimizi çıkarmadık?...

kusura bakmayın ama... genelimizn zararına olmuş bazı uygulamalara itiraz etmemiş herkes aynı şekilde kabahatlidir. ( ben yapamadıysam ben de elbette...)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sayın theone,

önerdiğim sistem dışında ( ki bunun içne eczacı-eczacı ortaklıklaırnın da dahil olduğunu defalarca belirttim) sizin ne öneri getirdiğinizi sorabilir miyim?

kaldı ki cevap diye yazdıklaırnız cevap falan değil... üzgünüm ama değil... zira komşusunu batırmak adına eczcıların neler yaptıklarının ne yakın şahidi ve buna karşı en çok mücadele veren insan sevgili cengiz abi'm bunu iyi bilir...

öbür yandan forumda insanın kungfu ustası olması gerekiyor.. dört bir yandan hücum edilirken klavyeye dikkat etmek zor.. :) gerçi edilsin... hiç sorun değil...

bu güne kadar eczacılar hiç bir şekilde çözüm üretmeye yanaşmamışlardır.. mevcut sistem içinde gemilerini yüzdürüp başlarına gelecek fıtınanın rotasında ilerlemişlerdir.. aha şimdi fırtına patlamıştır...

"çözüm" isteyenler dinler... burada hiç bir çözüm sunulmamıştır.. son zamanlarda tartışılan eczacı ortaklıkları dışında... ki bu aslında bazı yerlerde gayri resmi olarak yapılmaktadır... elbette burada ciddi bir güven alt yapısı gerekmektedir. işin açığı bu sistemin nasıl işlediğini ben anlayabilmiş değilim... sadece depolara karşı eczacının elini bri miktar güçlendirdiğini gördüm...

kurallara uyup uyamayacakları konusunda bile hemfikir olamayan bir camiaya hangi öneriyi getirebiirsiniz ki?...

feriha hanım... benim önerilerimin iç tutarlılığına sahip sorular sorarsanız sevinirim.. zira sorularınız önerilerimle bağdaşmıyor.. bunun için cevaplamağa da gerek duymuyorum... sadece sizi tekrar okumağa davet ediyorum...

saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sevgili cengiz abi,

gene yılların tecrübesi ile teşhisi koydunz ve harika bir teşhis koydunuz...

haklısınız... iyi de.. dört bir yandan saldırılırken insanın gardını koruması zor oluyor... :)

"hadi yap bakalım bize orta şekerli bir eczacılık mevzuatı" der gibi oldu bu söyledikleriniz... neden olmasın? yaparız da... yalnız... işin hukuk felsefesi boyutu atlanmasın diye yanımıza adam gibi bir de hukuçu alarak... ( elbette bu hukukçu, devletçi-ekonomi yanlısı olmayacak, yoksa her şeyi nalıncı keseri gibi devletten yana keser...)

yalnız.. bir nokta daha var.. istatistik ilmi açısından en az üç eczacı olmalıyız...

matematik hocamız -Allah selamet versin Rıfkı Hoca- 2 kere 2 nin beş ettiği bir sistem de siz bulun, işte size matematik.. derdi...

önemli olan kendi içinde tutarlı olduğu kadar hakları ve özgürlükleri koruyan genel bir çereçeve çizebilmek... yoksa kendisine uyulmasını emredeceğimiz mantıksız talimatnameler dizisi yaratmak değil...

özgürlüğün sorumlulukla anlam taşıdığın gösteren ve özgürlük alanın genişleten genel ifadeler...

sorumlulukların genel sınırlarını çizen genel ifadeler...

bu şartları taşıyan her öneri derdimizi çözer gibi geliyor bana...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi feriha hanım,
sizinle diyaloglarımızın hep bir eşiğe takıldıını hissediyorum ki bu eşik sanırım ikmizin de İNADI... :)

hayır .. hiçkimseye hakaret edilmiş değil... eczacılar arasındaki irrasyonel rekabetin, bu rekabetin motivasyonunun başka bir ifadesi yok...

bu kadar zamandır sadece seyretmiş bir camiayı siz nasıl nitelendirirdiniz? adamın biri hepimize birden dayak atıyor ve hepimiz içimizden birinin önce ölmesiyle yiyeceğimiz ekmeğin artacağını düşünüp sessiz kalıyoruz... inanın bana ben eczacı komşuluğunda bundan başka bir güdüye rastlamadım...

eğer hepimiz gerçekten dediğiniz kadar bilinçli olsaydık feriha hanım ne ecza-koop faciaları ne katkı payı rezaletleri ne de depolara ödenen fahiş vade farkı sorunları yaşanırdı...

herkes masum ve bilgeyse eczacılığın şikayeti nedir? hayır.. bu konuda genelleme yapılacak kadar çok kötü örnek vardır...

gözümün önünde bri eczacı odası başkanının muvazaalı eczanelerle konuşması bana yeterince örnek oldu...

öyleyse diyorum.. hodri meydan!
" ekmeğiyle gelmeyen sofraya gelmesin!
evsahibini kandırmak isteyen sofraya gelmesin!"

bunun dışında ekmeğini bölüşecek her dürüst adama kapımız açık diyorum... eğer devlet denen eli sopalı adamın namussuzu dürüstten ayıracak becerisi ve feraseti yoksa... ozaman kabahati sofrada değil de onda arayalım ne dersiniz?
saygılarımla..


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi yani?

Atatürk bir takım gerçeklerin farkına vardı diye olay düzelmiş midir? hayır! Hiç bir zaman düzelmemiştir... Devlet Atatürk zamanında dahi milletine tepeden bakmış, daha sonraları da "bu memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz!" yahut da " sizi buraya tıkan güçler böyle istiyor!" diyecek kadar da ileriye gitmiştir..

tahkküm konpleksi devletin tabiatında vardır feriha hanım... devlet hiç bri zaman yetkilerinin sınrlandırılmasın istemez... çünkü o hiç kimsenin tekelinde olamayacak yalnız kendi tasarrufuna EMANET edilmiş bir kaynağa sahiptir : VERGİLER!

devletin sınırlanmasını istemekteki en büyük sebep, onun kendi varlık sebebi ve sınrlı faaliyet alanıyla ilgili olan asgari uzlaşmayı, her türlü alan doğru esneterek yetkilerini genişletmek ve sorgulanamaz hale getirmek isteğidir...

Atatrük'ün bu sözü zamanı için deverim niteliğindedir... amma zamanımız için değil.. çünkü içinde eksik olan bir şey var: FERT!

saygılarımla..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi hakaret etmediğim konusunda ısrarlıyım...
sizin henüz benimle herhangi bir uzlaşmaya vardığınızı da hatırlamıyorum...

öbür yandan... sade anlatmak için yaptığım benzetmeler de sizin hoşunuza gitmiyor... eğer size açıklamak gibi bri derdim olmasa yazılarım bu kadar uzamaz.. çünkü on yıldır defalarca okuduğum bir literatürün terimlerini alışık olmayanlara açıklayamabilmek için epey uğraşmak gerekiyor...

alışık olmayan diyorum.. çünkü resmi ideolojinin içinde pek geçmeyen yahut da başka anlamlarla kullanılan, saptırılan terimlerin farklı kullanımlarını açıklamak çok yorucu oluyor..( anlamak da benim için öyle olmuştu çünkü)
öbrü yandan artık üniversite mezun bir camia olarak bazı terminolojiye aşinalık kesbetmemiz gerektiğini düşünüyorum...

hiç bir kas zorlanmadıkça gelişmez..
aynı şekilde " insan beyni zorlanmadıkça gelişmez" ( einstein)

daha kısa yazarsam da konudan ben kopuyorum,,, daha sonra toparlayamıyorum... hem konu da bütünlüğnü kaybediyor...

gene de bazı şeyleri kısa tekrarlar halind eyazmama rağmen algılanmaması da beni üzüyor...

merak ettiğiniz her neresiyse seve seve izah ederim.. bu arada üyelik bilgilerinizde verdiğiniz telefon cevap vermiyor... yoksa van musıki derneği başkanlık seçimlerinde desteğinizi bekliyordum.. eyvah1 eczacıların musıki derneğine üye olmaları kanuna aykırı mıdır acaba?
yani meslek örgütü dışıdna bir örgüt ya?

saygılarımla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi yahu bizim yazı frekansları hiç uyuşmayacak mı? ha ha ha!

devletçilik bizim için yeni bir şey değil feriha hanım... cumhuriyeti kuranların hepsi eski osmanlı subaylarıydı ne de olsa.. sonra biz değil miyiz danıştayın kuruluşunun 114 yılını kutlayan? 114 yıl evvel cumhuriyet mi vardı? :)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

TheOne Afşar Bey,

Hakaret ettiğiniz konusunda ısrarlıyım yazıp inatçılık etmeyeceğim ama yazmıyor oluşum öyle düşünmekten vazgeçtiğim anlamına gelmesin:)

Sizle hakikaten de hiç bir uzlaşmaya varmadık.Hatırlamamanız normal.Ama uzlaştığım insanlar olmuştu.Şu 25 yıl içinde:)))

Benzetmelerinizden ziyade ucu bucağı olmayan cümleleriniz anlamamı zorlaştırıyor.Cümle başlıyor İzmirde ,bitiyor Erzurumda.Nerde başlamıştık,konu neydi derken:)Hele aralara açtığınız parantezler ve ara ara bilgilerinizi sunmanız hakikaten yorucu.

Örneğin;

''Ekonomik göstergeler göstermektedir ki bu durum bir paradoksa sebep olabilecek diye düşünülürken-ki burada filancanın falanca düşüncesini çürüterek filanca yazarın falanca kitabındaki falanca düşünceye dokundurmada yapmıyor değiliz-aslında eczacının refahını kitlesel mutluluğun önünde tutarak serbest piyasa ekonomisini desteklemektedir'':)

Buna benzer bir sürü cümleniz var:) Ne yazarı, kimin fikri, hangi akım derken sizin fikirler gümbürtüye gidiyor.

Şu paragraf çok sıkıcı, bunu atlasam da olur ,ana fikir şurada derken belki de önemli bir cümleyi kaçırıyorum:)

Bana anlatmaya çalışıyor olmanızı da takdir ediyorum ama iktisatçı bir ana babanın kızı olmama karşın bu terminolojiye çok uzağım.Zaten sizinle devletçilik, devletin piyasaya müdahalesi gibi konulara hiiiç girmedim dikkat ettiyseniz.Ben sizle muvzaayı, eczacıya getiri ve götürüsünü tartışıyorum.

Ama bu kadar sayfaya rağmen tek bir kelimede bile uzlaşamamış olmak hafif yorucu olmaya başladı itiraf edeyim.Bir de bambaşka bir dil konuşuyor gibi hissediyorum.Siz benim söylediğime cvp olmamış diye sitem ediyorsunuz ya kimi zaman çok zaman ben de sizin için öyle hissediyorum.

İlginç tabi.

Ecz Feriha(TheOne)

babaruhi feriha hanım,

karışıklığın iki sebebi var...

1- benim çok özenli yazamamam...
2- söylediklerimin felsefesini de izah etmeğe çalışmak... ki iknaya dayalı bir yöntemin esası bu olmalı bence...

her ne kadar bizim memlekette ikna etmek dolandırıcılıkla bir tutulsa ve ancak elinde sopası olana itaat etmek yüceltilse de... :)

atladığınız cümleler muhtemelen ikna edici cümlelerdi. :)

çok kısa bir özet.. zira bunların felsefi temellerini uzun uzun izah ettim:

1- muvazaa gizli bir anlaşmadır... doğru ya da yanlış da olsalar mevcut kanunlara aykırıdır

2- muvazaanın kötülüğü eczacınn yetkilerine gayri resmi olarak müdahale etmek ve onu bütün resmi sorumluluklarla ve risklerle karşı karşıya bırakmaktır.( gene mi çok uzattım lâfı?)

muvazaa sorununun özü bu iki maddede toplanıyor, anladığım kadarıyla..
ben de diyorum ki: bu iki maddeyi giderebiirsek, bu iki kötülüğü, sorunu çözmüş oluruz...

muvazaadaki çirkin ve gizli ortaklık için her şeyin ayan beyan ortada olmasını savunuyorum... yapmak isteyenlere "hodri meydan"! diyorum.. "dışarıdan kaçak güreşmek yok!", "genç bir eczacıyı kurtlar sofrasına atmak yok!" diyorum...

"o kadar istiyorsanız buyurun, vergi numaranızla müracaat edin, ne olduğunuzu bilelim!" diyorum...

bunu yaparak... muvazaanın gizliliğini ve bu gizlilkten dolayı eczacının aldığı riskleri bir kere ortaya döküyoruz ve "madem bu işi yapmak istiyorsun, yüklen bakalım bu riskleri!" diyoruz...

bunun yanısıra 2. madde için bir "kuvvetler ayrılığı" ilkesi ( ayrılmış sorumluluklar ilkesi) getiriyoruz.

"herkesin yapacağı iş belli kardeşim! sen "para benim !" mi diyorsun? o zaman vergi de senin, bağkur da senin , ssk da senin! bundan sonra sütün kaymağını alıp da yayığı sallamamak diye bir şey yok! koy bakayım elini taşın altına!" diyoruz...

bu sorumluluğu ona KANUNLA veriyoruz... haaa işine gelmedi mi? güle güle!

eczacıya patronluk mu taslayacak? ona zorla kanunsuz bir iş mi yaptıracak? kanunla belirlenmiş sorumluluklar belliyken hangi eczacı böyle bir adama mecbur olabilir? diyelim ki o eczacıyı değil de öbür eczacıyı aldı...

( kaldı ki sözleşme hukuku falan var.. ama zaten biz sözleşmelerin de verilen sözlerinde tutulmayacağına inanan çok namuslu bir camiayız...) ve bir gün bu iş patlak verdi! ki vermemesi mümkün değil... bu iki insanın başına gelecekler herkese ibret olmaz mı?

niye? şunun için: "kardeşim! sana bir özgürlük verdim... sorumluluklarını da açık seçik anlattım! bilmediğin bir şey var mıydı? yoktu! o halde sen eczacı kardeşim 5 yıl meslekten men edildin..( mesela) sen sermayedar, sen de bir daha eczane falan açamazsın!" dendi mi kim gönlünü bulandırabiir?

önemli olan en baştan yasaklamak değil... önemli olan özgürlükler ortamını muhafaza etmeğe çalışmak... neye dayanarak? kişisel - bireysel sorumluluklara dayanarak...

amerika'da ateşli silah kullanımı çok kolay ve serbest... ama adam öldürmenin cezası çok sert... doğrudan idam, tartışmasız!

sorumsuz özgürlük diye bir şey olmaz...

ben bu sistemi asıl muvazaayı engellemek için düşünmüştüm.. ne gariptir ki muvazaa destekçisi olduk.. bu sistemin asıl hedefi muvazaanın cazibesini ortadan kaldırmaktı...

ki özgürlük dürüst adamlar için gelişme ve büyüme ortamıyken sahtekârlar için kör edici bir aydınlıktır...

yeter ki suçu ve cezayı adam gibi bilecek ve adaleti uygulayacak,bir devletimiz olsun... bu sistem için itirazlar " ama devlet devlet değil ki" şeklindeyse..

ben de sorarım:" madem öyle bu tip bir devletin yaptığı haksızlıkları nasıl sineye çekebiliyorsuuz?" diye...

böyle bir itiraz, ACZİN itirafıdır...

ya kendi sözümüzü söyleriz, ya da konuşanlara taabi oluruz.. bunun arası yoktur
saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi sevgili dostlar,
www.aeo.orgtr/yayinlar adresinde ab deki eczacılık modelleri açık seçik anlatılmış...

hiç amerikayı yeniden keşfetmeyelim...

bu ucuz sosyal devletçi, bilmemneci sloganların arkasına sığınıp da hamaset de taslamayalım... bu işin naısl yapıldığı gayet güzel anlatılıyor...
yani illa el oğlunun yapması lazım değil mi önce? tam köylü kafası işte bu tam köylü kafası!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

TheOne Afşar Bey,

Çok işim var uzun uzun yorumlayacağım ama özellikle şu cümle çok dikkatimi çekti.

''o halde sen eczacı kardeşim 5 yıl meslekten men edildin..( mesela) sen sermayedar, sen de bir daha eczane falan açamazsın!" dendi mi kim gönlünü bulandırabiir?''

Bakın aradaki farka.Ceza bile farklı etkiliyor.Eczacı tek mesleğinden,yılların eğitiminden olurken sermayedar ne kaybediyor?İş sahası belki.Sermayesini bile kurtarmıştır çoktan:)

Bu mu adalet?

Ecz Feriha(TheOne)

babaruhi feriha hanım... yazının içindeki ( mesela'yı) görüyor musunuz? bunun anlamı nedir? bir şeyi farz etmek, varsaymak demektir... siz uygun cezanın ne olduğunu düşünüp de bu cümleyi öyle tamamlarsanız, bu cümle sizi ikna edecek mi?
mesele bu...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi eveeet... gele geldik bir kara taşa...

eczacı-eczacı-ortaklığı denen şey bugün kanuna aykırı olarak mevcut olan ve tamamen kişsel güvene ve nenfaate dayalı yapılan bir iştir... ve KANUNA AYKIRIDIR! fakat ekonominin gerçekleri, hukukun özü ve ahlâki olarak kesinlikle meşrudur!

bu durumun kanuna aykırı olması bizim onun meştuiyetini tartışıp tartışmamamızı engellemiyor değil mi?

o halde derdimiz nedir?
şahsen ben eczacıların tavrını samimi bulmuyorum...

eczacı- eczacı ortaklıklarının finanssal düzenlemesindeki zorluklar serbest eczacı- ortaklıklarına göre çok daha fazlayken bu konunun bu kadar ilgi uyandırması güzel...

en azından bir takım şeylerin HAK OLARAK TANINIP MECBUR EDİLMEMESİ kavramının telafuz edilmesi bile büyük ilerleme ama samimi mi?
o tartışılır..

saygılarımla.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

TheOne
Afşar Bey,

Suçladığınız mesektaşlarınızın itirazı ortaklıklara değilde eczacı olmayan birinin işe girmesineymiş.Bunu gördünüz şimdi de samimi bulmuyorum diyosunuz:) Size de yaranılmıyor kusura bakmayın ama:)


Ecz Feriha(TheOne)

Esma Kacar benzer durumlarla karşılaşmayacağını kim garantiye alabilir.. DİYADİN - İstanbul'da villalarda başlayan, ABD'ye ulaşan, artık Ağrı'nın Diyadin ilçesinin varoşlarında tek başına süren bir yaşam... Eczacı Nuray Merttürk , İstanbul'da açtığı eczaneyi, borsada battığı için kapatmak zorunda kaldı. Arkadaşına güvendi, ancak o da sahte senetlerle dolandırdı. Evine haciz geldi, İstanbul'da tehdit edilmeye başladı. Tesadüfen tanıştığı bir aşiret reisi aracılığıyla eşini ve çocuklarını terk ederek Diyadin'e gitti. Burada eczane açmaya karar verdi ancak bu kez de aşiret reisiyle mücadele etmesi gerekti. ''PKK'li, fahişe, esrarkeş, alkolik, hırsız'' diye emniyete şikâyet edildi. Eczanesinin adını ''Sevgi'' koydu ve aşirete karşı mücadeleyi de kazandı.
Nuray Merttürk, 48 yaşında ve yaşamı filmlere konu olabilecek kadar tehditler, kavgalar, kaçışlar ve mücadelelerle geçiyor. 4 yıldan beri ne televizyon seyrediyor ne gazete okuyor. İstanbul'da lüks bir yaşamı bırakıp ülkenin en yoksul ilçelerinden olan Ağrı Diyadin'de tek başına yaşamını sürdürüyor.
Eşinden ayrılan, iki çocuğunu ve her şeyini, unutmak istediği İstanbul'da bırakan Merttürk, ''Diyadin'de sevgiyi buldum'' diyor.
Liseyi birincilikle bitiren, ABD'de bir süre eğitim yapan, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ni tamamladıktan sonra İstanbul'da, Deniz Eczanesi'ni açan Nuray Merttürk başından geçenleri anlatırken en geriye gidiyor: haber başlığı; ŞİDDETİN İLACI 'SEVGİ' 28.03.01

babaruhi değerli arkadaşlar,

size burada uzun uzun kurallı ama özgür bir ekonomik faaliyetin alt yapısını anlatmağa çalışmama rağmen, üstelik bunun örnekleri dünya üzerinde varken neyi korumaya çalışıyorsunuz?

eczacı- eczacı ortaklığı da bu kanuna aykırı olmakla beraber mantıklıdır ve bunu da içine alan benim " sebest eczacı ortaklığı" adıyla savunduğum daha geniş sistem de öyle...


bir mantıksızlığı elli bin insanın savunması onu mantıksız olmaktan çıkarmaz..

eczacılara mesleki imtiyaz veren kanununun hiç bir mantığı yoktur.. sadece bir yasama talimatıdır o kadar... her kanun gibi üzerinde tartışılabilir ve yanlışlanabilir. kanunlar tartışılamaz ve değiştirilemez şeyler değildir.. kanunların değiştirilmesi toplumsal taleple olur.. tabii her şeyden evvel böyle bir talep getirebilecek bir toplum lâzım ki işte bu noktada bizim toplumumuz iflas ediyor..

eh eczacılar da bu toplumun evlâdı olduğuna göre, haksız uygulamalara sebep olan kanunların değiştirilmesini talep etmek yerine, akla hayale gelmez ve her gün daha da artan bir saçmalıklar kolleksiyonu bir mevzuata taabi olmayı seçiyor...

bu seçimin temelindeki felsefelerden bahsettim ama felsefe de bir üst seviye akıl yürütme işidir...

yani sadece hayatta kalmaya yönelik reflekslerle hayatta kalmağa çalışıp da "akıl yürütmek" işini yöneticilerine bırakan eczacıların işi değil...

şimdi siz bunu "hakaret" sayabilrsiniz ama...

elli bin defa "kurallar olmalı", "kurallar şunlar olmalı".. "bu kurallar devlet tarafından denetlenmeli", "sorumluluklar kurallara dayanmalı" dememe rağmen hâlâ melodramatik örnekler verilmesi, aklımızı kullanmak yerine "teslim olmayı" seçtiğimizi gösteriyor...

bir silindir neye teslim olup olmadığınıza bakmaz , ezer geçer... iş hacminizin %80den fazlasına tek başına devletin ipotek koyması bile sizi uyandırmıyor ki nereden anlayacaksınız ezildiğinizi?


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi feriha hanım,

kusura bakmayın... buradaki itirazların hiç bir mantıki gerekçesi yok.. MANTIKİ diyorum dikkatinizi çekerim...

burada günlük tecrübelere dayanan itirazları anlıyorum ve bunların engellenebilmesi için gereken alt yapıyı günlerdir savunuyorum. KURALSIZ OLMAZ! demiyor muyum?

kuralların neler olması gerektiğini söylemiyor muyum? şartları ortaya koymuyor muyum?

denenmemiş bir önermeyi, önermenin şartlarını dikkate almadan günlük hayatla kıyaslamak gibi bir mantıksızlığı günlerdir savunmuyor musunuz?

A var ise B olmalıdır, B olmadan ise C olmaz tarzı şartlı önermeler getirmiyor muyum günlerdir? yazılarımı yarım yamalak okuduğunuzu kendiniz bile söyledikten sonra kabahat gene mi benim oluyor?

burada sayfalarca yazmamın sebebinin her söylediğimi mantıki bir gerekçeye dayandırmak olduğunu defalarca dile getirmedim mi?

bir önermeyi içerdiği şartlara göre değerlendiremeyen , değerlendirmek de istemeyen bir camianın, şövenizmi, histerisi önünde eğilmemi mi bekliyorsunuz?

hâlâ AB ülkelerindeki uygulamalar da mı görülmüyor? yarın AB'ye giriş sürecinde dediklerim gerçekleştiğinde burada bana hakaretler yağdıran eczacı "topluluğunun" tavrı nasıl olacak çok merak ediyorum...

evet bu kafa "köylü kafasıdır"... bunu da açıklayacağım ama özür dilemek için değil... köylülüğün tanımını yaparak... açık bir toplumla kapalı bir toplumun farkından bahsederek...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi değerli meslektaşlar,

eczacının, kendini ilgilendiren tavrına şöyle bir bakıyorum... buna tek kelimeyle "pasifizm" denir.

durmadan şikâyet ederek dayak yemekten kurtulabileceğini sanan bir camiayız.

22 bin küsur eczane eczacısının hâlâ devletin tek müşteri olduğundan yakınması kusura bakmayın ama "aczdir." ki, eczacılar bunun farkında bile değildir.

" kardeşim, anlaşıldı, sosyalsin falan ama benim üzerimden, benim paramla yapma şu "sosyalizm" işini... ben senin hesapsızlığının, kitapsızlığının finansörü değilim!" diyemiyoruz devlete...

kişisel harcamalar dahil hemen hemen hiç bir gider kalemini kabul ettiremediğimiz bir vergi zorbalığına karşı sesimizi yükseltemeiyoruz...

peki kim yükseltecek sesini? meslek örgütümüz değil mi?
ilâçta fiyat farkını kim değerlendirecek? meslek örgütü!
her devlet dairesinin ayrı bir kafadan gri ödeme sistemi oluşturmaısnı kim engelleyecek? meslek örgütümüz değil mi?

bu haksızlıklar karşısında aciz kalan ve mazeret üreten meslek örgütümüz, devletin jandarması gibi, usulsüz denetimler, kanuna aykırı geciktirmeler yaparak eczacının değil de bürokrasinin örgütü olduğunu ispatlamak gayretindedir.

eczacı camiası, feksefesizdir, eczacı camiası bireyin hakkını tanımyan bir camiadır, eczacılık camiası güce tapan ve gücün hukukuna(?) inanan bunu da "toplumculuk, "sosyalizm" "sosyal devletçilik" sanan ve herkese de bunu meslek örgütlerinin gücüyle dayatmağa kalkan bir camiadır

mesleğinin ilmini unutmuş, eski kolay günlerin anısıyla işletmeclik yaptığını sanan, değişimlere ancak taabi olup onları yönlendirmekten aciz bir camiadır.

durun bakalım... eczaıcnn sosyal tabanının , olaylara bakışını nasıl etkilediğini başka bir yazıda iredelemeye çalışcağım...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi Değerli Meslektaşlar,

Bugün, artık miadı dolmuş bir mevzuatla tamamen fonksiyonunu yitirmiş, daha doğrusu gerçek fonksiyonundan uzaklaşmış meslek örgütümüzle ilgili bir tartışma açıyorum.

Meslek örgütümüzün geleceğine dair üç ihtimal görmekteyim:

1- Mevcut şartların devam ettirildiği durum,
2- Meslek örgütünün her türlü bürokratik yetkisinin kaldırıldığı ve tekel olmaktan çıkarıldığı durum… Bu durumda ayrıca bir den fazla meslek örgütünün kurulabilmesi.
3- Meslek örgütünün lağv edilmesi.

Sonuncusundan başlamak istiyorum. Zira meslek örgütümüz çok ciddi şekilde bürokrasiye yamanmıştır ve aslî fonksiyonundan uzaklaşmıştır.

Meslek örgütünün, toplumsal yapılara göre iki tip fonksiyonu olabilir:

a- Devletçi-plânlamacı ekonomide, tek dağıtıcı, tedarik edici olan devletten diğer menfaat grupları gibi bir imtiyaz ve ek pasta dilimi kopartmak
b- Piyasa ekonomisinde, meslektaşlarının hukukunu korumak üzere bir örgütlü güç olmak…

Mevcut yapımız birinci şarttaki yapı olmasına rağmen, meslek örgütümüz ne “pastadan daha büyük bir dilim” için uğraşmakta ne meslektaşlarının hakkını savunmağa gayret etmektedir. Kaldı ki devletin tek “müşteri”, tek “dağıtıcı, tek “tedarik edici” olmasının, “tekel karşıtı” toplumculara göre niçin bir itiraz sebebi olmadığı da ayrıca manidardır.

Üçüncü ihtimal bence en sağlıklısıdır. Zira bizimkisi gibi bürokrasi kanserinin kemiklerine kadar işlediği bir toplumda meslek örgütü her halükârda, bürokrasiye bulaşacaktır.

Üçüncü ihtimalin gerçekleşmesi durumu ancak ciddi ve bilhassa devlet tarafından hukuka saygı duyulan bir piyasa ortamında ideal durumdur. Zira böyle bir piyasa ortamında devletin, insan emeğini, bor gibi , kömür gibi bir kolektif “değer” olarak görerek sömürmesi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla meslek örgütünün de eczacılık üzerindeki sömürüsü bitecektir.

Böyle bir durumda, eczacılığın mesleki ve bürokratik denetimi ( dikkat edin “plânlanması” demiyorum!) sağlık bakanlığı tarafından yapılacaktır. Bürokratik denetim için söylenecek fazla bir şey yok. Meslekî denetim de meselâ beş yılda bir merkezi sistem sınavıyla yapılabilir.

Bireyin hukukunun gözetildiği bir piyasa ortamında devlet tek dağıtımcı olmayacağından ondan herhangi bir “kıyak” temin etmek de söz konusu olmayacağından meslek örgütünün bu anlamda bir işlevi kalmayacaktır. Kaldı ki bireyin, hukukunu tek başına savunabildiği bir ortamda herhangi bir hukukî taşerona da ihtiyacı yoktur.
Eczacının meslekî yeterliliğinin standart bir sınavla denetlendiği ve hukukî durumunun bağımsız mahkemelerce değerlendirildiği bir sistemde meslek örgütünün lağvı hiçbir problem yaratmayacaktır.
Devam eden yazılarda diğer senaryolar üzerinde duracağım.

Saygılarımla...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi Değerli Dostlar,

TEB seçimleri kapıya dayanınca sistemi sorgulamak ihtiyacı da ufukta belirdi.
Bundan önceki yazıda meslek örgütünün toptan ilgasın mümkün olup olmadığına baktık… Aslında mümkün ve bence arzu edilir bir şey…

Gelin görün ki daha kabul edilebilir bir senaryo da var, ikinci senaryo. Nedir bu senaryo?
Birbirinden bağımsız ve eczacıların dünya görüşlerine göre oluşturdukları odalar… Bunun yanı sıra odaların KANUNLA DEĞİL, GÖNÜLLÜLÜK esasına dayanarak kurulması.. Mesleğinin elde ederken meslek örgütüne dayanmamış bir eczacının mesleğin icrasında meslek örgütüne mahkûm olması sizce zul değil midir?

Kuruluşu kanun zoruna dayanan hiçbir örgüt STÖ değildir… Bunun sivil toplumla falan alâkası yoktur. Sivil toplum, bir rıza ve ikna toplumudur, gönüllülük toplumudur. Bu açıdan meslek örgütlerinin de gönüllülüğe dayanması elzemdir.

Bu açıdan eczacılık meslek örgütleri, gönüllülüğe ve çok sesliliğe açık şekilde çoğul bir yapı arz etmelidir..

Meslek örgütlerinin mesleğin icrasıyla ilgili yaptırım gücüne son verilmeli ve meslek örgütünün ancak eczacının haklarını korumak yönünde çalışan ve mesleki yeterliliği standart bir merkezi sınavla ölçen kurumlar olmasının sağlanması lazım..

Meslek örgütlerinin görüşlerinin objektiflikten kaçınılmaz olarak uzak kalacağı daime göz önünde bulundurularak, eczacının mesleki faaliyetleri üzerindeki egemenliğine son verilmelidir..

Eğer meslek örgütünün despotluğuyla meslekî ahlâk sağlanabilseydi , şimdiye kadar bu olurdu.. Demek ki eczacıyı eczacının gardiyanı yapmak işi çözmüyor…
Ayrıca her eczacının kendi mezhebi ve meşrebince bir meslek örgütü kurmak hakkı olmalıdır.

Ayrıca mesleki olarak hiç bir şey borçlu olmadıkları meslek örgütlerine üye olmamak hakları da vardır.

Bu senaryo için ayrıntıya girmiyorum.. Zira özgürlük ayrıntıda boğulur…

Saygılarımla…


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi TEB ile ilgili senaryoların sonuncusuna geliyoruz. O da mevcut sistemin değişmeden devam edeceği senaryosudur.

Bu sistem, baştaki adamlar değişse de değişmeyecektir. Çünkü ülkemizde bürokrasi kadar kurallı (!) işleyen başka bir organizasyon yoktur.

Eczacıların aniden uyanarak TEB’de değişik bir örgütlenmeye gitmeleri hem entelektüel açıdan hem de bürokratik açıdan imkânsızdır.

Zira TEB’in bürokrasiye yamanmış sorgulanmaz yapısı eczacılara hiçbir işin mesuliyetinin almamaları için bir güvence sunmaktadır.

Yeni fikirleri, alternatif örgütlenme şemalarını falan düşünmek gibi zahmetli ve bir o kadar da merkezi bürokrasiyle çatışma sorumluluğu gerektiren işler için hiç bir sorumluluk yüklenmeden TEB’İN ataletine tabi olmak Türk eczacılarının yegâne sorumluluk(!) anlayışıdır.

Zira başkan değişse de yerine gelen yönetim gene kendini bir takım bahanelerle dokunulmaz ve tartışılmaz kılacak ve sevgili Tülay’ın sorusuna cevap verir gibi “gelen gideni aratacaktır”.

Zira mevcut sistemi besleyen en önemli unsur, eski kolay günlerin anılarıyla avunan ve o günlerdeki sermayelerinin eridiğinin farkında bile olmayan, çoğu dar gelirli ailelerin çocukları olarak eczacılığı kazanıp para kazanmanın rasyonalitesine dair en ufak fikri olmayan ve buna bağlı olarak meslekle ilgili her türlü önerinin ancak siyasete bulaşmış solcular tarafından üretilmesi gerektiğini sanan orta yaş ve üstü eczacı grubudur. Şu anda meslek örgütümüzü belirleyen delege zümresinin temel profili sanırım budur.

Mesleğimizin sol tandanslı, devlet merkezli görüntüsünü de veren gene bu zümredir.

Bu zümrenin zihni baskısı eczacıların kârı bir günah gibi görmesine sebep olmaktadır. Israrla kâr etmemekle övünen meslek örgütlerimiz, eczacın devlet tarafından sömürülmesi olayını bu yüzden sürekli örtbas etmektedir.

Mesleğin içindeki bu merkeziyetçi, sosyalist ve devletçi egemen anlayış yüzünden, meslek örgütünün gönüllülüğe dayalı yapısı oluşturulamamakta, meslek örgütü hep bürokrasinin gölgesi ve vesayeti altında kalmaktadır.

Meslek örgütümüz değişmeden devam edecektir. Bana sorarsanız ancak “kazanan ata oyna” mantığıyla ve kitlenin yaptığına uymaktan başka bir meşruiyet anlayışı bilmeyen Türk eczacıları gene sürüler halinde eski yönetimi sürdürecektir.

Bunun sonucunda ne olacak? Hiçbir şey! Bürokratik keyfîlikler artarak sürecek ve her seferinde Türk eczacıları yeni bir çobanın inayeti için yalvarıp duracaklar...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi İnsan toplumları hayvan "topluluklarından" farklı olarak var olabilmek için iki şeye muhtaçtır:

1- Akıllarını kullanmağa,
2- Zayıfın dahi korunduğu bir toplu yaşam düzenine,

İnsan toplumları tarihin ve tarih öncesinin her devrinde belki hukuk toplumları olmamışlardır, ama gün geçtikçe karmaşıklaşan düzenlerinin devamı sağlamaya yönelik mecburiyetleri onları gitgide hukuk kavramına götürmüştür.

İnsanlar niçin bir arada yaşamak zorundadır?
Çünkü akıl sahibi ve tercih yapabilen tek canlı türüdürler de ondan... Çünkü insanın aklı geliştikçe ihtiyaçları da artmıştır. Çünkü insan araç geliştirmeden tabiatta canlılığın sürdüremeyecek tek canlı türüdür. Çünkü hayatta kalması hayvanlarınki gibi otomatik şartlara bağlı değildir.

Yani?... İnsanlar bir gün yataklarından kalkıp “Yahu bu gün canım kebap istedi, kalkıp ateşi bulayım da medeniyeti icat edeyim” dememiştir. Medeniyet insanın hayatta kalma savaşının sonucudur.

İnsan “toplulukları” artan ihtiyaçların insanların kendileri tarafından karşılanamayacak kadar çoğaldığı bir süreçte kendiliğinden iş bölümüne gitmiştir. İş bölümü her bir ferdin kendi başına yapması gereken işlerin sayısını azaltmış ve bu işlere ayırması gereken zamanı kısaltmıştır.

İş bölümü insanların birbirilerine bağımlılığını doğurmuş ve bu bağımlılık belirli bir düzeni zaruri kılmıştır. Yalnız bu düzen hiç kimsenin tek başına düşünerek “tasarladığı” bir düzen değildir. İş bölümünün çeşitlenmesine, toplulukların kalabalıklaşmasına bağlı olarak bir yandan ferdin iş bölümüne bağlı olarak diğerlerinden ayrıldığı ama hayatta kalmak için asgari bir bağımlılığının da zaruri olduğu gevşek bir yapı teşekkül etmiştir.

İşte modern toplum bu şekilde doğmuştur. Modern toplumda karmaşıklaşan ilişkilerin başarıyla yürütülmesi için gereke sınırlamalar, her toplumun içinden, herkesin kabul edeceği umulan, “adil” sayabileceği” bir takım davranış kalıplarının, “kurallar” olarak kabul edilmesiyle ortaya konmuştur. Aslında süreç böyle tarif edildiğinde her bir adil davranışın tek tek tanımlandığı veya ortaya koyulduğu yanılgısına düşülebilir.

Burada adil davranış kuralları “olmaması gereken üzerinden” keşfedilmeye çalışılmıştır.

Zira insan her zaman adil olanı tercih etmez, güce ve hükmetmeğe de eğilimlidir. Ayrıca doğanın kendisi insanı var etmeğe programlanmamıştır. Yani doğal olan “adalet” değil adaletsizliktir. Adalet doğada elma gibi yetişip topladığımız veya topluluklarımızı “doğal” olarak meydana getiren bir olgu değildir.

İnsan topluluklarının oluşumuna sebep olan zaruretler “fertlerin” âdil olmaları sonucunu gerektirmemiştir. Eğer böyle otomatik bir düzen olsaydı hayvanlardan farkımız kalmazdı.

Bu yazı devam edecek…

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi Bir önceki yazıda doğal olanın "adaletsizlik" olduğunu söylemiştim.

Zira insanın kötüyü tercih etmek iradesinin de olması bu sonucu doğurur. Dikkat edilirse dinler dahi kötülüğün sınırları üzerinde durarak insanın iradesi için yol gösterici olmaya çalışmışlardır

İnsan topluluklarını bir arada tutan kurallar asla herhangi birinin bilinçli tasarımının sonucu oluşmamışlardır. Onlar bir arada durarak hayatta kalmağa çalışan insan bireylerinin doğalarındaki kötülüğün, topluluklarnı dağıtmasına engel olacak sınırlayıcı ve kendiliğinden doğmuş adil davranış biçimleri üzerindeki çok genel ve kaba bri uzlaşma ile hukukun temellerini atmışlardır.

insan topluluklarını bir arada tutan ve bu sayede insanın hayatta kalmasını sağlayan bazı temel faktörlerin olduğu görülmüştür ki bunlar temel haklar dediğimiz yaşamak, mülkiyet, ve fikir hürriyetleri haklarıdır.

bunun yanısıra toplulukta insanların birbirleriyle ilişkilerinde kaynağını bilmedikleri hatta çoğunlukla farkına bile varmadan uydukları bir takım sınırlayıcı kalıpların oluşması söz konusudur ki bunlara da KURALLAR diyebiliriz.

insanların adil saydıkları, yani adaletsizliğe yol açmayan, temel haklaırn çiğnenmesine yol açmayan davranış şekillerinin ifade edilmeye başlamsıyla da HUKUK doğmuştur.

yani hukuk, yasama organları daha mevcut değilken bir kabul olarak yeryüzünde vardı.

bu kabule dayalı olarak adil davranış kuralalrının yazıya geçirlmesi ve bir yargı kıstası olarak kaydedilmesiyle de KANUNLAR doğdu... kanunlar herhangi bir otoritenin keyfi iradesinin ötesinde bağlayıcı kurallardı. en keyfi monarşilerde bile yönetim meşruiyetini, kaynağını örften alan kanunlara dayandırmak zorundaydı.

yani kanunlar toplumun adil davranışa yönelik kendiliğinden doğmuş uzlaşması ve kabullerinden doğan, BUNDAN DOLAYI DOĞAL olan ve doğal oldukları için de bağlayıcı kabul edilen kurallardı. onlar bilinçli tasarlanmış kurallar değillerdi ama insan davranışlarıın sonucu oluşmuşlardı.

bu açıdan kanun kavramı "yasamadan"(teşri) eski bir kavramdır.. BUNDAN DOLAYI HERHANGİ BİR YASAMA ORGANININ BELLİ BRİ ÇOĞUNLUKLA ONAYLADIĞI HER METİN VEYA TALİMATNAMEYE "KANUN" DİYEMEYİZ!

bu konuya devam edeceğiz

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi evet...

hukukun ne olduğuna dair kabaca bir bakıştan sonra.. devlet idaresinin keyfiliğini engellemek için bir ihtiya.ç hasıl olmuştur.

zira toplumlar nüfüs olarak büyümüş, işbölümü olarak karmaşıklaşmıştır. şehir devletlerinin gelişip toplumun merkezi bir otoriteden özerk duruma gelmesi de bu iş bölümünün artması, buna bağlı olarak toprağa bağlı hayat tarzıın yavaş yavaş ticaret merkezli kent yaşantısına dönüşmesiyle olmuştur.

gerek derbeylerinden bağımsızlık gerekse kentin kendi yönetimi gibi sorunlar, yönetilenlerin artık yavaş yavaş yöneten olması durmunu doğurmuştur.

işte antik yunandaki basit kabile içi oylama metodu artık karmaşık ve "açık" bir toplum için olduğu gibi kullanılamayacak kadar basit kalmıştır.

bu durumda basit bir oy çokluğu ilkesi herkesi tatmin edemez olmuştur. zira bu oy çokluğu ilkesi ile:

1-çoğunluğun isteklerinin azınlığa dayatılması ve bu isteklerin istemeynlerin de katılımıyla finanse edilmesi
2- toplumsal düzeni sağlayan kuralların yerine belirli sayıdaki kişilerin menfaatlerinni geçirilmesi

sakıncaları doğmuştur.

bu sakınalar anayasacılık fikrinin gelirştirilmesine ve zamandan bağımsız ve her hükûmeti hukukun sınırlaırn içinde tutacağı düşünülen temel bir yasa hazırlamak fikri doğmuştur.

elbette burada anayasayı ahzrılayanların da belli bri menfaat kliğinin, belirli bri güç odağının( mesela ordunun) mensubu olabilecekleri ilk önce düşünülememiştir.

a-burada ilk yazıdan beri bahsettiğimiz kendiliğinden doğmuş adil davranış kurallaırnın çok genel ve kaba bri ifadesi olmaktan öteye gitmemesi gereken ve bu açıdan hiç bir menfaat grubunun ve güç odağının manipüle edemyeceği temel bir yasa fikri çoğumuz için hâlâ fazlasıyla soyuttur.

b-oysa bizim için anayasa oy çokluğunun verdiği sınırsız yetkiyle donatılmış yasama organınca hazırlanan bri temel kanun kitabıdır. anaysayı çoğunluk oyunun temsilcilerinin kanaatlerini hukuk sayarak hazırlamak fikri hepimiz için pek "doğal" gelmektedir.

b- maddesindeki anlayış, hukuku yasamanın herhangi bri emri sayan anlayıştır ki buna pozitif hukuk diyoruz.

işte en önce hukuka bakışımız incelemeliyiz. yasamanın, yargınn fonksiyonları ile ilgili asgari bir dağarcığa sahip olmamız gerekmektedir.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi Şimdiye kadar bahsettiğimiz şeyler, devletin üzerine kurulduğu ilkelerdir.

Bir arkadaşımdan gelen bir mektuptan alıntı yapmak istiyorum izninizle…

“siyah ve beyaz arasýnda insaları seçim yapmaya zorlamak yanlış çünkü her zaman bir doðru yok. bazen siyah doðru bazen beyaz bazende ikiside yanlis.
her seyi duzeltecek ve daim gecerli olacak sihirli formuller yok elde. devamli kendimizi, dusuncemizi ve sistemimiz yenilememiz gereken bir dünyada yaşıyoruz.”

Bu paragraftan siz ne anlıyorsunuz?

Her zaman geçerli bir doğrunun olmadığını, duruma göre seçilecek metodlarla “bir şeylerin düzeltilebeileceğini” değil mi? Ayrıca duruma göre kendimizi “yenilememiz” gerektiği..

Kulağa hoş gelen bu düşünüş tarzı bize daha önce de belirttiğim şekilde Kant ve Hegel’in armağanı olan düşünüzş tarzıdır. Her ikisinin de felsefi torunları SSCB ve Nazi Almanyası’dır.

“Kavgam’da” bu cümlelerin çok benzerlerine rastlayacaksınız veya SSCB mahkeme zabıtlarında, veya büyük yazar – ki kendisine “merhum” demekte hiçbir sakınca görmüyorum- George ORWELL’ın “1984’ünde”...

Düşüncemizi ve sistemimizi sürekli yenilememiz neye göre olacaktır? “Eski” nedir bu durumda ve eskinin kötü olduğu kabulünün objektif tanımı nedir? O anki duruma göre yararlı olmayan şey mi? O zaman pek çok örf ve adetimiz bu gün için “yararlı” değildir… Eğer bu pragmatizm size fazla “vahşi” geliyorsa ozaman yenileşmenin mutaassıp bir müdafaasını yapmak da pek akla yakın gibi gelmiyor.

Sürekli ve bütünüyle yenileşmek diye bir şey yoktur.

Hiçbir toplum ve devlet mutlak saydığı doğrular olmaksızın var olamaz. Bu doğrular ahlâka esas olan doğrulardır ve eğer “ilerici” ahlâk gibi prgamatizmi esas alan bri felsefeye saplanırsak elde edeceğimiz tek şey ahlâkımızda meydana gelen bir atom bombası çukur olacaktır.

Ve eğer devlet denen otorite de bu mutlaklarla kendisini sınırlamazsa ozamanda elede edeceğimiz şey SSCB ve Nazi Almanyası olacaktır. Haa bir de o kadarına cesaret edeneyen karton kabadayı bir devletin karma ekonomik düzeni var tabii…

Burada aklıza gelmesi gereken soru şudur: “Ozaman ahlâk nedir?”

Hemen cevaplayalım: “ Başkasının hayatına, mülkiyetine ve fikir hürriyetine zarar vermemek kişisel iradesidir”

Şimdilik burada keselim; son tanıma lütfen dikkat ediniz ve sizce bu tanımdaki asıl vurgulanan yön neresidir, lütfen düşününüz…

Saygılarımla…

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

babaruhi Burada en önemli tartışma konusu "ahlâk"..

Forumda biri aleyhine yapılan ilk suçlama onun ahlâkına yönelik yapılan suçlama oluyor genellikle..

Bu bir bakıma güzel... Demek ki farkında olmadan hukukun temelinde bir kınama, ayıplama mekanizmasının olduğunu savunuyoruz.

Hukuk gökten zenbille inmiş bir mevzuat yığını değildir. Böyle olduğunu iddia eden arkadaşlarımız daha öne mehaz gösterdiğim Hıfzı Veldet'in hukuk tanımını tekrarlamaktadırlar ki memleketimizde "hukuk" denince maalesef başka bir şey akla gelmemektedir.

Kınama ve ayıplama toplumda, çoğu zaman farkına bile varmadığımız kendiliğindne doğmuş adil davranış kurallarına uymağa bizi mecbur eden ilk sınırlayıcılardır.

Kınama ve ayıplama belki hukuki müeyyideler gibi hak mahrumiyeti yaratmazlar ama suçun sınırına doğru gitmekte olduğumuzla iligi uyarıcılardır. Öbür yandan...

Kınama ve ayıplama bir toplumun ne kadar açık olduğuna dair fikr verir bize.

Kapalı toplumlarda, meselâ köyde, kınama ve ayıplama nerdeyse hukuki cezalar gibi işlev görür. Hayatın hemen her yönünü ilgilendiren, her ânını biçimlendiren bir mekanizmadır, kınama-ayıplama... Kapalı bir toplumda aykırılıklar ayıplanır ve aykırılıklar kapalılığın katılaşmasına sebep olurlar.

Açık bir toplumda kınama ve ayıplama artık daha gevşek daha az "muktedirdir." Açık bir toplumda toplumu meydana getiren uzlaşma daha genel ve kapsayıcı kurallara bağlıdır.

Kapalı toplumlar şekillerde açık toplumlar ilkelerde uzlaşan toplumlardır...

Bu iki toplum tipi arasında yer alan toplumlar da vardır..

Mesela Türk toplumu açık toplum olmanın özlemini çeken, nüfusunun yarısı hâlâ köy hayatının kapalı toplumuna mahkûm, diğer yarısının büyük kısmı da bu hayatı özleyen ama açık toplumun nimetlerinden de kopamayan fertlerden oluşmuş bir toplumdur.

İşbu sebepten çoğu dargelirli ailelerden gelmiş veya köy kökenli olan eczaıclık camiasına egemen olan yaş grubunun hukukun niteliği ve uygulanışı ile ilgili kanaatlerinin temelinde de köylerinin ya da mahallelerinin yaşantısının izlerini görmek şaşırtıcı değildir.

Dolayısıyla... Forum ortamı gibi demokratik ortmlarda insanları köy veya mahalle tavrıyla kınayarak susturabileceğini sanmak bizimki gibi bir toplumun insanları için doğal...

Ufku, blinç altında mahallesiyle veya köyünü çevreleyen dağlarla sınırlanmış bir insan içn en tehlikeli şey hayatın hiç de bildiği gibi olmadığını söylemektir.

İşte aşmamız gereken sınırlar bunlardır. Hadi pratik, pragmatist ve devrimci bir şey söyleyeyim de iki saattir "retorik" dinlemekten uyuşmuş beyinleriniz çimdiklensin!

meslekte 65 yaş sınırının uygulanmasının, zihniyet yapısındaki değişimi hızlandıracağını ve mesleğimiz üzerindeki Marksist ideolojik egemenliğin ortadan kalkmasını sağlayacağını düşünüyorum!

saygılarımla..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

mustafa ayata. SOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOON
babaruhi liberal ülkelerde dahi mirasın bazı ciddi sınırlamalar altında olması beni de eczacılıkta yaş haddi uygulamasını düşünmeğe itti..
neden olmasın?

eczacı, naaşı eczaneden çıkan adam mı demektir?

madem eczacılık fakültelerinin açılmasını engelleyemedik?

kaldı ki eski eczacıların pek çoğunun dünyalıklarını yaptığı, yapamayanların da zararına ( ki mal varlığından eksilterek devam edenler zarar ediyor demektir) bu işi yürüttükleri fikirleri kafamda kuvvet kazanmakta...

reçete arkasına kupür bile yapıştırmadan ve fatura kesildiği gün ödeme alan eczacıların, aynı günlerin nostaljisiyle ve değişimlere ilgisiz kalarak meslek icra etmeleri yalnızca planlamacı-sosyalist kampın işine yarıyor.

onlar da zaten kâr fikrini ortadan kaldırarak eczanelerimizn adım adım kamulaştırılması için uğraşıyor.

zaten fiilî olarak mülkiyetimiz her gün kamulaştırılıyor.

genç eczacı işsizliği için alternatif olamaz mı 65 yaş sınırı. eczanelerin genç eczacılara devrinde kolaylıkalr kredi destekleri sağlanabilir, böylece kurulu müesseseler devam edebilir. eczane sayısı lüzumundan ( ki bunu piyasa belirlemeli, aklı evvel bürokratlar değil) fazla eczane açılmamış olur...

hem bölgeye göre- nüfusa göre orandan bahsedecğiz hem de bunu nasıl sağlayacağımızı bilemeyeceğiz? bence 65 yaş emekliliği bu soruna bir ölçüde adil bir çözüm sağlar. hangi eczanelerin kaptılacağını mı düşünüyorsunuz? belki bu bir çözüm olabilir ki bu öneri bile aslında o kadar içime sinmiyor... ama daha kabul edilebilir br şey de aklıma gelmiyor...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bu yazıda da ilk yazıdaki önerilerden bazılarını açmağa devam edeceğim.

Bunlaran biri devletin sağlıktan elini çekmesi önerisidir.

Buunla sadece sağlık hizmetlerinin yerine getirmesinden değil aynı zamanda sağlığı finanse etmesinden de vazgeçmesinden bahsediyorum.

Zira devletin hiç bir hizmet kolu verimli ve etkin olmamıştır. Bunun sebebi devlet kurumlarının işleyişinin mantığının ticari işletmelerinkinden faklı oluşudur.

(Ticari işletmeleri "ticari" sıfatının aşağılayıcı biçimde kullanarak andığımızı belirtirken hâlâ sağlığımız emanet etme noktasına gelince onların hassasiyetine güvendiğimizi hatırlatırım.)

Niçin devlet kurumları ticari işletmeler gibi değildir?

Şundan dolayı: Bürokrasinin işleyiş şartı hiyerarşinin kurallarına uymaktır. Bir memur herşeyden önce bir büronun parçasıdır ve o büro makinesinin kusursuz işlemesinden sorumludur.

Bürokrasinin halka "hizmet" için KULLANILDIĞI yerlerde bu özellik kamu kaynaklarının ( sizin benim alın terimizden alınan vergiler ve tabii kaynaklar, çalışma azmimiz ve zamanımız) verimli kullanılmasını sağlar..

Bürokrasinin ferdin üzerinde egemen olduğu toplumlarda( bizimki gibi) ise fert haklarının ihlâlinin ve kaynakların israf edilmesinin müsebbibidir bu hiyerarşik mekanizma...

Gene soralım: Niçin böyledir?

Çünkü öncelik hiyerarşinin işletilmesi ise bunun ne pahasına olursa olsun yapılması gerekmektedir. Burada bu bedeli kimin karşılayacağı önemsizdir ve işte bu yüzden devletçi yapılanmanın her hareketi seraya girmiş filinki gibi tahrip edicidir.

İş sadece bürokrasinin kendi iç işleyişiyle sınırlı kalsa gene de problem değildir.

Bizimki gibi resmi bir ideolojisi olan ülkelerde devlet için öncelikli hedef toplumu da bürokrasi benzeri bir homojen hiyerarşiye taabi kılmaktır.


Devlet toplumsal uzlaşma ile kendisine sadece adaleti ve emniyeti sağlaması için verilmiş zor kullanma yetkisini istediği her şeyi yapabilmek için de kullanmağa başladığında karşımıza DEVLETÇİLK faciası çıkar. Devlete zor kullanma yetkisi bunu her istediği şekilde ve zamanda kullanması için verilmemiştir. Meselâ tek tip ideolojik insan yetiştirmesi talebiyle veya zengin ya da fakir herkesi aynı dercede verimsiz ve sefil bir tek tip sağlık hizmetine mahkûm etmesi için verilmemiştir.

Bu arada ekonominin iki mutlak kanunu rahatlıkla göz ardı edilir.
1- Kaynaklar sınırlıdır
2- Hiç bir şey bedava değildir!


Önceliği kendi iç kurallarını işletmek ve çalışanları dışındaki insanları da bu kurallara taabi kılmak olan bir organizasyondan ekonominin iki temel kanunun gözetmesini bekleyemeyiz. Dolayısıyla devlet giriştiği her ekonomik faaliyet de kaçınlmaz olarak ZARAR EDER ve bu zararları artan vergiler yoluyla telafi etmeğe çalışır.

Oysa herhangi bir ticari müessesenin hayatta kalması ancak ekonominin kanunlarına uyması, ahlâklı olması, müşterilerini aldatmaması ile mümkündür. Ticari işletmler yaşayabilmek için maliyetlerle ve taleplerle sınırlıdırlar. Bunun için sürekli kaliteli ve hesaplı hizmet sunabilmek rekabeti içindedirler.. ( Bizimki gibi devlet merkezli soygun düzenlerinde işlerin ters işlemesi ticari müesseselerin ahlâksızlığından değil, onları ahlâksız olmağa iten merkezi dağıtımcı otoritenin keyfi uygulamalrı ve bağışlarındandır).

Eğer devletin beceremediği işlerin bedeli vergi mükelleflerinin ( memurların vergileri bir kandırmacadır) alın terleri olmasa hiç umursamayabilirdik. Sistem, bir kısım insanların mülkiyet haklarının diğerleri lehine ihlal edilmesiyle işletilir. İşte bu KOLLEKTİVİZMDİR.

Bu yazıda daha ziyade pragmatist bir yaklaşım sergiledik.. Belki bir başka yazıda da meselenin etik boyutuna değinmek yararlı olabilir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Devlet nedir?

Devlet bir zor kullanma mekanizmasıdır, bir organizasyondur.

Bu zor kullanma yetkisini nerden alır? Niçin siz, ben değil de devlet zor kullanabilir?

Sebebi, kalabalıklaşmış ve kompleks hale gelmiş insan toplumlarında insanların adil davranışa ilgili beklentilerini KARŞILAŞTIRACAK ve bu karşılaştırmanın ( YARGI) sonucunu uygulayacak, herkesin rıza göstereceği bir mercie duyulan ihtiyaçtır.

Bu sebep devletin tek ve yegâne varlık sebebidir.

İnsanlar ne başkalarının ihtiyaçlaırının karşılanması ne dayanışmadan dolayı devleti arzulamışlardır.(Kollektivist ve özgeci yaklaşımlar)

Devlet, her şeyi yapmağa kadir, her şeyi yapması gereken TANRISAL bir otorite değildir.

Varlık sebebi olan uzlaşmadan doğan sınırlarla sınırlanmıştır.

Dolayısıyla "sosyal devlet", " adil gelir dağılımı" gibi hurafeler, devletin tabiatıyla çelişir. Devletin GÖREVİ birilerinin kazancını fazla görerek bu kazancın bir kısmıan el koyup başkalrına değıtmak veya HERKESE ÜCRETSİZ SAĞLIK HİZMETİ sunmak falan değil, herkesin kendi emeğini, çalışma azmini özgürce değerlendirebileceği emniyetli bir ortam sağlamaktır..

Ama asl bir şeyleri DAĞITMAK, PAYLAŞTIRMAK değil...

Devletin temel tanımını , varlık sebebini ve fonksiyonunu tekrar ele almamın sebebi, eczacılığın piyasadaki ve devlete karşı durmunun üzerinde aklıcı bir anlayış oluşturulmasını sağlamaktır.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Hakim devlet anlayışımızın ahlâkî yönünü eleştireceğim bu yazıda...

Eczacı camiası olarak temel kanaatimiz, eğitimin, sağlığın, güvenliğin, alt yapın ve adaletin devlet tarafından, tek elden karşılanmasıdır.

Bunda temel fikir, devletin bütün bu işleri yapmakla yükümlü olduğudur.

Meselâ eğitimde tek tip bir uygulama olmazsa nitelikli öğrenci yetişmeyeceği ve daha da önemlisi rejimin istediği tipte öğrenci yetişmeyeceği düşüncesi hâkimdir.

Peki devletin herhangi bir rejimi zorla dayatmasının ne gibi bir ahlâkî gerekçesi vardır? İnsanların çocuklarını istedikleri gibi eğitememelerinin ne gibi bir ahlâkî gerekçesi olabilir? Veya böyle bir sistemi arzulamayanlar tarafından bu sistemin maliyetlerinin karşılanmasının ne gibi bir ahlâkî gerekçesi olabilir? İnsanları, eğitiminden ve ideolojisinden hoşlanmadıkları resmi okullara mahkûm etmenin ne gibi bir ahlâkî gerekçesi olabilir?

Devlet bu konuda niçin ahlâkî tek otoritedir? Anne-babaların çocuklarını İSTEDİKLERİ GİBİ EĞİTEBİLMELERİ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ kısıtlamanın, yok etmenin ne gibi bir ahlâkî dayanağı olabilir? Böyle bir dayanak yoktur! Bu sadece resmi ideolojinin, GÜCÜN EGEMENLİĞİNE dayanan anlayışının sonucudur. Bu anlayışın fikir babası Hegel’dir ki kendisinden “Felsefenin diktatörü” diye bahsedilir. Hegel, fikirleriyle tarihin en kanlı iki rejimine babalık etmiştir. Nazi Almanya’sı ve SSCB!

Gelelim sağlığa… “İlacın ucuz ve ulaşılabilir olması…” diye başlayan kollektivist sloganlarımıza hiç birimizden itiraz gelmiyor… Sorun şu: İlâcın ucuz olmasın dayatmak mümkün müdür ve mümkünse bile ahlâkî midir? Ulaşılabilir olmak meselesine gelince…İlâcın ulaşılabilir olmasının tek yolu devletin sağlıkta tekel olması mıdır? Ve bunun maliyetinin herkesin omzuna yıkılması mıdır?

Türkiye’de devletçilik ( Sosyalizm) bir fakirlik sömürüsü olarak yapılmaktadır. “Fakir kitlelerin koruyucusu” devlet imajı hepimizin içini titretmektedir.

Bu anlayış ancak tembelliğe ve sömürüye yol açmaktadır. Çünkü insanlar nasıl olsa birilerinin çalışarak kendilerini geçindireceklerini bilmektedirler… Devlet, çalışanların emeklerinden gasp ettiği mülkiyeti “karşılıksız “olarak çalışmayanlara dağıtmaktadır.

Birilerinin sürekli diğerleri için kendini feda etmesine dayalı bu düzen kolektivizmin ta kendisidir! Bu bir çözüm değildir ve olmamıştır da…

Olan sadece kendisine devletin ( yani çalışan insanların) bakması gerektiğini düşünen kesimlerin bedava alarak heba ettikleri ilâçlar, yarım kalan tedaviler, rezistans geliştiren suşlar ve heba olan emeklerdir. Devlet hastaneleri hâlâ verimsiz ve müsriftir. İsraf edilen kendisinden çalışma beklenen ve servet sahibi olması kınanan çalışan kesimlerdir.

Bir insandan fedakârlık istenmesi ancak hayatî durumlarda mümkündür ki ozaman bile fert buna ZORLANAMAZ.

Bir fedakârlık müzmin ve zorunlu hale getirilmişse ortada iradeden de özgürlükten de eser kalmamış demektir. Özgülüğün olmadığı yerde de ahlâktan bahsedilemez.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Meslek örgütlerine üyeliğin zorunlu olması da hukuka aykırıdır!

mesleği edinmemde en ufak bir katkısı olmayan bir örgütün meslek hayatım boyunca keyfi idaresiyle yoluma taş koyabilmek içim kanun yetkilendirilmesinin mantığı ne olabilir?

Bunu başka bir yazıda inlceleyeceğim...

Üstelik böyle zorunlu üye olunan bir ötgütün sözleşmelerimi kendisinin vermesi ve altına imza atması da başta mülkiyet hakkı olmak üzere sözleşme hürriyetina aykırıdır...

Eskden herkes devletle istediği iskontoda çalışabiliyormuş.. Vay efendim bu adil olmuyor diye %2,5 standart iskonto getirilmiş.. Neye yaramıştır?

Bırakın yararlılığını ahlâkî midir? Rekabeti ortadan kaldırmanın ahlâkî dayanağı nedir? Ozaman devletle her eczane sözleşme yapmaz, alımlaırn ona göre ayarlar ve şimdiki vade hesapları, vade farkları, sornları ortadan kalkardı.. Birilerinin devletle daha fazla çalışarak daha fazla para kazanabilmesini engellemenin neresi ahlâkîdir?

"Herkes kafasına göre anlaşma yaparsa?" sorusu bence en berbat sorudur! Elbette herkes "kafasına göre "anlaşma yapabilmeli? Bunun aşka türlüsü ancak bugünkü kargaşaya yol açmıştır1
Sizce TEB'in anlaşmalara getirdiği sözde standart eczacılar arasıdnaki rekabeti azaltmış, düz bir oyun sahası yaratmış ve bütün sosyalist beklentiler yönünde gelrilerde eşitlik sağlamış mıdır?
hayır!

Bu şekilde gene parası çok olan eczane daha fazla kurumla anlaşma yapmış, bu sistem devleti müşteri olarak tekel haline getirmiştir..
Eczacıyı devletle sözleşme yapmadan çalışamaz hale getirmiştir! Eczacıyı devlete mahkû eden sisteme aslıdan FAŞİZM demek daha uygun düşer!

Parası çok sözleşme yapmaya, sözleşme yaptığı kurum reçetelerinin maliyetinin karşılamaya yetmeyen eczacılar depolar karşısında güç durumda kalmıştır.. Çünkü bu sistem talebi kışkırtmış ve artan talebi karşılamak için eczacıyı reel gücünün çok üstünde bir riskin altına sokmuştur!

İşte çok beğendiğiniz meslek örgütü sisteminin yol açtığı facia! İşte "katılımcı", "sosyal", "demokrat", "paylaşımcı" ideolojinizin yol açtığı rezalet!

Ya herkes kendi menfaatini kendi bildiği gibi ve hukuku çiğnemeksizin özgürce takip eder ( yani kafasına göre takılır) ya da bir başkası gelir ve herkes "onun" kafasına göre hareket etmek zorunda kalır!

Yarın ne olacağın hesaplaması imkânsız insanların mesleki tahakkümü altında olmak size dokunmayabilir ama bana dokunuyor!


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban "" İşte çok beğendiğiniz meslek örgütü sisteminin yol açtığı facia! İşte "katılımcı", "sosyal", "demokrat", "paylaşımcı" ideolojinizin yol açtığı rezalet!

Ya herkes kendi menfaatini kendi bildiği gibi ve hukuku çiğnemeksizin özgürce takip eder ( yani kafasına göre takılır) ya da bir başkası gelir ve herkes "onun" kafasına göre hareket etmek zorunda kalır.""

Ufffff!!

Ben bu kadar sert yazı hiç yazamadım TEbelek aleyhine!

Bence siz 500 Denetçi eczacı, Sağlık Müdürlüklerinin tamamı , Narkotik Ordusu veya en yakın yerdeki Piyade Alayını bekleyin bu gün yarın eczanenize gelirler...Denetlemeye!!!!

Daha önce birkaç kamikaze saldırısı ile kurtuldular elimden!
Olan bize oldu doğal olarak!

Şimdi hala bu kitle anlayamıyorsa durumunu ;

Ben İntihar Komandosu falan olmak istiyorum!

Yoksa yazmakla olmayacak bu işler!
Bu millet alışmış ,kalkamıyor tadı iyi diye yerinden!

"Hani eşekle aslanın boynumu bir çevirebilsem , öpücüğü vericem hikayesinin bir değişik varyasyonu!"

Saygılarımla...


© Esteban ®

(\__ /)
(='.'=)
(")_(")

The Son Of the Sun
Türkçe Meali:Güneşin Oğlu

Dede Korkut Aslında hata,bu sektörü diğer sektörlerle eş tutmayla başlıyor..Bu sektör gerçektende yolsuzluğa açık bir sektör..Yani bu sektörde bir doktorla anlaşıp devleti yada özel sigortayı çok güzel soyabilirsiniz.. Bu sadece ülkemiz içinmi geçerli?Hayır bütün dünyada böyle..Çünkü sağlık sektörü hiçbir zaman bir ödeme kurumu olmadan yürütülemiyor..Bu ödeme makamı nedir? Özel sigorta olabilir,devlet sigortası olabilir...Şimdi bu koşullar altında ilacın parasını ödeyen bireyin kendisi değilse ozaman bu ödemeyi yapacak kurum kendini koruma altına almak ister..Neden çünkü sektör yolsuzluğa çok açık..ve bu yüzden kurumlar batabilir..bu tesbitler ışığında neden rekabet olmadığına açıklık getireyim..

Eğer siz aşşağı yönde kontrolsüz bir rekabet ortamı oluşturursanız ozaman karı azalan işletmeci sürümünü arttırmak zorunda kalacakdır.. Yada yolsuzluk yapmak zorunda kalacakdır..Bu ise o kurumun rekabetten kazandığı paranın çok daha fazlasını ödemesi anlamına gelecekdir..Bu bir..ikincisi bu tip bir rekabet ortamında piyasada sadece ve sadece güçlü eczaneler kalacağı için buda piyasada kalan zengin eczacıları kendi aralarında kartel kurmaya götürecekdir..Bu ise ödeme yapan kurumun elini zayıflatacakdır..Yani Kurumlar böyle bir rekabet ortamı yaratmanın bedelini rekabetin tam olarak ortadan kalkması ve az sayıdaki eczanelerin her teklif ettiği iskonto oranını ve ilaç fiyatını kabul etmek zorunda kalarak ödeyecekdir..

İşte bu sebeplerden dolayı gerek özel gerek kamu olsun yer yüzündeki hiçbir sigorta şirketi böylesi bir aptallık yapıp eczaneleri aşşağı yönde bir fiyat kırma yarışına sokmaz..Eğer böyle bir şey yaparlarsa bir gün gelirki 20.000 eczacının olduğu ülkede birde bakmışlarki 2.000 eczacı kalmış ve bu eczaneler 1 ytllik asprini 3 ytlye satmaya başlamış..Haa ilaçta rekabet yokmu? var..Bugün kurumlar baraj sistemi getirdiği için ilaç fiyatları mümkün olduğunca aşşağıda..Ama dikkat edin bu rekabet ortamı doktor-eczacı-hasta zinciri dışında yapılmakda..Bu sistem Amerikadada aynı..Yani orda özel sigorta 50 dolarlık ilacın 30 dolarını ödüyor...Ama bunun ucuz eşdeğerinin tamamını ödüyor.Ülkemizdeki özel sigortalara baktığımızdada benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz..Bu sigortalar en ucuz muayene ücretini öneren hastaneyle değil mümkün olduğunca fazla hastaneyle sözleşme yapıyor..Çünkü bir hastaneyle sözleşme yapmaları demek, o hastanenin bütün yaptırımlarına katlanmak anlamına gelecekdir..Ve o hastane ucuz muayene ücreti karşılığında tahlilden,tetkikden,ordan burdan şurdan misli misli çıkaracakdır o muayene parasını...Mesela Anadolu sigortaya baktığında İstanbuldaki 103 hastaneyle sözleşme yaptığını görüyoruz..Bu sigortanın yöneticileri senden daha az zeki değiller,Rekabet kazandırır diye düşünselerdi 5 yada 10 hastaneyle hemde kelepir muayene ücreti karşılığında sözleşme yaparlardı.. Demekki rekabet ortamı herzaman kazandırmaz..

Bunların yanında kurumlar neden ' ben sadece en ucuz ilacı öderim 'demiyorda %30 luk baraj koyuyor?Çünkü böyle bir kontrolsüz fiyat düşüşü, firmaları, o ilacı imal ederken etken maddesinden çalma noktasına getirir..Bu da ilaçlara ödenen paranın boşa gitmesi ve tedavinin gerçekleşmemesi anlamına gelir..
İşte bu rekabeti perakende bazda yaptığın anda ozaman arkasından tıpış tıpış yolsuzluklar başlar..Piyasada bir tek eczane kalmaz..İşte ozaman senin korktuğun tekelin Allah'ını yaşar bu ülke ..Sen hasta olsan 30.000 nüfuslu bir yerde sana ilaç veren tek eczane olmasını istermisin ?Sanki Hayır dediğini duydum..Kendin için istemediğin bir ortamı ,75 milyon içinde isteme ozaman..

DEDE KORKUT GELDİ BABARUHİYİ OKUDU ONU HAKSIZ BULDU SAĞLIKDA FİYAT REKABETİ OLMAZ DEDİ BOY BOYLADI SOY SOYLADI BUNU GÖRDÜ BUNU SÖYLEDİ.

babaruhi Bit rekabeti kontrol etmeğe çalışmak, amacın çok ötesinde kötülüklere yol açar...

"Eğer siz aşşağı yönde kontrolsüz bir rekabet ortamı oluşturursanız ozaman karı azalan işletmeci sürümünü arttırmak zorunda kalacakdır"

Cümleniz ekonominin realitesine aykırıdır... Bir işletme
maliyetin ve talebin beton duvarlarıyla sınırlıdır.. Öyle sürümden kazanmak diye ilanihaye devame debilecek bir satış sözkonusu olamaz...

İşte bu sebeplerden dolayı gerek özel gerek kamu olsun yer yüzündeki hiçbir sigorta şirketi böylesi bir aptallık yapıp eczaneleri aşşağı yönde bir fiyat kırma yarışına sokmaz..Eğer böyle bir şey yaparlarsa bir gün gelirki 20.000 eczacının olduğu ülkede birde bakmışlarki 2.000 eczacı kalmış ve bu eczaneler 1 ytllik asprini 3 ytlye satmaya başlamış..

Yanıldığınız nokta bu rekabet sisteminde artık ödemede devlet tekeli gibi bri sistem kalmayacağından nakit akışı artacaktır. Herkes ayağın yorganına göre uzatacaktır... Sizce mevcut sistemimiz herkesin ayakta kalmasın sağlayabiliyor mu? Bu gün Türkiye'de eczanelerin en az %30'u gizli iflas içinde.. Yani fiyatları, iskontoları,denetlemekle, rekabet düzenlenmez... Asıl haksız rekabet rekabeti düzenlemeğe yönelik zor kullanımıyla olur...

Özel sağlık sigortalaırnın ne kadar disiplinli çalıştığın bilmiyorsunuz.. Gerkesiz görülebilecek titlerden bile doktoru hesaba çekiyorlar... Yani denetleme iişini devletin yapması daha iyi olur diye bir argüman yok! Devletin zor kullanma yetkisinin olması, onun düzgün denetleme yapabileceği veya sırf emir buyurdu diye planlarının her şeyi yoluna koyabileceği anlamına gelmiyor...

Bunların yanında kurumlar neden ' ben sadece en ucuz ilacı öderim 'demiyorda %30 luk baraj koyuyor?Çünkü böyle bir kontrolsüz fiyat düşüşü, firmaları, o ilacı imal ederken etken maddesinden çalma noktasına getirir

Kusura bakmayın ama bu bir kıyamet senaryosu.. Serbest rekabetin yolsuzluk getireceğine dair düşünceniz ideolojik bri şartlanma.. Eğer öyleyse en namuslu insanların SSCBde yaşaması gerekirdi.. Devletin denetlediği ilaç piyasasında 47 adet ilacın sahte biyo eşdeğerlik belgesi mümmkün oluyorsa devletin sopasının her işe çare olamayacağını ve aksine yolsuzluğu kışkırtacağını anlamamız lazım...
Özgürlüketn korkmayın, zorbalıktan korkun...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Mevcut sisteme dair en büyük yanılgımız şu:

Birileri olabilecek en iyi sistemi tasarlamış da bulmuş gibi düşünüyoruz.

Mevcut sistemimiz dünyada eşi benzeri olmayan bir sistem..

Tartışılmazlar:

1 Muvazaa denen olay ekonomik açıdan akli fakat geri kalmış bir mavzuat yüzünden bir türlü "yasallaştırılamamış" bir arkaik suç... Muvazaanın "suç"sayılmasının ardındaki güdüyü ve mantıksızlığı uzun uzun yazdım .. Gerekirse bir daha yazarız ama bu konunun tabu halinde kalması en hafif tabirle ilkelliktir, komplikasyonları ertelemeğe çalışmaktır ki biz müdahale etmedikçe hastalık ilerler..

2 Devletin sağlığı tek başına finanse etmesi Küba , Çin ve Kuzey Kore dışında varolduğunu sanmadığım bir sistem... Sağlığın özel sigortalarca finanse edilmesine hâlâ "yolsuzluk olur!" korkusuyla karşı çıkılması bambaşka bir paranoya... Aksine.. İnsan finanse ettiği şeyin istismarına engel olur..
Özel sağlık kuruluşları sağlığı ancak DEVLETLE ANLAŞMA YAPTIKLARINDA İSTİSMAR edebilyorlar! Sebebi de devletin kasasının hesapsızlığı...

3 Tek tip sözleşmeyle eczacıların tek bir müşteriye mahkûm edilmesi, düşünülerek tasarlanmış bir şey değil.. Rekabetten korkan eczacı camiasının rekabeti yok etmek için sarıldığı can simidi. Sanıyor musnuz ki sözleşmeler standart hale getirildiğinde bunun sonuçları düşünülmüştü? Hayır! Sadece gücü iyi olan eczacıların yüksek iskontoyla devlte ilaç vermeleri engellendi... Engellendi de iyi mi oldu? Rekbete gücü yetmeyecek olan eczacıları da risk altına soktu bu standart anlaşma saçmalığı... Herkesi devlete mecbur etti ve kâr açısından değil ama risk açısından herkesi yüksek ciroyla çalışmaya itti. Bu da sermayeler arasındaki güç uçurumunu daha kapanmaz hale getirdi. Zira artık devletle çalışmayan eczanenin yaşama şansı yoktu..

Hâlâ mevcut sözleşme sisteminin yararlı olduğunu düşünüyorsanız ne demeye " Çok fazla sayıda sözleşme yapmayın!" diye feryat ettiğinizi kendinize sormanızı isterim...

4 Eczacı odalarının keyfi denetimlerinden herkes şikâyetçi ama artık meslekten ellerini çekmelerini istemeğe kimse cesaret edemiyor.

5 Bu kadar menfaat ilişileri ve ideolojik şartlanmayla oluşan oda yönetimlerinin bir de ruhsat verdiklerini düşünsenize!

Burada genel bir özet tekrar yaptım ki dağılan konu toparlansın diye her bir madde üzerinde gene uzunzuun durulur..

Sorunların temellerini tartışmıyoruz. Arızaları gidermekle sistem düzelmiyor.. Çünkü sistemin arızasız işlemesi mümkün değil..

Çünkü bu bir sistem değil, el yordamıyla "Aksayan her şeyi yasakla!" mantıksızlığıyla bir dolaba tıkıştırılmış mevzuat yığını o kadar...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak dokuz

babaruhi on üzerinden mi?
(inanmıyorum yazdığım en kısa yazı,şemsiyenizi açın, kafamıza taş yağacak)
not: okumazahmetine katlananlara teşekkür,değerlendirme zahmetine katlananlara bi kova dolusu teşekkürler! :)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi .....

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi ...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sayın Yadak ve Sevgili Esteban ( ve bana da ruhi diyebilirsiniz...) "Artık yeter! Vakit eylem vaktidir!" diyorlar. katılmamak ne mümkün?

Bu köşenin ilk yazısındaki öneriler de zaten değişime yönelik faaliyetler için bir fikri alt yapı olarak sunuldu.

1- TEB Yönetimine eczacının temsilcisi olmak veya bürokrasinin memuru olmak arasındaki tercihi açık ve net sorulmalı. TEB'in niteliğine ilişkin kanuni değişiklik için eczacılar tarafından bri tasarı hazırlanmalı ve meslek örgütünün bürokrasi ile olan bağlantıları kesinlikle kesilmeli.

2- Meslek örgütlerinin görev ve yetkileri ile ilgili yeni bir taslak hazırlanmalı.. Ve bana sorarsanız yetkilerinin azaltılması sağlanmalı... Sırf muvazaayı engellediği zannediildiği için meslek örgütüne jandarmalık görevini vermek emin olun bürokrasiden bile fazla dert açar başımıza... Gözümün önünde muvazaalı olduğunu bildiği ve sonra bana da bunu gülerek anlattığı iki eczaneyle konuşan bir yöneticiyi gördükten sonra kusura bakmayın da meslek örgütünün mutlaka adil olacağı hayaline kapılmamak gerektiğini geç de olsa anladım...

3- Standart sözleşme formlarından vazgeçilmesi istenmelidir. Bu eşit güçte olmayan iki eczacıyı ZORUNLU olarak eşit risk altına sokmaktadır.

4- Her şeyden önce seçim bağlamında devletin artık kanserleşmiş sağlı-sosyal güvenlik sisteminden bir an önce elini çekmesi için baskı yapılmalıdır. Devletçi sistemin son rezaleti olan yeşil kartla artık devletin sosyalliği hurafesi iyice tefessüh etmiştir.

5- Özelleşmeye gidilmemesi ve mevcurt sistemin korunması iradesi ortaya konursa bile TEB yönetiminin, piyasa şartları içinde devleti alacaklarımız yönünde dava etme yetkisi ve sorumluluğuyla donatılması sağlanmalı ve kamu alacklarının tahsilatıyla ilgili ihmali görüldüğünde bununla ilgili zararlarımız aynen TEB'e rücu edilmeli veya! yönetimin bu konuda tazminat ödemesi sağlanmalıdır.

6- TEB Yönetiminin devletin ilâçla ilgili toplantılarına ve görüşmelerine katılımı zorunlu kılınmalı, bu toplantılar hakkında eczacılar derhal bilgilendirilmeli, yönetimin bu toplantılara katılmaması veya eczacıları zarar uğratacak uygulamalara imza atması halinde derhal azledilmesi için olağanüstü genel kurul mekanizmasının çalıştırılabilmesi sağlanmalıdır.

7- Kamu kurumlarının ödemelrindeki kronik gecikmelerin giderilmesi için muhtelif zamanlarda hizmet durdurma eylemine gidilmelidir. Eğer kurumlar bu elemlerdne sonra sözleşme feshine giderlerse, kanaatimce çalışanlar eczanelerin fisebilillah çalışam KMAU KURUMLARI olmadığın anlayacak ve aksaklığa sebep olan kurumlarını sorgulayabilecektir.

8- Sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi halinde hizmetin durdurulabileceği sözleşme madddelerine eklenmeli.

9- Eczacıların ev ve şahsi giderlerinin gider olarak gösterilebilmesi sağlanmalıdır. Evime harcadığım para eczaneme harcadığım kadar kutsal değil midir?

Şimdilik aklıma gelenler bunlar... İşte size {b]ÖNERİLER...[/b]
Saygılarımla

Not: Yazılanları okumamak gibi bri laışkalığımız var galiba... Ağlayıp sızlamak hakkımızda ne yapılması gerektiğine dair öerilere ne zaman sıra gelecek?

Önerenleri okumuyorsak ne yapmak istiyoruz?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak Önerilerim:
1-Eylem kararı almak
2-Eylem zamanını saptamak;
3-Eylem süresini belirlemek;
4-Eylemi uygulamak;
5-Eylemi değerlendirmek;
6-Eylem sonucunda yanlı,yanlış ve kasıtlı uygulamaların kaldırılmasını sağlamak;
7-Eylemden sonra oluşacak TEB büyük Kongresinde yeni yönetimi seçmek ve Türk Eczacılığını hakettiği uygulamalarla mesleğini ifa edecek ortamı sağlaması için görev ve yetki ile donatmak;
8-Geçerli olan 6643 e göre uygulama yapılırken.öte yandan yeni ve çağdaş bir yasanın çıkmasına öncülük yapıp,katkıda bulunmak;
9-Tek alıcı devletin,GSS çıkana kadar tüm kurum ve kuruluşlarda tek tip uygulama ve alım ve de en önemlisi geri ödeme yapmasını sağlamak;
10-GSS için de aynı uygulamayı; tek bir muhatap,tek bir alım ve ödeme olarak sağlayarak yaptırmak;(TEB karşısında özel sağlık sigortaları birliği gibi bir üst kuruluş olmalı)
biçiminde özetlenebilir.
----------------------------------------
Sayın babaruhi,
İlk defa bir yazınızı beyin tadıyla okudum.Bunun için,önerileriniz için teşekkür öderim.
önerilerinizin bir kısmına katılmamak olanaksız,bazıları da tartışılabilir.Ancak önemli olan sizin gibi genç,dinamik,okuyan ve düşünen birinin,sonunda felsefi düşünce ve yazılardan biraz olsun sıyrılıp,hayatın gerçekleri üzerine kafa yorup,öneriler getirmesi beni gerçekten sevindirdi.
Tüm enerjinizi eczacılık üzerine yoğunlaştırmanız ve değerlendirmeniz dileğiyle,
Sevgiler...


babaruhi Sayın Yadak,

Forumlarda genellikle takma adlarla hitap ediyorum kusura bakmayın...

İlginize ve zahmetinize teşekkürler.

"Muvazaa" kavramının kavram olarak saçmalığına bu yazıda değinmediğime dikkat ettiniz herhalde.. Buna henüz hazır değiliz.. Ama diğer öneriler daha güncel oldukları düşünülerek sunuldu.

Burada sayfalarca anlatmağa çalıştığım şey şuydu:

Her eylem bir felsefeye dayanır! Bu yüzden neyi niçin savunmamız gerektiğine dair bir lat yapı oluşturalım istedim. Eczacı odalarının denetim ve ruhsat işlerindeki yetkileri ile ilgili tasarılarımı Van milletvekilimize iletmiştim, sağlık bakanlığına iletmesi için.

Bu önerilerin birer mevzuat taslağı haline getirilmesi içinde kafa yoruyorum ama o aşamada işte bir "düşünce -tankı" daha verimli olur kanaatindeyim.

Meslek örgütümüz, mevzuatla ilgili böyle bir grup toplasa ve her bir üyesine de makul bir huzur hakkı verse sanırım hükûmetlerin keyfi uygulamalarına daha hızlı cevap verilebilirdi.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak Sayın Babaruhi,
Mutlaka delege olun ve TEB büyük kongresinde ilgili komisyonlarda görev alın...
Eczacılık başkalarına ,hele Milletvekillerine burakılamayacak kadar önemlidir ve çok hassas bir ortamdan geçmektedir.
Bunun için,eczacılığın kaderini belirlemek,düzenlemek,iyileştirmek ve güzelleştirmek görevi yine biz eczacılara düşüyor...
Sevgiler,

babaruhi Sayın Yadak,
Nihayet önyargıları aşıp da birbrimizi iştebilmemiz beni çok sevindirdi.

Büyük iltifatta bulunup deleg olmamı önermişsiniz. Sağolun var olun...

İşin kötü tarafı ben ne seçim tavrından, politik konuşmalardan anlarım... Bakınız burada bir forumda bile persona nongrata( istenmeyen adam) ilan ediliverdim...

Sizce benim gibi uzlaşmaz ve aksi biri delege adayı olarak sevimli bulunur muydu?

Kaldı ki hem ben deşege sistemine karışıyım hem de bu işin usulünü bilmiyorum... Şimdiye kadar gidip de odaya doğru dürüst çay bile içmedim.. Eczane komşuluklarına da soğuk bakarım... Eczacılaırn da birbrilerine karşı genellikle içten pazarlıklı davarandığını düşünürüm...

Böyle bir adamı sırf bir şeyler düşündü ve üretti diye kim seçmek ister sizce?

Aslında burada TEB'de oluşturulabilecek bir düşünce tankı uygulamasıyla iligli kafa yorulabilir. Bu, gönüllülük esasına dayalı bir oluşum olabilir.

TEB'de çoğunluğu eczacı olan, bir doktor, bir bürokrat ve bir hukukçudan oluşan bir "düşünce fırtınası" neden teşkil edilemesin?
Eczacılar mesleki önerilerini getirir, hukukçu hukuk mantığına göre olayın nasıl formüle edilebileceğini söyler elbette buna, eczacılar da katkıda bulunur, bürokrat üye bürookraside sesimizinansıl duyurulacağına dair usulleri söyler falan... Bu başlangıçta lüzumsuz bir şeymiş gibi gelebilir ama size şuun söyleyeyim uzun aralarla yapılan REB kongrelerindeki o az düşen fırsatlardan daha fazlası böylece yaratılır... Mesleğin sorunları sürekli ve sıcağı sıcağına tartışılır.

Bu arkadaşlar ayda bir ya da ik ayda bir toplanır.. Herkes kendince bri ev ödevi hazırlar ve sunar. Sonra bunlar tartışılır, öncelikli olanlar belirlenir ve her toplantının değerlendirme raporu TEB yönetimine sunulur.

Sonra her yol sonunda bu raporlar kitap olarak yayınlanır.

Kongrelere gelindiğinde delegelerin önüne raporlar konulur... Elbette bu bir dayatma şeklinde yapılmaz...

Aslına bakarsanız bu forum, önyargılarla, argoyla ( sığır, gerzek, yaratık, namussuz, hırsız vs...) gibi şeylerle sulanmasa aynı işi görebilirdi.

Ne diyorsunz? Sizce TEB granit kaplamalı kaşâneleri finanse eden bütçesinden bu gibi bir oluşuma para ayırabilir mi?

Dşünelim, sadece düşünelim....

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sayın Yadak,

Siz de eylemle ilgii felsefi bir alt yapı oluşturmağa çalışıyorsunuz.. Yani felsefeden kaçış yok... Bu olmazsa zaten iş kör döğüşüne döner...

İşin felsefesini bilmeyenler yarın eylemin ortasında kendilerine müdahale edildiğinde haklılıklarını savunamazlar...

1- Tek ödeme makamı olarak devletin kalması artık mümkün değildir.. Eğer bu tekel devam edecekse

a- Piyasa şartları içinde eczacıları kendine eşit ticari bir taraf olarak görmesi için zorlayıcı mevzuat değişikliği teklifleri haırlanmalı ve meclisa sunlmalı.. Tabii bu işi ben yapmayacağım! TEB dediğimiz granit cepheli kâşane sahipleri yapacak, artık ne kadar yaparsa?

b- Devletten ödemelerine ilişkin takvim istenmeli ve bu takvim aşıldığı takdirde TEB ilgili kurumların koltuğuna bile el koyabilmeli

2- Devlet şu anda kendi alacaklrına açıkça bileşik faiz uygulamaktadır. Kendi borçlarına da TEFE veye TÜFE oranıında faiz uygulaması için baskı yapılmalıdır. ( Nerden bilyorum? Taa 2000 yılından kalmış 3 aylık sigorta prim borcumu bildiren ödeme emrinin arkasında yazıyordu da oradan)

3-Devletin ödemelerini eczacının istediği bir bankaya yapması için baskı yapılmalı.. İnterne bağlantısı bile olmayan bri devlet bankasına mahkûm olmak kanıma dokunuyor!

4-Çok acil olarak eczacıların gider kalemlerinin arttrılması sağlanmalıdır! Durmadan olmayan yüksek gelirlerimizle vergi vererek nereye kadar yaşayabiliriz? Görevimiz vergi vermek midir, geçinmek midir? Kaldı ki eczacının servet oluşturması niçin bu kadar kıskanılmaktadır?

Devletle ilişkilerimiz açısından bu dört maddeyi hayati buluyorum...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Onun niyetini biliyorum... :)

"Delege ol da gör ebenin örekesini!" diyor.. :) Beni kurtlar sofrasına atıp kurtulmak derdinde herhalde Sayın Yadak... Şaka elbette...

Bana o kadar kızmasına rağmen bu dileğinde samimi olduğunu anlıyorum, sağolsun...

Bir de şu oda toplantılarına gittiğimde , hatta gittiğimi hayal etiğimde bile karnıma giren spazmlara engel olabilsem... Şahsen ben hiç bir oda toplantısında samimiyet ve sıcaklık bulamadım...

Bir insan meslektaşları arasında bu kadar huzursuz olur mu yahu? Her an başıma bir kötülük gelecekmiş gibi hissediyorum... Herkes gözüyle birbirini yiyor sanki... Öff gene kötü oldum be! Özür dilerim...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bir dostumuz, şimdiye kadar hiçkimseye derdimi anlatamdığımdan bahsetmiş... Haklıdır ama alacağı yoktur...

Zira...

Bu güne kadar bahsettiğimiz kavramlar , içine doğduğumuz devletçi- otoriteryen hayat tarzına uymayan kavramlardır. Şimdiye kadar ezbere bildiğimiz doğruları tersten okumaktır.

Öbür yandan şimdiye kadar içinde yaşadığımız toplumsal hayatta hep kapalı devre bir düşünce sistemiyle(paradigma) hareket ediyoruz.

Kendi içinde tutarlı, test edilip yanlışlanması imkânsız ve bu yüzden de kutsal saydığımız bu sistemin, felsefi köklerini de izah etmeğe çalıştım...

Her eylemimizin altında belli felsefi kabuller yatar. Bu kabulleerin ne olduğunu bilmezsek, neyi niçin değiştirmemiz gerektiğini de bilemeyiz...

Değişim ihtiyacı bir rahatsızlıktan kaynaklanır.. Hiçkimse memnun olduğu ortamı değiştirmeğe çalışmaz.

Memnun olunmayan ortamın devamını savunmak, acının devam etmesini istemek demektir ki, çelişkidir.

Acı veren amilin var olma şartlarını savunarak acıyı ortadan kaldıramazsınız.. Türkçesi: Devletçi ekonominin devamını arzulayarak, devletin sizin yaşamak, mülkiyet ve fikir hürr,yeti haklarınıza saygı duymasını sağlayamazsınız.

Öbür yandan... Merhum Edward SAİD'in "Entellektüel" kitabından aklımda kalan bir sözünü burada alıntılamak isterim: "Bir entellektüeli zehirleyen iki şey: Profesyonellik ve uzmanlıktır"

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Tülay Işık AFŞAR CIM SAĞOLASIN ,SAYENDE RETORİK NE DEMEK ONUDA ÖĞRENDİM.VALLA BİLGİ YARIŞMASINDA ÇOK İŞİME YARADI.BU ARADA ,ATLAS VAZGEÇTİ TADINDA ÖNEREBİLECEĞİN BAŞKA KİTAP VARMI ? FİLOZOF ARKADAŞIM BENİM

babaruhi Canım Arkadaşım Tülay,

Mektubuma başlarken, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper...

Pardon ya kaptırdık...

Vallahi, gözel ülkemin şartlarında her kurallı davranış enayilik her mantıklı önerme de retorik sayıldığından bu ukalaâa arkadaşın sana nasıl bir kitap önerebilir?

Ama dur! Gene Ayn RAND'den "Fountainhead"( Hayatın Kaynağı), Ayrıca İsaac ASIMOV "Ben Robot", George ORWELL: "1984".. Şimdilik aklıma geliverenler bunlar. Bir de Yevgeni ZAMYATİN:"Biz"

Oku oku da gör gününü! Ben zehirlendim seni de mahvedicem! Nıhahahahahaha!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacı ne okur?

Hadi bu kutlu ve mutlu günde biraz da buna bakalım? Hep para hep para! Ne bu ya?

Ah bir de gerçekten sevsek şu nesneyi...

Neyse.. Eczacı okur mu ? Bence okumaz! Eczacı dediğiniz esnaf okulu bitirir bitirmez o ızdırap verici dersleri kafasından atıp ticaret öğrenmeğe başlar.. %86-90'ı hayatlarında limon bile satmadığı için bir ömür boyu ticaret öğrenmeye çalışır.

Zamanında yapılan iş en kolay ticaret olduğundan kazanılan paranın yüksek ticaret bilgisinden geldiği zehabına kapılan eczacılarımız işler sapra sarınca depolara ellerindeki arabalrı, gayrı menkulleri falan vererek ve "padişahım çok yaşa!" tarzı develtçü nidalarla icra-i meslek etmektedirler..

Bu kadar medar-ı maişetten insan okumağa zaman bulabilir mi? Elbet bulamaz! Öyle lüzumsuz ve kafa karıştırıcı işleri kulak arkası edip eğer sigara alışkanlığı varsa sigara içer veya sakız yerine slogan çiğner...

Okumak öğrencilerin, düşünmek iisiz-güçsüz feylesofların, yazmak yazarların, sağlık doktorların iidir.

Eczacı düşünür düşünür, kendi işinin ne olduğunu bir türlü bulamaz! Sıkıldıkça odaya gider, meslektaşların çekiştirir, nadirattan eski şanlı siyasi mücadele günlerinin nostaljisi aşkına TEB mitinglerine katılır...

Bu dünyada neye yaradığını bilemeden, alır , satar falan ama ondan ötesini kurcalamaz..

Dünya barış günü falan gibi işlere hiç gelemez. "ben mi kurtarıcam dünyanın barışını kaaardeşim!" şeklinde ilkeli bir tavırla konuya yaklaşır...

Oy yoruldum be! Ortalama entellektüel eczacıları anlatmak ne kadar zormuş?

Hadi bakalım kutlu olsun.. Gerçi birleşmiş milletlere göre aslında yılın her günü bir kaç şey birden kutlamak gerekiyor herhalde?


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi bir manav John LOCKE'u okursa evladına daha iyi davranır ve bilginin önemine inanır... kendini daha iyi hissedebilir..

Ama bir siyaset bilimcisinin LOCKE'u okuması elzemdir! Bu onun için bir lüks değildir.
Keza üniversite mezunu ( gerçi bir kısmımız galiba "yüksek okul" mezunuyuz ama?) olmakla övünen bri camianın iddiası manavınkinden büyüktür. Ozaman adama sorarlar:" Üniversite mezunu olmakla övünen eczacım! Gerekli entellektüel düşünme kapasitesine sahip misin?" diye

Haaa! Ucuz yoldan aydın olmayı seçen çoğunluğumuzun resmi ideolojinin sloganlrını ezberleyip "kanıtlamak", "ivedi", "tanıklık etmek", "süreç","olasılık" gibi 30 kelimeyi cümlelerin içine serpiştirerek konuşmasıyla enetllektüel olunmadığını da biri gelir bir gün anlatıverir.

Ben isterim ki o birileri eczacılardan başkası olmasın...

Kendi cehaletimizi bilelim, ne yapılabilir onu düşünelim... Maruz kaldıklarımız ve etki ettiklerimizi tahlil edebilelim.

Kek yaparken bile malzemeye ihtiyacımız varsa düşünmek için de kitaplara ihtiyacımız var! Sloganlar düşünce üretmez!

"Birlik olalım, birlik olalım birlik olup da kola alalım!" gibi çocuk tekerlemesine benzeyen sloganlarla mesleğin problemleri hallolmaz!

Okumak bunun için gerekli.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi 1- Devletin gecikmiş borçlarıyla ilgili derhal eczacıların şahsi dava açmak hakkı tanınmalı.

2- Bu hakkın kullanımına karşı bürokrasinin kötü niyetli tutumları tazminatla cezalandırılmalı ve buna yol açanlar idari ve adlî olarak yargılanmalı

3- Eczacıların eczacı odalarına üye olmaları mecburiyeti kaldırılmalı. Zira mevcut sistem ve olabilecek tek sistem, odaların meslektaşları üzerinde çıkara ve ideolojik gruplaşmaya dayalı kurdukları diktatörlüklerdir. Eczacıların mesleki suiistimallerini tespit için odalara gerek yoktur ve odaların da zaten bundan başka bir işlevleri yoktur.Bu tip suiistimaller için tarafsız mahkemeler yeterlidir. Kaldı ki her eczacının kendi hakkını özgürce savunmasıyla beraber bir taşerona ihtiyacı da kalmayacaktır. Odalarımızın savunmayı hiç beceremediği ve bu yüzden eczacının mağduriyetine sebep olan adli durumların da önüne böylece geçilmiş olacaktır.

4- Eczacıların eczane açmalarında eczacı odalarından fikir alınmasına yukarıdaki maddeye göre son verilmelidir. Zira bu görüş hiçbir şekilde objektif olmamaktadır.

5- Eczanelerin gider kalemleri arttırılmalı ve şahsi giderleri de gider olarak gösterilebilmelidir.

6- Vergi oranları ve kalemleri indirilmelidir

7- Eczacılığın gerek ilmî gerekse malî konularında derhal tek mevzuata geçilmelidir. Buna geçilmemesi durumunda devletle her türlü alış veriş kesilmelidir.

8- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluk esasına göre açılmasına izin verilmelidir. Bu sizin deyiminizle muvazaanın yasallaşmasıdır. Eczacı hiçbir şekilde maddi risk altına girmeğe mecbur edilemez! Bu bağlamda ;
a- Eczacının sermayedarla yapacağı ortaklığın ilmî yönü dışında hiçbir maddi sorumluluk taşımaması,
b- Eczacının kesinlikle kârdan asgari bir pay alması,
c- Sermayedarla yapılan sözleşmenin, iki taraftan birinin sözleşmeye açıkça aykırı davranışı dışında bozulamaması veya yüz kızartıcı suç işlememesi esasına dayandırılması.( bu madde sermayedarın canı istediğinde bir işçi gibi eczacıyı çıkarıp her yıl yeni ve ucuz işgücü kullanmasını engeller ve aynı zamanda işyerinin ilmi saygınlığını ve istikrarını korur)
d- Eczacı sermayedar arasındaki maaş görüşmelerinde tamamen özgür olması, hiçbir asgari ücret belirlenmemesi; bir asgari ücret, ücret rekabeti açısından eczacının aleyhine olacaktır.
e- Sözleşmeyi bitirmek isteyen sermayedarın gerekli tazminatları eczacıya ödemesi,
f- Sermayedarın eczacının ilmi sahasına tecavüzü durumunda eczane ruhsatının geri dönüşsüz olarak elinden alınması,
g- Eczacının bir aylık ücretli izin hakkının saklı tutulması ve bu sürede özgür sözleşmelere bağlı kalınarak mesul müdür çalıştırılması,
h- Bu durumlar dışındaki adli durumlarda ilgili mahkemelerin olaya müdahil olması ve eczacı odalarının bu konulardaki yetkilerinin kaldırılması. Zira bu tip hak mahrumiyeti ile sonuçlanabilecek durumlarda şahsi ilişkilerle, çıkar gruplarıyla ve ideolojik yakınlaşmalarla idare edilen yerlerin objektifliğine kesinlikle güvenilemez.
i- Sözleşmeyi bitirmek isteyen eczacının en az üç ay evvel durumu sermayedara bildirmesi, sağlanmalıdır.

9- TEB bir meslek örgütü olmaktan çıkarılarak bir ilaç dağıtım kanalı olan bir şirket haline getirilmelidir. Kanunla kurulmuş ve üyelik için eczacının mahkûm edildiği bir kurum “sivil toplum örgütü” olamaz. TEB bu haliyle daha çok bürokratik-korporatist bir oligarşidir.

10- TEB’in şirketleşmesi “ortaklarına” hesap vermesi mecburiyetini getirecektir ve topladığı paraları artık, “gereken” odalara istediği gibi dağıtmaktan çok rasyonel ilaç alımına yöneltecektir.

11- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluklu ortalıklar olarak kurulabilmelerinin yanında şirketleşmeleri hakkı da tanınmalıdır. Bu şekilde kısa vadeli alımlarda bile pazarlık gücü artacaktır.

12- Devlet kesinlikle sosyal güvenlikten ve sağlıktan elini çekmeli ve bu sahalardaki vergi israfına son verilmelidir. Hiç birimiz yarı-cahil insanların yarım yamalak kullanacakları pahalı antibiyotiklerin israfını finanse etmek mecburiyetinde değiliz. Sağlıkta maliyet hesabının yapılmamasının maliyeti eczacıya çıkarılamaz.

13- Herkese gelirine göre seçebileceği bir sağlık sigortası piyasasının oluşması sağlanmalıdır. Bu şekilde bazı insanların israfının diğerleri tarafından karşılanması gibi saçma bir sosyal görevin önüne geçilmiş olur. (Zira hiçbir vatandaşın özde böyle bir görevi yoktur) Her insanın ayağını yorganına göre uzatması sağlanarak kendi ayakları üzerinde durması sağlanır ve başkalarına asalak olarak yaşamağa mahkûm edilmesine son verilir. Hiçbir geliri olmayan şanssızlar için ayrıca gönüllü fonlar oluşturulabilir ki bunların çağdaş dünyada örnekleri vardır. Fakirliğin referans alındığı hiçbir sistem servet üretemez, yani refah!

14- Devlet ilâçta fiyat belirlemekten men edilmelidir. Zira ilâç fiyatları tek taraflı belirlenirken eczanelerin sabit giderlerindeki artış engellenememektedir. Fiyatta devlet müdahalesi her halükârda eczacın zararınadır, dolayısıyla hastanın zararınadır. Eğer eczacısız bir ilâç hizmeti verilebilecekse o başka…

İşte size öneriler! hanginiz bu kadar madde ürettiyse çıksın tartışalım! 8. maddeyle ilgili uzunuzun konuşuldu bu konuda hamasetten ve İSTEMEZÜK'ten daha mantıklı bir muhalefet yapılamadı, onu bir kalem geçelim... Diğer öneriler sistemi kökten değiştirecek öneriler ve bizim tarfımızdan dayatılması gereken öneriler...

Evet? Bu yazı yazılalı bir ayı geçiyor... BBG yarışmaları ve KGB jandarmalığı dışında ÖNERİ duymuş değiliz?

Önerileri başa çekiyorum ki herkes OKUYABİLSİN! Gözünüzden kaçmasın...

Hadi buyurun!?
ÖNERİ İSTERİM ÖNERİ!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi 1- Devletin gecikmiş borçlarıyla ilgili derhal eczacıların şahsi dava açmak hakkı tanınmalı.

2- Bu hakkın kullanımına karşı bürokrasinin kötü niyetli tutumları tazminatla cezalandırılmalı ve buna yol açanlar idari ve adlî olarak yargılanmalı

3- Eczacıların eczacı odalarına üye olmaları mecburiyeti kaldırılmalı. Zira mevcut sistem ve olabilecek tek sistem, odaların meslektaşları üzerinde çıkara ve ideolojik gruplaşmaya dayalı kurdukları diktatörlüklerdir. Eczacıların mesleki suiistimallerini tespit için odalara gerek yoktur ve odaların da zaten bundan başka bir işlevleri yoktur.Bu tip suiistimaller için tarafsız mahkemeler yeterlidir. Kaldı ki her eczacının kendi hakkını özgürce savunmasıyla beraber bir taşerona ihtiyacı da kalmayacaktır. Odalarımızın savunmayı hiç beceremediği ve bu yüzden eczacının mağduriyetine sebep olan adli durumların da önüne böylece geçilmiş olacaktır.

4- Eczacıların eczane açmalarında eczacı odalarından fikir alınmasına yukarıdaki maddeye göre son verilmelidir. Zira bu görüş hiçbir şekilde objektif olmamaktadır.

5- Eczanelerin gider kalemleri arttırılmalı ve şahsi giderleri de gider olarak gösterilebilmelidir.

6- Vergi oranları ve kalemleri indirilmelidir

7- Eczacılığın gerek ilmî gerekse malî konularında derhal tek mevzuata geçilmelidir. Buna geçilmemesi durumunda devletle her türlü alış veriş kesilmelidir.

8- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluk esasına göre açılmasına izin verilmelidir. Bu sizin deyiminizle muvazaanın yasallaşmasıdır. Eczacı hiçbir şekilde maddi risk altına girmeğe mecbur edilemez! Bu bağlamda ;
a- Eczacının sermayedarla yapacağı ortaklığın ilmî yönü dışında hiçbir maddi sorumluluk taşımaması,
b- Eczacının kesinlikle kârdan asgari bir pay alması,
c- Sermayedarla yapılan sözleşmenin, iki taraftan birinin sözleşmeye açıkça aykırı davranışı dışında bozulamaması veya yüz kızartıcı suç işlememesi esasına dayandırılması.( bu madde sermayedarın canı istediğinde bir işçi gibi eczacıyı çıkarıp her yıl yeni ve ucuz işgücü kullanmasını engeller ve aynı zamanda işyerinin ilmi saygınlığını ve istikrarını korur)
d- Eczacı sermayedar arasındaki maaş görüşmelerinde tamamen özgür olması, hiçbir asgari ücret belirlenmemesi; bir asgari ücret, ücret rekabeti açısından eczacının aleyhine olacaktır.
e- Sözleşmeyi bitirmek isteyen sermayedarın gerekli tazminatları eczacıya ödemesi,
f- Sermayedarın eczacının ilmi sahasına tecavüzü durumunda eczane ruhsatının geri dönüşsüz olarak elinden alınması,
g- Eczacının bir aylık ücretli izin hakkının saklı tutulması ve bu sürede özgür sözleşmelere bağlı kalınarak mesul müdür çalıştırılması,
h- Bu durumlar dışındaki adli durumlarda ilgili mahkemelerin olaya müdahil olması ve eczacı odalarının bu konulardaki yetkilerinin kaldırılması. Zira bu tip hak mahrumiyeti ile sonuçlanabilecek durumlarda şahsi ilişkilerle, çıkar gruplarıyla ve ideolojik yakınlaşmalarla idare edilen yerlerin objektifliğine kesinlikle güvenilemez.
i- Sözleşmeyi bitirmek isteyen eczacının en az üç ay evvel durumu sermayedara bildirmesi, sağlanmalıdır.

9- TEB bir meslek örgütü olmaktan çıkarılarak bir ilaç dağıtım kanalı olan bir şirket haline getirilmelidir. Kanunla kurulmuş ve üyelik için eczacının mahkûm edildiği bir kurum “sivil toplum örgütü” olamaz. TEB bu haliyle daha çok bürokratik-korporatist bir oligarşidir.

10- TEB’in şirketleşmesi “ortaklarına” hesap vermesi mecburiyetini getirecektir ve topladığı paraları artık, “gereken” odalara istediği gibi dağıtmaktan çok rasyonel ilaç alımına yöneltecektir.

11- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluklu ortalıklar olarak kurulabilmelerinin yanında şirketleşmeleri hakkı da tanınmalıdır. Bu şekilde kısa vadeli alımlarda bile pazarlık gücü artacaktır.

12- Devlet kesinlikle sosyal güvenlikten ve sağlıktan elini çekmeli ve bu sahalardaki vergi israfına son verilmelidir. Hiç birimiz yarı-cahil insanların yarım yamalak kullanacakları pahalı antibiyotiklerin israfını finanse etmek mecburiyetinde değiliz. Sağlıkta maliyet hesabının yapılmamasının maliyeti eczacıya çıkarılamaz.

13- Herkese gelirine göre seçebileceği bir sağlık sigortası piyasasının oluşması sağlanmalıdır. Bu şekilde bazı insanların israfının diğerleri tarafından karşılanması gibi saçma bir sosyal görevin önüne geçilmiş olur. (Zira hiçbir vatandaşın özde böyle bir görevi yoktur) Her insanın ayağını yorganına göre uzatması sağlanarak kendi ayakları üzerinde durması sağlanır ve başkalarına asalak olarak yaşamağa mahkûm edilmesine son verilir. Hiçbir geliri olmayan şanssızlar için ayrıca gönüllü fonlar oluşturulabilir ki bunların çağdaş dünyada örnekleri vardır. Fakirliğin referans alındığı hiçbir sistem servet üretemez, yani refah!

14- Devlet ilâçta fiyat belirlemekten men edilmelidir. Zira ilâç fiyatları tek taraflı belirlenirken eczanelerin sabit giderlerindeki artış engellenememektedir. Fiyatta devlet müdahalesi her halükârda eczacın zararınadır, dolayısıyla hastanın zararınadır. Eğer eczacısız bir ilâç hizmeti verilebilecekse o başka…

İşte size öneriler! hanginiz bu kadar madde ürettiyse çıksın tartışalım! 8. maddeyle ilgili uzunuzun konuşuldu bu konuda hamasetten ve İSTEMEZÜK'ten daha mantıklı bir muhalefet yapılamadı, onu bir kalem geçelim... Diğer öneriler sistemi kökten değiştirecek öneriler ve bizim tarfımızdan dayatılması gereken öneriler...

Evet? Bu yazı yazılalı bir ayı geçiyor... BBG yarışmaları ve KGB jandarmalığı dışında ÖNERİ duymuş değiliz?

Bunlar ütopyaysa statükoyu sevenlerin ağlaması nevrozdur...

Önerileri başa çekiyorum ki herkes OKUYABİLSİN! Gözünüzden kaçmasın...

Hadi buyurun!?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bırak sloganı! ÖNERİYE GEL ÖNERİYE ABİCİM ABLACIM, ÖNERİYE GEEEL!

Ben eczacılığın kurtuluşu için bunları DÜŞÜNÜYORUM!

Var mı bu şekilde düşüncesi olan!?

Bir tasarı getirin! Bırakın ahlak-namus pazarlamacılığını da ne düşündüğünüzü söyleyin!

ÖNERİ İSTİYORUM ÖNERİ!

1- Devletin gecikmiş borçlarıyla ilgili derhal eczacıların şahsi dava açmak hakkı tanınmalı.

2- Bu hakkın kullanımına karşı bürokrasinin kötü niyetli tutumları tazminatla cezalandırılmalı ve buna yol açanlar idari ve adlî olarak yargılanmalı

3- Eczacıların eczacı odalarına üye olmaları mecburiyeti kaldırılmalı. Zira mevcut sistem ve olabilecek tek sistem, odaların meslektaşları üzerinde çıkara ve ideolojik gruplaşmaya dayalı kurdukları diktatörlüklerdir. Eczacıların mesleki suiistimallerini tespit için odalara gerek yoktur ve odaların da zaten bundan başka bir işlevleri yoktur.Bu tip suiistimaller için tarafsız mahkemeler yeterlidir. Kaldı ki her eczacının kendi hakkını özgürce savunmasıyla beraber bir taşerona ihtiyacı da kalmayacaktır. Odalarımızın savunmayı hiç beceremediği ve bu yüzden eczacının mağduriyetine sebep olan adli durumların da önüne böylece geçilmiş olacaktır.

4- Eczacıların eczane açmalarında eczacı odalarından fikir alınmasına yukarıdaki maddeye göre son verilmelidir. Zira bu görüş hiçbir şekilde objektif olmamaktadır.

5- Eczanelerin gider kalemleri arttırılmalı ve şahsi giderleri de gider olarak gösterilebilmelidir.

6- Vergi oranları ve kalemleri indirilmelidir

7- Eczacılığın gerek ilmî gerekse malî konularında derhal tek mevzuata geçilmelidir. Buna geçilmemesi durumunda devletle her türlü alış veriş kesilmelidir.

8- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluk esasına göre açılmasına izin verilmelidir. Bu sizin deyiminizle muvazaanın yasallaşmasıdır. Eczacı hiçbir şekilde maddi risk altına girmeğe mecbur edilemez! Bu bağlamda ;
a- Eczacının sermayedarla yapacağı ortaklığın ilmî yönü dışında hiçbir maddi sorumluluk taşımaması,
b- Eczacının kesinlikle kârdan asgari bir pay alması,
c- Sermayedarla yapılan sözleşmenin, iki taraftan birinin sözleşmeye açıkça aykırı davranışı dışında bozulamaması veya yüz kızartıcı suç işlememesi esasına dayandırılması.( bu madde sermayedarın canı istediğinde bir işçi gibi eczacıyı çıkarıp her yıl yeni ve ucuz işgücü kullanmasını engeller ve aynı zamanda işyerinin ilmi saygınlığını ve istikrarını korur)
d- Eczacı sermayedar arasındaki maaş görüşmelerinde tamamen özgür olması, hiçbir asgari ücret belirlenmemesi; bir asgari ücret, ücret rekabeti açısından eczacının aleyhine olacaktır.
e- Sözleşmeyi bitirmek isteyen sermayedarın gerekli tazminatları eczacıya ödemesi,
f- Sermayedarın eczacının ilmi sahasına tecavüzü durumunda eczane ruhsatının geri dönüşsüz olarak elinden alınması,
g- Eczacının bir aylık ücretli izin hakkının saklı tutulması ve bu sürede özgür sözleşmelere bağlı kalınarak mesul müdür çalıştırılması,
h- Bu durumlar dışındaki adli durumlarda ilgili mahkemelerin olaya müdahil olması ve eczacı odalarının bu konulardaki yetkilerinin kaldırılması. Zira bu tip hak mahrumiyeti ile sonuçlanabilecek durumlarda şahsi ilişkilerle, çıkar gruplarıyla ve ideolojik yakınlaşmalarla idare edilen yerlerin objektifliğine kesinlikle güvenilemez.
i- Sözleşmeyi bitirmek isteyen eczacının en az üç ay evvel durumu sermayedara bildirmesi, sağlanmalıdır.

9- TEB bir meslek örgütü olmaktan çıkarılarak bir ilaç dağıtım kanalı olan bir şirket haline getirilmelidir. Kanunla kurulmuş ve üyelik için eczacının mahkûm edildiği bir kurum “sivil toplum örgütü” olamaz. TEB bu haliyle daha çok bürokratik-korporatist bir oligarşidir.

10- TEB’in şirketleşmesi “ortaklarına” hesap vermesi mecburiyetini getirecektir ve topladığı paraları artık, “gereken” odalara istediği gibi dağıtmaktan çok rasyonel ilaç alımına yöneltecektir.

11- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluklu ortalıklar olarak kurulabilmelerinin yanında şirketleşmeleri hakkı da tanınmalıdır. Bu şekilde kısa vadeli alımlarda bile pazarlık gücü artacaktır.

12- Devlet kesinlikle sosyal güvenlikten ve sağlıktan elini çekmeli ve bu sahalardaki vergi israfına son verilmelidir. Hiç birimiz yarı-cahil insanların yarım yamalak kullanacakları pahalı antibiyotiklerin israfını finanse etmek mecburiyetinde değiliz. Sağlıkta maliyet hesabının yapılmamasının maliyeti eczacıya çıkarılamaz.

13- Herkese gelirine göre seçebileceği bir sağlık sigortası piyasasının oluşması sağlanmalıdır. Bu şekilde bazı insanların israfının diğerleri tarafından karşılanması gibi saçma bir sosyal görevin önüne geçilmiş olur. (Zira hiçbir vatandaşın özde böyle bir görevi yoktur) Her insanın ayağını yorganına göre uzatması sağlanarak kendi ayakları üzerinde durması sağlanır ve başkalarına asalak olarak yaşamağa mahkûm edilmesine son verilir. Hiçbir geliri olmayan şanssızlar için ayrıca gönüllü fonlar oluşturulabilir ki bunların çağdaş dünyada örnekleri vardır. Fakirliğin referans alındığı hiçbir sistem servet üretemez, yani refah!

14- Devlet ilâçta fiyat belirlemekten men edilmelidir. Zira ilâç fiyatları tek taraflı belirlenirken eczanelerin sabit giderlerindeki artış engellenememektedir. Fiyatta devlet müdahalesi her halükârda eczacın zararınadır, dolayısıyla hastanın zararınadır. Eğer eczacısız bir ilâç hizmeti verilebilecekse o başka…

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Değerli artkadaşlar,

Burada ancak yuvarlak laflşar edildiği, sistemin kendine ilişkin hiç bir dğeşiklik önerisinin günlerdir gelmediğini hepo beraber gözlüyoruz...
Öneriler değişim için değil, mevcut sistemi daha da yerleştirmek için geliyor "Eylem kararı, eylem zamanı" vs.. gibi ne dediği belli olmayan, şikayet edilen devletçi sistemi daha da derinleştirmeğe ve marazileştirmeğe yarayacak bir takım " suret-i haktan" görünen yazılar dışında birey olarak eczacının devlet karşısındaki konumunu falan düzenlemeğe yönelik hiç bir değişik söz edilmedi!

Bir daha DÜŞÜNELİM!
1- Devletin karşısındaki konumumuzdan memnun muyuz?

2- Devletin tek müşteri olması üstelik bunu ZORLA dayatması en azından HOŞ bir şey mi?

3- Sözleşme hukukumuzun çiğnenmesi ve bu konuda bireysel şikayet hakkımızn olmayışı ve bu konuda göbekten TEB 'e bağlı olmayı içimize sindirebiliyor muyuz?

Eğer bu sorulara cevabımız HAYIR ise bu soruların konusu olan sistemi KÖKTEN değiştirmemiz gerekiyor..

22000 Eczane sadece bir TEB başkanının ağzının içine bakıyor ve " Biz zaten hiç bir şeyi değiştiremeyiz. Biz kurallı oynamak istemiyoruz.. Özgürlük olursa birbrimizi parçalarız.. kurallarla özgürlük yanyana olmaz! Biz becremeyiz!" diyorsa -ki buraya getirilen önerilerime yapılan itirazlar bu meyandadır- ozaman devletin bize yaptığı her şeye müstehakız ve daha kötüsünü de bekleyelim...

değişmek FARKLI bir şey haline gelmektir.. Yani bu sistemden farklı bir sisteme geçmek.. Bugün bizim ihtiyacımız bu.. mavcut sistemi DERİNLEŞTİRMEK VE YARALARIN ÜZERİNE BANT YAPIŞTIRIP DURMAK DEĞİL!


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Ayrı bir başlık açmak istemedim. Zira eczacılığın yapısyıa ilgili temel köşem burası oldu...

Eczacılık camiasındaki hiyerarşi takıntısı artık ciddi anlamda can sıkmağa başladı.

Bu köşede en çok vurguladığım kavram "Otorite" kavramı oldu.

Otorite iki şekilde kullanılıyor: Emir vermek yetkisi ve herhangi bir konunun yetkin kişisi olmak...

Her halükârda otorite olan kişi zamanla kayıtlı veya zamadan bağımsız olarak bir konuda "zorlayıcı" olmak durumundadır.

Otoritenin zamandan bağımsız ve emir vermek yetkisinde olan kişinin uyguladığı tarzına "İrrasyonel otorite" diyor Alev ALATLI.. Niçin irrasyonel? Bunu rasyonel otoriteyi anlatınca daha rahat anlayacağız...

Bir de yetkisi "mezuniyetle" biten, zorlayıcılığı zanamla kayıtlı ve şartlara bağlı otorite vardır ki ona a "Rasyonel otorite" diyor... Yani? belirli bir aşamaya kadar kendisine uyulması RASYONEL olan, bu taabiyette daha ziyade gönüllülüğün esas olduğu bir yetkinlik hali...

Bizimkisi gibi kapalı toplumlaarda irrasyonel otorite hakimdir.

Bu tip otorite emir almak-vermek dışında bir düzenlemeyi düşünemeyen insanların otorite şeklidir.

Bizde de bunun uygulanışı, "devrecilik", "dönemcilik", "usta-çömez" terimleriyle tanımlanır.

Bu otoritenin önemli özelliği geçici değil, kalıcı sayılmasıdır.
Sizden üç gün önce eczacı olmuş bir meslektaşınız ömür boyu bunun üstünlüğünü koruyacağına inanır.

Burada öne sürülen şey "tecrübedir" ama bu tecrübe asla John LOCKE'un tanımladığı gibi yeni ideler edinmek, bunların anlamını öğrenmek ve bu ideler arasında bağıntılar kurmak şeklindeki akıl yürütmek değil , sadece ZAMAN ÖLDÜRMEKTİR.

Zira eğer onun deidği gibi olsaydı, yirmi küsur yıl çalışıp da devletin ekonomideki aşırı belirlemeciliğinin yol açtığı zararlar hususunda 22000 eczacıdan bir eleştiri gelmesi gerekirdi.

Bu zaman zarfında eskilerden bir eleştiri gelmiş midir? Hayır!

Bu zaman zarfında eskilerden bir sistem analizi gelmiş midir? Hayır!

Bu zaman zarfında eskiler eczacının devlet karşısındaki konumu için herhangi bir belirleyicilik göstermişler midir? Hayır!

Akıl yürütmenin yaşla başla ilgisi yoktur. Yaşadığı yıllarla ilgili aklını kullanmayanların değil, yaşadıklarından ders çıkaranların zamanı ve hayatı değerlidir.

Artık yuvarlak lafların, "Eylem zamanı, eylem yumurtası, eylem planlamsı" gibi sloganik ve sığ sosyalist sözlerin zamanı geçmiştir.

Sistem hakkında fikir üretemeyenlerin dünyada kaçyıldır oksijenimizi tükettiklerinin önemi yoktur.

Feriha Hanım! Yılmayın!.. Bertan Hanım'ın aktardığı sözü beğendiğinizi görmek bana ümit verdi.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Aklını kullanan bir düşman aklımı kullanmamı sağlar...

Kişiliği için savaşan insan düşmanını da olgunlaştırır.

Aklın değerini bilen insan için küçük şey yoktur.

Akılların çarpışması dostluklar, egoların çarpışması düşmanlıklar yaratır.

Önemli olan dünyada ne kadar uzun süre oksijen tükettiğimiz değil, son karbondioksit paketini atmosfere bırakırken aklımızda ne olduğudur.

Bunlar benden... ve son söz Bilgeliğin kitabı Kutadgu Bilig'den

"Aklın olduğu yerde anlayanlar, bilginin olduğu yerde bilenler vardır" Kaşgarlı Mahmut....

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

TheOne Afşar Bey,

Ben ne yazarsam yazayım ,ne düşünüyorum dersem diyeyim insanların önyargılarını aşamadım.

Bana sizin oluşturduğunuz karakter dediler.Bu çok ağır geldi ya.

Ben neler yazdım sizi ikna edebilmek için.Sayfalar dolusu 'hayır o öyle değil böyle çünkü...' ler yazdım ve bakın geldiğimiz noktada tek yapabildiğim size destek vermek olmuş:)))))

Destek vermek buysa karşı çıkmak nedir:))))

Efendi efendi tartışmak unutulmuş.Tartışmada kişiler birbirine hakaret etmiyorsa ya aynı fikirdedirler ya da ikisi de aynı kişidir.

Ben Afşar Bey değilim hatta ben erkek bile değilim.Ama heyhat ne dersem diyeyim siz ne derseniz gerçek o olacak.

Bi bezginlik çöktü:)
Gidip Bertan Hanımın hediyesini okuyayım bari.

Ecz Feriha(TheOne)

babaruhi Hahahahaha!
İşte benim kahramanım! Evet sevgili Tülay kızacak ama
seppukuda kafamı kesmesinden onur duyacağım iknci bir insan var! Feriha Hanım!

Feriha Hanım... İnsanın kendine yönelik eylemleri iki türlüdür:

1- Ya egolarımızn tatminine uğraşırız ki bu egoya teslim olamktır

2- Ya da egolarımızı kendimize yararlı ama snırlanmış edepli ortaklar haline getirmek için uğraşırız...

Olgun insanlar ikincisi için uğraşır. İkincisi için uğraşanlar için aklın tatmin olması önceliklidir...

Bu niyetin samimiyetle açılması egoların çatışmasını anlamsız kılar. Zira egolar gerçek özümüzü maskeler ve aklımızı gölgeler.

Aklı için uğraşan insanların çatışmalarında yok etmek değil, var etmek kaygısı güdülür.. Çünkü aklı yok etmek kimseye fayda getirmez.
İnsan ancak aklın kullanarak varolabilir.. ne yazık ki bizim panterler gibi bri otomatik hayat pilotumuz yok!

İşbu sebepten aklın yandaşlığı ile egonun yandaşlığı birbrinden hayat ve ölümle ayrılır..
Ego yok ederek, akıl var ederek, kurarak ve inşaa ederek var olur...

Aklına değer veren insanı kırmamak her şeyden daha değerlidir.

Düşmanım( eğer gerçekte böyle bir şey varsa) olmanızdan yalnızca şeref duyarım...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak OKUMANIZ GEREKEN BAŞKA YAZILAR VAR... HEM DE ÇOOOK...
VAKİT KAYBETMEYİN.OKUYUN,DÜŞÜNÜN,DEĞERLENDİRİN,ONA GÖRE DAVRANIN VE EN SONUNDA TÜM BİRLEŞTİRDİKLERİNİZİ,BÜTÜNLEŞTİRDİKLERİNİZİ,BİRİKİMLERİNİZİ;
DUYGULARINIZLA,DÜŞÜNCELERİNİZLE,DEĞERLERİNİZLE YAZIYA DÖKÜN...

babaruhi sayın yadak,
forumdaki yazıları okuyorum, merak etmeyin, içeriklerini de biliyorum.. rica ediyorum artık bana akıl vermeyin, lütfen... ne okuduğumu da bilmiyorsunuz, hangi mücadeleyi verdiğimi de, lütfen...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak BABARUHİ,
BANA BABALANMAYIN,
O YANIT SİZE DEĞİL THEONE'A
SİZİNKİ DİĞER KONUDA...

babaruhi Vaaaay! Harfler büyük! Etki kocaman! Tehdit kallavi! Oy oy oy!

-Ya Scotty?
-Buyur kaptan?
-Sıkılmıyonmu sen orada makine dairesinde, o kadar motorun, mutorun arasında be?
-Valla en yapalım be kaptan? meslek lisesinden mezun olunca...
-Yoksa? başka bri tercih mi yapacaktın?
_vallhi ben arkeoloji okuyacaktım babama bunu dedim.. "Bana lolo yapma lan!" deyip kulak tozuma bi çaktı şaplağı..
-üzülme be Scotty'im bak ne güzel maceralara atıldıks enle.. Sen olmasna bizi kim ışınlardı?

" Yıldız tarihi: 5675655858585 Bugün alfa Yardoktriumdan bir nota geldi... Diplomatlar çözemediler.. şifreli mi acaba diye düşün Allah düşün! Son ziyaretimizde Uhura'ya orada bir oğlan takıldıydı..Meğer işin rengi başkaymış! Oğlan Uhura'ya son bestesinin notasını yollamış! Nasıl tırstık anlatamam! Boru mu bu? Bugün nota göderen yarın ültimatom çeker! Allah korusun ondan sonra yerimizi Yıldız Savaşları'na bırakmak var.. Akşama eve ekmek aldım mı len ben? Neyse vallahi uykum geldi daha fazla...Horrrrrr"
Atılgan'ın seyir defteri'nden

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sayın Yadak,

Belki dikkat etmiyorsunuz ama 2 temmuzda yazmağa başladığım bir köşenin reytingi 6000'i geçti.. yazdıklarım SİZE GÖRE yararsız.. Zira sizin muhakeme etmek gibi bir derdiniz yok ve hâlâ öneri getirmiş değilsiniz...

Siz ve yüzük tayfınızın asla ulaşamayacağı bir ilgi gördüğüm kesin.. Her ne kadar bana cavep verenler siz ve tayfınz olsanız da...

Sizce bir yazı niçin 6000 küsur ere tıklanır? Sırf umutsuz bir çarpışmayı veya it dalaşını seyretmek için mi? Sanmıyorum... İkna olmamak isteyen insanları ikna edemedim diye söylediklerim anlamsız olmaz...
O SİZİN KANAATİNİZ..

Burada reyting konusuna değinmemin bir sebebi var... Bu reyting, sistemi kökten değiştirmek isteyen bir yazıya gelmiş, ilginç değil mi? Demek ki insanlar artık sizin ve yüzük tayfınızn sloganlarından, "eylem planı", "eylem yumurtası", "eylem ayranı", "eylemsel olanakların dolanaksal ivediliği" gibi yüzeysel sol söylemlerde hiçbir şey bulmuyor...

Sevgili Mehmet Abi bir yandan yeleşik bilgilerinin sarsılmasından huzursuz oluyor mesela ama bir yandan "Sen yazmayınca da insanlara bir rehavet çöküyor" diyerek ufak çaplı bir fikri kuşkuculuğunu itiraf etmeden geçemiyor... Bu camiayı rehavete, bağımlılığa, otoriterizme iten sizin ve yüzük tayfınızın yıllardır gevelenen içi boş sloganlarınız.

Bir konunun etrafında dolanmakla, ucuz sloganlarla , çok sığ esprilerle , çocukça zekâ gösterileriyle mantığı yenemezsiniz, nitekim yenemediniz...

İnsanlar sizin sloganlarınıza tok! Sizin yararsız bulduğunuz üç köşeye de hazmedemediğiniz bir ilgi var.İnsanların cevap vermemesi izlemedikleri anlamına gelmioyr...

Ve insanlar artık daha fazlasını istiyor.. Daha fazla mantık, daha fazla bilgi, daha fazla akıl yürütme..

Üzgünüm hâlâ bilmiyorsunuz, hâlâ okumuyorsunuz ve aramızda hâlâ bir uçurum var... Hâlâ bir ÖNERİNİZ YOK! Oysa benim var... Kolomb'un Sanchez'e dediği gibi: "Ben yaptım, sen yapmadın!"

Not: Yazının sonuna taabirinci sayıda yazdığım ÖNERİLERİMİ bir daha ekliyorum, isteyen göz atabilir... Kim ne yapmışsa ortadadır...

1- Devletin gecikmiş borçlarıyla ilgili derhal eczacıların şahsi dava açmak hakkı tanınmalı.

2- Bu hakkın kullanımına karşı bürokrasinin kötü niyetli tutumları tazminatla cezalandırılmalı ve buna yol açanlar idari ve adlî olarak yargılanmalı

3- Eczacıların eczacı odalarına üye olmaları mecburiyeti kaldırılmalı. Zira mevcut sistem ve olabilecek tek sistem, odaların meslektaşları üzerinde çıkara ve ideolojik gruplaşmaya dayalı kurdukları diktatörlüklerdir. Eczacıların mesleki suiistimallerini tespit için odalara gerek yoktur ve odaların da zaten bundan başka bir işlevleri yoktur.Bu tip suiistimaller için tarafsız mahkemeler yeterlidir. Kaldı ki her eczacının kendi hakkını özgürce savunmasıyla beraber bir taşerona ihtiyacı da kalmayacaktır. Odalarımızın savunmayı hiç beceremediği ve bu yüzden eczacının mağduriyetine sebep olan adli durumların da önüne böylece geçilmiş olacaktır.

4- Eczacıların eczane açmalarında eczacı odalarından fikir alınmasına yukarıdaki maddeye göre son verilmelidir. Zira bu görüş hiçbir şekilde objektif olmamaktadır.

5- Eczanelerin gider kalemleri arttırılmalı ve şahsi giderleri de gider olarak gösterilebilmelidir.

6- Vergi oranları ve kalemleri indirilmelidir

7- Eczacılığın gerek ilmî gerekse malî konularında derhal tek mevzuata geçilmelidir. Buna geçilmemesi durumunda devletle her türlü alış veriş kesilmelidir.

8- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluk esasına göre açılmasına izin verilmelidir. Bu sizin deyiminizle muvazaanın yasallaşmasıdır. Eczacı hiçbir şekilde maddi risk altına girmeğe mecbur edilemez! Bu bağlamda ;
a- Eczacının sermayedarla yapacağı ortaklığın ilmî yönü dışında hiçbir maddi sorumluluk taşımaması,
b- Eczacının kesinlikle kârdan asgari bir pay alması,
c- Sermayedarla yapılan sözleşmenin, iki taraftan birinin sözleşmeye açıkça aykırı davranışı dışında bozulamaması veya yüz kızartıcı suç işlememesi esasına dayandırılması.( bu madde sermayedarın canı istediğinde bir işçi gibi eczacıyı çıkarıp her yıl yeni ve ucuz işgücü kullanmasını engeller ve aynı zamanda işyerinin ilmi saygınlığını ve istikrarını korur)
d- Eczacı sermayedar arasındaki maaş görüşmelerinde tamamen özgür olması, hiçbir asgari ücret belirlenmemesi; bir asgari ücret, ücret rekabeti açısından eczacının aleyhine olacaktır.
e- Sözleşmeyi bitirmek isteyen sermayedarın gerekli tazminatları eczacıya ödemesi,
f- Sermayedarın eczacının ilmi sahasına tecavüzü durumunda eczane ruhsatının geri dönüşsüz olarak elinden alınması,
g- Eczacının bir aylık ücretli izin hakkının saklı tutulması ve bu sürede özgür sözleşmelere bağlı kalınarak mesul müdür çalıştırılması,
h- Bu durumlar dışındaki adli durumlarda ilgili mahkemelerin olaya müdahil olması ve eczacı odalarının bu konulardaki yetkilerinin kaldırılması. Zira bu tip hak mahrumiyeti ile sonuçlanabilecek durumlarda şahsi ilişkilerle, çıkar gruplarıyla ve ideolojik yakınlaşmalarla idare edilen yerlerin objektifliğine kesinlikle güvenilemez.
i- Sözleşmeyi bitirmek isteyen eczacının en az üç ay evvel durumu sermayedara bildirmesi, sağlanmalıdır.

9- TEB bir meslek örgütü olmaktan çıkarılarak bir ilaç dağıtım kanalı olan bir şirket haline getirilmelidir. Kanunla kurulmuş ve üyelik için eczacının mahkûm edildiği bir kurum “sivil toplum örgütü” olamaz. TEB bu haliyle daha çok bürokratik-korporatist bir oligarşidir.

10- TEB’in şirketleşmesi “ortaklarına” hesap vermesi mecburiyetini getirecektir ve topladığı paraları artık, “gereken” odalara istediği gibi dağıtmaktan çok rasyonel ilaç alımına yöneltecektir.

11- Eczanelerin denetlenen-ayrılmış sorumluluklu ortalıklar olarak kurulabilmelerinin yanında şirketleşmeleri hakkı da tanınmalıdır. Bu şekilde kısa vadeli alımlarda bile pazarlık gücü artacaktır.

12- Devlet kesinlikle sosyal güvenlikten ve sağlıktan elini çekmeli ve bu sahalardaki vergi israfına son verilmelidir. Hiç birimiz yarı-cahil insanların yarım yamalak kullanacakları pahalı antibiyotiklerin israfını finanse etmek mecburiyetinde değiliz. Sağlıkta maliyet hesabının yapılmamasının maliyeti eczacıya çıkarılamaz.

13- Herkese gelirine göre seçebileceği bir sağlık sigortası piyasasının oluşması sağlanmalıdır. Bu şekilde bazı insanların israfının diğerleri tarafından karşılanması gibi saçma bir sosyal görevin önüne geçilmiş olur. (Zira hiçbir vatandaşın özde böyle bir görevi yoktur) Her insanın ayağını yorganına göre uzatması sağlanarak kendi ayakları üzerinde durması sağlanır ve başkalarına asalak olarak yaşamağa mahkûm edilmesine son verilir. Hiçbir geliri olmayan şanssızlar için ayrıca gönüllü fonlar oluşturulabilir ki bunların çağdaş dünyada örnekleri vardır. Fakirliğin referans alındığı hiçbir sistem servet üretemez, yani refah!

14- Devlet ilâçta fiyat belirlemekten men edilmelidir. Zira ilâç fiyatları tek taraflı belirlenirken eczanelerin sabit giderlerindeki artış engellenememektedir. Fiyatta devlet müdahalesi her halükârda eczacın zararınadır, dolayısıyla hastanın zararınadır. Eğer eczacısız bir ilâç hizmeti verilebilecekse o başka…

Şu ÖNERİLERİ bir kere daha sunalım da... Belki okumayı-yazmayı sevenlerimiz vardır...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Meslek örgütüne üye olmak niçin mecbur edilmiştir?

var mıdır bunun mantığı? Yoktur... Kendi emekleriyle mesleklerini elde etmiş insanları, hiç bir broçlarının olmadığı, yarı-okumuş, haris, ikbal düşkünü bir takım meslektaşlarının keyfi yönetimine köle etmek nasıl bir adalettir?

Meslek örgütleri, asla kurulduklarında hedeflendiği gibi mensuplarının hakkın savunamazlar. Kanun zoruyla üye olunan bir oligarşiden hak hukuk çıkmaz!

İşbu sebepten derhal meslek örgütlerinin zoraki yapısına son verilmelidir.. Zaten odalr, kanuna aykırı olarak kendilerine yapılan üyelik müracaatlarını bile zamanınd cevaplamamktadırlar..Kanunu açıkça çiğneyebilen bir örgüte kanun zoruyla üye edilmek bir muamele faciasıdır!

İşte ÖNERİ!: 1 Meslek ögütüne üyelik gönüllü olmalı!
2 TEB büyük bir şirket haline getirilmeli ve herkes buna isteğine ve gücüne göre üye olabilmeli ama ÜYELİK ASLA ZORUNLU olmamalı! Bir şirket disiplini içind eçalışmazsa TEB'den daha çok çkeriz!

Şirketler tapındığınız bürokrasiden de, meslek ögütlerinizden de ciddi kurumlardır.. Ciddiyet ve sorumluluk onların hayati gerekleridir. Keyfi şirket ölür ama keyfi devlet zulmeder!


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Meslek örgütlerinin yarı-bürokratik yapısı değişmedikçe ne yapsak nafile...
Zira bu yapı meslek örgütlerini bizden çok bürokrasiye eklemliyor..
Yönetimler derhal mensuplarından önce devletin sözcüsü kesiliyor..

Eğer eczacıların meslek örgütlerine üyelikleri mecbur edilecekse, her eczacınn kendi dünya görüşüne göre bir oda kurabilmesi sğlanmalıdır.

Böylece yapı biraz dah gönüllülük esasına dayanacak ve benimsenebilecektir. Hem de meslek örgütlerimize egemen olan devletçi kampın egemenliği kırılmış olacaktır.

Herkes yerini bulacak ve daha bağımsız daha benimsenen bir mesleki mücadele yapılabilecektir.

1- Bağımsız meslek örgütleri kurulmalıdır
2- Meslek örgütlerinin denetim yetkileri kaldırılmalıdır
3- mesleğe başlamak meslek örgütlerinin yetkisinden çıkartılmalı
4- Meslek örgütleri eğer kanunan katılınması zorunlu olarak kalırlarsa üyelerinin haklrını savunmaktan birincid erecede soumlu tutulmalıdır


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bend ebunu savunuyorum.. İnsanları kendi gönüllü beraberlikleri dışında zorla bir araya getirirseniz:
a- Bir öfke doğar ve bu öfke , beraberliği zorlayana değil genllikle grubun kendi içine döner

b-Böyle bir grupta derhal bir grup yönetimi ele geçirerek diğelerine hayatlrına kabul etmeyecekleri fikirleri dayatmağa kalkar, bu yönde faaliyetler herkesin hayatını daraltır.

b- Böyle gruplarda zorlayıcıya( otoriteye) kim yakınsa sürekli o başa gelir.. ( Alın bizim meslek örgütlerimizdeki dvletçi-sosyalist egemenliği)

Böyle zorlama birliklerle bir yere varılmaz.. Böyle birlikler amaçsız yığınlardır.. Böyle beraberlikler 1458 yıl bile zorlasanız hiç bir şey üretmez.

Evet herkes kendi görüşüne göre istediği gibi örgütlensin, bırakın insanlar aidiyetlerini, mensubiyetlerini gönüllü yaşasınlar...

Bugün TEB Başkanımız çıkıyor belki çoğumuzn katılmadığı bir takım beyanlrı eczacılar adına veriyor... iyid enerde benim temsil yeteneğim?

Herkes kendi fikrine uygun bir oda kurabilmeli

Odalar eczacının devletle veya şirketlerle ilişkilerinde hukuki destek dışında taraf olmamalı ...

Bu hukuki destekte meslek örgütü kesinlikle sorumlu olmalı

TEB'in bürokratik yapılanmasına son verilmeli ve odaların devletle doğrudan pazarlık edebilmesini yolu açılmalı. TEB yalnızca devletçi argümanlar, sosyalist söylemler üretmiş, devletle ilişkilerimizde hiç bir zaman menfaatlerimizi korumamıştır.. Hukukumuzn çiğnenmesine sessizkalarak bile kabahat işlemiştir ve byle bir yapıya zorunlu üyelik de ferdin haklarına aykırıdr..


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bana soracak olursanız odaların da lüzumsuz olduğun düşünüyorum...

Güç kitleleşmektan değil bireyin hukukunun tanınmasından gelir.
devletin bireyi ezdiği düzenlerde yığınlaşmak, örgütlenmek gerekir.

Nedir bu insanlardaki birlikte daha güçlüyüz telaşı..
Kime karşı güçlüyüz yahu? Devlete mi? Devlet düşmansa zaten iş bitmiş!

Hukuk varsa kuralalr bellidir. Kuralalr 50 kişi için de aynıdır bir kşi için de...

örgütlenem tapınması devletin hukuk devleti olmadığının itirafıdır

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Veee Feriha Hanım'ın muz ortasına kalkan babaruhi kafayı çakıyooooorrr! Gol Gol sayın seyirciler! Ağlamak istiyorum!

İşte istediğim yere geldiniz...

Millet hep bu yüzden sizi kankam zannediyor... Şu "gıcık" aklınızı kullanmasnız her şey ne kadar kolay olacak da...

Şimdi...
hukuk yok ama:)

Bu böyle adalet geç eliyor ve geç gelen adalet de adalet değildir.

Realitelere göre yaşamalıyız
Bana böyle laflar etmekten kormuyor musunuz?

Önerileri ne diye getiriyoruz ozaman? Daha iyi bir diktatör yaratmak için mi? Allah melek bir diktatör yollasın diye mi?

Hukuk herkes için ve daima geçerli olan bir kurallar yaklaşımıdır

Hukuk devletin temelidir. Hukuk yoksa devlet de yoktur.. Sadece adına devlet denen bir çete vardır..

Devletin bu şekilde yapılandığı yere yargı da bu çete devletine göre şekillenir.

Hukuka bağlılığın zayıf olduğu ülkemizde devletin menfaati kamu menfaati adıyla bir tutulup birey-devlet husumetinde büyük oranda birey eziliyorsa evet.. Orada ciddi bir sorun var demektir.

Akşam yatarken dişlerinizi fırçalamıyorsunuz Feriha Hanım, üstelik kolayı çok seviyorsunuz.... Canınız sürekli hamburger yemek istiyor... En sevdiğiniz yemek köfte... Hele yaş pastayı hiç kaçırmıyorsunuz...

Bunlar canınızın istediği, engel olamadığınız RAELİTENİZİN parçalrı..
Ve bir gün... Göğsününüzün orta batısında ( Minesota, İlinois, Mschihan, İdaho, Chicago falan)bir yerlerde bir sancı hissediyorsunuz. üstelik sizile konuşanlar yüzlerini buruşturuyor..

Kalp hidroliklerindeki tıkanıklık cannızı sıkıyor. Şıp diye geçmeyeceği için bunun KÇINILMAZ olduğunu düşünüyorsunuz.. üstelik diş hekiminiz sizi uzun süreli ve acılı bir tedaviye alıyor... Bu tedaviden kaçamamak ve o acı yeterince gerçek ve siz hiç bri şey işitmek istemiyorsunuz... O an size acı veren REALİTENİN değişmesini hem dehemen değişmesini istiyorsunuz...

Ama o realiteyi kimin oluşturduğun unutyorsunuz.. Komşunun çocuklarının, ülkenin birlik ve beraberliğien yönelik iç ve dış tehditlerin, kooperatiflerin yolsuz yönetimlerinin, TEB'in yanlış ellerd eolmasının falan sonucu değil bu... o realitye sizin eseriniz... Onu içilen kolalarla, haburgerlerle siz oluşturdunuz.. Sadece O AN İÇİN OLMASI GEREKENİ yaptığınızı düşünüyordunuz, ne zararı olabiirdi ki?

Ama bir tercih yapmıştınız ve bu tercihin belli sonuçları vardı...
Hayatta kaçınılmaz olan şeyler yalnızca değiştirmeğe gücümüzn yetmeyeceğini düşündüğümüz şeylerdir.

Hayatta kaçınılmaz olan şeyler yalnızca başka türlü yapılmasıınimkansız olduğun düşünerek yaptığımız önceki eylemlerimizin sonuçlarıdır...

Hukukun olmayışı kaçınılmaz değildi.. Biz onu korumak için uğraşmaktan vazgeçene kadar...

Hukuku geri kazanmak da imkânsız değil... Onu korumayı gerekli bulana kadar...

İşbu sebeplerden... Realite irademize bağlı bir andır. İrademize hükmeden değil... İradenin yanlış kullanılması yanlış anlara götürürse bundan realite değil biz suçluyuzdur...
Nerey gitmek isterske oraya gideriz.

"Biz değiştiremeyiz" demek.." Biz yaşamak istemiyoruz!" demektir.. tabiat bizi hayatta tutmak için mecbur değil... İnsan ancak var olmak isterse varolabilir...

ir şeyleri değiştirmek yetisi sadece İNSANA verilmiştir... Tercih basittir, yanlış tercihlerin realitelerine ( Anlarına) sürekli bir mahkûmiyet veya...
Değiştirme iradesini göstererk mutlu olmak...

Seçim sizin...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Valllahi Feriha Hanım,

"Adalaet" yok dediniz golü "elle" attınız, helâl olsun!

Adaleti kim işletecek? Devlet değil mi? Adalet yoksa zaten devlet yok! Neyi konuşuyoruz ki? devletin yok olması ortadan kalkması değil, artık adına devlet denecek bir meşru organizasyonun olmaması demektir.. Yoksa o kenserleşmiş olarak gene aramızdadır..

Devlet elini çekerek yok olsa... Piyasalara karışmadan, sadece kuralların uygulanmasına nezaret etse neyse...

Sorumsuz yetkililik sadece Allah'a mahsus...

Onun gibi olmak isteyen devlet devletten başka her şeydir.. O zaman da böyle bir devletin çıkarından bahsetmek, insanları ezmek demektir. İnsanların hayatları ve mülkiyetleri pahasına bir zorbayı hayatta tutmak demektir ki bunu bana hiç bir AHLAK kuramıyla falan yutturamazsınız, kusura bakmayın...

Babaruhi orta sahadan çakıyor ve top ağlarda sayın seyirciler! Ağlamak istiyorum!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Vallahi adınızı Maradona olarak değiştirirseniz neden olmasın?

Kusura bakmayın da bu sefer ofsaytta kaldınız... "Bizim memlektte adalet kalmamış, annem müsaitseniz bri fincan" istiyordu tarzı karamsarlıkla düşünecek olursak eğer hiç bri şeyi değiştiremeyiz...

Olması gerekeni kaim kılmak değil mi çabamız?

Madem bu kadar b.ktan bi vaziyetteyiz devletin bize para verceğine falan nasıl güveniyoruz? Güvencesizliğin sebebi zaten devlet!

Yani öyle bir mazeret öne sürmüşsünüz ki "Biz öldük abi"demenin Arnavutçası gibi birşey, kusura bakmayın.. Değişmeyenler yalnızca ölüler ve aptallardır derdi rahmetli babam...

Bu durumda öldüysek sorun yok... Ama aptalsak işte bunun izah edilir bir yanı yok...

-Abi sen şimdi benim paramı vermiyo musun?
-Vermiyom!
- Tamam verme ama bak kötü olur!
-Yok ya ne olurmuş?
-İflas ederim...
-İyi! Et!

Devletle muhabbetimizin özü budur. Bu muhabbetin değişmemesi gerektiği aksi takdirde "güvencesiz" kalacağımızı söylüyorsunuz ya kaleyi açtım size! Hatta iki tene de ben tepeyim siz yorulmayın! :))))))

Puah puah ya! İnsan kendi esprisine güler mi? Güler, görgüsüzlük değil mi?

-Çekov!
-Buyur kaptan!
-Oğlum yıldız haritası nerede?
-Niye kaptan burcunuza mı bakacaksınız?
-Hayır! Seksen beşinci defadır aynı galaksiden geçiyoz o bakımdan...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

cogito SEVGİLİ MESLEKTAŞLAR

. Mesleğimiz içinde her nevi ortaklık 6197 sayılı yasa gereği yasaklandığı için, eczacı dışında herhangi birinin sermaye katılımı olan eczanelere muvazaalı eczane diyoruz.Yani yasa dışı sermaye ile çalışan eczane.

. Her birimiz okullarımızı bitirdiğinde ailelerimizden yada bankalardan vs kendi adımıza sermayeler alıyoruz.Sermaye ne kadar güçlü ise başarı şansımız o kadar artıyor.Ne yazık bir işletmenin finans bölümü nasıl yönetilmeli olayına pek vakıf da değiliz.Çok iyi bir muhasebe takip edebilen eczane pek görmedim.Fatura, çek, senet alış satış kar hesabı konusunda bir fikrimiz olsada sanırım bir çoğumuz ilaç alışlarda bir kaç tokat yiyip işi öyle öğreniyoruz.

Doğuştan ticari kabiliyeti olanlarda meslek erbabınca pek sevilmiyor,neden bizden daha fazla kazandığına şaibeli yorumlar yapıyoruz.Bazen bu tip forumlarda çıkıp sormak istiyorum,şöyle mesela ;Sizce dolgun sermayeli,iyi bir mevkide,işinin başında bir eczacı ne kadar kazanmalı. makul sınırı nedir ? gibi

. Hal böyleyken eczacı olmayan herhangi bir TC vatandaşının sermayesine gösterdiğiniz tepki market ,zincir,eczacı ortaklığı vs denilince fazla büyük olmuyor.(konu üzerinde çokca düşündüm,bir kişinin sermayesi sizi bu kadar irite ederken,AŞ biçiminde ulusal yada uluslararası büyük sermaye nasıl korkutmaz bunu anlamakta güçlük çekiyorum.)

. Şimdi günlerdir okuyorum diyorsunuz ki eczacını dışında başka bir kapital helede bu bir kişiye aitse mesleğin etik değerlerini bozar.Peki sermaye anonimse bozmaz mı.? Yani bahis konusu olan ahlaksızlık ve soygun şirketleşince oratadan kalkıyormu? Niçin ahlaksız zincirler diye kıyameti koparmıyoruz ?Buna neden hiç atıf yok !!!Anlamıyorum.

. Bu nedenle muvazaa nın yasallaşması ,1 eczacı+1 sermayeder ,ayrılmış görev ve sorumluluklar teklifinizi red ederken,ahlak erezyonu ve yolsuzluk argümanına dayanmayacağım.Çünkü aksi bir iki örnek,önermemi tarumar ediyor.

. Yani bütün kuğular beyazdır demeyeceğim.Daha sağlam bir savunma yapacağım.

. Hani günlerdir size yapılan bir savunma var eczacı sermayesi dışında ki sermaye devleti soyar ahlaksızdır diye, iyide bütün savunma buysa yandık.Zira Belçika, Hollanda,ve portekizde herhangi bir kişi eczane işene sermaye koyabiliyor.Avusturya'da sermayenin en az %51 i eczacının olacak.İngiltere hem özel hemde tüzel kişilere eczane sermayedarlığı veriyor.(Şimdi yolsuzluk senaryolarımız gereği bizim birlik bu ülkelere bir mektup yazsın devletleri soyuluyor dikkat etsinler, öylemi ?

Bunu dedim ya az sonra bana muvazaa savunucusu denilecek...bense bunu diyenlere muvazanın yasallaşmasının neden olmaması gerektiğini savunamayanlar diyeceğim.) Neyse devam edelim,(ağlaşmaya gerek yok,mızıklanacaksam ne yazıyorum,geçelim bu faslı.)


. Efendim ,İspanya ve İtalya eczacı ortaklığına izin veriyor.Almanya,Danimarka,Fransa ve Yunanistan'da sermayedarlar yalnızca eczacılar.


. Bu arada sermayesiz meslektaşlarım için birlik ne yapabilir? (daha doğrusu birikmiş kapitali kaldıysa ne yapabilir) ,öncelikle bu konuda öneri yapmadan, Türkiye'de muvazaanın yayılımı,sebebleri, duyumdan öte kanıtlar nedir,ciddi bir araştırma gerektiriyor. Böyle bir veri istatistik varmı bilmiyorum.ama tahmini rakamlar ve muvazaa çeşitleri üzerinden konuşuruz.


. Sayın Afşar Çelik ben anonim kapitali, ülke geleceği için tehlikeli buluyorum ,ülke serbest eczacısının 3/4 ünün işini bitirir diyorum.Bu korumacı sistemin biraz daha sürmesi hayrımadır.Adi ortaklıkla eczacı ve eczacı dışı sermayeyi ki güçlerin ayrılığı ilkesine dayanan bir ortaklık diyorsunuz, büyük sermaye kadar tehlikeli bulmamakla birlikte,mevcut eczanelere zararları olacağından eminim(isterseniz bu zararların neler olacağını da açık yüreklilikle aktarırırım.)

Üstelik tekil sermaye ile başlayan bu ortaklık bir süre sonra anonim sermayeye daha rahat dönebilir.


BHD

babaruhi Vallahi bence paradigmaalar arası fark ışık yılı mesabesinde...

Eczacının öleceğine dair mantıki bir gerekçeniz yok... Kaldı ki bir meslek dalının mutlaka olduğu biçimde yaşatılması gerektiği gibi bir mecburiyet yok...
Yeni iş sahaları, yeni nitelikli işler çıktıkça bir takım işlerin miadı dolar...

Eczacı şu an sadece ticaretle meşguldur ki bu sahada da mesleğinin özünün yeri yok gibi bir şeydir. Mesleğimiz şu an için anlmasız zaten.. Biz TİCARET yapıyoruz...
Mevcut sistem bizi diğer tacirlerden biri yapıyor...

Önerdiğim sistem eczacıyı mesleğine yöneltecektir. Şahsen ben piyasadki anormal eczane sayısının en az sarsıntıyla bu yöntemle azalacığını düşünüyorum...
Dediğim gibi herkes kazanacak diye bir şey yok... Ama kaybedenlerin gerekirse tekstil işine girmelerini sağlayacak şey de tam "Mukayeseli Üstünlük sağlayan ürünlerin sektörleri" olacaktır...
( Allah rızası için şu "TGercih'i" okuyun ya! Liberte yayınları.. Russel D. Roberts)

Hepimiz hastalıklari yok edecek evrensel bir ilaç olmasını isterdik ve bulunduğu takdirde kimse "Ama şimdi doktorlar ne yapacak!?" demezdi sanırım...

Bahsettiğiniz geçişin sağlıklı olması için devletin olayların akışına müdahale etmemesi, kendisinin de kurallara uygun davranması gerekiyor...
Ama pardon devlet kurallara uymuyordu ve bu mutlaktı değil mi?

- Abi kafama vurmasana ya acıyor...
-Bana ne?...
-Hayır belki yorulmuşsundur diye dediydim...

İşte devletle muhabbetimizin başka bir yönü...

Kale açık lütfen... Top mu kalmadı?
-Len Hüsam! Aşağıdan bir çuval top getir! Şimdi kaleden geri çıkaramayız bu kadar topu! Lütfen lütfen siz yorulmayın! Ben ayağınızı oynatırım.. Aaaa! Gol oldu! :)))))))))))


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

cogito ---Sevgili Feriha Hanım
---Hediyeniz başımla beraber sağ olunuz.yani inanın bende hadiyenize sevindim ama ben forumda pek bulanamıyorum, bu nedenle cevaplar sanırsınız Wild west posta arabaları ile geliyor,özür diliyorum .
---Tamda bu günlerde H.D.Thoreau nun ''sivil itaatsizlik ''risalesine bakıyordum.Kitabın temel yaklaşımı''devlete karşı fert''Bu Kitap Gandhi nin baş ucu kitabı,hareketin felsefesini bu kitapdan alıyor.Yaptığı direnişe bir isim arayışına giriyor,önce kendi dilinde pasif direniş anlamına gelen bir tamlama buluyor bunu beğenmiyor.SİVİL İTAASİZLİK deyimine sanskiritceden çevirip SATYAGRAHA diyor.yani ruh kuvveti yada daha açık olarak Hakikat ve sevgiden doğan veya yumuşaklıkdan doğan kuvvet.. İlginç değilmi ? Eğer dahasını isterseniz anlatırım.. sevgiler saygılar..

BHD

babaruhi Vallahi işin içne Bertan Hanım girerse ben yokum!

Olmadı şimdi ama! Siz tutun fakir Anadolu delikanlısının karşısına Beckham'ı dikin! Böyle futbol olmaz! Erkekliğin Onda dokuzu kaçmak, onda biri hiç görünmemekmiş.. Görünme işinde battık.. Bu saatten sonra kaçacak yer de yok, mecburen kapışacağız...

Şimdiye kadar yazılmış en ciddi yazılardan biri bu,belki fark edemediniz ama?

Bertan Hanım,

Feriha Hanıma yazdıklarımın bir kısmını size tekrar edeceğim umarım sıkılmazsınız...

Hiçkimse , "Hiçkimsenin canı yanmayacak!" demiyor Eğer bir ameliyat varsa mutlaka birinin canı yanar...

Eczacılığın mevcut yapısı, arkaik kanunların güdümüyle oluşmuş bir dokunun kanserleşmiş halidir..

Kanserleşmede iki özellik var, acizane bilgimle:

1- Başkalaşım( Yabancılaşma)
2- İstila veya yayılma( Metastaz)

Eczaneler endüstrinni gelişimi ile birlikte majistral ve ofisinal imalathanelerinden, ticarethanelere dönmüştür. Bu başkalaşım eğer ikinci tür değişimle beraber gitmeseydi sorun yoktu. Ama yıllar içinde mevzuatın neye yol açtığına bir türlü dikkat edilmediğinden ve yasamanın ürettiği her talimatın ilelebed işleyeceği sanıldığından ( ki aslında gerçek kanunlar herkesi her zaman bağlar) konu üzerinde hiç düşünülmemiş ve bıçak kemiğe dayandığında daha doğrusu dokular bitip de bıçağı kemiğe dayamak icap ettiğinde camiamız feveran etmeğe başlamıştır...

Zamanında az sayıda muteber meslek erbabını korumağa yönelik çıkarılan bir yasa , eczacı ve eczane enflasyonuunn sebebi olmuştur. Bu yasa ile aslında eczacı ilaç ticaretine mahkûedilmiştir. Çok cazip görünen bir mesleki imtiyaz gitgide eczacıyı tercihsiz bırakmıştır.

Şimdiki eczacı işsizliğinin en büyük sebebi , bu imtiyaz yasasının yarattığı tercihsizliktir. Yani? "Ancak kendi eczanende çalışabilirsin" diye söylediğimiz ama daha bence " Paran yoksa eczane açamazsın!" şeklinde tercüme edilmesi gereken çaresizliktir.

İşte muvazaanın temel sebebi bu imtiyaz talimatnamesidir... Bunu ilkbakışta görmemiz zordur ama gerçekeler genellikle ilk bakışta görülmezler...

Şimdi...

Temel endişemiz: Serbest eczacı ortaklıklarının elimizdki imtiyazı geçersiz kılacağı ve bir kısmımızn işsiz kalacağı...

Ozaman şunsormalıyız.. Bir kısmımızn işsiz kalmasını sağlamadan mevcut eczane sayısını azaltmamız mümkün mü? Eğer bu sayı azalmayıp artarsa ve bu devletçi sistem sürerse eczacının yaşaması mümkün müdür?

Bir şeye ulaşmak için mutlaka başka bir şeyden vazgeçilmelidir.

Hem mevcut sayı korunsun hem de herkesin işi güvence altına alınsın demek en hafif tabirle mantıksızlıktır ki durmadan istediğimiz şey budur...

Bu kanserli yapıda erken teşhis aşaması geçilmiştir. Devletçi ortam kanseri tetiklemektedir. Çünkü eczacılarda bir güvenceli kazanç yanılsaması veya halüsinasyonu uyandırmaktadır.

Hayatı uyuyarak yaşayamayız...

Hem kanserim oslun hem yaşayayım diyemeyiz...

Ölümle hayat aynı anda aynı yerde bulunmaz... Hem yaşayalım hem cennete gidelim diyemeyiz....

Mevcut sistemin devamıyla bu yaraya neşter vuramayız.. Çünkü devlet sürekli bizi hastanede yatırarak sırtımızdan para kazanmaktadır.

Şahen, kredi kartı bile alamayan,çek yasaklısı bir "serbest eczacı" olmaktansa mesleğinin itibarını yaşayan bir Sabancı eczanesi mesul müdürü olmak bana daha akıllıca geliyor

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

cogito Red edildi AFŞAR BEY

Yunanistan ve diğerini geçiyorum.Almanya ve Fransa'da eczacıların sermayeleri ilaç hizmetinin gereği gibi üretilmesi için yeterli olmuş.ECZACI İSTİHDAMI DA PROBLEM YARATMAMIŞTIR.

Sebeblerine bakınca, bu ülkelerde devletin yada özel saglık sigortasının birgün bile ödemelerini geçiktirmediğini görüyoruz.

Eczacılar diplomayı alınca ömür boyu ilaç bilen ilan edilmiyor, en az beş yılda bir hele gel arkadaş sen neler hatılıyorsun diye soruluyor.( board sınavı ),


Efendim eczacı yerinde yoksa 24 saat içinde yerine dönecek diye bir yasa yok... ne bileyim sanırım bir sidneye gittiyseniz dönüşünüz 24 saati geçiyor..Kısaca Sidney dışında tabiİ antartika'da beyaz ayı avlamak gibi bir merakınız yoksa alın başınızı gidin, bu yasa ile..Çağrılınca 24 saat de dönersiniz.. YOK OLMADIMI..Tanıdık eş dost bir akut ürtiker teşhisi ile raporunuzu yazar oda dert mi ?

Üstelik bu ülkelerden Almanyada nüfusa göre sınIrlanmış eczane açılışı.
Bu arada tekrar baktım Fransa eczacı ortaklığına izin veriyor neyse..

Şimdi, AŞFAR BEY şu yeterlilik işi ve eczanede bulunma işi ciddiye alınsa ben diyeyim %25 siz deyin %40 elenecek...Doğrumudur?Sizce makul yada adilmidir ?


Valla sınav dedinde benim dahi gözüm kesmiyor...Ama ne yaparsın..
Yani döküp devireceğimize mesleğe işlev katan bir ivme verelim..

BHD

cogito SİMDİ AFŞAR BEY teşhisde pek sıkıntı yok

Mesleki erezyon konusunda antand.

1 -BAŞKALAŞIM (yabancılaşma )diyorsunuz. Neye karşı başkalaşım diye sorup, kendim cevaplıyorum.Meslek, meslek erbabı olmaksızın icra edilebiliyor.Serbest eczanelerde durum bu ne yazık,peki,,, sermayedarı başkası olmuş ne değişecek,,üç gün sonra adam abi senin hisseni yada maaşını azaltayım sen zahmet etme bak komşu eczaneye hiç gelmiyor demeyecek mi ?

Peki neden ?Çünkü evde yuvarlanmak daha cazip,Çünkü bilmiyoruz, çünkü okumuyoruz,çünkü eczanemizde de değiliz.Statinler neydi,beta bloker ne iş yapardı bifosfonat kimdir ??? İlginç tarafı hastanında bu yönde bir beklentisi yok.

Bir miep sonrası bir kaç hastayı yakalayıp ilaç etkileşimi falan söz ettim..bazıları elimdem kaçtı..Kaçamayanlar dinledi şimdi bu müşterilerim bağımlı oldu,dünyanın neresinde olursa olsun beni arayıp ilaç soruyorlar..Neyse bende böyle aykırı işler yapmaktan vaz geçtim.. Bir keresinde doktorun biri aradı,Hastama laktasyonda ilaç kulllanım şeması vermişsiniz ne oluyooo yaaa dedi ? Kısaca başıma dert almaktan vazgeçtim.

Peki eczanesinde bulunanın ne umurunda ? Meslekle hiç ilgisi olamayan Z değerleri T değerleri,akçeli işler yani.. (Yani bu laf kendime de, iki yıldır clopidogrel ve bifosfonatlar nasıl ödenirler konusunda doktora tezi yazacak duruma geldim.. ) )

Yine utanç vericidir ki TEB klinik eczacılık adı altında bir MİEP düzenliyor.Bu Miep e en heveslisinden 40 eczacı katılıyor.Miep in başında bir sınav yapıyorlar..Allahtan isimsiz...Sınav kağıdına isim yazmıyorsunuz.Başarı yüzdesi kaç biliyormusunuz ? Sıkı durun %0 ...
Her birmizismsiz diye sevinirken,tuzağadüşüyoruz %de 2,5 olsa başarı,bir şaibe olcak belki benim diye...

Hocalar üzülmeyin daha bu ikinci miepimiz ilkinde de %0 sonuç aldık diyorlar...

Valla doğru söylüyorum bu sınava bende katıldım...eğitim sonrası , başarı grafiğimizi %70 yaptık buda işin sevindirici yanı..

Yani merakımı bağışlayın sermayesiz eczacılar Atlanta'da mı eğitildi ? Bu eczaneleri ABD devletlerinden özel getirtilen birlikler mi denetleyecekler ? YADA BU muhteremlere selfkontrol bir mekanizma mı takıcaaaz...? Kendi sermayeleri olanlardan fark ve üstünlüklerini bana izah etmiyorsunuz.

Kısaca başkalaşımın gereği radikal bir cerrahi operasyon değil bence,önce bir kemoterapi denenmeli


Sevgili Feriha hanım bana hitaplarınızda sayın demeyin lütfen,Çok naziksiniz ama kendimi tuhaf hissediyorum. sevgili meslektaşım ; Lütfen rahat olun.sevgili cogito,sevgili bertan hanım beni mutlu eder.24 yıllık eczacıyız dediysek daha genç triplerini yaşıyoruz.

Umarım bu sözlerle sizi kırmadım.


DOĞRUSU yumuşaklık işini bende çok beceremiyorum...Yada bana öyle geliyor.Sizin sert biri olduğunuz yada öyle yazdığınızı düşünmüyorum ayrıca..Anlamaya çalışmak başlı başına yumuşak bir harekettir.Yalın ilkelerinizden ödün vermemeniz ise kişilik belirtisi...
Kalın sağlıcakla...

BHD

cogito sevgili Feriha hanım sınav da ne sorulacak ?BİR DAHAKİ NÖBETİMDE AÇARIIZ.. şaka şaka..

Bilmiyorum,diğerleri ne soruyor bakarız,serbest eczacıdan ,kurum eczasından ne bekleniyor ülke gerçeklerimizle irdeleriz..

Yeni yasa taslağımızda MİEP lerin %40 ı na katılma ve sınavı başarma zorunluluğu var...

Gerçi benim sevgili meslektaşlarım bununda bir yolunu bulur,yoklamalarda yerine imza atma,sınavlarda beyaz kalem uygulaması gibii.
.
SONUÇTA ZİHNİYET DEĞİŞMEDİKCE NE OLUR BİLEMİYORUM..acaba en iyi yaptığımız iş kendimizi aldatmak mı ?

KALIN SAĞLICAKLA..

BHD

cogito

BHD

babaruhi Üzgünüğm Bertan Hanım,

İkna edemediniz... Sebebi de replasman eksikliğiniz... Yani? "yerine koyacağınız" bir şey yok... devletçiliği daha fazla devletçilikle mi tedavi edeceğiz?

Mevcut sistemin özü yanlış olduğundan bunu düzeltmek mümkün değil... 1- Devletin mesela abidik gubidik kamu binası inşaatları için harcadığı vergi gelirleri, harcanması gerek yerlere gitmediğinden,

2- Devletin kendisini herhangi bir sözleşmeyle bağlı "hissetmemesinden",

3- Meslek örgütümüzn kanun zoruyla bürüokratik bir yapı arzetmesinden ve dolayısıyla nalıncı keseri gibi hep devletten yana yontmasından

4- Eczacıların dahi kendilerini "kamu görevlisi" kabul ederek maliyet kavramından nefret etmeleri ve fisebilillah çalışmaları gerektiğini zannetmelerinden... ( ki burada sol entelijansiya mükemmel şekilde zihni parazitizm göstermektedir)

5- Güvenlik arzumuzun her türlü hukuk beklentisine baskın olmasından... Yani? " Bana ne pahasına olursa olsun güvenlik verin" diye tabir edebileceğimiz adeta narkotik seviyede bir güvenlik bağımlılığımız olmasından

.... Dolayı sistemi kaportacıya götürerek düzeltmemiz mümkün değil... Akslar eğri, rot-rotil zaten yok, sistem kesinlikle kasislerde esneyemiyor ve bu yüzden krizlere açık... Yani sistem temelden bozuk..

Elbette yeni getirilen bir öneriyi, güvenlik gerekçeleriyle redddetmek kolaydır, eleştirmek de...

Ama ne istendiğini ifade etmek daha zor galiba.
Yani bütün kuğular beyazdır demeyeceğim.Daha sağlam bir savunma yapacağım demişsiniz ondan sonra baktım baktım, savunma namına bir şeye rastlayamadım? Aksine benim önerimi "sağlayan" argümanlar ortaya koymuşsunuz?

Devlet piyasa şartlarındaki "eşitler arasında birinci" rolünde olsa bu söylediklerimize gerek kalır mı? Aslında ben devletin oyun sahasında bulunmasına bile karşıyım ama ne yazık ki her oyunda sahada oradan oraya koşturan bir hakem gerekiyor.. Bu arada ekonomi bir oyun sahasıdır, kimse kızmasın.. :)

Başkalaşım ne? Bunu izah ettim ama yazının uzunluğundan ve sanırım nöbet yorgunluğundan kaybetmişsiniz...

Başkalaşım, bizim için, bilimsel kökenli, uygulamalı bir sağlık bilimi sayılan mesleğimizin bambaşka bir dal olan ticarete dönüşmesi olayı... Yaptığımız iş düpedüz ticaret.. yani hiç öğrenmediğimiz bir iş! Bu başkalaşım değil de nedir?

Eğer ödemelerde aksama olmasa, sistem biz elimizi sürmeden dahi ekonomik akışı sağlasa işte ozaman biz eczacılık yapabiliriz. Gelen faturadan kâr haddi ve vade hesaplamakla uğraşan, çeklerini erteletmek için çırpınan, eksteryi alınca vadeyi 3 gün uzatmak için pazarlık eden eczacının eczacılık yapmaya ne hali ne vakti kalır! İşte kastettiğim "yabancılaşma" bu.. Sizin Marksist yabancılaşma kuramından hareketle hafif yollu bir "nizami deşarj"* yaptığınız fark etmedim sanmayın :)

Velhasıl-ı kelam: Bana itiraz etmek kolay.. Denenmemiş bir şeyi "ama" diyerek reddetmek de kolay.. Ama ... Terminal faza gelmiş hastayı burnuna kadar kemoterapötikle doldurarark nereye kadar yaşatacağınız üstelik ondan bir atlet çıkarıp çıkaramayacağınz hâlâ meçhul?

*Nizami deşaj": Futbolda hayati tehlike teşkil etmeyecek şekilde omuz omuza "itiş kakışı" ifade eden yarı- ecnebice bir ukalâlık :)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Şu sınav saçmalığı yapılsın ; ( board sınavı )

Eminim o zaman yine Muasır Eczacı Medeniyeti Populasyonu (bundan sonra yazılarımda kısaltma olarak M.E.M.P. olarak geçecektir: DİKKAT!) 1.000 (yazıyla bin) eczacıyı geçmez.

Mesela ben ; ite kalka 7 tam bir yarım yılda okul bitiren bir kardeşiniz olarak , bu sınavdan kesin çakarım!

Gazete okuyamayan bizler ; nerde vakit bulup , oturup yeniden Farmakoloji - Deontoloji parçalayacağız.

Yok bu iş hoşuma gitmedi!
Domaç gitmesin kalsın!

Biz onu ailecek çok severiz...

© Esteban ®

(\__ /)
(='.'=)
(")_(")

The Son Of the Sun
Türkçe Meali:Güneşin Oğlu

babaruhi Sizin mantığınıza daha yakın önerileri son 36 saattir düşünüyorum:

ALIN SİZE YENİ ÖNERİLER!

1- Eczacılık fakültelerinin sayısı mümkünse azaltılmalıdır

2- Eczane/nüfus oranında akli( Belki AB) bir oranın üstünde eczanesi olan yerlerde yeni eczane açılması yasaklansın.

3- 65 yaş haddi getirilisin.

4- Yardımlaşma sandığı kredi vermesin ama kredi alımında kefil olsun.
Sanırım bu şekilde daha az kesinti veya aidatla daha verimlimçalışması sağlanabilir...

5- Denetçi eczacıların arama yapmak gibi yetkilerinin sınırlandırılması ve bu konudaki yetkilinin müdürlükle ve grup başkanlıkları olduğu hatırlatılsın, kesinleşsin..

6- Eczacı odalarınn üye kaydetmemek gibi bri yetkileri yoktur.. BU konu kanunda olduğu sürede karara bağlanmalıdır. Başka bir odaya üyelik vs gibi sicil araştrmaları için süre 30 gün olarak belirlenebilir. 30 gün içinde olumlu veya olumsuz yazılı cevap verilmemesi halinde kanunda olduğu gibi müdürlükler odalrın fikrini almaksızın kendi araştırmalarıyla ruhsat işlemlerini olumlu-olumsuz karara bağlamalıdırlar.. Eczaıcnın mesleki kariyeri, bir menfaat grubunun keyfi yönetimien emeanet edilemeyecek kadar ciddidir.

7- Kurumların ödeme usulleri basitleştirilmeli, reçete değerlendirme şekilleri belli şablonlara bağlanmalıdır. Bu şablonlar eczacı meslek örgütünce belirlenip kurumlara sunulmalıdır. İlaçların yarar/maliyet ilişkisi herhangi bir bürokratın karar veremeyeceği bir uzmanlık sahasıdır.

8-Kurumların sözleşme şarları standart hale getirilmeli.. her kurumun ayrı evrak istemesinin önüne geçilmelidir.

9- Oda yönetimleri üyelerinin kurumlarla ilgili her türlü hukuki anlaşmazlığında derhal avukatı kanalıyla müdahil olmalıdır. Ecacının ihmali veya jötü niyeti olmaksızın, kısaca mahkemece haksız bulunmaısna kadar eczacının hakkı için mücadele emelidir. Bu konuda ihmali görülen yöneticiler avukatların uğradığı mesleki müeyyidelere benzer müeyyidelerle taabi tutulmalıdır.

10- Provizyon sistemi meslek örgütlerinden bağlantı almalıdır. Kurumların sözleşmelerinin gereğini yerine getirmemesi durumunda TEB kanalıyla alınacak fesih veya ertleme kararlarında merkezi olarak provizyon ekranları kapatılarak reçete girşi durdurulmalıdır. Bu hak için TEB hükümete baskı yapmalıdır. Zira eczanelerimiz devlet yararına bedava çalışan hayır kurumları değildir.

11- Veya depoların bize uyguladıkları şekilde provizyon ekranları eczane hesaplarına doğrudan bağlantırılmalı, ödemesi yapılmayan kurumun provizyon ekranı "karartılmalıdır"

36 Saattir, mevcut sistemle uzalaşarak onu nasıl "dönüştürürüz" diye kafa patlatıyorum...

Yalnız şun söyleyeyim bu öneriler içinde muvazaa ile ilgili bir şeyin olmadığı dikkatiniz çekmiştir. Baskı oldukça gizlilk de olacaktır... Ben baskıyı tasarlamaktansa özgürlük alanlarının tanımlanmasından yanayım.. Felsefesini de uzun uzun yazdım


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Ne oluyoruz yahu!?

36 saat olmadı bir ahav almağaçıktık, giden gidene!.. Ne oluyoruz arkadaşlar!?

Sakarya Savaşı yapılalı bilmem kaç yıl oldu! Düşmanı da İzmir plajında ıslatalı da 80 küsur yıl oldu! Kim kimi kovalıyo!

Yakışıyor mu?

Hepimizbu mesleğin mensubuyuz! Bazılarımız bazılarımzn zerrece hoşuna gitmez o ayrı..

Ama burada kalıp kalmamak kendi irademizdedir, hiçkimseyi araya koyup şunun yüzünden bunun yüzünden demek bize yakışmaz!

Gelin mertçe kavga edelim! Fikirlerimizi ve gerekirse kafalrımz tokuşturalım! Zaten kalın kafalı bir milletiz yoksa taaa ORta Asya'dan 5000 km bu kafaları çatlatmadan başka hangi millet taşıyabilirdi? Bir önceki yazıdaki ö yeni"devletçi" önerileri tekrar sunuyorum.. Sanırım bunlar otoriteryen bünyenize daha ılımlı gelecek öneriler.. Bence pekçoğunda haklara müdahale saklı ama...

Sizin mantığınıza daha yakın önerileri son 36 saattir düşünüyorum:

ALIN SİZE YENİ ÖNERİLER!

1- Eczacılık fakültelerinin sayısı mümkünse azaltılmalıdır

2- Eczane/nüfus oranında akli( Belki AB) bir oranın üstünde eczanesi olan yerlerde yeni eczane açılması yasaklansın.

3- 65 yaş haddi getirilisin.

4- Yardımlaşma sandığı kredi vermesin ama kredi alımında kefil olsun.
Sanırım bu şekilde daha az kesinti veya aidatla daha verimlimçalışması sağlanabilir...

5- Denetçi eczacıların arama yapmak gibi yetkilerinin sınırlandırılması ve bu konudaki yetkilinin müdürlükle ve grup başkanlıkları olduğu hatırlatılsın, kesinleşsin..

6- Eczacı odalarınn üye kaydetmemek gibi bri yetkileri yoktur.. BU konu kanunda olduğu sürede karara bağlanmalıdır. Başka bir odaya üyelik vs gibi sicil araştrmaları için süre 30 gün olarak belirlenebilir. 30 gün içinde olumlu veya olumsuz yazılı cevap verilmemesi halinde kanunda olduğu gibi müdürlükler odalrın fikrini almaksızın kendi araştırmalarıyla ruhsat işlemlerini olumlu-olumsuz karara bağlamalıdırlar.. Eczaıcnın mesleki kariyeri, bir menfaat grubunun keyfi yönetimien emeanet edilemeyecek kadar ciddidir.

7- Kurumların ödeme usulleri basitleştirilmeli, reçete değerlendirme şekilleri belli şablonlara bağlanmalıdır. Bu şablonlar eczacı meslek örgütünce belirlenip kurumlara sunulmalıdır. İlaçların yarar/maliyet ilişkisi herhangi bir bürokratın karar veremeyeceği bir uzmanlık sahasıdır.

8-Kurumların sözleşme şarları standart hale getirilmeli.. her kurumun ayrı evrak istemesinin önüne geçilmelidir.

9- Oda yönetimleri üyelerinin kurumlarla ilgili her türlü hukuki anlaşmazlığında derhal avukatı kanalıyla müdahil olmalıdır. Ecacının ihmali veya jötü niyeti olmaksızın, kısaca mahkemece haksız bulunmaısna kadar eczacının hakkı için mücadele emelidir. Bu konuda ihmali görülen yöneticiler avukatların uğradığı mesleki müeyyidelere benzer müeyyidelerle taabi tutulmalıdır.

10- Provizyon sistemi meslek örgütlerinden bağlantı almalıdır. Kurumların sözleşmelerinin gereğini yerine getirmemesi durumunda TEB kanalıyla alınacak fesih veya ertleme kararlarında merkezi olarak provizyon ekranları kapatılarak reçete girşi durdurulmalıdır. Bu hak için TEB hükümete baskı yapmalıdır. Zira eczanelerimiz devlet yararına bedava çalışan hayır kurumları değildir.

11- Veya depoların bize uyguladıkları şekilde provizyon ekranları eczane hesaplarına doğrudan bağlantırılmalı, ödemesi yapılmayan kurumun provizyon ekranı "karartılmalıdır"

36 Saattir, mevcut sistemle uzalaşarak onu nasıl "dönüştürürüz" diye kafa patlatıyorum...

Yalnız şun söyleyeyim bu öneriler içinde muvazaa ile ilgili bir şeyin olmadığı dikkatiniz çekmiştir. Baskı oldukça gizlilk de olacaktır... Ben baskıyı tasarlamaktansa özgürlük alanlarının tanımlanmasından yanayım.. Felsefesini de uzun uzun yazdım

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi ALIN SİZE YENİ ÖNERİLER!

1- Eczacılık fakültelerinin sayısı mümkünse azaltılmalıdır

2- Eczane/nüfus oranında akli( Belki AB) bir oranın üstünde eczanesi olan yerlerde yeni eczane açılması yasaklansın.

3- 65 yaş haddi getirilisin.

4- Yardımlaşma sandığı kredi vermesin ama kredi alımında kefil olsun.
Sanırım bu şekilde daha az kesinti veya aidatla daha verimlimçalışması sağlanabilir...

5- Denetçi eczacıların arama yapmak gibi yetkilerinin sınırlandırılması ve bu konudaki yetkilinin müdürlükle ve grup başkanlıkları olduğu hatırlatılsın, kesinleşsin..

6- Eczacı odalarınn üye kaydetmemek gibi bri yetkileri yoktur.. BU konu kanunda olduğu sürede karara bağlanmalıdır. Başka bir odaya üyelik vs gibi sicil araştrmaları için süre 30 gün olarak belirlenebilir. 30 gün içinde olumlu veya olumsuz yazılı cevap verilmemesi halinde kanunda olduğu gibi müdürlükler odalrın fikrini almaksızın kendi araştırmalarıyla ruhsat işlemlerini olumlu-olumsuz karara bağlamalıdırlar.. Eczaıcnın mesleki kariyeri, bir menfaat grubunun keyfi yönetimien emeanet edilemeyecek kadar ciddidir.

7- Kurumların ödeme usulleri basitleştirilmeli, reçete değerlendirme şekilleri belli şablonlara bağlanmalıdır. Bu şablonlar eczacı meslek örgütünce belirlenip kurumlara sunulmalıdır. İlaçların yarar/maliyet ilişkisi herhangi bir bürokratın karar veremeyeceği bir uzmanlık sahasıdır.

8-Kurumların sözleşme şarları standart hale getirilmeli.. her kurumun ayrı evrak istemesinin önüne geçilmelidir.

9- Oda yönetimleri üyelerinin kurumlarla ilgili her türlü hukuki anlaşmazlığında derhal avukatı kanalıyla müdahil olmalıdır. Ecacının ihmali veya jötü niyeti olmaksızın, kısaca mahkemece haksız bulunmaısna kadar eczacının hakkı için mücadele emelidir. Bu konuda ihmali görülen yöneticiler avukatların uğradığı mesleki müeyyidelere benzer müeyyidelerle taabi tutulmalıdır.

10- Provizyon sistemi meslek örgütlerinden bağlantı almalıdır. Kurumların sözleşmelerinin gereğini yerine getirmemesi durumunda TEB kanalıyla alınacak fesih veya ertleme kararlarında merkezi olarak provizyon ekranları kapatılarak reçete girşi durdurulmalıdır. Bu hak için TEB hükümete baskı yapmalıdır. Zira eczanelerimiz devlet yararına bedava çalışan hayır kurumları değildir.

11- Veya depoların bize uyguladıkları şekilde provizyon ekranları eczane hesaplarına doğrudan bağlantırılmalı, ödemesi yapılmayan kurumun provizyon ekranı "karartılmalıdır"

36 Saattir, mevcut sistemle uzalaşarak onu nasıl "dönüştürürüz" diye kafa patlatıyorum...

Yalnız şun söyleyeyim bu öneriler içinde muvazaa ile ilgili bir şeyin olmadığı dikkatiniz çekmiştir. Baskı oldukça gizlilk de olacaktır... Ben baskıyı tasarlamaktansa özgürlük alanlarının tanımlanmasından yanayım.. Felsefesini de uzun uzun yazdım


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Thehelper Önerilerinin altına bu mesajı yazmayı uygun buldum..Çünkü öneri getirdiğin mesajının öncesini okumayan meslektaşlarımız, bu fikirlerin senin fikirlerin olduğunu sanıp yanılgıya düşebilir.. Üstelik yazdığım bu mesaj, Liberal yoldaşlarının seni afaroz etmelerininde önüne geçecekdir..:)

Çünkü bu önerilerde PLANLAMA VAR!!!..Bu, radikal liberallerin kabusudur..Çünkü yoldaşların ,planlamanın sonunun kölelik olduğunu düşünürler:) bakınız: The road to serfdom...

Yani dostum ben bu önerileri getiren babaruh'u sevmedim...Çünkü seninde söylediğin gibi bu öneriler, bizlerin ağzına çalınmış bir parmak baldan öte birşey değil..

Birde sana şunu sormak istiyorum.. Plansız hiçbir işletmenin yürümiyeceğini biliyorsun..Yani bir işletmeci işletmesine sınırsız işçi alabilirmi?Hayır... işçisine sınırsız ücret verebilirmi hayır? Çünkü bu o işletmenin sonu olacakdır..İşçilerde işsiz kalacakdır..
Bu işletme mantığını devletin uygulamasını neden yadırgamaktasın?
Bir devlet o devlete trilyonlarca vergi veren bir meslek grubunun ortadan kaldırılmasını engelleyecek önlemleri niye alamaz?

Yani bukadarda körü körüne bağlı olmamak lazım bir ideolojiye.. Fikirleri sorgulamak lazım...Seninle farkımız şu;ben mantığımın yatmadığı hiçbirşeyi kabul etmem ve herşeyi sorgularım..Senin tartışılmaz dediğin Kuran'ı bile sorgularım..Ve mantığım kabul etmiyorsa hiçbir şeyi kabul etmem..Ama sen liberalizm diye herşeyi körü körüne almaktasın..

Yani Çin vakasını burda tartışmak istemem ama Çin yuanı sabitlediği için özellikle ABD ekonomisini vurdu..Ve en liberal dediğimiz ABD Çin'e kotalar koydu..İşte bu yapılan korumacı bir uygulama..Neden böyle yaptı?Çünkü ekonomi gitgide dibe vurmakda..Bu güne kadar dorudan yabancı sermayeyle finanse edilen dış ticaret açığı,artık finanse edilemez boyutlara çıktı...Şu anda Amerikan ekonomisi Başta Japonya olmak üzere Uzak doğu ülkelerinin Amerikan devlet tahvili almasıyla finanse ediliyor..Böylece Japonya Amerikayı gitgide kendine bağlıyor..Yani senin bu korumacı olmayan ve planlamacı olmayan liberalizmin ,Amerikayı çamura sapladıkça saplıyor..Amerika şuanda üreten değil tamamen tüketen bir ülke durumuna geldi...

Dostum şu fikirlerinin sana ait olduğunu sanarak,sana, gözümde iki kat büyüdüğünü söyleyecek, Liberalizmin sorgulanamaz bir akım olmadığının farkına vardığın için senin ,tüm eczacılar tarafından dikkatle takip edilmesi gereken bir insan olduğunu söyleyecektim..Ama bu fikirlerinin sana ait olmadığını yazdığını okuyunca çok üzüldüm dostum..hemde çok..

Gens Una Sumus!!!

babaruhi Sevgili Helper,

yazının sonunda, bu önerilerin hukuku çiğnemden uygulanamayacağını yazmışım, okudun mu?

Sadece ne istediğinizi anlamağa çalışıyorum ama sen ne istediğini bilmiyorsun ki bu güne kadar BBG eczaneleri ve denetçi komandolar dışuında birşey söylemedin...

Ben sadece bir empati yaratöağa açlışıyorum.. Ne yapsam beğenmiyorusn güzel kardeşim ben ne yapayım?

Önerilerin başında niyetimi yazmış mıyım? Sonunda tereddütlerimi bildirmiş miyim?


Ozaman bir tamam oku, ondan sonra topa tut güzel kardeşim!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bu öneriler "Sizin yerinizde olsaydım ne düşünürdüm?" ü yakalamak için yazıldılar!

Bunları derli toplu hale getirdim...
Şimdi önümüzde ik seçenek var! Ya haklılığına yürekten inandığım ilk grup öneriler ya da bu ikinci grup son derece netameli ve temel haklara yönelik mahzurlar içerebişecek önerileri konuşacağız!

Bir işletmenin planlanmasıyla koskoca bri keonomiyi planlamak farklı şeylerdir! Bunların farkını idrak etmeden her planlamaya aynı şeymiş gibi bakmak, organizasyonlara tapmaktan gelir.

Helpçi kardeşimiz, LDT si,tesindeki illüstrasyonlarla özetlenen Kölelik Yolunun o özetine bakarak liberal okulu çözdüğünü düşünüyor ama bence daha çok bakmalaı aynı özete.

Bir ekonomiyi planlamanın kaçınılmaz sonunu çok güzel gösterir çünkü...

Şimdi biri çıkıp bana bu köşenin tanımlaycı önerileri olan ilk sayfadaki öerileri mi yoksa bu "planlamacı -empatik önerileri" mi kendine yakın bulduğunu bidirsin..
Bana liberalizm anlatma sevgili helpçi senden daha iyi bildiğimi biliyorsun...

Bilimin kamusalığı'ndan, açık toplumdan, kurucu rasyonalizmden, evrimci rasyonalizmden, nomostan, taxisten, sınrlı hükûmetten haberin yok ama bana liberalizm anlatıyorsun! Yani el insaf!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Koprumacılıkla ilgili olarak söylenebilecek en özet şey, papaza kızıp oruç bozmaktır..

ABD Çin mallarına kota koymkla süper salakça bir iş yapmış ve kendi tüketicisinin alım gücünü azaltmış, hayatını pahalılaştırmıştır.

Sevgili helpçinin korumacılığın en önemli argümanlarından "ithal ikamecilikten" haberi olmadığı için bu hülyanın yol açacağı kaynak israfo, mal,yet artışı, iş çeşitliliğinde yol açacağı azalmadan söz etmek istedim...

Bu argümana göre bir malın ithalatına tarife ( vergi) ya da kota ( kısıtlama) koyarsanız bunların yerini yerli üretim doldurur. Kusura bakmayın, çok affedersiniz ama "zor" doldurur...

Çünkü bir malın bir ülkedeki yerli ve ithal arzı doğal bir denge halindedir. Yerli üretici, içinde ithal malların da olduğu bir pazardaki payına göre yapar bütün maliyet hesaplarını ki buna uzman iş gücü istihdamı da dahildir!

Bir malın kısıtlanmış miktarını yerli üretimle karşılamak için bütün bu maliyet hesaplaırnı değiştirmek, olmayan montaj bantalaırnı eklemek, ilki kadar uzman olmayan ikinci nesil işçi istihdam etmek, dah fazla kaynağa el atmak gerekir.. Bunlar hem zaman hem paraya mal olur ve hiç da sanıldığı gibi tüketiciye yarar sağlamaz!

Fiyatlar yükselir ve asla birinci neslinki kadar kaliteli olmayan ikinci nesil ikame ürünler piyasaya çıkmağa başlar.
Serbest piyasada bu maliyet yükselmesi derhal rekabetle telafi edilirken korumacı poltikalarla hem devletin hem de korunarak zengin olacağın sanan fabrikatörlerin ahmaklığından topyekün bir ulus zarar görür.

Sırf yerli üretim dışında bir şey alamadıkları için , artan fiyatlardan dolayı ellerinde daha az para kalacağından alabilecekleri şeyler azalı TÜRKÇESİ: ALIM GÜCÜ DÜŞER!

Artı... Bu eksikliği telafie tmek için başka endüstrilerden insan gücü çekmek zorunda kalınır!

Yani "Bakın Amerika Çin mallarına kota koydu!" derken.. "Bakın Amerikan devleti salak bir kindarlıkla kendi milletini cezalandırdı hadi biz de kendi milletimizi cezalandıralım!" demiş oluyoruz! bilmem anlatabildim mi!?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Delinin biri bir kuyuya taş atıyor ya! O deli ben oluyorum ama. ne hikmetse hakkıdna hiç bir kitap okunmamaış ekonomik hurafelerle beni bu kadar yazmağa itenler ve "Karşılaştırmalı Üstünlük Kuramı" diye bir şeyi hayatlarında işitmemiş adamların provokasyonu değil de benimki "DELİLİK oluyor!

İnanılmaz ya!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Biz buna:" Armut piş, ağzıma düş!" diyoruz..

"Eczacının zararına hasta çıkarı" diye bir şey olamaz! Hastanın kurumu para yatırmıyorsa, kurumun ekranı karartılır, olur biter, ödeme yapıldığında da açılır... (9. Madde)

Afşar düşünsün ıkınsın sıkınsın, "öneri getiricem " diye göbeği çatlasın... tek kelimelik test gibi eleştirilsin! Yok öyle hazır lokma! :)

Bu önerilerin PLANLAMA gerektirdiği ferasetini ilk gösteren helpçi oldu, bunun için kutluyorum ama liberal önerileri de beğenmniyorsunuz.. Ne istiyorsunuz anlamadım ki? Lütfen kırılmayın Feriha Hanım, bana biraz, özene bezene sarılan sarmaları çiğnemden yutmak gibi geldi...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Yorumlarıma bence en az 112 kere bakınız...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Feriha Hanım,

Cevabınız çok ayrıntılı okuyamadım, özür diliyorum.. 8. ve 9. maddelerle ilgili süreler, anlaşmalarda belirtilen sürelerdir. Bilgisayara bakılır son fatura tarihiyle yapıla karşılaştırmayla ekran otomatik olarak karartılabilir.

Bu durumda her eczane kendi fatura tarihine göre davranacaktır.

"Ödemeyle ilgili müeyyideler koyalım " önerisine sizin realist argümanınızla karşı çıkıyorum: Türkiye'de adalet istenen hızda değil. Ama elektronik her zaman ışık hızında! Bizim çeklerimizn senetlerimizin ger dönme hızıyla karşılaştırıldığında devleti, kendi tarafını tutacak yargıya havale etmek REALİTELER açısından çok mantıklı görünmüyor.

Kimse kusura bakmasın ama ölen insanlar üzerinden bedava aspirin alınması fikri de bana ters geliyor!

Ekran otomatik olarak karartılı, hastaya :" kusura bakmayınız ne kaa ekmek o kaa köfte " denir . hasta ekranının kararmadığı bir eczaneden alır. bu tip kesin ve hızlı bir şey olmaksızın hiç bir şekilde devlet ödeme disiplinine sokulamaz,devletçi- karma ekonomimizde...

Depoları devlete yönlendirmek değil de belki bir aracı tahsilat kurumu sistemi getirilebilir ki bu da bir ölçüde sakat zira zaten kâr haddimiz düşük bundan ne kadar komisyon verebilirz aracı kuruma. Bu aracı kurum teklifi galiba bir depo yetkilisi tarafından devlete iletilmiş..

Oda sisteminin değişmesi için yazmıştım herhalde kabul görmedi.. Mevcut sistemde bu yapılanmayı ciddi anlamda sınırlandırmak laızm.. Evet. odalar çok ciddi menfaaat gruplarıdır. Burada işin içibe ideoloji, tanıdıklık, hemşerilik, feodal ilişkiler gibi pek çok faktör girmektedir.

Çıkmam gerekiyor... Bu önerilerin çerçevesi genel kabullerime uymamakla beraber acil olarak uygulanabilecek kısa vadeli değişimler için , kabul edilebilir cümleler olarak tasarlandılar... yeter ki beynimizi kullanalım...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

bistro depo alacağı için eczane yerine neden devletle muhattab olsun ki!!
bi depo müdürü bir konuşmamızda ''ben ticaret adamıyım paranı sen alamıyorsan ben ne yapayım'' demişti.ne yapacağı malum gerçi eczaneyi boşaltır gider:)
ha aracı kurum olarak bir aralar bankaları hedef gösterdiler tamam 60-70 günde banka bize ödeyecek süre uzayınca da gecikmeden dolayı oluşan faizini banka devletten mi alacak?yoo devlet o kadar keriz mi eczacılar varken banka devlete değil eczacıya yönelir.......

belki hani olur ya 2050yılında falan;kurum sözleşmelerine''kurum ... süreden sonra olaki gecikmelerde % şu kadar faizini ödemeyi taahhüd eder''gibisinden bir yaptırım yazılabilirse.......
acaba teb başkanı olsam ne yapardım!!:)

isilay90 Sn.Afşar Çelik,
Yeni önerılerın en önemlısı su olmalıydı
1974 Türk Farmakopesı'nın yerıne yenı Türk Farmakopesi'nın yayını
Her yıl teknolojının degısımıne baglı olarak fasıkul yenılenmelı

bu sorunu çözmeden ılaç ve eczacılıgı tartısmak abes

babaruhi Işılay Hanım, sizi, tekrar aramızda görmek ne devlet! ( "Devlet" mi dedim ığğğğ, pardon...) :))))))

Yerden göğe ve bence samanyoluna kadar haklısınız! Öyle bir yere parmak basmışsınız ki kaldırmadığınız takdirde acıdan bar bar bağıracağım...

Bir emmlekette 31 yıldır yeni farmakope basılamıyorsa bu konuştuklarımızn hepsi boşa, çok haklısınız.

Farmakopemizin hikâyesi de birey-devlet ilişkimizin hikâyesine mi benziyor ne?

Yeni yazılarınızı görmek ümidiyle..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

koksalecz Yeni Türk Farmakopesinin 1974 yılından beri yenilenmemesi bir eksikliktir.
Bu eksikliği Yönetimlerdeki arkadaşlarımız dile getirmeli ve anlaşılabilir dilde yeni baskısının yapılması için çalışmalıdırlar.
Bu husus TEB tarafından da gündem yapılmalıdır.
Arkadaşlarımız tarafından gündeme taşınacak böyle çeşitli konular mesleğimiz için yararlı olacaktır.
Ecz.Hamdi KÖKSAL

babaruhi Gene bomboş ve içeriksiz konuşmalarla vakit keybetmeğe başladık...

Önerilere devam! ÖNERİ DİYORUM ÖNERİ!

1- Kurumların ödeme durumlarına bağlı olarak provizyon ekranlarının otomatik olarak karartılması sanırım şu anki sistemde mümkün çünkü madem ödeme takip edebiliyoruz sistem buna bağlanabilir.

2- Kontrolörlerin keyfiliklerinden şikayet ediliyorsa sistem tam otomatik hale getirilebilir, ancak sistemin" anlayamadığı" noktalarda kontrolörler devreye sokulabilir. Sistemin tam otomatik hale getirilmesi, ödeme sistemiyle birleştirildiğinde her türlü insani hatanın önüne geçilebilir.

3- Bu otomasyon sistemi aynı zamanda TEB'le merkezi oalrak bağlantılandırılabilir. Ödeme disiplinsizliği durumunda TEB olağan üstü kongre çağrısıyla alınabilecek bir geçici fesih kararıyla merkezden provizyon ekranlaırnı karartabilir.

4- Bütün kurumlar acil olarak tek programla işlem yapar hale getirilmelidir.

5- Buna bağlı olarak sözleşme bedellerinin yatırıldığına dair dekontların internetten iletilmesi ve mevzuat standardının istediği asgari bilgilerin internetten girilmesiyle kurumlarla derhal çalışılmağa başlanabilir. Bu şekilde falanca garnizon komutanının aşı kâğıdı, filanca bölge müdürünün kafa kâğıdı istemesi gibi keyfî taleplerin önüne geçilecektir.

Otomasyona dair başka öneriler bunlara eklenebilir veya bunlar değiştirilebilir.

Mevcut sistem içinde kalınarak rızkımızı kurtarmanın daha radikal bir yolu yok gibi görünüyor. Başka işiniz yoksa önerilerinizi bekliyorum..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Evet...

Maalesef sistemin içinde tıkanıp kalmak dışında hiç bir çözüm önerisi getirilmmeiş olması üzücü..
Devlet -eczacı karşiıtlığında hala ilacın israfına
devletin keyfi ve kayıtsız egemenliğine dayalı çarpık sosyalist-otoriter sistemin tek ve alternatifsiz olarak sunulmasının bir tek açıklaması olabilir bir kısım eczacılar bu sosyalist-baskıcı sistemden nemalanıyor ve diğerlerini elemek istiyor...

Otomasyon sisteminin kesinlikle geliştirilmesi ve depolardaki ekran karartma sistemine geçilmesi şu an için yapılabilecek en acil ve kat'i çözümdür.

Devleti devletin bürokratlarının israfı ve aymazlığı zora sokarken kraldan fazla kralcı kesilip burada meslektaşlarını tehdit eden sosyalist kanatla bu işler çözülemez!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Arkadaşlar! Bıktırıcı derecede tembel ve kısırsınız!

Hem acilen paralarımız nasıl alırız diye ağlıyorunuz hemd e bir haftadır forumda yokum hâlâ bunları kurtarmak için hiç bir şey üretmediğinizi görüyorum...

Size 5 madde öneri yazdık neredesiniz?

Sizin derdiniz paranıız kurtarmak falan değil, komşunuzu batırmak...

1- Kurumların ödeme durumlarına bağlı olarak provizyon ekranlarının otomatik olarak karartılması sanırım şu anki sistemde mümkün çünkü madem ödeme takip edebiliyoruz sistem buna bağlanabilir.

2- Kontrolörlerin keyfiliklerinden şikayet ediliyorsa sistem tam otomatik hale getirilebilir, ancak sistemin" anlayamadığı" noktalarda kontrolörler devreye sokulabilir. Sistemin tam otomatik hale getirilmesi, ödeme sistemiyle birleştirildiğinde her türlü insani hatanın önüne geçilebilir.

3- Bu otomasyon sistemi aynı zamanda TEB'le merkezi oalrak bağlantılandırılabilir. Ödeme disiplinsizliği durumunda TEB olağan üstü kongre çağrısıyla alınabilecek bir geçici fesih kararıyla merkezden provizyon ekranlaırnı karartabilir.

4- Bütün kurumlar acil olarak tek programla işlem yapar hale getirilmelidir.

5- Buna bağlı olarak sözleşme bedellerinin yatırıldığına dair dekontların internetten iletilmesi ve mevzuat standardının istediği asgari bilgilerin internetten girilmesiyle kurumlarla derhal çalışılmağa başlanabilir. Bu şekilde falanca garnizon komutanının aşı kâğıdı, filanca bölge müdürünün kafa kâğıdı istemesi gibi keyfî taleplerin önüne geçilecektir.

Otomasyona dair başka öneriler bunlara eklenebilir veya bunlar değiştirileb


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Siz forumdan başka kimi kovabiliriz diye düşünedurun ben bir şeyler daha üretmeğe çalışacağım....

Bir ilaç dağıtım kanalı yetkilisinin başbakana öneri olarak götürdüğü söylenen aracı kurumlarla çalışma olayını düşünmeyi teklif eiyorum.

Yani? Devletten alacağımız aracı kurumdan belli bir komisyonla peşin alacağız ve gerisini ona bırakacağız.. bence gayet makuldür ve özelleşmeye giden yolda son derece mantıklıdır.

Zira bu tip bir oluşum dağınık ve korkak bir meslek camiasından daha organiza bir şekilde hareket ederek parasını devletten tahsil edebilir ve işte ozaman devlet ilaç israfını bizim sırtımızdan finanse etmekten vazgeçebilir.

Hatta bu tip bir aracı kurumla otomasyon ağı kurulabilir.
'
Aracı kurumun kendi kontrolörleri olabilir ve devletin BÜT'ına göre reçete kontolü de yapabilirler tabii bu bir öneri...

Otomasyon aslında devletin de öngördüğü şekilde yapılıp bir de bunun üzerine depolardaki ekran karartma sistemi, otortulabilse her şey yerli yerine oturabilir gibi geliyor...

Devletin paralrımızla yaptığı israfı engelleyebilmek iiçin özet olarak...

Ya ödenek kontrollü tam otomasyon sistemine ya da aracı kurumla devletten dolaylı tahsilat sistemine acilen geçilmeli diyorum...

Bunlar ÖNERİ Öneri istemiyor muydunuz;?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Thehelper Sevgili Babaruh bu sistemin ne gibi getirisi götürüsü olabilir birkaç söz söylemek isterim... hükümet bu komisyon için de, siz bu adamlara komisyon verecek kadar fazladan para kazanıyorsunuz deyip, bu komisyonu iskontolarımızdan düşürmeye kalkarmı diye düşünmekten kendimi alamıyorum... Malum vade aldık.vadelerimize göz diktiler..m.f. aldık mflerimizi indirdiler..sonra iskontolarımıza göz dikilmişdi bir zamanlar..

Ayrıca bu sistem, acaba 18 iş gününde ödeme alma hakkımızı ortadan kaldırırmı? Şimdi zaten 18 günde almıyoruz diyeceksiniz..ama ben ileriki dönemlerde faiz uygulamasının mutlaka sözleşmelere konacağına inanıyorum... Çünkü bu, çok büyük bir adaletsizlik... Devlet 1 günün faizini alırken,bize 5 aylık geçikme karşılığında hiçbir faiz ödemesi yapmıyor...(Sayın Domaç'ın 2006 sözleşmesine bu maddeyi koyduracağına inanıyorum...) Birde depolarla öyle bir anlaşmaya gidilmeliki,gecikme durumunda, deponun eczaneye uygulayacağı faiz, devletin gecikmeden dolayı eczacıya vereceği faizden fazla olmamalı..Böylece devlet isterse ödemeyi 10 ayda yapsın..Eczacının hiçbir zararı olmaz..

Bu sistemle tavizin üstüne taviz verilecek gibime geliyor..Yani 18 iş günü hakkımızdan da feragat etmemiz gerekecek..Bu da hoş bir durum değil...Üstelik vereceğimiz komisyonla karlılığımızda düşecek..

Ama Bu aracı kurum ,eğer 18 işgününden sonraki ödemeyi bize peşin yapacak ve komisyon alacaksa bu komisyonu devletin ödeyeceği ceza faizinden almalı..

Not:son aldığım ödeme tarihi ve o ödemenin ait olduğu fatura tarihi arasında geçen zaman aşşağıdaki gibi...

Em-san : 39 gün
SSK : 67 gün
Bağ-Kur: 65 gün

Süreler ortadayken bu süreler için komisyon vermeye değermi?Bence değmez...araya aracı sokmakla kârımızı düşüreceğiz gibi geliyor...

Sonuç:Bu sistemle Kaybımız kazancımızdan fazla olacak gibi geliyor..

Alternatif önerim:Ödemeyle ilgili olarak mutlaka faiz maddesi konmalı, bu faiz,depoların bize uygulayacağı faizden az olmamalı..

babaruhi bu faiz önerisini ben getirdiğim zaman devlet düşmanı olmuştum sevgili helpçi...

bu faizin ödenmesini nasıl garanti altına alacaksınız?

devlet denen kabadayının keyfiliğiyle ilişki kesilmedikçe onun hiç bir sözleşmeye uyması mümkün değil..
ya araya otomasyon sokulmalı ya da aracı kurum... komisyon oranı için de teb pazarlık yapsın kardeşim!
ne işe yarayacak bu işe yaramadıktan sonra;?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Tülay Işık SN.Helper ben Domaç ın 2006 sözleşmelerine faiz uygulamasını koydurabileceğini sanmıyorum,hem "şimdiye kadar aklın neredeydi" demezler mi adama ? Yoksa şu anda seçim yatırımı olarak böyle bir vaattemi bulunuyor kendisi?

Son aldığınız ödeme tarihlerini yazmışsınız,ssk hariç diğerleri aynı sayılır bizde de (ssk 75-90 gün arası),peki siz her ay bu şekilde alacağınıza inanıyormusunuz? Yani her ay ödemelerinizi planlarken bu ay şu kurumdan şu kadar gelecek diye hesap yapabiliyor musunuz? Şahsen ben yapamıyorum. Bunca yıldır eczanedeki hesabı devletin keyfi ödemelerine uyduramadım gitti bir türlü .Her ay aynı stresi yaşıyorum, ben devletime güvenemiyorum ,güvendiğim dönemlerde düştüğüm sıkıntıları hala unutamıyorum.Hele tepe örgütümüze hiç güvenmiyorum.Sn. Domaç 2006 sözleşmelerinde bırakın iyileştirici rol oynamayı ,daha da kötü durumlara düşmemize sebep olmasın diye dua ediyorum.Zira her yeni sene bir önceki yılı arar olduk ,düşürüldüğümüz durum ortada .Aracı kurum konusunda Afşar a hak veriyorum.En azından ödemelerimizi planlarken bi garantimiz olur,zaten çoğumuz bankalara bir sürü faiz ödeyerek ayakta durmuyor muyuz ?

babaruhi Benim anlamadığım da bu.. Bu vadelerde düzenli ödeme alanlarımız niçin şikayet eder ki? Kaldı ki bu vadeler bile çok uzun!

Piyasadaki ilaçların %50den fazlası ithal veya netli yani 30-45 gün vadeli biz 100 günden az vadeler için göbek atıyoruz?

Aracı kurumdan paramızı peşin alırsak %5 e kim hayır der?

Sevgili Tülay...

Asıl mesele devletin kendisinin de koyulmuş kurallara uyup uymayacağı...

Bütün önerilerin özü devleti ticaretin kurallarına bir şekilde uydurmak, keyfi davranmasını engellemek...

Eğer bu engellenemeyecekse devletle bağlantılarımızn asgariye indirilmesi veya kopartılması...

Devletin tek müşteri olması Allah'ın emri değil kendi tekelci sosyalisr zorbalığı...

Devletin bizim karşımızdaki konumubhususund bir anlaşabilsek...

Anlamağa çalıştığın için teşekkürler...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Türkiye'de devlet, bireyin karşısında ve onu kişiliğini tehdit olarak gören bir konumdadır...

Bu açıdan bütün örgütlenmeleri bir şekilde bürokratik hale getirerek kökenlerine bakmaksızın kendi bürokratik yapısına benzetmeğe çalışmaktadır: Mesela meslek örgütleri...

Belki tekrar gibi olacak ama özetlemekte fayda mülahaza ediyorum:

1- Türkiye'de meslek örgütlerinin kamu kurumu sayılması, bağımsız kişilikler olan eczacıları memur haline getirmenin bir yoludur.. Çözüm? Eczacı odalarına üyelik mecburiyetinin kaldırılması... Mesleğin icasını bir loncanın insafına bırakmak ahlâk dışıdır

2- Meslek örgütlerinin mesleğin icrasına engel olmak hakkı kaldırılmalıdır. Bu konularda mahkeme gibi davranmak hakkı sayısız suiistimallere ve kayırmalara sebep olamaktadır. meslek örgütlerinin denetiminin tarafsız ve adil olması mümkün değildir...

3-Meslek örgütünün görevleri sadece meslek camiasına yönelik husumetlerde her bir eczacıyı bireysel olarak savunmakla sınırlandırılmalıdır

4- Meslek örgütü ayrıca mesleği ilgilendiren her konuda pazarlık etmeli, bu konuda ihmali olan yöneticiler azledikleri gibi kovuşturmaya da taabi tutulmalıdır.

5-Meslek örgütünün eczacı lehine elde ettiği kazanımlar kendisine üye olmayan eczacılar için de geçerli olmalı...

Bu öneriler mevcut planlamacı sistemin argümanlarına dayanmaktadır...

Meslek örgütlerinin kuruluş felsefesinin temel hak ve özgürlükler ortamına aykırı olduğunu düünüyorum..

Meslek örgütü denen ve eninde sonunda güç odaklaşmasına sahne olan bu tip sosyalist loncaların zararsızlaştırılması için düşünülmüş önerilerdir

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Thehelper
alıntı:
bu faiz önerisini ben getirdiğim zaman devlet düşmanı olmuştum sevgili helpçi...bu faizin ödenmesini nasıl garanti altına alacaksınız?devlet denen kabadayının keyfiliğiyle ilişki kesilmedikçe onun hiç bir sözleşmeye uyması mümkün değil..

alıntı:
1- Türkiye'de meslek örgütlerinin kamu kurumu sayılması, bağımsız kişilikler olan eczacıları memur haline getirmenin bir yoludur.. Çözüm? Eczacı odalarına üyelik mecburiyetinin kaldırılması... Mesleğin icasını bir loncanın insafına bırakmak ahlâk dışıdır


Sevgili babaruh,sen devlet düşmanı değilsin sen devletçiliğin düşmanısın ..bunun yanında bazı söylemlerin, insana ister istemez devlet düşmanı olduğunu düşündürtmüyorda değil...ancak bu görüşün yüzünden devlet düşmanı ilan edildiğini düşünmüyorum bu başka bir sebeptendir... Devlet'e kaba dayı demeyelim ama gücün çoğunu elinde bulunduruyor diyelim... İşte bu yüzden devlet'e istediğimiz gibi kafa tutamıyoruz...Devlet hemen karşına zincir eczaneleri çıkartıyor, tekrar ssk eczanelerini gündeme getiriyor falan filan..
Bunları bilmeyenler zart deyince zort deyince eylem peşinde koşuyorlar..Ben onları çokda ciddiye almıyorum..Zaten camianın %95'inde sağ duyu hakim...


Üstelik sana hep söylediğim gibi karşımızda özel sigortada olsa,onada kafa tutamayacağız.Yani herşey dengeler üstünde gidiyor ama bu, devletin ödeme süresine uymamasını gerektirmez..
Kesinlikle sayın Domaç bu maddeyi koydurtmalıdır...Şuanda arkasında 22000 eczacı var... Bu da az bir güç değil... Sözleşmeyi faiz maddesi koymadan imzalamaması gerekir..Bu bence domacın en büyük sınavı olacak..Çünkü bu konuda eğer hiçbirşey değişmezse, onu seçen delegelere ve delegeleri seçen bizlere makamının gereğini yapmamış olacakdır.. Verdiğimiz ilaçlarla HÜKÜMET'E YÜZBİNLERCE OY KAZANDIRMIŞ BİR CAMİA OLARAK BUNU İSTEMEK SONUNA KADAR HAKKIMIZ..Bu konuda Başkan'a çok büyük bir baskı yapmamız gerektiğine inanıyorum..Çünkü bunun ardından depolarlada görüşülüp gecikme faizini bu faizle ödeme imkanı gelecek..ve böylece devletin yaptığı ödeme gecikmesinden dolayı eczacıların kredi kullandığı günler tarihe karışacak!!!

Sevgili Babaruh,seninle çok ağır tartışmalara girdik.istemedende olsa birbirimize hakaret bile ettik..Ama senin özünde, bu ülke ve camiamız için olumlu katkılar yapma azminde olduğunu biliyorum..
Niyetin iyi ama yolun yanlış..
Dün süpermarket sahibi bir dostumla konuştuk...Konuşmaya tanık olmanı isterdim...Migrosdan,fiyat politikalarından bahsettik...
Çok dertli..İlçemizde marketlerin birleşememesinden dolayı karımız çok düşük diyor ve devamlı diğer market işletmecileriyle sabit fiyat politikası üstüne birlik kurmaya çalışıyoruz..Ama bunu başaramıyoruz diyor...Karlılığımız bu yüzden çok düşük diyor..Yani bugün için kuyumcular bu birliği kendi aralarında sağladı..Mesleklerini, halkın esnafı sömüren düzenine kurban etmemek için bütün önlemleri almışlar...Uymayanlara ceza bile veriyorlar.. Bugün için tüm meslekler birleşerek güçlenme yolunda ilerlemekde.. Onların kurmaya çalıştığı düzen bizde çok önceden kurulmuş durumda..Bu bizler için büyük bir şans iken bunu yıkmaya çalışmak sence nekadar mantıklı?

Toplanma ve birleşmeyi bugün için Liberaller uygulamıyormu? Ben bakıyorumda, bir orda toplantı yaparlar,bir burda donla denize girmenin yasaklanmasını protesto eylemine katılırlar:), parti kurarlar:) Bak onlarda sosyal oluyorlar::)

Yani toplanarak ve birleşerek bu sayede güçlenmek, bir içgüdü gibi ihtiyaçdır insanoğlu için..Buna karşı çıkmak,çok garibime gidiyor.vede bana ister istemez acaba niyet iyi niyet değilmi diyede düşündürtüyor..

babaruhi Sevgili helpçi,
daha nikimi adam gibi öğrenememene rağmen bu yazındaki ılımlılık için teşekkür ederim...

Pek çok yazıda eczacıların birbrilerine karşı tutumlarının sosyo-ekonomik analizini yapmağa çalıştım, bilmem okudun mu?

Eczacıların çoğunun dar gelirli ailelerin çocukları olduğunu, açlık güdüsüyle çalıştığını, kapalı toplumun içi içeliğinden kopamadıklarını ve kendilerini besleyen bir el olmadıkça bağımsız yaşayamayan köylü çocukları olduklarını yazmadım mı? Bizde bu eşin devlet olduğunu onund akeyfi geldiğince beslediğini yazmadım mı?

Ben devlet tarafından keyfi zamanlarda beslenen bir ev hayvanı olmak istemiyorum! Bana canı istediğinde ekmek veren, canı istediğinde ekmeğimi kesen herkes kabadayıdır! Zor kullanan ve kendini kurallardan azade sayan herkes kabadayıdır... Bunu yapan devletse devlet de kabadayıdır!


Marketçilerin şikâyetleri kesinlikle haksız! Carefour'da daha ucuza aldığım bir eşyayı sırf market batmasın diye gidip marketten daha pahalıya almam! Ki marketler de mahallelerde tekel olmalarından dolayı alenen müşteriyi kazıklıyor, bilmiyor muyuz mahalle bakkallarının asıl çalıştığını?

Kuyumcular devletle çalışıyor mu? Hayır! Peşin alıyor peşin satıyor.. Ankarada üç döviz bürosuna fiyat sordum üçünden ayrı fiyat aldım.. Bu, işin gereği, ekonominin özüdür! Kyumcuların kendi aralarında fiyat dayatmaları da "kabadayılık" kusura bakma... Hiç bir haklı gerekçesi olamaz...

Fiyatlar bir dizi ekonomik işlemin bir sonucudur, ekonomik sistemde göstergedirler, "âmir" değildirler.. Yani? Fiyatları değiştirerek ekonomiyi ancak allak bullak edersin!

Benim ya da senin varlığın ve emeğimiz sadece kendimiz için! Devlet vergi elde etsin de hovardalık yapsın diye değil!

Devlet en büyük kayıt dışı ekonomik aktör... KİTlerin tam dökümü yapılabilmiş değil! Özelleştirme idaresi en büyük KİT olmuş! Devlet kendi memurundan gasp ettiği nemayı makam arabalarının hıvardalığı için yakıyor.. Ankara'da saat 22:00 civarı AOÇ'de bir gez bakalım, kaçtane sahte plakalı resmi araç göreceksin?

Kutsallar bellidir helpçi! Allah , Kur'an ve peygamber! Geri kalan herşey attan eşekten düşürülebilir.( Bu deiklerim kendini müslüman kabul edenler için, diğer dinlerin kutsalları hakkında bilgim yok)

Devlet kendi başına kutsal değildir.. Meşruiyeti de şartlara bağlıdır...

Yani devletçiliğe olduğu kadar, kurallara uymadığında bizzat devlete de karşı durulur, elbette şiddete başvurmaksızın.. Haaaa baskı ve şiddet uygulayan devletler bunun da karşılığnı aynen alır..

Varlığını kendi tercihlerin dışında asla kimse için harcama... Tamam mı canım kardeşim?

Not: Nasıl olsa burada özel mesajların mahremiyeti yok.. Sen de abilerin gibi "Bana böyle yazmışsın" diye zırlarsın diye herkesin önünde söyleyeyim... Sayın Helpçi'nin zamanında uzattığım itidal ve dostluk elini elinin tersiyle itmiş olası ve hakaretleri beni kendinden soğutmuştur... Fikri tartışmalarda edebe riayet etmeğe çalışmak zorlu gayreti dışında şahıs bazında kendisinden hoşlanmadığımı tüm eczacı camiasına duyururum...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Ben de dahil camiadaki çok insan senden hoşlanmıyor Avşar Çelik ;

Van'daki muazza eczanelerinle yaşamaya devam edeceksin zaten!

100. Yıl Üniversitesindeki Master Programından da haberim var ;

Ailenle ilgili sorunlarını da biliyorum!

İnan bazı insanların her yerde gözü vardır ;daha da özelini konuşmak istemiyorum!

Sana samimi bir dost tavsiyesinde bulunacağım ; kendine zarar vermemen için ; lütfen hemen bu gün hiç vakit kaybetmeden Psikiyatri Anabilim Başkanlığında bir hocam var;

Prof. Dr. Hayrettin Kara (100. Yıl Üniversitesi Psikiyatri )

Kendisini ziyaret etmelisin seni bekliyor.

Her durumda dost elimi uzatıyorum ;

Meslektaşımsın kötülüğünü istemem

© Esteban ®

(\__ /)
(='.'=)
(")_(")

The Son Of the Sun
Türkçe Meali:Güneşin Oğlu

babaruhi TEB seçimleri vs bütün bubnlar bir şeylerin sonucudur.

TEB seçimleri veya oda seçimleri, genel ilkeler hususunda adamakıllı bir dğeişikliğe gidilmedikçe daha fazla zarar getirir...

Devletin birey karşısındaki âamir gücünü savunan ve buna inanan kim gelirse gelsin bu seçimlerde hiç bir şey değişmeyecektir.

Ekonomiyi eşe dosta danışarak öğrenmeğe çalışarak ekonomideki yerimizi belirleyemeyiz. "Falancaya sordum" anlayışıyla seçimlere gidiyoruz farkında mısınız? Kendi aklımızı kullanmamanın sonucu başkalarınn aklıyla yönetilmektir ki onlar da sizin istedikleriniz yapmaz.

Seçtiğimiz sadece yöneticiler değil, meslek camiamıza hakim olacak genel eğilimdir. Bu eğilim de kesinlikle eczacınn birey olarak hakkını savunacak bir eğilim değildir..

Bu eğilim:

- Eczacıyı bir çıkarlar ve ideolojik klikler loncası olan odaların keyfi denetimine daha fazla mahkum edecektir

- Devletin sözleşme hukukuna uymamaktaki umursamazlığını sırf bürokrasiye yakın olanların lehine daha da güçlendirecekltir

- Rekabetin serbest değil bürokrasi güdümlü olması olgusunu daha da pekiştirecektir.

- Devletin borcunu zamanında veya faiziyle ödemesi durumu ufukta bile görünmemektedir.. TEB yönetiminin başa kim gelirse gelsin bu konuyu gündeme getirmeyeceğinin de göstergesidir bu eğilim...

Her eylem bir felsefeye ve dünya görüşüne dayanır. İnsan o an için karnını doyurup her gün aynı şeyleri yapan bir aslan veya çakal veya inek değildir... Yaşaması için aklnı kullanması lazımdır.

Otomatik yaşama programımız yok... 20 sene evvelki alışkanlıklarımızı anakronik bir şekilde bu gün de uygulamağa kalkmak intihardır...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Günlerdir yeni öneriler hakkında düşünüyorum ama...

Memleketimizde yeni bir fakülte açılmasının sebepleri üzerine danışman hoamla konuştuktan sonra ümidim iyice azaldı... Muhtemelen aklı evvel birinin sayesinde Van'a da eczacılık fakültesi açılırsa şaşırmayın...

Temel güdü planlamacılık... Yapılan işin nereye varacağı düşünülmeden sadece bir iş organize etmekle iş yapılmış olmuyor!

- Eczacılık fakültesi sayısı konusunda bürokraside bir kaygı yoksa,
- Mezun olan eczacıların tek şansı eczane açmaksa,
- Bir şekilde ilaç sanayiinde istihdam artışı sağlanamazsa
- Eczacılık öğreniminde uzamanlaşmağa gidilemezse,
- Bu uzmanlaşmayla klinik eczacılık yürürlüğe sokulup da hastanede eczacının doktor kadare tkili olması sağlanmazsa

Korkarım ki mesleğimiz tarihin çöplüğüne atılacak...

Eczacılıkların sayısı azaltılmalı.. nası açıldıysa öyle kapatılmalı..

Yabancı sernaye sadece ilaç bazında değil üretim bazında da ülkeye davet edilmeli. Yerli ilaç sanayiinin korunmağa çalışılması asla ilaç fiyatlarında reel bir gerilemeyi sağlamamış ve ilacı çok da ulaşılabilir kılmamıştır. İlacın çok da kolay ulaşılabilir olması, yerde ekmek görünce öpüp başına koyan milletimizin korkunç bir israfa gitmesine yol açmıştır, bu kabul edilemez. Yabancı ilaç sanayiinin Türkiye'de üretim yapması ve belki de eczacı istihdam etmesi şartı getirilebilir. Aynı şekilde yerli ilaç snayiinde de bu tip bir zorunluluk geitirlebilir ki bu aslında kesinlikle benim şahsi argümanlarımla çelişmektedir.

Eczacılık öğrenimin de uzmanlaşmağa gidilmesi herkesin mezun olduğunda ne yapacağına dair vizyonunu geliştirmesini sağlar. Amma.. Bu da İlaç sanayiinin Türkiye'de montajdan öte bir anlayış geliştirmesine ve "sektör" olmasına bağlıdır. Gerçi Türkiye'de Mukayeseli olarak üstün ürün konusu hâlâ bilinmemekte ve tartışılmamaktadır. İlaç bu ürünler arasına girebilir mi? Bu eczacı sayısıyla girmelidir ama sahte biyo eşdeğerlik belgesi almaktan, yabancı jenerik ürünleri sudan ucuza satıp da rekabet etmeğe çalışmakla bu sağlanır mı bilemiyorum?

Klinik eczacılık artık oturtulmalı . Bir yıl o da yüzeysel gördükleri ilaç bilgisi ve reprezantan tanıtımları dışında ilaç konusun bilmeyenlerin bizi 2. sınıf yardımcı sağlık elemanı olarak görmesinin önün ancak bu şekilde alınır. İlaçta tam yetkilinin eczacı olduğu uzmanlaşmağa gidilerek gösterilmelidir.
Hastanelerimizde hastanın biyoyararlanım, farmakonkinetik vs. hususlarında takibi ancak bir yıllık ilaç bilgisi alan doktorlara bırakılamayacak kadar ciddi bir konudur.

Öğrenimle ilgili yeni öneri ve düşüncelerinizi bekliyorum aslında daha söylenecek çok şey var..
saygılarımla..
Not: Bir ekleme yapmamlazım. Bu öneriler aslında benim kökten karşı olduğum devletçi-planlamacı paradigmaya aittir. Ne yazık ki daha liberal öneriler şu an için dağarcığımıza yabancıdır. Hiç bir planlamacı müdahalenin domino etkisinden ari kalmayacağını unutmaksızın önerilerin değerlendirilmesini rica ederim...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Hemen hemen bütün eczacı odalarında yapıldığı gibi bizde de politbüro- komünist partisi seçimlerine benzer tek listeli bir seçim yapıldı.

Hemen hemen bütün eczacı odalarında olduğu gibi bizde de dilekler-temenniler bölümünde oda yönetimini suçlayıcı, körükörüne destekleyici ve hatta daha tiranik bir yönetimi dileyen konuşmalar yapıldı.

“Eczacılık camiasında çok kimsenin hoşlanmadığı” “Avşar şizofreni” de elbette bir konuşma yaptı ve … Sandığınız ve sizin çoğunuzun verdiği tepkilerden farklı bir tepki aldı…

“Avşar şizofreni” konuşmasında meslek örgütlerimizin genel yapılanmasının “sivil” olmadığını, bu durumun, bürokrasinin işlerimize müdahale etmesini kolaylaştırdığını,
üst meslek kuruluşumuzun devletle ilişkilerimizde bu yüzden pasif kaldığını, mevzuatın acil olarak değiştirilmesi gerektiğini belirtti.

Ayrıca “Avşar şizofreni”, odamızda tamamne gönüllülük esasına dayalı bir Thin-tank kurulmasını önerdi. Bu beyin fırtınasının önerilerini ilgili komisyonlara iletmesini, komisyonlarda uygun görülenlerin delegelerimizde TEB’e taşınmasını teklif etti. Bunun odaya olan ilgiyi ve oda çalışmalarına yapılacak katkıyı arttıracağını belirtti.

Ayrıca “Avşar şizofreni” daha öne burada sunduğu, tek mevzuat, tek yazılım,ödenek kontrollü provizyon sistemine geçilmesi önerilerini sundu…

Evet.. “Avşar şizofreni” kendisine durmadan terbiyesizce imalarda bulunan divan başkanına da bu şekilde kendilerinden başka düşünen insanlar olduğunu gösterdi ve sanırım konuşması ilgi gördü.. Çünkü kişisel sataşmalardan uzaktı ve şimdiye kadar işitilmedik bir sistem değişikliğini derli toplu sunuyordu. Göz teması sağlanmıştı ve bayanlar evdeki patateslerinden, erkekler divanbaşkanına gıcıklıklarından bahsetmiyorlardı, fısıldaşma yoktu..

“Avşar şizofreni” düşünmeğe devam edecek.. .. Eczacılık camiasının çoğu ondan hoşlanmasa da…

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

asal Her eylem bir felsefeye ve dünya görüşüne dayanır.(Babaruhi)
Felsefe dünya görüşü yoksa YKK.eylemi olur.(kurdela ne renk olacak)
yadak evet,haklısın ASAL,
Benim dünya görüşüm ve felsefem YOK...!!!
Ayrıca önemli olanın benim eczacılık hakkındaki görüşlerimin ve öngörülerimin olduğunu sanıyorum.
Camımda ki yazının ve kurdelenin rengi SİYAH,
Sandıktan çıkan ise PEMBE,yani ÇAĞDAŞ ECZACILARIN rengi..

Siyah kurdele eylemine destek verirken,bir metin düzenlerken uygulamalardan mamnun olanların da camına pembe kurdele asmalarını önermiştim.Hala yapabilirsin... Sandıktan çıkan rengi değil,gönlünden geçen rengi koy camına istersen,TEB'i ve Büyük affedici Domaç'ı destek babında...
Tüm eczanelerin camına gerçekten hakkettiğimiz uygulamalara kavuşacağımız zamanda protesto için değil,memnuniyet belirtisi olarak koyacağımız Pembe kurdeleli günlerin özlemiyle...
Sevgiler,

babaruhi "Her eylem belli bir felsefeye ve dünya görüşüne dayanır",derken sanırım yanlışlık yapmışım.. Bu galiba medeni ülkelerde böyle oluyor... Yani bizimle ilgisi yok...

Zira bizim gibi geri kalmış ülkelerde eylemler gündelik tepkilerden ibarettir. Bizim gibi ülkelerin insanları reaksiyonerdir, rasyonel değil...

Zaten bizim gibi geri kalmış ülkelerin bu halde olmasının sebebi de budur..

Zira felsefe düşünen bir canlı olan insanın hayatına yön verme çabasıdır.. Yani? Hayatını "kurmağa çalışan" , "kişiliğini gerçekleştirmek aminde olan", "tabiata köle olmamak isteyen" bir canlının eylemidir...

Felsefe hayata bamayı gerektirir, belli bir farkındalığı gerektirir, uyanık olmayı, tahlil etmeyi, çabalamyı gerektirir... Felsefe bize "doru" olanı yapmak azmini verir, aslen bu azmin de ürünüdür.

Ama dediğim gibi bütün bunlar gerçekten bunları yapan , yapmak isteyen ve bunları önemseyen toplumların işidir.Korkmayın, bize bulaşmaz...

Felsefesiz toplumlar ancak günübirlik yaşarlar... hayatları aslnlarınkinden, çakallarınkinden farksızdır.. Onlar insani gelişimi tamamlamış veya bu yönde ilerlemiş toplumların ürünlerini yağmalayarak ve onları taklit ederek, ikinci el bir hayat sürerler...

Onlar plazma ekran televizyonda İbo Şov veya "Gelinim Olur musun" seyretmekte bunun için beis görmezler... Çünkü onlar için televizyon kömür gibi, odun gibi el atılınca bulunan "doğal" bir şeydir... Yağmacılara emeği ve düşünmeyi anlatamazsınız...

Bunun çin yağmacılar için paylaşım, eşitlik gibi söylemler çekicidir. Çünkü asla paylaşılacak şeyleri kimin ürettiğini bilmezler, bunu da önemsemezler... Sanırlar ki televizyon, birmilyon yıl yeraltında durmuş petrol yaraklarından kendiliğinden biten bir tür bitkidir..

Onlar için insanın fikir ürünleri de böyledir.. nasıl olsa birileri düşünmelidir..

Türk toplumu yağmacı bir toplum.. En okumuşundan en cahiline kadar yağmacıyız... Yaşadığımız medeniyetin maddi ve manevi serencamından,köklerinden , kaynağından habersiz bütün bunları hak ettiğimizi, kapitalizmin servetini yağmalamaya hakkımız olduğunu sanarak yaşıyoruz..

Üzgünüm üretmediğiniz servetlere sahip olamazsınız... Size bunun için kimse izin vermez.. "İlaç ucuz olmalıdır", "Ulusal sarneye", "Eşit gelir dağılımı", "Rekabetiz bir eczacılık" safsatalrının altında bu yağma zihniyeti yatmaktadır..

İlacı birilerinin üretmek ve bedava dağıtmak zorunda olduğunu düşünen bir camia ancak vergi usul canbazlıkları ile oyalanabilir.. haa bir de saçmasapan kurdelalı ilkokul seviyesindeki hırçınlıklarla...

Türkiye açık hava hapishanesine hoşgeldiniz!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Adalet kavramına ne kadar eğilsek azdır…

Bu kavramı tek bir yazı içinde değerlendirmek hazmedilmesi zor bir preparat yapmak olabilir.

İnsanlar olarak topluluklar halinde yaşıyoruz. Yaşamasaydık da yakıt parası, kapıcı parası gibi sorunlarımız olmasaydı ben de çok memnun olurdum ama artan ihtiyaçların ve insan aklının yaratıcılığının kaçınılmaz sonucu olarak , karşılıklı işbirliğine ve ÖZGÜR MÜBADALE esasına dayalı topluluklar kurmuşuz..

Dolayısıyla her an birbirimizle “etkileşim” halindeyiz. Bu etkileşimde iki şey çok önemli: ÖZGÜRLÜK ve RIZA .Yani?

Hiç kimseyle etkileşmeye girmek için başkaları tarafından zorlanmamak ve etkileşimlerde iki taraf olarak bu etkileşime rıza göstermek… İşte özgür bir mübadele ortamının, yani, içinde yaşadığımız modern medeniyetin iki temel direği bunlar…

Bu iki kavramdan herhangi biri ihlal edildiğinde ADALETSİZLİK meydana gelir.

Yukarıdaki cümle önemlidir, iki sebepten:

1- Adalet, bireylerin veya birey gibi hareket eden organizasyonların birbirlerine karşı davranışlarıyla ilgilidir.. Yani? Toprağın, suyun, yerçekiminin ve mikroorganizmaların değil ama insanlar ve insan türetimi organizasyonların davranışlarıyla ilgilidir ADALET!( Onun için iki saat insan toplumunun işleyişinden bahsettim)
2- Daha az sezilebilen bir yön ise işbu sebepten adaletin POZİTİF bir tanımının yapılamamasıdır. Peki niçin?


Bu başka bir yazının konusu… Bu kadarı üzerinde düşünülmeli… Sanırım çok uzun olmadı?
Saygılarımla..

Not: Bu kavramı anlamamız, devletle ve birbirimizle ilişkilerimizi tartmamız, devletten ve birbirimizden ne beklememiz gerektiğini sağlıklı düşünebilmemiz için gerekiyor..


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Yazının ikinci bölümüne geldik..

Temel olan, ADALETSİZLİKTİR. Niçin? Çünkü bir ihtimal olarak dahi var olması üzerinde düşünülmesinin gerektirir.. kaldı ki insan kötülük yapma potansiyelien sahip tek canlıdır.. Yani kçtüyü seçme iradesine sahip tek canlı...

(Biliyorum, biliyorum.. Bu satırların hiçbiri size yaramayacak.. Ama durmadan sistemin neden "adil" olmadığı konusuna takılacaksınız.. Çünkü adalet hakkındaki bilnçli fikirsizliğiniz, sloganik takıntılarınız size engel olacak..)

Dolayısıyla adaletin pozitif bir tanımını yapmak mümkün olmayacaktır... Ama... İnsanların birbrilerine karşı ÖZGÜRCE ve RIZAYA dayalı eylemlerinin dışındaki eylemleri adaletsiz olarak tanımlamak mümkün olacaktır. Bu durumda adalat adaletsizliğin giderilmesi olarak belirecektir...

Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta insanların veya insan türetimi organizasyonların birbrilerini etkileyen eylemleri için ADALET kavramının anlamlı olduğudur..

Adalet bu açıdan, "bir şeylerin eşit dağıtımından çok" bireysel davranışlarımızda toplumu bir arada tutan meşru beklentilere bir yakınlığı çağrıştırmaktadır...

Reçetelerin sıraya konarak dağıtılmasında bulduğunuz şeyi "adalet" olarak görmeniz tamamen Marksist argümanları, planlamacı paradigmalrı "verili" kabul etmenizden kaynaklanmaktadır. Yani bunları doğanın bir parçası ve insan tabiatının mütemmim cüzü kabul etmenizdendir ama maalesef öyle değildirler...

Bunun da sebebi dünyada ferdi hayatın her alanına müdahale eden devlet anlayışının az gelişmiş ülkelerde bir kalkınma modeli olarak aydınlarca halka yutturulmasıdır.

Tekrara edelim: "Adalet bir otoritenin, şeyleri, topluluğa zor kullanarak eşit dağıtması değil, bireylerin birbirlerine kabul edilen , özgür ve rızaya dayalı ilişkileri sürdürmeye yarayan kurallar çerçevesinde davranmama durumunun giderilmesidir."

İşte bir zor kullanıcıya bunun için ihtiyaç duyarız, yani DEVLETE! Yoksa ondan herkese birr kutu aspirin dağıtmasını istemek için değil...

3. bir bölümde somut olayları bu bakış açısından inceleyeceğiz..
Saygılarımla..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban
Turkship ile Houston Konuşmaları :

(Hani bu super fikirler ve güçlü beyinlerle uzaya gideceğiz ya ilerde olması muhtemel konuşmalar)


Turkship:Hüston abi ; Ruslarla kenetlenme olayı vardı ya.

- evet canım vardı, burda yazıyo raporda.

Turkship: hah işte Mehmet Ruslara nah yaptı camdan, herifler kenetlenmeyiz diyo.

- aferin canım.. ben arıyorum konsolosu.Tühh size!!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın SEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Ben fikir üretirim elalem beni hayran hayran IZLER

Acayip eğitim aldım Hacettepeliyim sonuçta AVŞAR

Öyle bir fikir adamıyım ki feriha bile bana hasta BABARUHI

Hatta bütün hatunlar forumda bana kesik BABARUHI

Hepsini kalaylıyorum oh ne güzel egom coşsun ; sefam olsun FERIHA

:))))))))


© Esteban ®

(\__ /)
(='.'=)
(")_(")

The Son Of the Sun
Türkçe Meali:Güneşin Oğlu

babaruhi Sebastiancığım,

Sana ne diyeceğimi bilemiyorum... Egolarımızı çarpıştırınca memnun mu olacaksın bilmiyorum... Beni ezebileceğini mi sanıyorsun?

Ya da bir başkasını.. Bak buraya "adalet" kavramıyla ilgli bir şeyler yazmışız, azıcık bak, "kafanı" kullan... Sonra o "kafanı" taşlara vurma "Vay benim ödeneğim çıkmadı !" da falan diye...

Burada en az 15 kitap mehaz verdik, birine baktın mı?

Şimdi senin ettiğin lafları abilerin ablalrın "fıştılıyor" diye korkacağımı sanmıyorsun umarım? Hadi canım işine, Allah işini gücünü rast getirsin...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Dayan AVşarım az kaldı :))

Seninki gibi 500 yazı yazcam bırakcam ; sık dişini!!

O dediğin ablalarla abilere sen kurban ol!

Gaza geldik elleme yazalım bizde...

Turkship ile Houston Konuşmaları :

(Hani bu super fikirler ve güçlü beyinlerle uzaya gideceğiz ya ilerde olması muhtemel konuşmalar)

Houston: Yuzbaşı Yavser! geminin yuzeyinde napıyorsun durumunu

bildir hemen?

Turkship:-hoca daraldım walla gezinmeye çıktım biraz.

-dikkatli ol en ufak bir hatada gemi yüzeyinden kopabilirsin.

Turkship:-oooooo iyice cocuk yaptınız hoca siz de bizi. olmuyo böyle.

Bak burada sana iltifat var farkedebilcek misin bakalım ? Hani forumdakiler anlama özürlüdür sen anlarsın :))

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın SEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Ben fikir üretirim elalem beni hayran hayran IZLER

Acayip eğitim aldım Hacettepeliyim sonuçta AVŞAR

Öyle bir fikir adamıyım ki feriha bile bana hasta BABARUHI

Hatta bütün hatunlar forumda bana kesik BABARUHI

Hepsini kalaylıyorum oh ne güzel egom coşsun ; sefam olsun FERIHA

:))))))))


© Esteban ®

(\__ /)
(='.'=)
(")_(")

The Son Of the Sun
Türkçe Meali:Güneşin Oğlu

babaruhi Aslan Sebastian'ım be! Yahu köşenin reytinginde durgunluk vardı.. millet adaleti madaleti unutmuştu... Kaptır gitsin kim tutar seni?...

İster misin şimdi forum paranoyası depreşip seni benim destekçim olarak lanse etsin?

Nede olsa en rafine yazıların köşesine yazıyorsun... Seçim süper. Ahali! izleyin bu adamı! Ben daha kimi bulurdum hukuk ve siyaset bilimi ve ekonomi konularının göğüs reklamını taşıyacak gönüllüyü!?

Vallahi sevinçten gözleirm yaşardı...

Anlatım fena değil, konuları daha özgün tut, alegoriden sakın, diyaloglar canlı daha canlı olabilir... Vallahi fena değil...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban

Tatmin oldum mu demek istedin ?...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın SEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Ben fikir üretirim elalem beni hayran hayran IZLER

Acayip eğitim aldım Hacettepeliyim sonuçta AVŞAR

Öyle bir fikir adamıyım ki feriha bile bana hasta BABARUHI

Hatta bütün hatunlar forumda bana kesik BABARUHI

Hepsini kalaylıyorum oh ne güzel egom coşsun ; sefam olsun FERIHA

:))))))))

© Esteban ®

(\__ /)
(='.'=)
(")_(")

The Son Of the Sun
Türkçe Meali:Güneşin Oğlu

babaruhi
alıntı:

Yazının ikinci bölümüne geldik..

Temel olan, ADALETSİZLİKTİR. Niçin? Çünkü bir ihtimal olarak dahi var olması üzerinde düşünülmesinin gerektirir.. kaldı ki insan kötülük yapma potansiyelien sahip tek canlıdır.. Yani kötüyü seçme iradesine sahip tek canlı...

(Biliyorum, biliyorum.. Bu satırların hiçbiri size yaramayacak.. Ama durmadan sistemin neden "adil" olmadığı konusuna takılacaksınız.. Çünkü adalet hakkındaki bilnçli fikirsizliğiniz, sloganik takıntılarınız size engel olacak..)

Dolayısıyla adaletin pozitif bir tanımını yapmak mümkün olmayacaktır... Ama... İnsanların birbrilerine karşı ÖZGÜRCE ve RIZAYA dayalı eylemlerinin dışındaki eylemleri adaletsiz olarak tanımlamak mümkün olacaktır. Bu durumda adalat adaletsizliğin giderilmesi olarak belirecektir...

Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta insanların veya insan türetimi organizasyonların birbrilerini etkileyen eylemleri için ADALET kavramının anlamlı olduğudur..

Adalet bu açıdan, "bir şeylerin eşit dağıtımından çok" bireysel davranışlarımızda toplumu bir arada tutan meşru beklentilere bir yakınlığı çağrıştırmaktadır...

Reçetelerin sıraya konarak dağıtılmasında bulduğunuz şeyi "adalet" olarak görmeniz tamamen Marksist argümanları, planlamacı paradigmalrı "verili" kabul etmenizden kaynaklanmaktadır. Yani bunları doğanın bir parçası ve insan tabiatının mütemmim cüzü kabul etmenizdendir ama maalesef öyle değildirler...

Bunun da sebebi dünyada ferdi hayatın her alanına müdahale eden devlet anlayışının az gelişmiş ülkelerde bir kalkınma modeli olarak aydınlarca halka yutturulmasıdır.

Tekrara edelim: "Adalet bir otoritenin, şeyleri, topluluğa zor kullanarak eşit dağıtması değil, bireylerin birbirlerine kabul edilen , özgür ve rızaya dayalı ilişkileri sürdürmeye yarayan kurallar çerçevesinde davranmama durumunun giderilmesidir."

İşte bir zor kullanıcıya bunun için ihtiyaç duyarız, yani DEVLETE! Yoksa ondan herkese birr kutu aspirin dağıtmasını istemek için değil...

3. bir bölümde somut olayları bu bakış açısından inceleyeceğiz..
Saygılarımla..


Alıntılı bir cevap olacak araya giren neşelendirci orta saha mücadeleleri belki unutturdu diye...

Şimdi... Marksistlerin "Aç insan özgür değildir!" saçmalığı hepimizin aksiyom olarak kabul ettiği bir sözdür..

Dolayısıyla toplumsal olaylara bakışımızı yönlendiren temel güdü DAĞITIMDIR..

Neyin dağıtımı? Ekmeğin, madenlerin, doğal kaynakların vs...

Dikkat ederseniz hep "Türkiye yer altı ve yer üstü kaynakalrıyla zengin, hepimizi yaşatmağa yetecek varlıkları olan bir ülke!" sloganları koltuklarımızı kabartıyor... Altınımızın bol olduğu rivayetleriyle sarhoş oluyoruz...

İşte bizi GERİ yapan düşünce bu!

Biz sanıyoruz ki toprağın altında, üstünde "milli servet" denen bir servet var.. Devlet onu alıp hepimize paylaştırmalı.. "Gelir dağılımı" saçmalığının kökeninde bu ilkel düşünce yatıyor...

Milli servetin tek kaynağı ÜRETİMDİR! Üretenler kâr eder, yeni yatırımlar yapar ve SERVET üretir...

Bizim anlayışımıza göre bu servet toprakta bitmektedir ve devletin tek görevi, onu, üretenlerden alıp millete paylaştırmaktır...

Devletin üretimde ne dahli vardır? Devletin üretim araçlarının mülkiyetinde ne gibi bir ortaklığı vardır?. Her şeyden önemlisi "Az kazanandan az, çok kazanandan çok" alıp da dağıttıklarının bu üretimde ne payı vardır? Yoktur!

İşte bu , Marksizmin çarpık EŞİTLİK anlayışının getirdiği bir dağıtımcı, tedarikçi devlet anlayışının sonucudur... Devletin dağıttığı servet kendi mülkiyeti değildir.. şahıslardan ZORLA alınan, hesabı sorulamayan, kişisel mülkiyetlerdir.

Adaletin tanımına dikkat ederseniz "Adaletsizliğin giderilmesidir" demişiz. Adaletsizlği nasıl tanımlamışız? İnsanların toplumu oluşturan kabul edilmiş , bir takım kurallara uymaması hali.."

İşte devletin adaletle ilişkisi adaletsizliğin giderilmesidir! Yani? Bireylerin ve birey türetimi organizasyonların birbrilerine davranışlarındaki adaletsizliği gidermek.. Yoksa peşin alıp peşin sattığı için çok kazanan eczacıdan parasının br kısmını zorla alıp diğerlerine dağıtmak veya onun kazanmasını engellemek değil...

Aynı şekilde standart sözleşme saçmalığı da gelirleri eşitlemek ve rekabeti engellemek için yapılmışken bu zorlamayla ile rekabet engellenememiş ve katılım payı, kurumlara rüşvet vermek sorunları ortaya çıkmıştır.. Çünkü herkesi aynı kötülüğe makûm ederek ortak iyiye ulaşamazsınız!

Standart sözleşmeye az cirolu eczaneleri de mahkûm etmek sanıldığı gibi bir gelir adaleti sağlamamış, eczaneleri depoların altın yumurtlayan tavuğu yapmıştır...

Aynı şekilde nöbet mecburiyeti, az ciroluyla çok ciroluyu mesela Ankara gibi bir yerde aşılması imkânsız br rekabete sokmaktadır... Eczanelerin 24 saat serbest hizmet verebilmeleri hem ilaca ulaşmak imkânını arttıracaktır hem de peşin satışları..

Bakın aynı muamelenin herkese yapılması da adalet değil demek ki.. Çünkü bu muamelenin kötü olup olmadığına bakılmazsa sadece diktatörlük doğar!

Yani?; Otoritenin her dediği doğru ve HAKLI değildir! Adalet otoriteye göre değil kurallara göre anlaşılır!


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacılık mesleği gerek öğrenimi gerekse fonksiyonu açısından eskimiştir.

Eczacılık, kanunlarının yapıldığı dönemlerdeki durumunda değildir... Bir kaç okumuş zanaatkârın mesleki itmiyazlarla korunduğu dönemde çıkan kanunlarla 22000'e ulaşan eczacı eczacısının sorunlarının çözülmesi mümkün değildir...

Türkiye maalesef bilimsel ve felsefi anlamda dünyadan kopuktur... Bu kopukluk, bilhassa son zamanlarda 70'lerdeki fiili ekonomik sosyalizmden çok daha katı bir halde yaşanmakta ve söüzm ona "ulusalcı" kesimler tarafından pekiştirilmektedir.

Eczacılık da bu durumdan ari değildir.

Türkiye'de maalesef üretimde uzmanlaşma", "mukayeseli olarak üstün ürün" kavramlarının hâlâ bilinmemesi, 70'li yılların modası kalkınma iktisadı modelinin hâlâgeçerli olduğunun sanılması yüzünden gerçek anlamda üretici sektörler gelişememiştir.

Bu sektörlerden biri ilaç endüstrsidir... Salt üretime yönelik, know-howdan yoksun bir montaj sanayii halinde semirmiş olan ilaç sanayii zamanla diğer ülkelerde mukayeseli üstün ilaç sektörleriyle rekabet edemez hale gelmiştir.

Japonya bugün dünyada ilaç sanayii rekabetinde adı geçmeyen bir ülkedir. Zira Japonlar en iyi ürettikleri ürünler üzerinde uzmanlaşmışlar ve ilaç gibi bir metaı da başta Amerika olmak üzere diğer ülkelrden ithal etmekte mahzur görmemişlerdir.

Bizde hâlâ "kendi kendie yeterlilik" hırsı yüzünden insan emeği, zaman , doğal kaynaklar ve , üretim motivasyonu hiç bir zaman uzamanlık ürtimlerinde yoğunlaştırılamamış ve bunların hepsi heba edilmiştir.

Hiç bir ülke hem uçak hem tekstil, hem ilaç, hem kavun, hem otomobil, hem bilgisayar üretemez. Dünyada böyle bir ülke yok.. Bunu yapmağa çalışan ülkeler de Çin gibi halkını fakirleştirmiştir.

Bunları niye anlattık? Türkiye'de ilaç sanayii, gerçek üreticilere bakıldığında çok naif, zayıf ve yetersiz kalmaktadır...

Türkiye'de sırf "ucuz" ilaç edinmek adına, yerli ilaç sanayiinin, hiç bir ciddi ARGE yapmaksızın korunması, Türk insanının sahte biyoeşdeğerlik belgeleri ile kandırılmasına, yeterli biyoyararlanım görememesine, ilacın ulaşılabilir olmaktan çıkıp açıkça israf edilmesine, ilaçta akıl dışı fiyat hareketlerine, yol açmaktadır, açacaktır da...

Eğer Türkiye bir Pfizer çıkaramayacaksa, kaynaklarını, insan gücünü,zamanını bu sahte üretim kolunda israf etmekten vazgeçmelidir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sanırım eczacılığın çeşitli alanlarındaki mesleki sorunları üzerine yazılan bir bu köşe kaldı..

Bundan önceki yazımda ilaç sanyiimizin ancak devlet desteğiyle ve ekonominin gerçeklerien aykırı bir şekilde ayakta tutulduğundan ahsetmiştim...

Gerçek üretim, üretimin bütün aşamalrına hakim olunan üretimdir.

Sanayii devi olmak demek patentli üretimler yapmak, bir konuda uzmanlaşmak demektir.

Türkiye bu açıdan fakir bir ülkedir ve gerçek bir ilaç üreticisi değildir.

İthal ilaçtaki yüksek fiyatlar yanlış vergilendirme, korumacı anlayış ve bu anlayıştan dolayı milli servetin, montaj üretimdem ileri gidemeyen yerli ilaç sanayii tarafından heba edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Türkiye eczacılık konusunda çağın gereklerini yerine getirmek yerine, korumacı ve çağından habersiz menfaat kliklerinin, meslek camasının bilinçsiz isteklerine, kısa vadeli beklentilerine milli gelir denen vergi havuzunu çarçur etmek dışında bir "politika" üretememektedir.

"Politika" kelimesinin , başkasının parasıyla müsriflik etmek anlamından başka bir kullanılışı olduğunuidrak ettiğimizde inşallah ülkede hâlâ poltikacı kalmış olur...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Türkiye'de ilaç endüstrisi, devlet korumacılığı altında bu şekilde çalışmağa devam ettiği müddetçe ilaçta ne fiyat ayarlaması mümkün olabilir ne de yolsuzluğu önlemek...

Türkiye mukayeseli olarak üstün olmayan bir ürünü sürekli destekleyerek kaynaklaırn heba etmektedir.

-Patent kanunu tam olarak uygulanmalıdır...

-İthalattaki tarife ve varsa kotalar tamamen kaldırılmalı ve TÜrk insanı hesaplı ilaçla tanışabilmeli.. Bu aynı zamanda kâr oranımızn yükselmesi ve vadenin uzamasını dasağlayabilir belki..

- Patent kanunun uygulanmasıyla gerçek anlamda ARGE yapamayan her firma sanırım rekabette elenecek ve devlet eliyle zenginleşme dönemi bitecektir. Bu durum sahte biyo eşdeğerlik almak yolsuzluğunun daönüne geçecektir..

- Türkiye ilaç sanayii yabancı yatırımlara tam olarak açılmalıdır... Bu şekilde eczacı istihdamında artış da sağlanabilir..

-Yabancı ilaç firmalarına belli bir süre vergi muafiyeti tanınabilir.

-En önemlisi devletin , kimin kaybedip kimin kazanacğına değil, endüstri yatırımı gibi ciddi bir işi kimin doğru yapıp kimin yapmadığııyla belirlenen rekabet ortamına müdahale etmemesi yalnıca işin denetimiyle uğraşması, yatırımlar açısından Türkiye'nin güvenilirliğini arttıracaktır..

İlacın yerlisi yabancısı olmaz... Türk insanı nereden ucuz ilaç alabilecekse, serbest bırakılmalı ve piyasanın şartları içinde, tarifesiz, kotasız, kayırmasız ve teşviksiz bir adil oyun sahasından özgürce yararlanabilmelidir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacılıkla ilgili kalan ytek köşede ben yazmağa devam ediyorum, okumasanız bile...

Hastane eczacılığı niye gelişmemiştir?

Bana kalırsa iki sebebi vardır:

1- Eczacıların serbest eczacılığın görece refahından dolayı bunu tercih etmemeleri

2- Doktorların sağlığı tekellerine almaları...
Ne yapılmalıdır?

1-Klinik eczacılık lisans seviyesinde okutularak uzmanlaşma dallarından biri haline getirilmeli,

2- Hastanelerde baş eczacının pozisyonu, başhekimle eşdeğer hale getirilmeli ve tedavinin fiili bölümü eczacının sorumluluğunda olmalı.. Topu topu bir yıl farmakoloji okuyan doktor aleminin ilaç tedavisine karar vermesi artık çağdışıdır...

3- Devlet hastanelerinde yukarıdaki şartlar dahilinde tedavininilaç ayağının eczacıya yüklenmesiyle beraber eczacı istihdamı arttırılmalı

4- Doktorlarla eşit maaş almaları sağlanmalı ve doğu hizmetinde daha yüksek maaşlar ve döner sermaye ödentileriyle eczacılar özendirilmeli...

Hastane konusu askerliğim dışında çok aşina olduğum bir konu değildi , benim aklıma geliverenler bunlar...

Sanırım bir de eczane eczacılaırnın hastnedeki meslektaşlaırnın sorunlaırnı umursamamalrı yüzünden ...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacılıkta istihdam bana kalırsa en önemli sorun...
Hükûmetlerin popülist poltikalarıyla nerdeyse her ilçeye bir eczacılık fakültesi açmak kolaycılığı yüzünden şu an kim bilir kaç eczacı kardeşimiz işsiz...

Kaldı ki Türkiye'de toplam eczenelrin %30'unun gizli iflas içind eolduğu söyleniyor...

Bu şartlar altında dirayetli bir karar verilerek eczcılık fakültelerinin azaltılmasında sayısız faydalar vardır.

Bunun yanırsıra azıcık zorlama bir durum ama madem Türkiye'yi liberal ilkelere çekemiyoruz bari devletin içinde eczacıların daha fazla istihdam edilmesi için agyret sarf edelim...

Sanıyorum devletin reçete kontrol birimlerinde en fazla ihtiyaç duyulan kadro eczacı kadrosu... Reçete kontolüyle eczacıların ilgilenmesi şüphesiz zaman kaybını azaltacak, ecza eczalrıyla daha rahat empati kurulmasını sağlayacaktır...

Şahsen karşımda mesleğin dilinden anlayan birinin olamsını tercih ederim...

Doktorlara karşı artık daha eşitlikçi bir tavrı sergilemeli ve bizim 2. sınıf bir sağlık elemanı olmadığın hatırlatmalıyız...

Şimdi çoğunuz "gene aynı şeyi söylüyor" diyeceksiniz belki ama... Devletin tek dağıtıcı olduğu yerde bütün yağma girişimleri kamu kurumlarında toplanır... uzaydan gelen ve bizi ilgilendirmeyen bir parayı harcasalr sorun olmazdı belki ama , harcanan para vergierimiz olunca... Bunu niye söylüyorum?

Eğer klinik eczacılık lisansta bir uzmanlık dalı haline getirilirse ve bunun yanı sıra hastanın ilaç tedavisi sorumluluğu eczacıya bırakılmağa başlanırsa sanırım bir doktor ayarlayıp kota doldurma devri bitecektir...

Bu sıralar hastane eczacılığı üzerinde kafa yoruyorum, lütfen katkıda bulununuz..

Not: BU forumda ne kadar zamanımın kaldığını bilmiyorum, zira eninde sonunda birileri gönderilecek.. Ama ozamana kadar eczacılığın çeşitli yönleri hakkında düşüneceğim... Bakın eczane eczacılığı, eczacılık öğrenimi, ilaç endüstrisi vs. konularda bu başlık altında bir sürü yazı yazıldı... Hâlâ yazılıyor.. Sizden ricam artık gerçek dünyaya dönmemiz... Eczacı istihdamı nasıl artırılır? Hastanede çalışan meslektaşlarımız hep 2.sııf bir azınlık olarak mı kalacak?

Devletçi sistemde de devam etsek, devletin sağlık kadroları içindeki yerimiz ne olacak? Bana kalırsa bunlar ciddi konular... kavga etsek de, birbirimizi yesek de üzerinde ciddiyetle durmamız, düşünmeğe devam etmemiz gereken konular.. Lütfen artık şu kimliğin sanal mı gerçek mi olduğu yolundaki yoz tartışmayı bırakabilir miyiz? Lütfen...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Türkiye'de eczacılığın temel sorunu ne muvazaadır ne de katılım payı.

Türkiye'de eczacılığın başlıca iki sorunu

1- Endüstrinin gelişimiyle beraber zanaatkârlığa dayanan bir meslek olarak fonksiyonunu yitirmesi,

2- Zamanında bir mesleki imtiyaz olarak verilen ticari faaliyet tekelinin mesleğin zanaat yönünü aşacak şekilde gelişmesi..

Açıklayalım:

Zaman zaman övüne övüne anlattığımız nostaljik preparatlar, farmasötik formlar geç gelmiş bir sanayii dalgasıyla beraber kumdan kaleler gibi eriyip tarih olmuşlardır...

Her şeyin olduğu gibi kalmasında mesleki menfaat gören herkes gibi eczacılar da ilaç yapmak zanaatının sınırlı sayıda bir meslek camiasının elinden çıkıp endüstriye akmasından dolayı üzülmektedirler...

Uzay çağını yaşadığımız bir zamanda bile " Biz eskiden eskiden pilül yapardık süt kesiğinden.." ağlaklığının sebebi budur.. Yoksa hiçkimse gerçekten zevk aldığından falan değil, sadece matbaanın gelişini 300 yıl geciktiren hattatlar gibi bir mesleki tekeli kaybetmekten dolayı üzülmektedir.

2- Ekonomi gelişip de ilaç yapmak tekeli eczacıların elinden sanayiiye kayınca haliyle mesleğin ticari yönü de değişmiş.. eskiden ilacı nasıl yaptığı bilinmeyen bir kabile büyücüsünün istediği fiyattan satabildiği o sınırlı iktisat panayırı günleri bitmiş, ilaç eczacıya kendisinin yapamayacağı kadar ileri teknolojili ambalajlarda gelmeğe başlamış. Eczacının mesleki tekelinin zanaat kısmı elinden alınınca gene de en azından ekonomi olarak piyasada ilacı tek başına satabilmekle avunmaya başlamış

Gelin görün ki kâr getirici her iktisadi faaliyet gibi bu iş de insanları cezbetti ve bir diplomayla hiç kimsenin satamayacağı bir ürünün tek satıcısı olunabileceği, uyanık Türk evladı tarafından keşfedildi...

Piyasa hızla dolup rakipler artsa da hâlâ peşin para dönüyordu. Ne zaman ki devlet ilaç giderlerini , üzerlerinden karşılayabileceği enayi bir meslek grub buldu, derhal vatan- millet ulusalcılık damarından eczacının sermayesiyle bedava ilaç dağıtmağa başladı..

Eczacı camiası bu savurganlığa ve sömürüye ik sebepten sessiz kaldı...

1- Eczacılık meslek camiası zaten ezelden beri örgütlenme konusunda tecrübeli sosyalist kanadın elindeydi ve yapılan her devletçi müdahale onların ideolojisine uygundu..

2- Ticaretten köylerindeki bakkal kadar bile anlamayan ve mesleki tekel sayesinde para kazanan eczacılar bu müdahaleleri rakiplerindne kurtulmak için bir yol olarak gördüler...

Fakaaat! Artık eczacılığın mesleki ve ticari yönü ayrılmağa başlamıştır...

Türkiye'de eczacılık mevcut haliyle devam edemez.

Yazı devam edecek, devlet- eczacı karşıtlığına gireceğiz...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

isilay90 Sn.Afşar Bey,

(Bu gün beni güldürdünüz , keyfimi yerine getirdiniz Tanrım da seni güldürsün)

21.yy eczacılık konusuna acıklık getırdıkten sonra sızın goruslerınızı ırdeleyelım

Hastaya özel akıllı ilaçlar:
Buradakı amaç ;Bu ılacı kullanırsanız %90 iyilesirsınız

Hastanın DNA’sının ıncelenıp bunun sonucuna gore
Hangı tıp ılaç ve tedavının uygulanabılecegını saplamak

Cilt Emilim Cihazı

. Ağustos 2004’te ise FDA onayı alındı. 15 saniye içinde bütün bir ilaç dozu hemen kana karışabiliyor. Örneğin emilimi eskiden bir saat süren ağrı kesici bir kremin süresi 5 dakikaya iniyor. Şimdi hedef insülin kullanan şeker hastaları
“Uzay Yolu “dızısınde Dr.Mc.Coy ilaçları hastalarına hep bu sekılde verırdı
Uzay Yolu dızısınde atıf yapabılırsınız

AmpliChip

2005 ocak ayında FDA onay aldı.
Pul buyuklugunde,ilaçların vucuttan emilimini düzenleyen iki karaciger enzimini kontrol eden genlerdeki farklılıgı tespıt etmektedır
Bazı kısılerde bu enzımler çok fazla oldugu ıçın alınan ılac vucuttan çok kısa surede atılmakta ve ılacın ıstenılen etkısı olusmamaktadır
Bazı kısılerse ıse bu enzımler hıç olmadıgı için alınan ilaçlar vucutta parcalanamadıgından
Çok az bır doz bile zehır etkısı gosterebılmekte
şuna alerjim var buna yok demek tarihe karışıyor. Bir damla kanı bu test çubuğunun üstüne damlattığınızda genetik reaksiyonlarla piyasadaki toplam ilaçların %25inin sizin vücudunuzda nasıl bir etki göstereceği belirleniyor.
İlaç ve doz secimini Amplıchıp ıle yapıldıgında tedavı masrafında azalma meydana gelecektır

Rimonabant

. Cannabinoid-1 isimli reseptörü bloke eden yeni ilaç rimonabant, 20 mg. lık dozlarda 500 obez hastanın ortalama 10 kilo zayıflamasını daha önemlisi yeni kilolarını bir yıl korumalarını sağladı. Baska bir çalışmada ise sigarayı bırakma oranını iki katına çıkardı ve iyi huylu kolestrolü (HDL) yükseltti.

Avastın
tümörü besleyen damar ağlarını bloke edıyor
bagırsak kanserınde etkılı

Pıhtı sökücü
Ağustos ayında onay alan yenı cıhaz ve ılk 8 saatte felce neden olan pıhtıyı çözuyor

2006 yılında
P53 genını belırleyen chıp(tümörü gizleyen gen)
P53 chıpı tümör’un cınsını degıl tümörun gelısım hızını da bildirecek

10 yıl içerısınde göğüs kanseri ile 3 farklı chip olacak
Erken teshıs
İlaç secimi
Tedavı ızleme

Tabıı kı hastaların ıyılestırme surelerınde kısalma,
hastaların tedavı masraflarından saglanacak tasarruf 70 milyar$

Bunları goz onunde bulundurarak türkıye'dekı eczacılıgı ırdeyelım

babaruhi Siz de beni ağlattınız... Zira... İlaç teknolojisi böyle ışık hızıyla ilerlerken ne kadar geride kaldığımı gördüm.. Bize fantezi gibi gelen gelişmeleri üreten ilaç endüstrisinin yerine ve bizdeki montaj sanayiine bakınca hâlâ devletten ulufe bekleyerek yaşayan bir camianın çözüm üretmeğe istekli olup olmadığını insan ister istemez düşünüyor...

harika bilgiler, çok teşekkürler...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

isilay90 Cuma tatıl günüm.
Gercekten keyfımi yerıne getırdınız.

"uzay yolu "dızının devamını beklıyorum
Ailecek muptelası olduk

kelaynak Hayır Tülay hanım,bence buna brezilya dizisi demek daha uygun olur

babaruhi Önceki yazımda eczacılık camiasının hakim görüşünün "sosyalizm" olduğunu belirtmem çok sevdiğim bir dahi* kardeşimde tebessüme yol açmış, bunu komik bulmuş, haklıdır, zira pirincimizde siyahtaştan değil beyaz taştan korkmamız gerektiğini bir türlü öğrenemedik.

Herşeyden öne hiç bir eczacı "Mülkiyetler devletleştirilsin! Üretim araçları kamulaştırılsın!" gibi salakça sloganlar atmaz, atamaz. Bunun menfaatlerine aykırı olduğunu bilirler.

Gelingörün ki meslek camiamızın bülteninde yöneticilerimizn yazılarına baktığınızda argümanların, terminolojinin kaynağının sosyalizm olduğu da gözümüze batıyor...

Bunu nereden çıkarıyorum?

Kamu merkezli, aşamalı sağlık sistemi ideali, liberalizmin değil, sosyalizmin idealidir. Bunun hangi kaynaktan finanse edileceğine aldırmaksızın, hatta bunu bilmeksizin devletin bütün sağlık sistemini tek başına finanse etmesini arzulamak ancak devletin bütün milli gelir üstünde tek belirleyici ve dağıtıcı olduğu bir sistemle mümkündür ki bunun adı SOSYALİZMDİR.

Sevgili kardeşim bana eczacıların küçük burjuvalar olduğunu büyük bir sarahatle belirtmesine rağmen bir "yanlış bilinçlenme" olarak ideolojinin etkisini görmezden gelmiştir. O ideoloji SOSYALİZMDİR.

Peki sosyalizmi arzulamamızın sebebi nedir? Bunun en büyük sebebi entellektüel gururumuz okşayan yanlış etik doktrinlerdir.

Bu doktrinlere göre "Herkes hakça ve insanca bir geçim hakkına sahiptir"

İyi de "hakça"nın ölçüsü nedir?.. İnsanca bir yaşamın asgari gerekleri nelerdir? Bu hak kim tarafından sağlanacaktır, maliyeti ne olacaktır ve üretmeyenlerin insanca yaşamalrını sağlayıncaya kadar ne kadar emek sarfedilecektir?

İşte camiamızı farkında olmadan ve bence aslında gayet bilnçlice sosyalizme çeken şey bu içi boş doktrindir.

Hemofili ilaçlarını üretenler yabancı şirketlerken ve hastalarımız için onlara muhtaçken "Yabancı firmaların reprezantanlarını eczanelerimizde istemiyoruz!" terbiyesizliğini afiş diye kapılarımıza yapıştırmak ne kadar "insancaydı?" Veya bu ilaçların geliştirilmesi için sanırım her biri Türkiye bütçesinden fazla AR-GE bütçesi ayrılmış ilaçların veri imtiyazlarını kabul etmeyerek ulusal endüstrimizi "koruyarak", ulusalcılık taslamak nekadar "ahlâkî" idi?

Devletin sağlık ve sosyal güvenlikte tekel olmasının bir tek ideolojik temeli olabilir: SOSYALİZM!

Her eylem bir felsefeye, bir dünya görüşüne dayanır diyor Ayn RAND... Neyi niçin savunduğunuz bilmiyorsanız , size gösterenlere gülüp geçmekle bilinçsizliğinizden veya - eylemlerinizin kötü sonuçlarına bakarak- hamakatinizden kurtulamazsınız...

Bu noktaya açıklık getirdikten sonra yazıma devlet-eczacı karşıtlığıyla devam edeceğim.

Not: Uzay Yolu serisini "Genel Konular" bölümüne kaydırıyorlar, Işılay Hanım, elbette yazmağa devam edeceğiz. :) Sanırım profilme bakarsanız orada en yazdıklarım bölümünden blacaksınız bundan sonra... Siz okuduktan sonra neden olmasın? :) Teşekkürler, saygılar...
*"Dahi" kelimesini anlamını bilerek ve samimiyetle kullandım. İsmini zikretmeme gerek olmayan ve meslektaşım olmsaıyla gurur duyduğum bir genç adamı nitelemek için kullanılmıştır, onda ilgisi için teşekkür ediyorum.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Devletin ekonomik ilişkilerdeki rolüne göre rejimin adını koyabileceğimizi anladıktan sonra şimdi Türkiye'de devlet -eczacı ilişkilerine değinelim.

Ülkemizde ,devletin, herkesin herşeyi olmak şeklinde tercüme edilebilecek bir sosyal devlet anlayışı vardır... Her şeyden önemlisi "sosyal devletin" ne olduğu hususu başlı başına bir tartışma ve hatta polemik konusudur...

Anayasada kendine sessizce yer bulmuş olan bu "sosyal devlet" hurafesi, devletin esirgeyici, koruyucu , adil ve daha da önemlisi DAĞITICI VE TEDARİK EDİCİ olması kabulleri üzerine kurulmuştur.

Devletten beklenen sosyal adalet saçmalığı, "fakirliği yok etmek", "herkesin hakça bir gelir paylaşımı içinde yaşaması" gibi gene hurafe kabilinden sloganlarla tartışılmaz hale getirilmiştir.

Sosyal devlet nedir? Kanaatimizce " Vatandaşlarının her birinin sağlık, eğitim , emeklilik ve güvenlik işlerinden eksiksiz ve BEDAVA yararlanmasını temin eden devlettir." Bilmem yanılıyor muyum?

Sağlık bu kalemler içnde en hayatîsi olduğundan sağlık hizmetinin her aşamasının devlet tarafından sağlanması bir nevi farz kabul edilmiş ve bunun üzerinde tartışmak dahi "kapitralist", "ahlâksız ( şimdilerde etik dışı) sayılmak için kâfi sebep sayılmıştır.

Sağlık sadece hekimlik hizmetlerini içermediği için ilk başta göründüğünden daha karışık bir kalemdir. Kaldı ki hekimlik hizmeti sağlık hizmetinin sadece %30'udur, çok kbaca bir tahminle. (Her ne kadar bizde hekimlik artık eczacılığı da meczedecek kadar Tanrısal bir tartışılmazlığa bürünmüşse de...)

Hekimlik hizmetlerinde kamu personeli hekimlerle çalışmak ilk aşamada "bedava" sağlık hzmeti açısından bir çözüm gibi görünse de meselenin "memur" olmayan taraflarının çıkarları devreye girdiğinde devletin her işi sırf devlet olduğu için beceremeyeceği anlaşılmağa başlanmıştır. Zira çözmeğe soyunduğu problemlerle, bunları çözmek içn gereken maddi güç ve gelir edinme hızı birbrini karşılayamamıştır ve hiç bir zaman da karşılayamayacaktır.

Devletin gerek personel gerekse yer imkânları problemleri karşılayabilecek hızda gelişememiştir ve gelişemez de...

Sosyal devlet hurafesinin bir kanser gibi büyüyüp ekonomik bünyemize sirayet etmesiyle devletin kendi "bedavalarının" yerine ikame edtmesi gereken personel ve maddi unsur ihtiyaçları hasıl olmuştur ki bu günkü eczacı-devlet karşıtlığının sebebi budur.

Devlet, endüstriden başlayıp eczacıda biten bir piyasa zincirine uyumsuz halka olarak eklenmiş ve zincirin ileyişini bozmuştur.

Burada herkesin sözleşmelre uymak adil beklentisini devlet "sosyal devlet" gibi bir hurafeyi, bir ütopyayı , sırf anayasada yazılıdır diye bahane ederek akim bırakmıştır.

Devletin adil beklentileri boşa çıkarmasının en büyük sebebi, varlık sebebi olan adil davranışı kollamak görevinin dışına çıkarak ideolojik bir boş inançtan başka bir şey olmayan "sosyal devlet" anlayışına herkesi zorlamaya çalışmasıdır.

Devlet sadece vergi gelirlerini çarçur ederek, yarım yamalak antibiyotik tedavileri ve ilaç savurganlığına sebep olmakla kalmamakta, tek finansal güç ve müşteri olmak avantajını kötüye kullanarak ve bürokratik standardizasyonlarla ve düzenlemelerle herkesi "sosyal devlet" saçmalığının bedelini ödemeğe zorlamaktadır.

Eczacıların sosyal devlet gibi bir ideali olamaz ve olmamalıdır da. Eczacılar tıpkı endüstri ve depolar gibi herkesin ayağını yorganına göre uzattığı bir piyasa oyun sahasının serbest oyuncularıyken devletin standart uygulamalarına uymak mecburiuetinde bırakılarak mülkiyet ve sözleşme özgürlükleri yönlerinden kısıtlanmışlardır.

Bunun hiç bir meşru tarafı olamaz! Hiç bir ideoloji hukukun yerine konamaz! Türkiye'de yapılan, hukuken anlamsız bir sosyal devlet hurafesinin, hukukun yerine konmasıdır. "Sosyal devlet" saçmalığı, sosyalizmin ahlâken savunulamadığı yerde, kapitalizmin ürettiği servetin yağmalanmasına geçirilmiş yumuşak bir kılıftır.

İşte eczacının, devletin ilaç savurganlığını kendi kesesinden karşılamasının sebebi... Bir de buna entellektüel gururları sosyalistlerce okşanmış meslektaşların "örgütlü gücünü" ekleyin. O zaman neden devletle iki eşit taraf olarak ticaret yapamadığımızı daha iyi göreceksiniz...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

koksalecz Zaman zaman övüne övüne anlattığımız nostaljik preparatlar, farmasötik formlar geç gelmiş bir sanayii dalgasıyla beraber kumdan kaleler gibi eriyip tarih olmuşlardır...
Her şeyin olduğu gibi kalmasında mesleki menfaat gören herkes gibi eczacılar da ilaç yapmak zanaatının sınırlı sayıda bir meslek camiasının elinden çıkıp endüstriye akmasından dolayı üzülmektedirler...
Uzay çağını yaşadığımız bir zamanda bile " Biz eskiden eskiden pilül yapardık süt kesiğinden.." ağlaklığının sebebi budur.. Yoksa hiçkimse gerçekten zevk aldığından falan değil, sadece matbaanın gelişini 300 yıl geciktiren hattatlar gibi bir mesleki tekeli kaybetmekten dolayı üzülmektedir.
2- Ekonomi gelişip de ilaç yapmak tekeli eczacıların elinden sanayiiye kayınca haliyle mesleğin ticari yönü de değişmiş.. eskiden ilacı nasıl yaptığı bilinmeyen bir kabile büyücüsünün istediği fiyattan satabildiği o sınırlı iktisat panayırı günleri bitmiş, ilaç eczacıya kendisinin yapamayacağı kadar ileri teknolojili ambalajlarda gelmeğe başlamış. Eczacının mesleki tekelinin zanaat kısmı elinden alınınca gene de en azından ekonomi olarak piyasada ilacı tek başına satabilmekle avunmaya başlamış
Yukarıdaki cümleleri bir Eczacı yazmış olamaz.
Eczacı laboratuvarında taze hazırlanması gereken bir preparatı yaparken bir ürün imal ettiği için zevk duyar.Yaptığı üründen bir hastanın faydalanacağını düşünerek gurur duyar.
Herşey ticaret değildir.
Kaldı ki taze hazırlanması gereken hemen kullanılması gereken ilaçları büyük fabrikalar yapamaz.Onların ürünleri rafta beklemeye gelebilir mi.
Rivanol ihtiva eden solusyonları bekletin bakalım ,içerisine stabilizasyon için ne koyarsanız koyunuz birkaç gün içerisinde bozulacaktır.Bunun gibi pek çok örnek vardır.Bunu yapmayanlar bilemezler.
................................................................
Kesin bildiğiniz konuları yazmanız ve uzun yazmamanız kısa mesajlar vermeniz,yazılarınızı daha okunur hale getirecektir.
Ecz.Hamdi KÖKSAL

babaruhi Sayın Köksal,

Fakir, MÜ Ecz. Fak. Farmasötik Teknoloji Ana Bilim Dalı'nda asistanlık yapmış bir kişi olarak sanırım ofisinal ve majistral üzerine acizane bir bilgi sahibi olmuştur. Bu konudaki endişelerinizi izale etmişimdir umarım. Kaldı ki meselâ artık iyodun sadece alkolde çözündüğünün sanıldığı devirler çok geride kalmış, iyodun triiyodür kompleksi haline getirilmesi başlı başına bir devrim olmuştur...

"Taze hazırlanması gereken" preparat diye bir mecburiyet artık yoktur.. Dikkat ederseniz "Boraks'ın" bile müstahzarı çıktı. Bahsi geçen ofisinal ve majistraller ( Bilmem bunların arasındaki farkı biliyor musunuz?) eczacılık teknolojisinin temel taşı olarak saygıyı hak etmekle beraber artık eczacılık öğreniminin bunlara dayandırılması başlı başına bir problemdir.

Şükran Hanım'ın bahsettiği yüksek teknoloji ürünlerinin konvansiyonel ilaç kavramını yerle bir ettiği bir çağda sanırım bu arkaik takıntıları saygıyla hakettikleri yere kaldırmakta fayda vardır...

Saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sayın Köksal'ın hepimizin hislerine tercüman olduğunu sandığım duygusal yazısı bana eczacılık eğitimi hakkındaki düşüncelerimi dile getirmek için bir fırsat verdi.

Fakülteden on yıl önce mezun olduğumda modern ilâç uygulamaları adı altında incelediğimiz kontorllü salım sistemleri, hedeflendirilmiş salım vs. preparatları bize uzak geleceğin sesleri gibi gelmişti.

Oysa bu on yıl zarfında ilâç sanayiindeki gelişmeler artık bir "majisyen" gibi laboratuarında esrarengiz formüller yapan eczacı imajının çok ötesinde, disiplinler arası uygulamaları gündeme getiriyor..
Eczacılık öğrenimi bu gelişmelerin neresinde?

Bizim zamanımızda fakültenin ilgili dekan yarduımcısı not ortalamasına göre bir kişiyi endüstri stajına yollardı. Yani 130 kişi arasından birimiz gerçek teknolojiyi görmek şerefine nail olabilirdik.

Bugün her türlü siyasi popülizmle ve sözüm ona ulusalcı ( hadi buna doğrudan sosyalist diyelim mi?) kıskançlıkla korumağa çalıştığımız endüstrimiz ne durumdadır?

Endüstri stajı yapan arkadaşlarımız Şükran Hanım'ın bahsettiği sistemlerden ne kadar haberdar olabilmektedir?

Artık "Şak şak sesleri duyuncaya kadar karıştırılır" tarifleriyle emülsiyon hazırlayarak hangi teknolojik ilerlemeyi takip edebileceğiz?...

Eskiden yani mesle ben öğrenciyken mesela belki batıyla. araöızda teknolojik ilerleme hızı açısından bugünkü kafdar fark yoktu. Onalr yapıveriyor biz de beş yıl geriden satın alarak falan gidebiliyorduk... Ama bu gün yazılım teknolojilerinin gelişimi, dijital beyinler sayesinde akıl almaz bir fark oluştu. Eczacılık öğreniminde hâlâ nuh nebi'den kalma tek zımbalı rablet basma makineleri ile demonstrasyon yapılıyor.

Yapılması gerekenler:

Eczacılık öğreniminde 3 .sınıftan itibaren uzmanlaşmaya gidlmeli ve öğrenim süresi belki beş yıl bile değil altı yıla uzatılmalı.

Uzamanlaşma sınıflarına göre tıp öğrencilerinin stajlarına benzer şekilde son üç yıl, mutlaka ilgili bölümlerde ( Klinik eczacılıksa hastane, endüstri eczcılığıysa fabrika gibi) stajlarla geçirilmeli

Her şeyden önce eczacılık fakültelerinin sayısı acil olarak azaltılmalı.

Yabancı firmalara yabancı ülkelerdeki hastane, fabrika vs. kurumlarda staj yaptırmak için başarılı öğrencilere burs vermek zorunluluğu getirilebilir. Bu burslar vergilerden düşülmeli. Ayrıca burs karşılığı olarak bu örencilerin mezuniyet sonrası istihdam edilmeleri sağlanabilir. Belirli bir sermayeyi aşan firmalara spor klübü kurmak mecburiyeti getiren kanunların akademik öğrenimde burs konusunu es geçmeleri gerçekten ilginçtir.

Bu önerilere yenileri eklenebilir elbette...
Saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kelaynak Brezilya dizisine döndü bu yazılar.

koksalecz Sayın BABARUHİ
Yaptığınız açıklama beni tatmin etti.Teşekkürlerimi sunuyorum.
Yukarıdaki yazımda sondan bir önceki cümlemi özür dileyerek geri alıyorum.
Türkiyemizdeki teknolojının elverdiği ölçüde Eczanelerimizde majıstral preparatların çalışmasını yapmaktayız.
Bu konuda düşüncelerinizi takip etmeye çalışacağım.
Kolay gelsin.
Ecz.Hamdi KÖKSAL


babaruhi Hamdi Bey,

Benim de en zavk aldığım ve işimizin özü olduğunu düşündüğüm kısım ofisinaller ve majistrallerdir.

Gelin görün ki yardımcı maddelerin miad sorunları, cildiye dışında artık majistral yazılmaması mesleğimizn bu geleneksel yönünü sekteye uğrattı.

Stajımda emekli sandığı ve bağkur reçetesi yapmak yerine levigasyon, emülsiyon hazırlamak, kaşe doldurmak gibi işlemlerle uğraştığım için bazen pişman olsam da bana bunları daha 3. sınıfa bile gelmeden öğreten saygıdeğer ağabeyim Ecz. Hakan Yalçıner'e gıyabında saygılarımı sunmak isterim...

İlginize teşekkürler.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacılıkla ilgili önerilerde dikkat edilmeyen noktaların başında önerilerin gerçekleştirilir olup olamayacağı...

"Bir sürü hayalî liboş öneri getirirken aklın neredeydi?" derseniz ben de size bir şeylerden elini çekmenin maliyetinin, her işe bulaşmaktan daha az olacağını hatırlatırım.

Mesela "tek mevzuata" geçilmesi önerisi kesinlikle şarttı ve sanırım nihayet TEB devlet kadar eczacıyı da kayırması gerektiğini akıl edebildi.

Tek mevzuata geçilmesi şüphesiz memur keyfiliğinin önüne geçmek hususunda atılmış ciddi bir adım olacaktır , lâkin uygulanabilecek midir?

Bunun da ötesinde bu eczacıyı oyalamak için önüne atılmış bir yem gibi...

SSK'dan tahsil edemediğimiz paralarımız, emekli sandığı gecikmeleri, Bağ-Kur'un kronikleşmiş fakirliği nasıl halledilecektir?

Eczanelerimizn kanı olan para ortada yokken tek mevzuata geçmek ne kadar avutucu olacaktır?Artık eczacılığın zevk için, idealizm falan yapılır yanı kalmamıştır... Sermaye birikimleri iyi olup da bütün derdi yanındaki komşularını batırmak olanlarımıza bir şey demiyorum. Onlar zaten burada zaman zaman "Ben istediğim vadede, iskontotda alabiliyorum, sorunum yok!" diyebiliyorlar.

Devkletçi sistemde finansman problemi her zaman konuyla doğrudan ilgiis olmayanların üzerine yıkılır. İşbu sebepten gelrler havuzu hiçbir zaman istendiği kadar dolmaz.

Bir de buna havuzu kullananın israfını eklerseniz...

Tek mevzuat iyidir hoştur da paralarımız ne olacak?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Tülay Işık Tek mevzuat iyidir hoştur da paralarımız ne olacak?
(BİDE ŞU ALINTI YAPMA İŞİNİ BECEREBİLSEM)

Bende bunu merak ediyorum son günlerde,bıçak kemiğe iyice dayandı .Sahi nolcek bizim paralarımız ? SSK 90 günü çoktan aştı ,sanıyorum devlet şirinlik yapmak için bayram öncesi belirli kesimlere açacak yine kesenin ağzını .Bence bunun faturası da bizlere kesilecek .Ne dersiniz sizcede bence mi???

absolut THEONE SOYLER


babaruhi "Paralarımız nerde?" tam da aktüel ve sıradan eczacı sorusu oldu, farkındayım..

Biz eczacılar, devletin bir alışverişteki yerinin ne olması gerektiğini "RETORİK", "FELSEFE" vs saydıkça o kendi yerini kendisi belirliyor...

Oysa bir alışveriş iki tarafın rızasına dayanır.. Bizim işimiz İLAÇ TİCARETİDİR! Bu ticaretin bize mesleki br imtiyaz olarak verilmesi işin niteliğini değiştirmez!

Bütün tacirler, müşterileriyle alışveriş konusunda özgür sözleşmeler yaparlar ve uymayanlardan da borçları kanun yoluyla alınır...
Bizim işimiz bundan başka bir şey değildir!

O yüzden... Devleti karşımıza alıp:"Bak devletçiğim.. Bu ticaret çocuk oyunu değildir.. şartlar şunalr şunlardır.. Ben malımın yarısını 30 gün vadeyle alırken senin canının istediği zaman para ödemen imkânsızdır! Parasını veremeyeceksen başka kapıya!" tarzı ( ki bu tip bir hitap bana göre "paralarımız nerde?" sorusunun soranlara uygun bir hitaptır.. Lütfen kimse kızmasın... Paralrının nerde olduğunu soracak kadar akıl sahibi ve kızgın adamlr sanırım daha yumuşak hitap etmezler...)

Bizim devletle ticaretimiz bizim ihtiyarımızla değil devletin soyal(ist) devlet ideolojisi ile bizi buna mecbur etmesindendir. Eğer zorla kendini tek müşteri haline getiriyorsa yapılan işin adı da ticaret değil "kölelik" olur.

Zor mu geldi? Çok mu uzun yazdım gene?.. Anlayamadığınız kelimeler varsa lütfen not edin, bir sonraki yazıda anlamlarını vereyim...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Liboş mutlu olur şimdi 10.000 reyting yaptı saçma sapan yazılarım diye...

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

babaruhi
alıntı:

Buradan devam edelim içine etmediğimiz bir bu konu kaldı!!!

Bu konuyu kilitleyemezler nasıl olsa!

Liboşun konusu bu!

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır


Liboş? Bu hakaret mi? Saklayalım..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi
alıntı:

Liboş mutlu olur şimdi 10.000 reyting yaptı saçma sapan yazılarım diye...

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır


Liboştan kasıt bensem memnuniyet konusunda haklı olabilirsiniz.. Galiba forum tarihinde bir rekora gidiyor SAÇMASAPAN YAZILARIM? Hahahaha! Milletin liberalizme ihtiyacı var, artık bırakın biraz nefes alsınlar, şu keyfi bürokrat tavırlarından..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Bu sana iltifat gibi gelir liboş...

bak günün birinde ne demişsin!

“Yeri gelmişken bir de yazının başlığına (Demokrasinin sınırı var mı? sorusuna) yanıt verelim: Hayır, demokrasinin sınırı yoktur. Eğer illaki birey (temelde mülkiyet) haklarına yapılan tecavüzler cezalandırılacaksa bunun yolu mutlak bireyci bir hayat biçimini seçmekten geçer. Bu yol ise en büyük hak ihlalcisinden kurtulmaktan geçer”liberalizmi böyle tasvir ediyor! AfŞAr Çelik

Atatürk İlke ve Inkılaplarından birinci madde Devletçiliktir!

Biri de demiş ki sana :
Liberal Teori ve Çelişkiler Üzerine!

Çelişki bir düşüncenin başına gelecek en kötü şeydir: onu eninde sonunda öldürür. Sahip olduğumuz düşüncelerden mantıksal yolları izleyerek yeni düşüncelere ulaşırız ve bazen ya ilkini ya da türetilmiş olanı temel düşünce kabul ederiz. İşte bu temelden hareket ettiğimizde eğer teorik ya da pratik olarak en ufak bir çelişki ile karşılaşıyorsak karar vermeliyizdir: temel düşünce mi hatalı yoksa geliştirdiğimiz teori mi? Ya da karşılaştığımız pratik teoriye uymuyor mu?

Diğer seçenek ise beynin doğru olanı yapmasıdır: çelişkili olan liberalizmi reddetmek. Bu durumda bir liberalin tek seçeneği çelişkiden kurtulup bireysel hakların serbest piyasa şartlarına göre şekillenen bir sistemle korunması düşüncesini kabul etmektir. Bu sisteme “devletsiz liberalizm” ya da daha özgül olarak “liberteryenizm” denir.

yani sen bu durumda ne oluyorsun?

Hala nasıl konuşabiliyorsun...

Anti Milliyetçi ; Anti devletçi Anti Halkçı ve Anti ATATÜRKÇÜ bir insanın bu devletin hududlarında yeri yok ki sevmiyorsan terkedeceksin!


© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

babaruhi Bu konunun aldığıreytingin kavgadan, gürültüden kaynaklanmadığını ben gayet iyi bliyorum, sağolun, var olun...

Globalleşme vs... gibi bürokrasinin resmi söyleminin dışladığı, yok saydığı bazı konular var ki bunlardan kaçınmak artık imkânsız...

Dünyada kimin hangi milli gelrile yaşadığının bilindiği bir ortamda artık "Yerli malı yurdun malı..." gibi sloganlarla insanları İKNA etmek çok zor...

Zira insanlar refahlarının ölçüsünü artık çok daha objektif hesaplayabiliyor...

Artık piyasalar, üretim sloganlarla ve emirnamelerle müdahale edilemeyecek kadar karışık ve ileri. Piyasaya yapıalacak her müdahalenin cezası eskisinden çok daha hızlı ve sert olarak yükselen fiyatlar ve düşen alım gücü olarak bize dönecektir.

Çözüm?

Uluslar arası piyasalara daha çok açılmak,

Yerli sanayiii rekabetin hakemliğine bırakmak.

"Mukayeseli olarak üstün ürünlerimizi" bir an önce tespit ederek bunların üretiminde uzmanlaşmağa çalışmak.

İlaç piyasamızın %50den fazlası artık ciddi anlamda uluslararası pazarlara muhtaçken, hemofili, hepatit vs.. gibi hastalıkların ilaçlarını imal edemediğimiz gün gibi ortadayken artık piyasa kavramı üzerinde daha ciddi durmamız gerekiyor.

Hal böyleyken emeğin ve sermayenin serbest dolaşımında yer almak için "mukayeseli olarak üstün ürün" tespitinde geri kalmak bizi diğer ülkelerden eskisinden çok daha hızlı bir şekilde geri bırakıyor. Uzun bir cümle oldu farkındayım ama dikkatli okunduğunda anlaşılmayacak bir şey değil.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban İşte liboş masturbasionalizmi ;

Anladığım şu ki ;çok bilen anti Atatürkçü ve devletçi bu zihniyet bu ülkeye en büyk terör örgütünden daha fazla zarar vermektedir.

hatta anti laik İslami terör bile bunlar kadar tehlikeli değildir.

Çok bilen bu sosyalist sapkın arada kalmış liberal düşünceye teslim olmuş aydın geçinen küspeler yabancı sermaye gelişine ; yatırımlara insan haklarına zinhar karşı gelerek sorun çıkarmaya devam etmektedirler.

Kendi kendilerine yazıp okudukları reyting yapıyor diye memnun mutlu mesutu oynuyor zavallılar !

"İlk seçeneğin yaratacağı sentez düşünce (uzlaşmacı argüman) kendi içinde daha az çelişen bir fikre (mesela sosyal demokrasiye) göre her zaman zayıf kalacağından zaman içinde liberaller azınlığa düşecekler ve küçük bir fikir klübü olarak kalacaklardır.

Nitekim liberalizmin tarihsel gelişimi de bu yönde olmuştur. Hemen hemen tüm Batı ülkelerinde sosyal liberal bir sentez ortaya çıkmıştır." Kesinlikle katılıyorum!

Soyu tükenmek üzere olan ezik fikirler yumağı!


© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

esteban Diğer seçenek ise beynin doğru olanı yapmasıdır:

çelişkili olan liberalizmi reddetmek.

Bu durumda bir liberalin tek seçeneği çelişkiden kurtulup bireysel hakların serbest piyasa şartlarına göre şekillenen bir sistemle korunması düşüncesini kabul etmektir.

Bu sisteme “devletsiz liberalizm” ya da daha özgül olarak “liberteryenizm” denir.

Sayın Ekmel TEZEL e teşekkür ederim.
(Liberal Teori ve Çelişkiler Üzerine
Ekmel Tezel)

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

serhan hüdayioğlu Estoş bu ne yaw..
alıntı:
anti laik İslami terör

babaruhi “Yeri gelmişken bir de yazının başlığına (Demokrasinin sınırı var mı? sorusuna) yanıt verelim: Hayır, demokrasinin sınırı yoktur. Eğer illaki birey (temelde mülkiyet) haklarına yapılan tecavüzler cezalandırılacaksa bunun yolu mutlak bireyci bir hayat biçimini seçmekten geçer. Bu yol ise en büyük hak ihlalcisinden kurtulmaktan geçer”liberalizmi böyle tasvir ediyor! AfŞAr Çelik

Eğer bu cümleler bana ait değilse en azından yalancı olduğunuzu kabul edecek misniz?

Yazıyı doğru dürüst okumamışsınız bile.. Bu cümle benim bir önceki yazıma cevaben yazılmış Sayın Ekmel TEZEL'in yazısından benim yaptığım alıntı.. Bu cümleleri ben yazmadım ama bireysel hakları ihlal edenlerin engellenmesi konusunda bu cümle ile hemfikirim..
Burada açıkça suç işlediniz..

Bana ait olmayan cümleleri bana ait gibi göstererek YALAN söylediniz! yaıznın linkini verelim herkes okusun! Okusun mu?
http://www.liberal-dt.org.tr/index.php?lang=tr&message=article&art=485

Şimdi bırakalım bu kişisel çekişmeyi.. Zira bana atfedilen nitelemeler açıkça çok çocukça...
Kaldı ki bir devletin resmi deolojisi olamaz.

Bir devletin resmi ideolojisinin olması, devletin bazı vatandaşların yanında ve diğerlerinin karşısında yer alması demektir ki vergi mükellefiyeti açısından tarafsız kalan bir devletin bu tip bir tarafgirliğe hakkı olamaz.

Kaldı ki bir bireyin devletin resmi ideolojisiyle hemfikir olması gibi bri mecbueiyet deolamaz. Ama resmi ideolojinin olduğu yerde böyle bir "katılmama" hakkı da yoktur. Zaten devlet özgürlük alanını resmi ideolojiye göre kendi keyfince çizer...

Biraz daha terminoloji, biraz daha düşünce ve mümkünse daha az slogan ve hakaret... Bu köşenin belli bir standardı ve seçkinliği var... 10000 keredir tıklayanlar biirler.. Hepinize teşekkürler, saygılar..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi
alıntı:

İşte liboş masturbasionalizmi ;

Anladığım şu ki ;çok bilen anti Atatürkçü ve devletçi bu zihniyet bu ülkeye en büyk terör örgütünden daha fazla zarar vermektedir.

hatta anti laik İslami terör bile bunlar kadar tehlikeli değildir.

Çok bilen bu sosyalist sapkın arada kalmış liberal düşünceye teslim olmuş aydın geçinen küspeler yabancı sermaye gelişine ; yatırımlara insan haklarına zinhar karşı gelerek sorun çıkarmaya devam etmektedirler.

Kendi kendilerine yazıp okudukları reyting yapıyor diye memnun mutlu mesutu oynuyor zavallılar !

"İlk seçeneğin yaratacağı sentez düşünce (uzlaşmacı argüman) kendi içinde daha az çelişen bir fikre (mesela sosyal demokrasiye) göre her zaman zayıf kalacağından zaman içinde liberaller azınlığa düşecekler ve küçük bir fikir klübü olarak kalacaklardır.

Nitekim liberalizmin tarihsel gelişimi de bu yönde olmuştur. Hemen hemen tüm Batı ülkelerinde sosyal liberal bir sentez ortaya çıkmıştır." Kesinlikle katılıyorum!

Soyu tükenmek üzere olan ezik fikirler yumağı!


© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır


Bu yazının fikri içeriği boş üzgünüm.. Hakaret etmek için lütfen kendi köşenizi açın... Büyütülerek nakledilen kelime tıbbi veya psikolojik bir maksatla değil de tahkir anlamında kullanılmışsa yakışıksız olmuş...

Ya fikir, ya hakaret bunların arası yok.. Lütfen birinden birini seçiniz.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Ekmel TEZEL'E verdiğim cevabı linkini daha önce vermiştim. Liberalizm demokrasi sözde çelişki üzerine Ekmel TEZEL'e cevaben yazımın linki de aşağıdadır. Meraklısnıa saygılarımla..

http://www.liberal-dt.org.tr/index.php?lang=tr&message=article&art=536

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Liboşla serhoşun inanılmaz izdivacı bu muydu ??

Ya baştan deseydiniz biz birbimizi seviyoruz diye ;

Liberal terminolojide “tarafsızlıktan” devletin fertlere karşı hukuku uygulamakta ayrıcalık gözetmemesi bundan ayrı ve negatif kalarak her türlü grubun faaliyetlerine “karışmamak” tavrını benimsemesi anlaşılır.Bunu da mı dedin Avşarr..

yani sizin gibileri sokakta serbest bırakan bu devletin aslında en büyük hatayı sizin gibilere karışmamakla yaptığı esasına dikkat çekmek istedim.


© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

esteban "İşte liboş masturbasionalizmi ;"

Tamamen kendi hür fikrim ve zakamla tesbit ettiğim bir lakabdır...

Siz neden alınıyorsunuz canım ?

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

babaruhi
alıntı:

"İşte liboş masturbasionalizmi ;"

Tamamen kendi hür fikrim ve zakamla tesbit ettiğim bir lakabdır...

Siz neden alınıyorsunuz canım ?

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır



Bir kelimenin kime söylendiğinden ziyade kullanılış biçmi ve maksadıdır önemli olan.. Sizce bu tip bir kelime "zakanıza" yakışıyor mu?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Birincisi Saygı duyduğun fiyonklu Serhan abini buraya davet etmelisin...

öyle gizliden mesaj mail atarak bu konuya mudahil etmeme mucadeleni anlayamıyorum!

gelsin dürüstse ;

erkekse buraya da yazsın bir arada görelim güzelce sizi...

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

babaruhi Liberal terminolojide “tarafsızlıktan” devletin fertlere karşı hukuku uygulamakta ayrıcalık gözetmemesi bundan ayrı ve negatif kalarak her türlü grubun faaliyetlerine “karışmamak” tavrını benimsemesi anlaşılır.Bunu da mı dedin Avşarr..

Son cümle soru cümlesi ama soru işareti yok.. Bunu yazan biri eczacı mıdır?

Madem çok sevdiniz, yazının tamamının linkini de verseydiniz daha objektif olurdunuz.. Kaldı ki bu cümlenin aksini savunduğunuz söylerseniz komik olabileceğiniz ihtimalini de göz önünde bulundurunuz lütfen.. :)

Yazının linki aşağıdadır:
http://www.liberal-dt.org.tr/index.php?lang=tr&message=article&art=484

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

serhan hüdayioğlu Estoş yazıyomda senin elemanlar siliyolar..

Ya şu hasibe çolak işini açmazsan olmazz.Hadi mertçe,erkekçe yaz..

Zamanında kim burda maşa olarak kullanıldı,kimle kullandı..hadi..

babaruhi Bu köşe fazlaca kişsel çatışmaya sahne olmağa başladı.. Lütfen fikirler dışındaki çatışmalarımız için başka bir köşe açalım, olur mu?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Alıntı:(Liboşlar böyle yapıyor!)

Bu yazının fikri içeriği boş üzgünüm.. Hakaret etmek için lütfen kendi köşenizi açın... Büyütülerek nakledilen kelime tıbbi veya psikolojik bir maksatla değil de tahkir anlamında kullanılmışsa yakışıksız olmuş...

Ya fikir, ya hakaret bunların arası yok.. Lütfen birinden birini seçiniz.

İyi de bilader yazılarımızın hepsini gübreye çeviren sen babaruhi avşar ; serhat abin bir de şu the one andropoz dedektörü değil midir ?

Ne zamandan beri liberalizm fesatlık mercidir ; kişilerin istediği yazıya dahil olma , fikrini söyleme özgürlüğü vardır...

İşte gerçek nedenler sonuçlar :

Çelişki de burada...Yazı benim yazım ilk ben yazdım benim üretimim...ben emekçiyim...

Sorarım liberallikle sosyalizmin ayrıldığı yer nerede ??

Zira temel çelişki burada devam ediyor.

Çünkü liberallerin bireye temellendirdiklerini sandıkları gibi aslında hukuk bir şekilde “hakim görülen gücün” ellerine bırakılıyor.

faşizm de burada sosyalizm de...

Aynı 3 kutsal kitaptan bir b.oktan kitap üretmek gibi!

Allah bunların eline düşürmesin kimseyi!


© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

esteban Topluma ve terminolojiye 2 yeni terim kazandırmaktan çok mutluyum..

Birincisi liboş masturbasionalizmi ;

Diğeri de Andropoz dedektörü...

Burası güvenli avşar ; bizim bütün konuları hörrmet ettiğin liboş serhat ağabeyin gübreye döndürdü!

Şimdi biraz da senin eve konuk olamak istedik ne var bunda...

Bir de ikide bir noktalama hatalarına imlalara takılma be dostum ; Atatürk ilkelerinde inkılapçılık da senin karşıtın ;

Harf devrimini de yok sayarız senin liboş inancınla!


© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

esteban Minik mafya ;

Sen küfür etmesen ; elalemi tehdit etmesen kim neden silsin yazılarını...

Bak buraya yaz işte sürreal liboş efsanesi doğsun!

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

esteban Bırak da bunun yorumunu sağduyulu insanlar yapsınlar...

Ortalığı ne hale getirdiniz...

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

esteban Bir tane kendine ait fikrin var mı ?

yaşamanın anlamını biliyor musun?

Mesleğin için olumlu olacak ne yaptın ?

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

babaruhi "Türkiye, uçuk ve aykırı fikirlere tahammül etmedikçe bir idealizm ve muhafazakârlık kıskacında boğulacaktır" Şerif MARDİN ;Hürriyet Gazetesi'ndeki bir mülâkatından..

Fikir hürriyeti konusu genellikle medyayla ilişkilendirirlse de "örgütlü toplum" hurafesinin içinde kendine en az yer bulabilen temel haktır.

Zira çiğnenmesi en kolay haktır. Bir insanın mülkiyetine el koymanız elinizde silah yoksa imkânsızdır. Yaşamak hakkı da keza bu şekilde gasp edilebilir.. Ama fikir hürriyeti veya ifade hürriyeti, insanların ekmek ve güvenlik karşılığında derhal terk etmeğe eğilimli oldukları bir temel haktır.

Zaten iktidarların da diğer temel haklara müdahale edebilmek için ilk yok ettikleri hak budur.. Bir hakkın çiğnendiği ifade edilemezse, hak ihlalinin yok sayılabileceği düşünülür.
Bu da genellikle resmi bir idoelojiye bağlılıkla kutsanır..
Devletin resmi ideolojisinin olması bazı kesimlerin ifade hürriyetlerinin peşinen yok sayılması anlamına gelir.

Bu konuya daha sonra devam edeceğim.. Uzun yazdığım için eleştirenlere hak vermmemek mümkün değil.. Hele bunu bir hazmedelim, özümseyelim, gerisini gene düşünürüz.
Bir dahaki yazıda ifade hürriyetinin sınırları üzerine kafa yoracağız.

Saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Elektrik kesildi güç kaynağını buzdolabına bağlamam lazım aşılarım var ;

Kabadayı fiyonklu eleman da belki yazar sorularıma cevap bulurum ;
ne istiyorsunuz Dilaverdi sertoş theone mıdır nedir ; Hasibe Çolakla Bertan DOĞAN Saydanlardan ne istiyorsunuz ?


Şmdi de sana gelelim affşar!

fırsat bulup bindirmeyin cevap veremem elektirik yok çünkü teker teker olmalı liboş sempatizanları ve liboş teşkilatı bir konuşsun!

Nasıl olsa gece gene girerim bir yolunu bulup...

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

babaruhi
alıntı:

Elektrik kesildi güç kaynağını buzdolabına bağlamam lazım aşılarım var ;

Kabadayı fiyonklu eleman da belki yazar sorularıma cevap bulurum ;
ne istiyorsunuz Dilaverdi sertoş theone mıdır nedir ; Hasibe Çolakla Bertan DOĞAN Saydanlardan ne istiyorsunuz ?


Şmdi de sana gelelim affşar!

fırsat bulup bindirmeyin cevap veremem elektirik yok çünkü teker teker olmalı liboş sempatizanları ve liboş teşkilatı bir konuşsun!

Nasıl olsa gece gene girerim bir yolunu bulup...

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır


aman alıntılayalım kaşla göz arasında siliveriyorlar

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

esteban Sen yazdıklarının neresini hazmedebiliyorsun ??

Adam bir de ukalalık yapıyor ev ödevi verdim hazmedin gelin diye!

© Esteban ®
(\__ /)
(='.'=)
(")_(")
The Son Of the Sun
:Güneşin Oğlu
Esteban : Amacım eczacılığın bu zor geçitlerinde tüm mesleki forumlarda dayanışmayı optimum seviyeye taşımaktır

babaruhi
alıntı:

"Türkiye, uçuk ve aykırı fikirlere tahammül etmedikçe bir idealizm ve muhafazakârlık kıskacında boğulacaktır" Şerif MARDİN ;Hürriyet Gazetesi'ndeki bir mülâkatından..

Fikir hürriyeti konusu genellikle medyayla ilişkilendirirlse de "örgütlü toplum" hurafesinin içinde kendine en az yer bulabilen temel haktır.

Zira çiğnenmesi en kolay haktır. Bir insanın mülkiyetine el koymanız elinizde silah yoksa imkânsızdır. Yaşamak hakkı da keza bu şekilde gasp edilebilir.. Ama fikir hürriyeti veya ifade hürriyeti, insanların ekmek ve güvenlik karşılığında derhal terk etmeğe eğilimli oldukları bir temel haktır.

Zaten iktidarların da diğer temel haklara müdahale edebilmek için ilk yok ettikleri hak budur.. Bir hakkın çiğnendiği ifade edilemezse, hak ihlalinin yok sayılabileceği düşünülür.
Bu da genellikle resmi bir idoelojiye bağlılıkla kutsanır..
Devletin resmi ideolojisinin olması bazı kesimlerin ifade hürriyetlerinin peşinen yok sayılması anlamına gelir.

Bu konuya daha sonra devam edeceğim.. Uzun yazdığım için eleştirenlere hak vermmemek mümkün değil.. Hele bunu bir hazmedelim, özümseyelim, gerisini gene düşünürüz.
Bir dahaki yazıda ifade hürriyetinin sınırları üzerine kafa yoracağız.

Saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der



İfade hürriyetinin sınırlarına dair bu forum güzel bir örnek olmalı aslında... Şimdilik ipucu verelim: Hakaret, şiddet davet edici tahrikler vs... Sonra bakacağız.. :)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi İfade hürriyetinin sınırları nerededir?

Bu sorunun cevabını düşünürken üç temel hakkın kesinlikle zedelenmemesi gerekliliğini gözden ırak tutmamalıyız.

Nedir bu haklar? Yaşamak, mülkiyet ve ifade hürriyeti hakları…

İfade hürriyeti , akıldan geçirilenlerin topluma duyurulması hürriyeti anlamına gelir.

Peki her aklımızdan geçen şeyi ifade edebilmek mi demektir? Büyük ölçüde evet! “Küçük ölçüde nasıl oluyor?” diye sorarsanız…

Eczanenizin sizin elinizden alınması veya eczacıların sömürücü insanlar oldukları için öldürülmeleri gerektiğine dair bir düşünce mesela bu hak içinde değerlendirilemez.

Kaldı ki sosyalizm propagandası dahi demokratik özgürlükler içinde değerlendirilmekle beraber, soyalizmin nasıl uygulanacağına ilişkin açık seçik programların sunulması nadirattandır…

Buna rağmen mesela TKP son seçimlerde ev sahiplerinin evlerinin ellerinden alınarak kiracılara verileceği, komünizm aleyhine davrananların cezalandırılacağını seçim programı olarak açıklayabilmişti.

Kişilerin mülkiyetlerine yönelik yargı kararı dışında suçlayıcı, karalayıcı beyanatlarda bulunmak sanırım ifade hürriyeti kapsamına girmez …

Öbür yandan , eninde sonunda yaşamak hakkına müdahale anlamına gelecek olduğundan hiçbir şekilde şiddete davet edici, açıkça kışkırtıcı ifadeler bu hak kapsamında değerlendirilemez. “Gelin eczaneleri yağmalayalım” gibi bir cümle meselâ…

Veya “ Eczacılar çok kazanmaktadırlar, ilaç fiyatlarıyla, sağlık sistemiyle ilgili konuşmaları yasaklanmalıdır!” gibi ifade hürriyetine engel ifadeler de bu hak kapsamına girmez.

Bunların yanı sıra… Bir insana alenen hakaret etmek, ona iftira atmak da ifade hürriyetinin sınırlarını aşar.. Mesela birine “hayta”, “haspa”, “gerzek”,"hırsız" vs demek veya onu, birilerini tehdit etmekle asılsız yere suçlamak da ifade hürriyeti kapsamına girmez..

Kaldı ki bu tip ifadeler genellikle hukuki anlamda suç sayılmakla beraber bunun ötesinde ma’şeri vicdanda “ayıp” kabul edilirler.Yani bu tip kelimelerin kullanımı toplumdan dışlanma, hor görülme sebebidir.

Ama tabii konuşma haznesinde 300 kelimeden fazlası olan medeni toplumlarda.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi LOCKE, bağıntı idelerini sayarken davranışlarımızla ilgii üç tip sınırlayıcıdan bahseder:

Tanrının Kanunu, İnsanların Kanunu ve Erdem Kanunu.

Tanrının Kanunu, kutsal kitaplarda belrtilen sınırlamalr ve emirlerdir.

İnsanların Kanunu Beşeri hukukun eseri olan yasama ürünleridir.

Erdem Kanunu ise toplumun ayıplama-kınama mekanizmasını ifade eder.
Çoğumuz için bunlardan en fazla geçerli olanı Erdem Kanunudur... Yani insan kardeşlerimiz arasında kabul görmek bizim için çok daha acil ve mühim bir ihtiyaçtır.

İşte hukukun neşet ettiği adil davranış kurallaırnın temelinde de toplumun bu ayıplama-kınama mekanizması yatar. Şimdiik keselim... Bu yazı yeterince uzun oldu galiba... bunu niye anlatıyorum? Devamı gelecek sayıda.. meraklı ve ilgili okurlara teşekkürlerimle...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

serhan hüdayioğlu Evet bu isteğin sahibi, yani eöns kullanmıştı bu dangalak lafını..

Valla sağolsunlar forum yöneticileri benim yazılarla oynuyorlar zaten,istediği gibi kaldırıyor,siliyor..

babaruhi Geçen gün memur sandikalrından birinin panosunda bir broşürde ".... isteklerinin yerine gelmesi için HER TÜRLÜ yolu deneyecektir!" yazıyordu...

Sendikanın bu ifadesinin hiçkimsenin dikkatini çekmemiş olması beni ürküttü. "her türlü yol" ne demekti.. ? Bir zamanlar adam öldürmenin adını "Silahlı propaganda" koyan kızıl terörün gölgesi miydi?

"Alanlardan ve kitleden aldığımız güçle" diyordu sendikanın bir afişinde de.. Demek ki herhangi bri talebin tek meşruiyet sebebi o fikrin alanlarda haykırılması veya bir kitleye ait olması idi...

İşte dostlar... Memleketimizde herhangi bir örgütlenmenin altında yatan temel güdü budur: "SÜRÜLEŞME"!

Sanılıyor ki herkes üst üste yıpılıp bağırırsa her şey değişecek! Değişmeli .. Ve sırf kitle, bri şeyin kendi ihtiyacı olduğunu söylüyor diye o şey ona verilmeli!

Hal böyle olunca demokrasi de hukuk da devlet de sadece kitleleşen, örgütleşen kalabalıkların hükmettiği alanlara dönüyor..
Şimdilik keselim
Hepsini birden yazmayalım.. Lütfen sorular üzerinde kafa yoralım, lütfen...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Forumla ilgili olarak Cengiz Abi'nin görüşlerine yavaş yavaş katılıyorum..
Bu forum maalesef çözüm üretme yeri değil..

Eczacıların üstüste yığılıp "Gavurlar bize neler yapıyor, nasıl dayak yiyoruz, emperyelizm bizi yiyecek, bakın gördünüz mü içimizdeki hainlari" tarzı hiç bir işe yaramayan yakınmalarının, kes yapıştırcılığın egemen olduğu bir felaket tellalığı ilan panosu.

İşte sürüleşmeden kasıt bu...

Şikâyet etmeyi herkes biliyor... Şikâyet etmek için kulislere kulak kabartmak değil marifet." Bakın siz ene diycem? TEB başkanı bacanağaına ne dedi biliyor usnuz?" tarzı söylemler bilgi ve tecrübeyi paylaşmak değil.. O kadar tecrübeden bir şeyler edinseydik, ticaretin bu şekilde yapılamayacağını da öğrenmiş olurduk. Hâ1lâ bana "Eczacılık ticaret değidir!" deyip de hamaset taslamayınız rcia ederim, reçetelerin arkasına kupür bile yapıştırılmayan günlerden parayı toplayıp da ev almayı biliyorduk ama değil mi?

Eczacılarımz kendi kaderleri hakkında söz söylemekten korkuyor. Ortada bir "devlet" var, o ne derse o oluyor... Hâlâ bu devlet denen koskoca bürokratik mekanizmanın, kendilerine muhtaç olan bir müşteri olduğunu fark edemiyor eczacılar...

Çünkü sürü psikolojisinin kökeninde düşmandan korku yatar.

"Efendim medya bize yan bakmış, halk bize düz bakmış.. Gördünüz mü herkes bize kötü kötü bakıyomuş da ne yapacakmışızda bilmemneymiş?"

Biz halka "Kardeşim ne kaa ekmek okaa köfte senin ilacının parasını cebimden verecek kadar zengin değilim!" diyebiliyor muyuz?

Peki eczacılığın kaderi kimlerin ellerinde? Maalesef eczacının batmak pahasına da olsa millete bedava ilaç vermesi gerektiğini düşünen ilkel kollektivist çoğunluğun. Burada "kollektivist" kelimesinin kulanılışını uzun uzun izah etmeyeceğim ve eminim pek çoğunuz da ne anlama geldiğini bile bilmiyor ama kusura bakmayın.... Her gün "Ben üniversite mezunuyum!" diye övünen ben değilim.

Her zaman olduğu gibi bu kadar eleştiriden sonra gene önerilerimi tekrarlayacağım...

Devletin liberalleşmesi söz konusu değil.. Maalesef! O halde..

-TEB'in eczacıların zararlarından sorumlu hale getirilmesi ve bu konuda yöneticilere yargı yolunun açılması.

- TEB'in mesleki yaptırımlarınn kaldırılması ve bir şirket haline getirilmesi... Meslekle ilgili tek yönünün devlete karşı eczacıyıs avunack bir ihtisas kurumu olması.
- Meslek örgütlerinin mesleğin icrasıyla ilgili yetkilerinin kaldırılması

- Meslek örgütlerine seçilmede liste sistemine son verilerek bireysel adaylık sistemine geçilmesi.

- Reçetelerin çipli kartlara işlenmesi ve kontrollerinde insan faktörünün devren çıkarılacak şekilde bir otomasyon sistemine gidilmesi.

- Kurum provizyon ekranlarının ödeneğe bağlı hale getirlmesi.. ödeneği olmayan kurumların provizyon ekranlarının kilitlenmesi.

- 65 yaş emeklilik sınırının getirilmesi.

- Eczacılık fakültelerinin sayısının azaltılması hemd eacil olarak!

- Yabancı ilaç sanayiine belli bir süre vergi muafiyeti tanıyarak Türkiye'de ilaç endüstrisinin gelişmesini sağlamak. Hiç bbr hayati ilacı üretemeyen montaj ilaç sanayiini ciddi rakiplere karşı korumağa çalışmanın bedelini millet ödüyor. Kendi kesemden adı sırf Türk'tür diye bir kısım imtiyazlı sanayiciyi zengin etmek istemiyorum artık!

Bu önerileri tekrar tekrar yazmamın 3 sebebi var:

Yeni okumağa başlayanlar forumda "Gavurlar geliyor, tarlalarımızı alacaklar!" veya "Allah topunuzun belasını versin!" "Bir ik hayta.." "Haspam", "gerzek" gibi şeyler dışında da bir şeyler yazıldığını bilsin...

Eczacılıkla ilgili değişimin yakaya rozet, cama kurdela asmakla, "çağdaş, ilerici listelerle cuntacılık oynamakla", " daha kendisi bile hangi bağlamda düşündüğünü bilmezken ona buna "hain","liboş" vs.. gibi laf atıp boş konuşmakla sağlanamayacağını, ancak belli bir fikri çerçeveye dayanan, mantık silsislesi dahilindeki ÖNERMELERLE tasarlanabileceğini göstermek... Ama maalesef bunca yazı, bunca önerinin ne anlama geldiğine dair düşünmeden, burada bir önceki paragraftaki kelimelerden hiçbirni etmeksizin konuşmanın anlamını idrak edemeden öylece bakınıyoruz!

Ve... Bazı şeyler tekrar edilmedikçe algılanamaz.. Hele devlete bedava memurluk etmeği vatanseverlik sanan sermayedarlarımızın( eczacıların) kollektivist şartlanmalı zihniyetiyle...

Eczacılığın işlevi bitmiştir. Önünde yepyeni ufuklar olan bir meslek , memur zihniyetli, kollektivist meslektaşların sürü psikolojisiyle bitirlmiştir.

Saygılarımla.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

n/a Sevgili Afşar daha ilk yazında abim emeğine yazıktır demiştim.Kalın kafalısın 3 ayda ancak jeton düştü.Gene de aferin.Bu satırlarla sana karşı çıktım seni kınadım sanacaklara da ayrıca aferin.
Gözlerinden öpüyorum.

Ecz.Cengiz GÜVEN. B U R D U R

babaruhi "İlaçta dışa bağımlılıktan" çok bahsedilir oldu...

Değerli meslektaşlar..
Daha önce Türk İlaç endüstrisi ve korumacılık üzerine bir şeyler yazmama rağmen tekrar etmekte fayda görüyorum:

Uluslararası ticarette herkes birbrine BAĞIMLIDIR!

Artık dünya, herşeyi kendi üreten ülke diye bie şeyin olmadığının farkındadır.. Bakın ben size ilaçta nerdeyse %100 dışa bağımlı bir ülke örneği vereyim mi? JAPONYA! Evet, yanlış okumadınız.

Ayrıca Japonya çoğumuzun stratejik mamul sayıp sa özlleştirilmesine karşı çıkıtğımız demir-çelik açısından da dışa abğımlıdır.. Ayrıca japonta tekstil açısından da dışa bğımlıdır...

Mesele dışa bğaımlı olup olmamak değildir...

Neyi iyi üretip üretemediğimizdir! 47 ilaçta sahte biyoeşdeğerlik alarak patent anlaşmasından yırtmağa açlışan bir ilaç endüstrisi ülkeye ancak zarar verir...

Şükran Hanım'ın daha önce bahsettiği yüksek teknoloji preparatlarıyla ilaç kavramını teknolojik boyuta taşıyan yabancı AR-GE lere karşı hâlâ yerlidir diye ARGE yapamayan, gerçek anlamda hiç bir bilgi, KNOW-HOW üretemeyen bir ilaç sanayiinin KORUNMASI ancak ilaç tüketicilerinin ve bizdeki gibi devletçi ekonomilerde hazinenin çarçur edilmesine yol açar!

Bakın tekstil sektörümüz koruma istedi alamadı ama ne oldu? "Akıllı kumaş" denen bir şey üretti ve kendini yeniledi.

Kendine yetmeğe çalışmak bütün kaynakları israf etmektir..

Kendine yetmeğe çalışmak ekmeği fırından almayı bağımlılık görüp evde yapmağa çalışmaktır.

Kendine yetmeğe çalışmak kalitesizlik sebebidir.
kendine yetmeğe çalışmak maliyet artışı demektir! "Devlet soyuluyor!" diye bağırmanızın sebebi budur!

Para kaynağı, meçhul bir mülkiyete tasarrus eden devlet olduğunda o para kaynağına bir sürü el uzanır ve sonra ne verimliliğin ne kârlılığın hesabını tutabilirsiniz!

Devletin sizin benim paramı çarçur ettiği bir ortamda "Sağlığın maliyeti olmaz !" demek hepimizin soyulmasına rıza göstermek demektir.

Bana soracak olursanız Türkiye İlaç üretiminden vazgeçmeli ve neyi iyi yapabileceğini araştırmalıdır.. Zira artık vücutta hedeflemenin , kontrollü salımın cihazlarla yapıldığı bir devirde hâlâ şurup üreterek devlet korumasıyla bu teknolojiye karşı durmağa çalışan bir sektör hiç kimseye yarar getirmez!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Orhan Güngör (Artık dünya herşeyi kendi üreten ülke diye bie şeyin olmadığının farkındadır.. Bakın ben size ilaçta nerdeyse %100 dışa bağımlı bir ülke örneği vereyim mi? JAPONYA! Evet, yanlış okumadınız. )


Sevgili Afşar,

Yukardaki alıntıdaki sonuca nasıl vardın.

Japonya ilaç sanayinin önde gelen ülkelerindendir.

Forbes'in Global 2000 deki (2004 rakamları ile) 43 ilaç şirketinden 19 tanesi ABD ve 8 tanesi ise Japon firmalarıdır.

Ve sadece bu 8 firmanın 2004 toplam satışları 37 Milyar ABD doları olup Türkiye ilaç pazarının 6 katıdır.

Rakamları özenle kullanmalıyız.

Orhan Güngör

babaruhi Orhan Bey,
Sanırım benim baktığım veriler yanlışmış... Bu konuda herhangi bir yanıltma kasytım yoktu..
Belirtmek istediğim, toplu iğneden uçağa kadar her şeyini kendi üreten bir ülkenin olamayacağıydı..

Mesela ben Japon tekstil firması duymadım.. Japon gıda devi de...
Yahut Japon madne şirketi falan?

Ülkenin kaynakları, eğitimli insan gücü ve mtivasyon gibi faktörler bu kendi kendine yetme işini sınırlar.. Yazının anafikri buydu...

Düzelttiğiniz için teşekkürler.. Bilgilerimi tazeledim..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Burada 15 gün yoktum, yazıya gösterilen ilgiye teşekkür ediyorum.

Bu 15 gün müddetince maalesef çözüme yönelik pozitif bir çaba göremedim. Geleneksel yakınmalar ve korkularımızı "yorumsuz" kes yapıştırlarla dile getirip "oda yöneticisi büyüklerimizden" medet ummak dışında herhangi bir metot geliştirmediğimizi de üzülerek gördüm.

Soru: Acil çözüm bekleyen sorunlarımız nedir?
Cevap: 1- Günü geçmiş trilyonlarca lira alacağımızı tahsil edememek
2- İlaç geri ödemeleriyle ilgili olarak mantık dışı, keyfi, bürokratik talimatnamelerle bedava ialç dağıtmaya mahkûm edilmiş olmamız

Soru: Bu sorunların çözümü için kim tasarı geliştirmelidir? Geliştirmiş midir?
Cevap: TEB ve hayır!

Soru: Mevcut sistem içinde parasal sorunların kaynağı nedir ve müsebbibi kimdir?
Cevap: Devletin israfa dayanan "planlamacı" karma ekonomisi ve bunu uygulayan bürokrasi.

Soru: Ticari imtiyazın devam ettirilmesi eczacılığı kurtarabilir mi?
Cevap: Bu soruya ancak sağlıkta özelleştirme yapılabilirse evet demek mümkündür. Aksi takdirde bu uygulama eczacıların birbrilerini sermayelerine dayanarak ve intihara varan bir çılgınlıkla yok ettiği bir kaosa sebebiyet vermektedir. Bürokrasi, arenanın basamaklarında oturarak oraya attığı bir dilimekmek için eczacıların birbirlerini parçalamalaırnı seyretmektedir. Burada yapılacak şey daha fazla ekmek için bürokrasiye yalvarmak değil, arenada dövüştürülecek yaratıklar olmadığımız bürokrasiye haykırmaktır. Ayrıca eczacıların asıl işi ticaret değil, danışmanlıktır.


Şimdi birinci acil sorunun çözümüne yönelelim:

1- Bu alackların derhal tahsil edilmemesi durumunda
a- Eczaneler belli bir müddet kapatılır
b- Sözleşmeler askıya alınır
c- Gecikmelerin uzaması ve uzlaşmazlık durumunda TEB sözleşmelri kendiliğinden fesh eder.

Bunlar acil çözüm önerileridir. Kan kaybını durdurmakla ilgilidir.

Uzun vadede:
a- Kartlı sisteme geçilir.
b- Ödenek kontrollü provizyon sistemine geçilir. Ödenek alamayan kurumun ekranı karartılır.
c- Oda yönetimleri, geciken ödeneklerle ilgili dava açmakla görevlendirilir ve bu görevi yerine getirmekte sorumsuzluk gösteren yönetimler hakkında adli ve idari kovuşturma açılır.

İkinci acil sorun için:
a- Derhal tek kitap uygulamasına geçilir

b- İlaç ödeme şartlarında uzmanlık, eşdeğerlik gibi ayrıntılı ve anlaşılmaz şartlar yerine grupların ödenmesiyle ilgili genel hükümler getirlir.

c- b şıkkıyla ilgili de genel bir şablon hazırlanır ve bütün kurumlar bu şablona bağlanır

d- Bu şablona bağlı olarak insani denetim devreden çıkartılır. Bu şekilde otomasyon sisteminin onayladığı reçtenin keyfi kontrolörlerce kesilmesinin önüne geçilir. Bu sistemin sağlıklı işlemesi ancak kartlı sisteme geçişle mümkün olabilir. İnsna bağımlı kontrollerde keyfilik kaçınılmazdır.

e- veyahut sistemin ödediği reçete arkası dökümüyle belli olan reçetelerin kontrolörlerce kesilmesi yasaklanır.

Buna benzer tek bir öneri bile okuyamadım 15 gündür.

Yetimin hakkından sorumlu olan DEVLETTİR! Çünkü ekmeği dağıtan odur! Onun sorumsuzluk ve israfını kendi tasarrufumuzla kapatamayız! Eğer ekmek dağıtmayı bilmiyorsa bıraksın ekmeğimizi biz arayalım. Ki ekmek dağıtmak işini alan devletler eninde sonunda ekmek kuyruklarını silahla hizaya sokarlar! Eczacıların kendilerine sormaları gerekne son bir soru var:

" Hayatımızn her anının bir BBG evi gibi denetlendiği bir besi çiftliğinde mi yaşamk istiyoruz? Yoksa kendi tercihlerimizin sorumluluğunu aldığımız bir pazar yerinde mi?"

( "Pazar yerinin" onurunu anlatabileceğimi sanmıyorum, tamlamayı resmen heba ettik burada..)


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Peride hanım’ın müteaddit defalar tekrarlanmış genel hükümlerin belli bir çatı altında özetlenmiş önerisi devletçi paradigma içinde uzlaşılabilecek önerilerdir.

Gene de insanın aklına şu soru gelmiyor değil: “Şimdiye kadar bu öneriler TEB tarafından niçin düşünülememiştir?

Cevabı bana göre TEB’in kendisini eczacıdan değil bürokratik oligarşiden yana gören bir kolektivist kurum olmasındandır.

Bu öneriler uygulanabilir mi? Aklı başında bürokratların emri ve tavsiyesiyle eh belki…

İnsanları rasyonel varsayılan bizimki gibi bir üçüncü dünya ülkesinde , zor….

Niçin?
1- Bürokratik oligarşi ilaç harcamalarında kendi keyfîliğine son verecek bu önerilere kesinlikle sıcak bakmayacaktır. Bu önerileri şeklen kabul etse bile gene de insanî ( keyfî) haksızlıklara kolektivist-sosyalist yaklaşımıyla arka çıkacaktır. Türkçesi: Muhtemelen size haksızlık edecek memurunu kayıracaktır.
2- Öneriler kaynak sorunu konusunda belirsizliği gidermeğe yönelik maddeler de içermelidir. Sağlığın başlıca finansörü olan ( Türkçesi sırtlarından sağlık giderleri karşılanan) eczacıların paralarının hangi kaynaktan sağlanacağı kesin ve net olarak belli edilmedikçe devlete hiçbir müeyyide uygulayamayız.
3- TEB’in tutumu şimdiye kadar kesinlikle bir bürokratik yan kurum gibi olmuş ve eczacıların haklarının alenen gaspına sessiz kalınmıştır. Bu önerilere TEB’in üyelerinin, kendisinin taraf olduğu anlaşmalardan dolayı uğradığı zararlardan maddi ve cezai olarak sorumlu tutulması maddesi eklenmelidir. Yani? Sözleşmelere uyulmaması halinde hukuki müracaatların yapılması ve akabinde sözleşme feshine gidilmemesi durumunda TEB yönetimi kovuşturulmalıdır.

Peride Hanım’ın akıl dolu derlemesinin hayata geçirilebilmesi dileğiyle…


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Meslek örgütlerimizin yapılanması ve fonksiyonları nedense tartışmakran kaçındığımız bir konu.

Sanırım çoğu bölgemizde tek adayla veya listeyle seçimlere gidildi.

Bunun sebepleri nelerdir?

1- Meslek örgütlerimiz ideolojik alt örgütlenmelerin elindedir. (Örgütlenme-ler dediğime bakmayınız, fiilen sol kümeleşmelerin elindedir.) Bu örgütlenmenin oluşması seçim sistemimizin delege ve liste esasına dayanmasındandır. Liste sistemi bireysel müracaatlara göre öncelikli olduğundan ve bireysel adaylık ancak genel kurulda oya snulabildiğinden hiçkimse bireysel adaylığını koyamamakta, seçimler liste yapabilecek kadar örgütlenmiş kliklerin egemenliğinde yapılmaktadır.

2- Ülkemizde bireyin hakkının korunması konusunda ciddi bir inançsızlık sözkonusudur. Bireyin varolma hakkının herhangi bir güç odağı tarafından rahatlıkla çiğnenebileceği inancı, eczacıların meslek örgütlerinin yapısı üzerinde konuşmasını engellemektedir. Zira odamızın zamanında beni kapalı bir şekilde "Odayla takışmamak lazım" şeklinde "uyarması" ile bunu ben de bizzat yaşadım.

3- Bireyin örgütlere mahkûm edilmesi ile eczacılar meslek örgütlerinde bireysel olarak herhangi bir denetim yapamamakta, bireysel olark sözlerinin ifadelerinin bir değeri kalmamaktadır.

Bu sabah eczaneme gelen TEB dergisinin maliyeti, içindeki yaıların niteliksizliği ve ideolojik saçmalığı, üniversite mezunu bir camiaya dayatılan Marksist hurafeler, camianın tamamı adına dile getirilebilmektedir.

Meslek örgütümüz her ne kadar belli bir çoğunluğa dayanıyorsa da bu, camianın genel kanaatlerini ifade etmek yetkisi anlamına gelmez. TEB Başkanının piyasa ile ilgili yarıum yamalak ve yanlış bilgisiyle meslektaşllarına nasihat etmesi onun görevi değildir.

Tek müşterisi devletle ciddi ekonomik sorun yaşayan bir camiada TEB yönetiminin planlamacı- sosyalist vaazları hem yerini bulmamakta hem de görüşlerine katılmayan binlerrce eczacının parasıyla çıkmış bir dergide yakışıksız kaçmaktadır.

TEB devlete karşı eczacının haklarını savunmak, serbest çalışan bir camianın piyasa özgürlüklerini korumak yerine devletin bir yan kurumu çalışması artık hoşgörülemez.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Aylardır süren bir seçim paniği yaşıyoruz.

Pekçoğumuz mevcut TEB yönetiminin gitmesi veyerine "çağdaş", "demokratik", "katılımcı", "menfaat gözetmeyen" bir yönetimin gelmesi için bağırıyoruz.

Buraya kadar güzel...

De... Bunların içini doldurabiiyor muyuz?

Çağdaş olmak ne demektir? Hemen söyleyelim, eczacılık camiasına hakim sol kampın çizgilerini belirlediği bu kelime; içki içen, bayansa başı açık olan, sosyal(ist) devletten yana olan, CHP'ye oyveren, bürokrasiyi eleştirmeyen, anlamına geliyor.

Demokratik olmak ne demek? Onu da söyleyelim... Sınırları askeri-sivil bürokrasi tarafından çizilmiş siyaset alanında kalarak siyaset yapmak, halkın bu sınrların dışına çıkan taleplerini yok saymak, meslek örgütü seçimlerinde lider sultasına ve ideolojik örgütlenmeye yol açan delege ve liste yöntemlerini benimsemek, TEB'den yana olan odalara eşitlik gereğince maddi yardımda bulunmak,eczacının problemleri konusunda kayıtsız şartsız siyasetin sırnılarını elirleyen belirleyen bürokrasinin yanında yer alamktır. Çünkü eczacı dediğiniz adamlaren nihayetinde el üç beş kuruş paragören sıradan SİVİL vatandaşlardır veonlar ancak DEMOKRATİK sistemin işleyeceği kadar asgari ve geçici bir yetkiyle formalite icabından seçimler yapmak zorundadır. Oysa ülkemizde bürokrasi Tanrısal güçtedir ve ne idüğü belirsiz sermayedarların yanında yer almaktansa, "Memlekete komünizm gelecekse onu da kendilerinin getireceğini" söylemiş veya seçilmiş vekilleri hapishanelere tıkabilen güçlerin yanında yer almak her zaman daha emniyetlidir.


Katılımcılığa gelince. Bu söz tamamen dolgusal bir işlev görmektedir. Hiç bir anlamı yoktur, iki sebepten:

-Oda yönetimleri ya da TEB hiç bir zamanyönetim şekli veya yönetimin fiili durumuyla ilgili sivil toplantılar yapmamışlardır. kendi seçtikleri delege pazarında kendilerini komünist parti deputatları gibi alkışlayarak gün doldurmuşlardır.

- Zaten eczacılar arasında mesleğin problemlerinin meslek örgütünce çözülebileceğine dair bir ümit olmadığından, üyeler, herhangi bir fikr irad edip meslek örgütlerince milenmektense susmayı tercih etmektedir. Bunun yanısıra derin bir umursamazlık da camiamızın belli başlı sorunudur.


Camiamızın egemen zümresi olan sol kamp "menfaat"kelimesinin içni uzun zaman öne boşalttığından eczacıların artık kâr vs. gibi ekonomik terimleri kullanması dahi imkânsızdır. Eczcıya düşen, devletin ve onun yan kurumu olan meslek örgütünün keyfi emirlerine itaat ederken "eşitlik" ilkesince kendine lütfedilen iki kuruşu kabullenmektir.

Odalarda liste ve TEB seçimlerinde delege sistemi sonucunda açığa çıkan tablo şudur:

Mevcut yönetime rakip gibi görünen tek bir aday vardır, o da zaten aynı söylemi sürdürmektedir.

O halde?

Bu seçimlerde kemanın kendisi değişmekle beraber kemanın çaldığı ezgi aynı kalacaktır. Meslek örgütümüz güçlünün elinde onun istediği sesi çıkaran bir kemandır. Buedilgen yapı değişmeyecektir.

Seçimleri kim kazanır bilemiyorum ama her zaman kazanacak bir şeyler olduğunu hemen söyleyebilirm:

Lidere tapınma, güç tutkusu, sosyal(ist) devlet fedailiği, bireyi yok sayan örgütlenme fetişizmi...

İyi seçimler...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Yeni BÜT ile hemen hemen hiç ilgilenmemeniz takdire şayan!

Ülke insanımızn aynası bir camiayız vesselam. Gafil, umursamaz, korkak, güce tapan vs vs vs...

Perid Hanım üşenmemiş uzun uzun yazmış hâlâ anlayamadığım ( sanırım cehaletimden dolayı) tefsirlerini de üşenmeden eklemiş, insan bir sorar:" Sıradan antibiyotiklerin satışına getirilen bu kısıtlama beklenen bir şey miydi? Bunun başka yolu yok muydu?" falan gibisinden.. Nerede?

Şimdi siz gene hiç ilgilenmeyeceksiniz ama bunu benim yerime yapması gereken meslek örgütümüz çok büyük seçimler, sömürü kadroları belirleme işleriyle meşgul olduğundan bu iş bana düşüyor.

Yani? Hareket tarzlarını analiz etmek, neye göre, nasıl davranılması gerektiği üzerinde kafa yormak.. Elbette bunun için yorulacak bir organ lazım, BÜT'e ilişkin tavrımıza baktımızda onun da biz de bulunmadığı ya da atrofiye uğradığı sonucuna varıyorum, hiç kızmayın!

Devletin sosyallik takıntısı onu "herkesin herşeyi" olmağa itmiştir. Oysa Tanrı dışında hiçkimse de böyle bir kadir-i mutlaklık olamaz!

Herkesin her şeyi olmak iddiasındaki bir güç de gerek planlamanın çapraşıklığından kaynaklanan sayısız hatayı düzeltebilmek gerekse mensuplarındaki Tanrısallık kompleksinin neticesi olarak sayısız emirnameler türetir.

Bunların hiç birinin ilgili konuya yönelik teknik veya ilmî bir dayanağı da yoktur. Burada otorite "bizim bilmediğimiz" hikmetlerle, hikmet-i hükûmetle bir takım fermanlar savurur ve herkesten de sadece hükûmet olduğu için kendisine kayıtsız şartsız itaat bekler.

Bu kadir-i mutlaklık yanılgısı emirnamelerin daha ayrıntılı olmasına yol açar. Çünkü otorşter devlet, vatandaşlaırnı asla kendi başlarına bırakılamayacak, çocuklar veya sürüler olarak görür. Nitekim sevgili meslek örgütümüz de ilan tahtalığı ve çavuşluk hizmetleriyle bu kanaati doğrulamaktadır.

Otoriter bir toplumda devlet, hayatın her anını kanunlara bağlamak, yönetmek ister. Durmadan "yasal güvencemiz yok!" diye ağlaşmanın sebebi, kanun zoruyla ekmek kazanmak arzusudur. Yani? kendi başına hiç bir iş becerememek durumunun itirafıdır!

Dikkat edilirse neredeyse her ilaç için ayrı ayrı ödeme şartı getirilmiş... Bir Allah'ın kulu da kalkıp " Bu şartlar imkânsızdır!" demiyor! Peki bunu söyleyecek Allah'ın kulları öncelikle kim olmalı? Eczacı parasını lüks bir merkezde çatır çatır yerken "Ne yapalım tek müşterimiz devlet!" diye eczacıyı uyutanlar olmalıdır! Devletin tek müşteri olması, onunla pazarlık edilememesi yeterince utanç verici değil bizim için!

Devletin kendini pazarlık edilemez tek müşteri kılması eczacılık camiası için zul olmalıdır ama bunun için evvela azıcık da vicdan veya gurur olmalı insanda...

Boynumuza takılan yeni BÜT prangası köle ruhlu camiamıza hayırlı olsun! Herkes hak ettiği gibi yönetilir!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi
Ülke AB'ye girme hazırlığında daa özgürlükçü , daha az bürokratik olacak diye beklerken başımıza gelenler çok vahimdir.

Basın-yayında sansür gene başlamıştır.

Bürokrasi sözüm ona siyasi iradeden özerk olarak güvenilirlik sergilemek adına vatandaşın tepesine daha rahat binmek için bastırmaktadır. Buna TEB ve odalarımız da dahiildir.

Yeni eczacılık yasa tasarısında eczacının meslek icrasında bütün kaderi, odanın keyfi kararına teslim edilmiştir. Bu sivillleşme falan değil totaliterleşmektir. Bürokrasi, zorbalığını bir taşeron olarak meslek örgütlerine devretmiştir.

Bir hukuk devletinin en temel ilkelerinden biri olan "Beyana dayanmak"ilkesi göz ardı edilmekte, odaların, bürokrasinin vs.. daha doğrusu güç odaklarının keyfî karar mekanizmalarının "ikna" edilmesi mecburiyeti getirilmektedir.

Şekil şartları yerine getirilmiş, "tekâmül etmiş dosyaların değerlendirilmesi bir yana bırakılıp beyanın doğruluğu araştırılmağa başlanmıştır ki bu hiç bir hukuk devletinde olmayan - ve de olmaması gereken- bir şeydir.

Suç, işlenmeden önlenmez! Kaldı ki ispatlanamayacak şeylerden suç ihdas etmek ancak diktatörlüklere hastır. Buna örnekler, baş örtüsü sorunu, yayın yasaklamalar, muvazaa ve daha pek çok konudur.

Bu konular üzerinde, dedikodulara, sözümona genel kabullere, geleneklere ve daha önemlisi bürokrasinin dayattığı resmi ideolojiye aykırı "görünmek" yeterlidir. Bu konuların hiç birinde açık kanuni dayanak aranmamakta, ilgili yetkilinin takdir hakkı aşırılaştırılmakta ve sorgulanamaz hale getirilmektedir.

Yukarıda verdiğim bir kaç örnek birbiriyle ilgisiz gibi görünebilir ama üçünün de ortak noktası herhangi bir suç gerçekleşmeksizin salt niyet şüphesinden dolayı soruşturma mevzuu olmalarıdır.

Bu, ilkelliktir.

Bu, sınırsız bir kontrol yetkisinin her şeyi düzleteceği yanılgısıdır.

Bu, erginleşememiş bir toplumun güdülme ihtiyacıdır.

Burada meslekî tabularımıza değinmenin bile nasıl bir kitlesel saldırganlığa ve terbiyesizliğe yol açtığını gördükten sonra ülkemizdeki hiç bir tabakadan medenî bir tavır beklenemeyeceğine inandım.

Son yapılan BÜT değişikliklerine ilkesel olarak hiç bir şekilde karşı çıkmadan, onları yalnız şeklî olarak tartışmak "Zıpla!" dendiğinde "Ne kadar?" diye sormakla aynı şeydir.

Eczacılık camiası, insan olarak yaşamanın gerektirdiği vicdandan , sorgulama yetisinden, özgürlük hissinden, hakka saygıdan yoksundur.

Eczacı camiası genel hatlarıyla güce tapınan, otoriter ( ki burada otorierin tanımını Fromm'a dayanarak yaptığım sayısız defalarda hiçkimse de bunun ne kadar "kötü" bir sıfat olduğunu fark edemedi bile) bir camiadır.

Biz kendimizi kandırmayı seviyoruz. Sadece BÜT bile AB yolunda ne kadar gönülsüz ve geri olduğumuzn bir kanıtıdır. BÜT'ün genel tercümesi: " Biz bürokrasi olarak AB falan tanımayız. Vatandaş ne dersek onu yapacaktır!"dır.

Bir toplumun kişiliği* yok olabilir mi? Demek olabiliyormuş...

*Burada toplumun genelinin olaylara cevap veriş tarzı kast ediliyor, toplum, birey üstü bir totalite ve üstün birey olarak tasavvur edilmiyor...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Durmadan aynı şeyleri tekrarlıyoruz.

Eczacıların derdi sorunlara çözüm bulmak değil, komşularının iflâsı...

Eczacılık camiası iki yüzlü, haris köylü çocuklarından oluşmuş bir camia.
Onun için herhangi bir sorunu çözmesini beklemek safdilliktir.

Entellektüel birkimi olmayan, " yüksek lise " mezunu kasaba bakkalları eczacılar.

Cengiz Abi'nin Akşam gazetesinde verdiği bağlantıyı açtım okudum. Doktorlar hâlâ kendilerini sağlığın yegâne hakimi olarak görürlerken, uzmanlık ihtiyacı , kendisini motive etmesi gerken ve doktorların hayal dahi edemeyecekleri kadar komplike konulara sahip eczacılık mesleğinin mensupları, onların karşısında "bakkalca" davranmayı hâlâ içine sindirebilecek kadar gurursuz.

Eczacılığın psikolojik motivasyonunun eksik kalması gene aynı şeyi söyleyeceğim ama ne yazık ki köylü çocuklarının bu işi sulandırmasıyla olmuş.

Daha önce şehirllere has, şehirlerde görülen bir meslekken, sabanını terk edip, komşularıyla ettiği döven-patoz kavgasının ilkelliğini üzerinden atamadan şehre gelip bir nebze para görüp gene memleketinin iilkel- hoşgörüsüz, kıskanç, haris kapalılığına dönen köylü çocuklarından ne bekleyebilirdik?

Bunun da kökeninde üniversite camiamızın, kurucu hocalarından sonra gitgide daha köylü bir hale gelmesi var gibime geliyor.

Engin ARDIÇ bir yazısında "... lâiklerin farkında olmadan karşı olduğu şey İslâm değil, köylülük aslında..." diyor.

Bu camia hiçbir şeyi değiştiremez çünkü zaten çoğunluğu, köyünün o değişmeyen, sarsıntısız, hiyerarşik kapalılığındansıyrılamamış, hayatlarındaki tek huzur kaynağı olarak bunları gören uykulu, gözü çapaklı köylü çocuklarından oluşuyor.

Çözüm?

Eczacılarda 65 yaş emeklilik sınırının getirilmesi, bu yaşı geçmiş olanların derhal emekli edilmesi, gerekirse bir mesul müdür tutarak ama fiilen eczaneyle uğraşmadan piyasayı boşaltmaları.. Niçin?

Zira piyasayı işgal eden köylü kuşağı bu yaş grubundan da ondan. Bu yaş grubunun zihnî işgali fiilen bitirilmeden hiç bir değişim ve dönüşümün tartışılabilmesi ve gerçekleştirilebilmesi de mümkün değil.
Ayrıca bence TEB delege seçilme yaşının da âzâmî 50 olmasında sonsuz fayda var.

İçgüdüsel olarak TEB başkanını köy muhtarının veya ağasının yerine koyan, bunun farkında olmayan bir güç açlığı içinde otoriter bir camiadan hangi değişimi veya hak mücadelesini bekliyorsunuz?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

n/a Sevgili Afşar
Köylü olmama 65 yaşa 7 yıl gibi kısa bir zaman kalmasına rağmen sana kızmadım alınmadım.
Kendimi geliştirmek için çok çaba harcadığıma inanıyorum.
Eğer bazı konularda yetersiz olduğuma,fevkalede kabiliyetli, dürüst, namuslu, bilgili bazı gençlerin önünü kapadığıma, onları zengin olma hayallerine engel olduğuma inanıyorsanız açıkça yazın vallahi billahi kızmam kırılmam aksine memnun olurum.(ne cümle oldu ama )
Gözlerinden öpüyorum.

Ecz.Cengiz Güven BURDUR

babaruhi Canım Cengiz Abi'm,

İnanın bana bu konuda bana cevap yazacak tek kişinin siz olduğunuzu biliyordum!

Sizi kızdırabileceğimden endişenmiştim ama bir kere daha örnek oldunuz bana...

Merhum babamı belki tanıdınız belki tanımadınız. Babam tam bir köy romantizmine sahipti. Ama bunu yanı sıra mesleğinin felsefesini hazmetmiş, dünyaya mühendis gözüyle bakan, neyi nerede niçin yapmak gerektiğini tefekkür eden , hayatımda gördüğüm en iyi mühendisti.

Eminim siz de çocukluğunuz da onun gibi çobanlık ettiniz, ekin kaldırdınız, samandan sırtınız soyulacakmış gibi kaşındı vs... Ne babamda ne sizde özünü reddetmek diye bir şeye rastladım.

Merhum babam köy yaşantısının saflığını sevmekle beraber kapalılığına ve hoşgörüsüzlüğüne de kızardı. Bu eleştiriyi getirebilmesinin sebebi 14 yaşında Ankara'ya okumağa gidip hayatının önemli bir bölümünü büyük şehirlerde geçirmesiydi. Çünkü o her mezhepten her meşrepten insanın bir arada yaşadığı İstanbul'da hem okumuş hem çalışmıştı.

Sizi hep Burdur'a fazla gördüm, kusura bakmayın. Folkloruna hayran olduğum o çıkmaz sokak memleketimde siz sürekli eczacıları bilinçlendirmeğe çalıştınız " kötü adam olmak" pahasına... İşte bu şehirlilikti. Yaşadığı çevreden sorumlu olmak anlayışı, doğru bildiğini söylemek ihtiyacı, hayatı bilinçli yaşamak iştiyakı...

Köylülük bunun tersi...

O yüzden kökeniniz ne olursa olsun alışkanlıklarınızın zincirlerinden kurtulmuşsanız, hayatı ezbere ve ikinci el yaşamıyorsanız, "başkalarının" "başkalığını" garipsemiyorsanız, onların da nefes almağa en az sizin kadar hakkı olduğunu düşünüyorsanız "şehirlisiniz" ve siz gördüğün en şehirli insanlardansınız.

Yaş sınırına gelince.. Burada iki alternatif olabilir:

1- 65 yaşında eczacı bir daha icra etmemek
zere mesleğini bırakabilir

2- Veya bu yaşa gelen eczacı 5yıl daha bir mesul müdür ile eczanesini sürdürebilir...


Başka seçenekler de düşünülebilir elbette.

Bunu düşünmek acı da olsa eczacı işsizliğinin önüne geçilebilmesi ve piyasanın tıkanmamasının dengesi ancak böyle bulunabilirmiş gibi geliyor bana. Hakan Abi, " Eczacı, cesedi eczaneden çıkan adam olmamalı.." demez mi?

Emekliliğin kötü olması mı lâzım illâ? Belki gene de imalât işine girebiliriz?

Keşke bütün eczacılar sizin gibi köylü çocukları olsaydı Cengiz Abi...

Saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

TheOne :) Sevgili Afşar Bey,

Bi süredir yoktum:) bakıyorum 9 sayfalık şişko konu başlığınız(ve bir zamanlar başlığımız:) yine üstlerde.

Anlatma konusunda gösterdiğiniz sabra hayranım.Karşı çıkan olmayınca yeterince zevkli olmuyordur ama bir süre idare edeceksiniz artık:)))
Sizle tartışmaya devam etmek için mutlaka döneceğim.

Saygılar:)

Saygı ve hoşgörü 'seçicilik' yaparak gösterebileceğiniz kavramlar değildir.

Ecz Feriha(TheOne)

peride

babaruhi Feriha Hanım,
Eğer değerli yazılarınızı kaybetmeseydik konu daha şişko olacaktı, en az 3 sayfa daha.

Kimenin bir şey anlamak veya dinlemek veya okumak gibi bir niyetinin olmadığı bir yerde yazmak şöhret kompleksi açısından kötü, keyfimce savurmak adına iyi.

Şimdilik kesiyorum, her zaman beklerim efendim, Peride Hanım sanırım benden de sabırsız bir şekilde fırtına öncesi sessizliğinde birazcık "hince" tebessüm ediyorlar.

Başımızın üstünde yeriniz var, buyurun gelin... Yazışmak ümidiyle...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

n/a Konunun geldiği noktada bir başka açılım:
Eczacı hayattan ümidini eğer kesmemişse:
Okulda öğrendiklerinden çok küçük bir bölümünü kullanarak gıpta ettiği resmi kurum eczacısının aldığı 3000 ytl yi kolaylıkla kazanabilir.(Kurum eczacısı kaç yıl hizmetten sonra bu parayı alıyor veya alıyor mu bunu değerlendiren var mı )
Kolonya yapmayı biliyor mu ?
Bilmesi gerek.
Alkol (elbette etil alkol bunu bilmeyen eczacıyı biliyorum) serbest satılıyor. TEB Egaş kredisi veriyor.Gerekli tüm malzeme ve kompoze limon esansı da egaşta satılmakta.Gerisini yazmama gerek var mı.Ek sermaye istemiyen sadece sabır bilgi ve dürüstlük isteyen bir çalışma.
Adam gibi hazırlanmış kolonyayı gelenlere önce bir sunun gerisi gelecek.
65 yaştan korkmuyorum çünkü:Sadece bilgimi enerjimi kullanarak, ilaç satmadan pek çok eczaneden fazla para kazanabileceğimi biliyorum.
Sevgili Afşar niye kızayım niye alınayım.

Not.Ciddi ilgilenenlere kolanyanın berraklığının sağlanması ve esansın sabitlenmesi hakkında bilgi verebilirim.
Bir saf çıkıpta nasıl yapılıyor diye sormasın.Oldum olası avantacı emeksiz çıkar sağlamaya çalışanlara çok bozulurum.Yapacağını yap eksik yeri tamamlamaya çalışalım.

Ecz.Cengiz Güven BURDUR

babaruhi
Cengiz Abi,

Kolonya işi falan artık yok, üzgünüm artık yok. Bu bir yandan sevindirici bir yandan üzücü.

Sevindirici zira: Eczacılık artık neredeyse uzay teknolojisini kullanır hale geldi, biyoteknolojiden, elektroniğe kadar pek çok konu ilgi alanımıza giriyor, girmeli. Yüksek lisans konum da plazmidlerle ilgili ki mikrobiyolojinin, biyoteknolojinin, eczacılığın kesişme noktalarından biri.

Üzücü zira: Bu bilgi eczacılığın zanaatkârlığının bilgisidir, tarihî bir bilgi birikiminin, bir geleneğin devamıdır. Kolonya bilgisinin kalkmasının iki sebebi var:

- Kulaktan kulağa aktarılan bilginin gitgide yok olması gibi bu bilginin de eriyip gitmesi, artık rakıya su katıldığında niye bulanıklık meydana geldiğini ( Şimdi bazılarımızın "kolonyadan bahsetmiyor muyduk?" dediğini duyar gibi oluyorum, güleyim mi ağlayayım mı?) anlatacak farmasötik teknoloji asistanı var mı bilemiyorum? İş prensiplerin öğretilmesinden ziyade protokollerin ezberletilmesine döndü gibime geliyor.

- Öğrenilecek şeylerin hızla biriktiği bir ortamda bunların güncelliğini kaybetmeleri

Hadi buna üçüncü bir faktör daha ekleyelim:
- Artık bu tip temel ürünlerin basit protokollerle bir makinenin başındaki orta altı zekâlılarca bile yapılabilecek hale gelmiş olması.

Eczacılığın zanaatkârlığının öğrenileceği yer okul değil staj yapılan eczanelerdi aslında. Eğer hakan Abi'nin yanında staj yapmasaydım, GATA Klinik Eczanesi'nde dermatoloji servisinin bir çuval dolusu yıllık yarı katı ihtiyacını nasıl hazırlardım, bilemiyorum...

İşin kötü tarafı bahsettiğim çağdaş teknolojilere yetişemiyoruz artık. Bunlar bize efsane gibi falan aktarılıyor. Yani ne çağa yeeetişebiliyoruz ne tarihi yaşatabiliyoruz.

Hadi bu kadar savurdukta sonra çözüm de önerelim değil mi?

Eczacılık öğrenimi en az beş yıl olmalı ve kesinlikle 3. sınıftan itibareb uzmanlaşmaya gidilmelidir. ideali 6 yıl olmasıdır bana sorarsanız.

İlaç endüstrisinde belli ünitelerde eczacı istihdamı mecbur edilmeli, ruhsatlandırma, üretim meselâ...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Tülay Işık
alıntı:
Kimenin bir şey anlamak veya dinlemek veya okumak gibi bir niyetinin olmadığı bir yerde yazmak şöhret kompleksi açısından kötü, keyfimce savurmak adına iyi.


SEN ÖYLE SAN AFŞARCIM...

"HERKES BİRAZ ÇATLAKTIR,KİMİ AZ SIZDIRIR KİMİ ÇOK "

çılgınbediş Allah sizi davul eylesin ruhcuğum emi...
çabuk yazı karakterini düzelt. Yoksa gözlük faturasını sana yollayacağım bilesin...
Bu nasıl bir eziyet yöntemidir.Okuyabilmek için ekranla çok samimi oluyorum bu da hiç hoş değil...
Valla okuyucularından biri isyanlarda bilesin ....

İKNA Sayın Babaruhi,
Sayın Çılgınbedişe aynen katılıyorum.
Bizi metin boyutunu değiştirmeye itmeyin, rahat rahat okuyalım yani.
Lütfen...

adrenalkortex vay theone cengocengiz burdaymış hadi bende takılayım madde 1:theone hayırlı olsun tekrar:)foruma girmişsin
madde 2:cengocengiz bu sefer burdura gelince sazlı sözlü yemek isterim:) öle kuru kuru kurtaramazsın yanımdada 2 misafir le gelcem madde3 :babaruhi yazıların yine uzun karakterler küçülüncede aynı zamanı alıyor bu bir liberal gizli taktikmi :) bu 3 sorunun cevabını bekliyom:) anlayan anladı

Tülay Işık
alıntı:
babaruhi yazıların yine uzun, karakterler küçülüncede aynı zamanı alıyor bu bir liberal gizli taktikmi :)

ahahahahahahahaaaaa al benden de o kadar ,yazdıklarını anlayabilmek için ,BUT la mutla iyicene yoğrulmuş beynimi çatlayasıya zorladığım yetmiyormuş gibi ,artık zavallı gözlerim de üzerinize afiyet ayvayı yidi :))))))))

"HERKES BİRAZ ÇATLAKTIR,KİMİ AZ SIZDIRIR KİMİ ÇOK "

babaruhi Tülay Can,

Annem ben de artistik oluyor diyerekten Times New Roman'la yazıyordum, isterseniz puntoyu büyütürüz.

Yahu daha nasıl kısa yazayım?

Allah selâmet versin matematik hocamız Rıfkı Bey, "Soruyu çözerken har yazdığınız aşamanın hangi aksiyoma veya teoreme dayandığının cevabını veremezseniz doğru yapmış sayılmazsınız " derdi.

Ben de onun için daima bir önerme yazdığımda hangi gerekçelere dayandığımı belirtiyorum ki işkembe-i kübradan savurmayayım diye.. ozamand a yazının hacmi şey oluyor...

Merak etmeyin annem gerekli düzeltmeler yapılacaktır, yeter ki siz okuyun. Bu arada ışılaycığım gözlük sana yakışır annem...

Vallahi ben artık ümidi kesmiştim, birilerinin bir şey okuduğundan ama demek ki gözün gene üstümde beterböcük? Neyse ki şimdiye kadar kafaya süpürge yemedik... :) Zahmet edip de okuyan herkese teşekkürler...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

peride Sevgili Babaruhi
Herzamanki gibi haklısınızda alacağınız yok... Ne yazık ! Olsun varsın alacağınız, alacağımız olmasın, siz yine de yazın.

n/a
Con ahmetdin devri-daim makinasını keşfetmedim.
Kolonya yapmaya engel yok.
Eczacılar panik olmayın evinizi geçindirecek enerjiye sahip olun dedim.
Önceki yazının açılımı bu.
Şimdi
Theone merhaba hoş geldin.Katılmana sevindim.
Adrenalkortex ben misafirden korkmam hepinizi bekliyorum.
Peride-Tülay Işık-İkna sizlerin katılımını sağlamak için ne gerekiyorsa yaparım.Burada olmanız bana moral veriyor.
Saygılar sunuyorum.

Not:Afşar her önerime kulp takıyorsun.Emeklilik yaşını 58 e indirsen dahi beni buradan uzaklaştıramazsın. Benden kurtuluş yok .Bunu bilesin.Gözlerinden öperim.Selamlar.


Ecz.Cengiz Güven BURDUR

babaruhi Cengiz Abi,

Desenize sizden kurtulamayacağız? Ben de tam emeklilik yaşını 59 yapalım diyecektim!:)

İşin yoksa şimdi Cengiz Abi'nin tecrübelerini falan dinleyip beynini eskit! Dokanmayın eczacının beynine kardeşim, çabuk hararet yapıyor, çekişi düşük, şanzıman ayarı bozuk! Ne istiyonuz Cengiz Abi şu kafamızın içindeki peynir topağından ya? Hiç işiniz yok mu?

:)


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Feriha Hanım,

Şimdiye kadar kendimce haklı sebeplere dayanan bürokrasiye dair duygularımı dile getirdim.

Sizin istisnai durmunuz ne yazık ki bürokrasiyi düzeltmiyor. Sonuçta sınıfsal konumunuzu korumak, vergilerden elen iş ve maaiş güvencenizi, yargılanmadaki dokunulmazlığınızı her hal, kayıt ve şartta, hukuki olup olmadığına bakmaksızın korumak istiyorsunuz ki bu, işi sadece emirlere uymak olan memurların ortak psikolojisidir, garipsemiyorum...

Ülkemizde gerçekten çok güzel buyurduğunuz gibi çalışanların kanını emen bürokrasinin "düzeltilebilmesi" için düşüdüklerim şunlardır. Bunlar belki üzerinde çok konuşulan, avantacı memur sendikalarınca eleştirilen reformlarda vardır, bilemiyorum, zira hiç ilgilenmedim.

1- Memurların yargılanma imtiyazları ve dokunulmazlıkları kaldırılmalı. Hakkında şikâyet olan memurların soruşturmalarının amirlerinin iznine bağlanmasına son verilmeli ve soruşturmayı geciktiren amirler hakkında kendiliğinden soruşturma açılmalıdır.

2-Vatandaşın maddi kaybına yol açan yanlış işlemlerle ilgili olarak tek sorumlu ilgili memur olmalı ve haksızlık, yanlışlık belgelerle ilgii makama sunulduğunda bunun giderilmesi konusunda yanlışlığı yapan memur maaşına tedbir konularak cezalandırılmalıdır... Yanlışlığın giderilmesi işi mağdur edilen vatandaşa yıkılmamalıdır...

3-Memurlar performanslarına göre maaş almalıdır.

4-Memurların iş güvenceleri mutlak olmamalı, hepsi sözleşmeli stat
ye geçirilmeli, iş güvenceleri, performanslarına, yetkinliklerine ve davranış sicillerine bağlı olmalıdır. Bu konuda sivil vatandaşların görüşleri de alınmalıdır. Memurların işi amirlerinin keyfî emirlerini uygulamak değil, vatandaşın işini yapmaktır. Bu kritere uymayanların sözleşmeleri fesh edilmeli ve belli bir süre memuriyete dönmeleri men edilmelidir.

5-Eczacılık gbi hayati kontrol gerektiren işler otomasyon sistemine dahil edilmeli, bu işlerdeki insan faktörü devreden çıkarılmalıdır. Bu, rüşveti, yolsuzluğu ve keyfi zorbalıkları engelleyecektir.

Zira bir memlektte rüşvetin tek sebebi, parayı, hizmeti ve istihdamı sağlayacak kadar büyük ve keyfi bir tekelin yani devletin varlığıdır.

Devlet paranın, istihdamın ve dağıtımın tekeli oldukça , kamuya ait mülklerin keyfi tasarrufundan vazgeçmeyeceği gibi, ondan yararlanmak isteyecek menfaat gruplarının çatışması da bitmeyecektir.

Bu millet memur beslemek için değil, geçimini sağlamak için çalışmaktadır. Hayatımızn amacı devleti vergilerle yaşatmak değil geçimimizi sağlamak, daha rahat yaşamak ve mutlu olmaktır. hayatında devleti bir amaç olarak görmeyenlerin de emeklerinin ( paralrıoın) ellerinden zorla alınması adalet değildir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi

Sevgili Ali'nin, hukuk devleti olduğumuzu sevinçle keşfetmesinden sonra kafamda ne zamandır yanmayı bekleyen, arada bir arklarla yanıp sönen hatta "denişik" tarzlarda farklı zamanlarda dile getirdiğim bir konu ampülü tam parlaklıkla yanmağa başladığından şu hukuk devleti olduğumuz hurafesi hakkındaki fikirlerimi daha özet(!) ifadetmeğe çalışacağım.

Türkiye bir hukuk devleti değildir ve olamaz da! Neden mi?

Aynı zamanda "sosyal devlet" olmak iddiasındadır da ondan... "Haydaaaa1 yahu Anayasa'da devletin nitelikleri nasıl tanımlanmış, okumadın mı?!" diye feveran ettiğinizi duyar gibiyim. Okudum, yaklaşık 20 küsur yıldır da bilirim...

Gelin görün ki bir şeylere etiket yapıştırmak o şeylerin içeriğini değiştirmez. Borik asidin üzerine NaCl yazınca sofra tuzu elde edemezsiniz eğer elde edebileceğinizi düşünüyorsanız ciddi bir MİEP'e ihtiyacınız var demektir.

Anayasamızda adı geçen "sosyal devletten" ne anlaşılması gerektiği üzerine bir İngiliz iktisatçıdan yapılan alıntıyı, aktarıyorum, daha önce de aktardım:

İngiliz iktisatçılarından Briggs refah devletini, amaç ve görevlerinden hareket ederek şöyle tanımlamaktadır (Gough, NP, 895): “Refah devleti, kişilere ve ailelere, sahip oldukları mülklerin piyasa değerine bakmaksızın minimum bir gelir garanti ederek; kişisel ve ailevi krizlere yol açabilecek hastalık, yaşlılık, işsizlik gibi belirli “sosyal riskleri” karşılayabilecek güce kavuşturmak suretiyle kişiler ve aileler için güvensizlik alanını daraltarak ve nihayet statü ya da sınıf ayrımı yapmaksızın tüm vatandaşlara belirli sosyal hizmetleri en iyi standartlarda sunmayı garanti ederek, piyasa güçlerinin işleyişini değiştirmek amacıyla devlet erkini politikalar ve idare yoluyla bilinçli olarak kullanan devlettir..”

Bu ifadelerden devletin mülkiet haklarına müdahale edebileceği sonucu çıkıyor.

Hukuk devleti denen oluşum ise fertlerin haklarının, devletin dahi müdahalesinden masun olduğu bir oluşum anlamına gelir. Bu noktada hukuk devleti ferdin temel haklaırnı bırakın eşkıyadan vs'den kendi zorbalığından bile korumakla yükümlüdür.

Sosyal devlet is tüm vatandaşlara ayrımsız olarak belli bir ekonomik güvence sağlamk "kutsal amacından" hareketle bunun maliyetini, diğer vatandaşların mülkiyetleri üzerinde hakkı olmayan bir tasrrufta bulunarak karşılamaktadır.

Yani? "Sosyal devlet", amaç- güdülü, pragmatisit ve müdahaleci br devlettir.

Müdahalenin sınrları hukuk devletlerinde temel hakların ihlaliyle çizilmişken sosyal devlette belirsiz bir soyal güvence ve eşitlemecilik ideali ile bulanıklaştırılmıştır.

Hak ihlallerinin belirlenmesi kolaydır ama eşitliğin sağlanması ideali son derece belirsiz, görece ve keyfîdir.

Sadece bu sebeplerden bile hukuk devleti ile sosyal devlet tanımları bir arada olamaz! Ya biri vardır ya da öbürü...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Yapılan işin aklî, ahlâkî gerekçelendirilmesi medeniyetin gereklerindendir.

Bu iş belki toplumun bütünü tarafından yapılamaz ama en başta kanaat önderlerinin, entelektüellerinin görevidir.

Bu açıdan üniversite mezunu olmakla her fırsatta övünen camiamızın da artık takkesini önüne koyup düşünmesinin zamanı gelmiştir? Peki neyi düşünmesi gerekmektedir?

Mevcut devletçi ekonomiyi ve bunun toplumsal yansımalarını.

Devletin, herkesin her şeyi olması diye özetleyebileceğimiz bu yaklaşım, totaliter sosyalist düzenlerin, izin verilmiş bir özel sektörle harmanlanmış halidir. Totaliter sosyalist düzenden tek farkı işin içinde sermayenin olmasıdır ama bunun varlığı da izne ve kontrole tabidir.

Aslına bakılırsa bu sistem amaç açısından sosyalist, uygulama açısından faşist bir rejimdir. Ama bu başka bir tartışma konusudur. Burada daha ziyade böyle bir rejimin çeşitli açılardan haklı veya meşruolup olmadığı üzerinde duracağız.

Devletçilik, bundan evvelki yazıda ifade ettiğimiz asgari refahı sağlamak amacından dolayı ekonomi üzerinde tam bir denetimi daha doğrusu yönlendirmeyi kabul eder.

( “Denetim”, bilhassa yanlış kullanılan bir kelimedir. Denetimin esas anlamı müdahalesiz kontroldür, oysa genellikle tam bir müdahale anlamında kullanılmakta, bu yüzden de asgari anlaşma şartları yok edilmektedir. Buradaki müdahale, kontrol sonrası yaptırımlarda bulunmak değil oyunun kurallarını da değiştirecek kadar aktif olabilmektir.)

Devletçilik, totaliter rejimlerin saf-ahlâksız baskıcılığına cesaret edemeyen , baskı oluşturabilmek için dağıtımcı bir ahlâkî eştilemeciliği kendine meşruiyet kaynağı olarak alan yönetimlerin rejimidir.

Sosyalist rejimlerde mülkiyet devletleştirilmiştir. Devletçi rejimlerde bu işlem yönetimin keyfi müdahaleleri ve vergilendirmeyle dolaylı olarak yapılmıştır. Örnek: Eczanelerin sermayeleri üzerindeki kamu maliyesi egemenliği.

Devletçiliğin özüne dair bu yazı bir hazırlık amacıyla yazıldı. Hacmi arttırmamak için değerlendirme , sonraki yazıda yapılacaktır.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Birinci yazı yeterince okunduysa bu yazıda devletçiliğin ahlâkî ve pragmatik değerlendirmesi kısaca yapılacaktır.

Devletçiliğin ferdin mülkiyet, yaşamak ve ifade hürriyeti hakları üzerinde bir denetim olduğu sanırım bundan önceki yazıdan anlaşıldı.

Buradaki temel gerekçe: "Amacın aracı meşru kıldığı"dır. Yani?

"Daha eşit bireyşer, daha adil bir devlet yaratmak için gereken neyse onun yapılması"

Burada devlet yalnızca adaleti ve emniyeti temin etmek ( ki emniyetin dahi özel sektörce sağlanabilirliği hususunda çok ciddi görüşler vardır... Öbür yandan adaletin herkese aynı miktarda ekmek dağıtmak değil de insanların beklentilerinin veya eylemlerinin temel haklara müdahale açısından değerlendirilmesi olduğu kesinliklr hatırlanmalı...) görevleri dışında "herkesin her şeyi" ( kısaca seküler bir Tanrı) olmak iddiasını güttüğünden size nasıl, ne kadar para kazanacağınızı söyleyebilir, bütün gelirinizin kendi kayıtlarında görünmesini isteyebilir. Bütün sözleşmelerinizin kendi yönetimi altında yapılmasını isteyebilir.

Bunlar her şeyden önce " ahlâkî midir?" Bir insanın, başkalarına şiddet uygulamadan, yalan söylemeden ve hırsızlık yapmadan elde ettiği mülkiyetinin devletle doğrudan bağlantısı var mıdır? Hemen söyleyelim, yoktur! Kaldı ki bunları yaparak elde ettiği mülkiyet üzerinde bile devletin hakkı yoktur.

Devletin tek görevi temel hakların ihlaliyle elde edilmiş mülklerle ilgili cezai ve tazminî işlemlerin ifâsıdır.

Devletin, "herkesin her şeyi olmak "iddiasıyla insanların mülkiyetlerine müdahale edip birilerinden aldıklarını başka birilerine dağıtmak keyfîliği bu yüzden ahlâksızlıktır.

Eğer devlet, emniyeti ve adaleti sağlaması sebeiyle bu hizmetlerinin bedelini toplumdan talep ediyorsa bu bedel şimdiki vergi kalemleri ve miktarıyla çlçülemeyecek kadar cüz'i bir miktar olmalıdır.

Öyleyse mevcut vergilerin mantığı nedir?

"Devletin, herkesin mülkiyeti üzerinde hakkı olduğu" saçmalığını topluma dayatmasıdır.

Devletçi sistem maddi hayata vergilerle yansır.

Devletçi sistemde kişinin para kazanması, hemcinslerine göre daha konforlu yaşıyor olması peşinen "kötü" kabul edilir. Çünkü en nihayetinde bu konfor devletin himmeti ve kontrolüyle daha doğrusu "lütfuyla" elde edilmemiştir. O halde çok kazanan kişi mutlaka vergi kırbacıyla te'dip edilmelidir. Hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz, vatanseverlik adına her meslektaşımıza zorla kabul ettirmeğe çalıştığımız "Çok kazanandan çok, az kazanandan az!" saçma vergi anlayışının gerekçesi budur.

Buraya kadar ahlâkî tahlille yetinelim. Bir dahaki yazıda "faydacı" bakışla devletçiliği değerlendireceğiz.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

İKNA Sosyal Devlet ne demektir?
Akademeik bilgi de yada sözlük anlamın da doğru-güzel olan uygulamada da öyleymiş gibi yutturulmaya çalışılıyor.
Adında Cumhuriyet geçipte yönetim şeklinin ne olduğu malum pek çok ülke olduğu gibi, yada demokrasi adına insanların öldürülmesi, vatansız bırakılması gibi, sosyal devlet diye bir şey de sadece sözlük anlamında kalan bir olgudur.
Eşitlik kavramanı bu kadar yanlış kullanan yada algılayan bir yapı olamaz, amaç başka olmalı. yani bazı kavramları bile isteye kendi menfeatleri için kullanan birileri var ve bunu devlet denen yapıyla gerçekleştiriryorlar.
Eşitlik yada sosyal adalet nedir ?
Çok sade bir örnek vereceğim,
genç bir fidan ile kocaman bir ağaca eşitlik adına bir bardak su vermektir yapılan.Oysa ki ağaca büyük bir haksızlıktır bu.
Ben ve eşim sosyal güvenlik sistemine prim ödüyoruz. Dört kişilik ailem bu prim karşılığı hizmetten yaralanıyor.(yaralanıyor gözüküyor.)
Öteki taraftan sadece benim ödediğim prim kadar ödeyen bir başaka mensup tek bir prim ile kendisiyle beraber beş kişilik ailesi ana-babası aynı hizmetten yaralanıyor.Soruyorum BU MU adalet-eşitlik ?
Eşimde bende vergi ödüyorum, hemde çok yüksek,prim de ödüyoruz tamam, sonra, her tür hizmeti parayla satın oluyoruz, hadi oda tamam, çocuğum hasta olmasa da kontrole götürsem, devlet elindeki hastanelerde hasta olup gelir diye özele götürüyorum, çeşmeden akan suyu içemediğimden ayrıca para verip su alıyorum, yolların durumu malum.Özel okullara verilen paralar!!
Eşitlik diye bize verdiği birer bardak suyun dışında kalan tonlarcasını da peşkeş edip har vurup harman savuran bu yapı, devlet bana ne veriyor kuzum?
Adalet ? Sağlık ? Güvenlik ? Bu kadar pahlıya ne satın alıyorum ben ?


babaruhi
alıntı:

Sosyal Devlet ne demektir?
Akademeik bilgi de yada sözlük anlamın da doğru-güzel olan uygulamada da öyleymiş gibi yutturulmaya çalışılıyor.
Adında Cumhuriyet geçipte yönetim şeklinin ne olduğu malum pek çok ülke olduğu gibi, yada demokrasi adına insanların öldürülmesi, vatansız bırakılması gibi, sosyal devlet diye bir şey de sadece sözlük anlamında kalan bir olgudur.
Eşitlik kavramanı bu kadar yanlış kullanan yada algılayan bir yapı olamaz, amaç başka olmalı. yani bazı kavramları bile isteye kendi menfeatleri için kullanan birileri var ve bunu devlet denen yapıyla gerçekleştiriryorlar.
Eşitlik yada sosyal adalet nedir ?
Çok sade bir örnek vereceğim,
genç bir fidan ile kocaman bir ağaca eşitlik adına bir bardak su vermektir yapılan.Oysa ki ağaca büyük bir haksızlıktır bu.
Ben ve eşim sosyal güvenlik sistemine prim ödüyoruz. Dört kişilik ailem bu prim karşılığı hizmetten yaralanıyor.(yaralanıyor gözüküyor.)
Öteki taraftan sadece benim ödediğim prim kadar ödeyen bir başaka mensup tek bir prim ile kendisiyle beraber beş kişilik ailesi ana-babası aynı hizmetten yaralanıyor.Soruyorum BU MU adalet-eşitlik ?
Eşimde bende vergi ödüyorum, hemde çok yüksek,prim de ödüyoruz tamam, sonra, her tür hizmeti parayla satın oluyoruz, hadi oda tamam, çocuğum hasta olmasa da kontrole götürsem, devlet elindeki hastanelerde hasta olup gelir diye özele götürüyorum, çeşmeden akan suyu içemediğimden ayrıca para verip su alıyorum, yolların durumu malum.Özel okullara verilen paralar!!
Eşitlik diye bize verdiği birer bardak suyun dışında kalan tonlarcasını da peşkeş edip har vurup harman savuran bu yapı, devlet bana ne veriyor kuzum?
Adalet ? Sağlık ? Güvenlik ? Bu kadar pahlıya ne satın alıyorum ben ?





Devletçiliğin faydacı eleştirisini artık yazmağa gerek kalmadı, gayrı Sayın İkna'nın bu yazısını da anlamayan çıkarsa söylenecek bir şey yok. Gayet canlı, anlaşılır nefis bir özet olmuş, ellerinize ve aklınıza sağlık Sayın İkna. Özellikle alıntıladım ki cevabım yazının üstünü örtmesin diye...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Burada değinmediğim konulardan biri sanırım ticaret.

Bıkıp usanmadan eczacılığın ticaret olmadığının tekrarlanması belki sosyalist bilinç altımızı tatmin edebilir ama entellektüel bilinçlerimizi asla...


Bir kere ticaretin tabiatına bakmak icap ediyor. Nedir bu durmadan ahlâksızlıkla, vurgunculukla, vicdansızlıkla bir tutulan iş?

Ticaret yaygın anlamıyla bir malı belli bir fiyata alıp bir miktar kâr koyarak atmak ve parasını tahsil etmektir.

Bu tanım , yapılan işle ilgii çok genel tenik bir bilgi içeriyor gibi görünse de ticaretin niteliklerini tam olarak yansıtmamaktadır.

Bir alım-satım işleminin ticaret sayılabilmesi için:

1- Tarafların rızasına

2- Hukuken eşitliğine

3- Belirli bir söz- akit veya yazılı metinle kurallara bağlı olmasına gerek vardır.

Bu kuralların uyuşturucu ve silah kaçakçılığını da içine aldığı söylenebilir; gelin görün ki bu tamamen doğrudur.

O halde sınırları biraz daha belirginleştirmemiz lâzımdır. Hangi tür ticaret , üzerinde konuşulmağa değerdir?

Burada bizim "ticaret" olarak kast ettiğimiz şey yukarıdaki kıstaslara sahip olmakla beraber aynı zamanda

a- Açık bir piyasa ortamında

b- Meşru talepleri karşılamağa yönelik olarak

c- Üç temel hakka riayet edilerek ( Yaşamak, mülkiyet ve ifade hürriyeti) yapılan ticarettir.

İşte bu son sınırlamalr ticaret denen şeyin meşruiyet sınırlaırnı belirleyen "ahlâkî" kıstaslardır.

Bu kıstaslar bizim toplumumuz açısından hem itikadî hem de reel kıstaslardır.

Lâfı fazla uzatmayacağım.. Bu bölüm ticaretin tabiatına dair bir özet olarak kalsın. Bir sonraki bölümde eczacılık-ticaret ilişkisine değinelim.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi "Eczacılığı ticaret larak yapanlar!.." diye bir suçlama okuyorum son zamanlarda.

Herkes de bu konuda son derece müttefik.

Kim ki ticaret yapar o "ahlâksızdır". Meselâ peşin parayla pastil alacak birine en pahalı pastil satmam "ahlâksızlık" kabul ediliyor...

Ticarette tarafların rızası birinci şarttır. Müşteri benim önerime rıza gösteriyorsa sorun yoktur.

Buradaki öteki şart açıklıktır. Müşteriye alternatifler sunulur, müşteri bilgilendirilir ki bu seçme şansı tanımak demektir.

Neyse kabaca ticaretin tabiatına değinmiştik zaten...

Bir malı belli bir fiyata alıp kâr eden bir insan olarak eczacı genel anlamda tacirdir. Buna herhalde kimsenin itirazı olamaz?

Peki? Ticaretin gerektirdiği şartlarda mı çalışmaktadır?

1- İstediği fiyattan alıp istediği fiyata satabilmekte midir?

2- İstediği müşteriyle sözleşme yapıp istemdiğiyle yapmayabilmekte midir?

3- Sözleşme şartlarını belirlemede müdahil midir? Yoksa şartları kendisine dayatılmış sözleşmelerle mi çalışmaktadır?

4- Sözleşme yaptığı tarflarla kanun önünde eşit midir? Sözleşme şartlarına uyulmamasında uygulanacak müeyyideler konusunda eşitlikten bahsedilebilmekte midir?

Temel sorun işte buradadır. Kaçınılmaz bir şekilde etik kabul edilen kapitalizmle sosyalizm arasında sözüm ona ara bir yol olan "devletçiliğin" sebep olduğu çelişkiler burada karşımıza çıkmaktadır.

Neden?

Eczacı kendi parasıyla eczane açmakta yani sermayesini riske etmektedir. Bu noktada kendi sermayesiyle çalışan diğer özel sektör işletmeleriyle aynı şartlarda çalışması ZORUNLU VE HATTA ZARURİDİR!

Kapitalizmin bu kadarına evet deyip de ondan sonra sözüm ona kapitalizmi ehlileştirmek adına özel sermaye riskinin şartlarını devletin belirlemesine izin vermek öldürücü bir tezat ortaya çıkarmaktadır.

Zira ekonomi denen büyük oyun sahasında enflasyon, döviz kuru vs gibi faktörlerin hepsi birden kontrol edilemediğinden ve sözüm ona rekabetimn korunması ve "ahlâk" adına eczacının kendi riskini kendi yönetmesi imkânı da elinden alındığındığından, eczacı eli kolu bağlannıp denize atılan bir insan haline getirilmektedir.

Devlet durmadan "Sen yüzeyde kalmaya çalış,bana vergini ver, hayatta kalmanı garantileyemem" demektedir. Burada eczacıların ikyüzlülüğü, aynı denizde kimin daha önce boğulacağı ve devlet filikasında kimin yer bulabileceği kurnazlığıyla sistemi desteklemektedir.

Ticaret denizinde herkes kendi filikasıyla denize açılır, kendi kapasitesi kadar balık tutar ve başka balıkçıların balıkların çalmaz, onlara yalan söylemez ve onları batırmağa çalışmaz. Bunlar liberalizmle falan değil doğrudan doğruya çalışan bir ticari sistemin hayati şartlarıyla ilgilidir.

Devlet ne işe yarar? Devlet balıkçıların birbrilerine karşı tutumlarını gözler ve yanlış yapanın deniz lisansını kısıtlar.

O halde serbest bir piyasada tacir eczacı ne yapar?

1- İsterse devlet kurumlarının hiçbiriyle çalışmaz.

2- Devlet kurumları dahil yapabileceği iskonto hakkında pazarlık edebilir.

3- İlaç fiyatlarının devletçe belirlendiği sistemimizde yukarıdaki maddeler su yüzünde kalmamız sağlayabilir ama ideali istediği fiyattan alıp istediği fiyattan ilacı satmasıdır.

4- Sözleşme şartlarına uymayan kurumu doğrudan mahkemeye verebilir. Zararını faiziyle tazmin ettirebilir.

Bu arada hiç kimseye yalan söylememesi, hırsızlık etmemesi ve şiddet uygulamaması yönünden zaten mutabık olduğumuzu ve bunları gözetmenin de ama yalnız bunları gözetmenin devletin işi olduğu konusunda herhalde mutabıkızdır? Ticaretin ahlâkî sınırlamalarıyla ilgili cümleleri algılamadan ne piyasa anlaşılabilir ne de rekabet...

İşte ticaret budur. Eczacılığın mevcut uygulamsı ticaret değil, güdümlü komisyonculuktur. Devletin resmen sosyalist uygulamaya geçmeye cesaret edemediği dolaylı ücretlendirme sistemidir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Ticaretin tabiatında eşit iki taraf arasındaki gönüllü ir mübadele olduğu kabaca anlaşıldıktan sonra devletle yaptığımız alışverişin aslında bir dayatma olduğu ortaya çıkmaktadır.

Burada işin kötü tarafı , eczacının kamu hizmeti yaptığı safsatasının eczacı camiasında yaygın kabul görmesidir.

Bu safsata"kamu hizmetinden" kastın:

Kamuya hizmet vermek mi

Bürokrasinin bir parçası olmak mı olduğu sorusu ise cevapsız kalmağa mahkûdur.

Gelişmelere kapalı, statükoyu muhafaza etmenin en iyi çıkar olduğunu düşünen, mesleki alanını genç meslektaşlarına kapatmak için her yolu deneyen, serveti ( bizim meslek erbabı arasındaki yaygın tabirle pastayı) hiç büyümeyen ama hep birileri tarafından tırtıklanan bir şey olarak kabul eden bir meslek camiası için aklî hiç bir sığınak ve dayanak yoktur.

Eczacılar muvazaaya muhalefetlerini bile aklî olarak ortaya koyamamakta, aklî araştırmaların hepsini kitle psikolojisiyle, saldırganlıkla ve sloganlarla bastırmağa çalışmaktadırlar.

Eczacılar için meslekleri "din" mesabesindedir. O kadar tartışılmaz ve kutsaldır ki eczacılık, her türllü ticari endişeyi çıkarcılık, her türlü bireysel fikri bencillik, her türlü aykırı fikri ihanet olarak hemencecik yaftalıverirler.

Çünkü eczacılar , düşnmekten ziyade inanan, karşılıklı rızaya dayalı beraberliklerden yığışmaya eğilimli henüz köyle bağlantısını kesememiş, bulgurunu hâlâ köyünden getirten, Gebze gibi bir şehirde dahi hemşehrileriyle mahalleleşen büyük bir köylü toplumunun çocuklarıdır.

Eğer 1995'ten beri dünya bu kadar hızlı küçülmese idi, eğer ulaşım ikânları bu kadar hızlı gelişmese idi bu ruh haline anlayış göstermek mümkündü.

Oysa dünya küçülmüş, azıcık varlıklı olanlarımız için uzun süreli geniş hacimli vizelerle dünya bize açılmış, dünyadaki hak ve özgürlük kabulleri artık bürokratik dayatmalrımızı sorgulamamıza yol açmışken eczacıların, "Muvazaanın propagandasını yaptırtmam! Muvazaayı tartıştırmam! Muvazaayı hoş göstermenize izin vermem! Devleti yıktırtmam! Eczacı kamu görevlisidir! Eczacı ticaret yapmaz! Eczacının işi kâr etmek değildir!" falan gibi Kant'ın maalesef her yanlış düşünce sistemi gibi eskimiş görev ahlâkına dayalı argümanlarını ve devleti Hegel'e dayalı bir üst kategori olarak görme yanılgılarını herkese dayatabileceğimizi sanmak son derece yanlış, bir o kadar da gülünçtür.

Burada eczacı camiasının genel tercihi, güce boyun eğerek, güçlüden gelen himmeti beklemektir.

Olması gereken nedir? Kangerene dönmüş yaralarımız için cerrahi müdahale dahil her türlü tedbiri düşünmek, göz önüne almaktır.

Bu da ciddiyet ister, düşünmek ve düşündüğünü söylemek cesareti ister... Kalabalıkların gürültüsünü deil, Hakk'ın sesini işitebilmek arzusu ister.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kayabaşıa Afşar abi uzay dizisini iyi kötü anlıyorumda bu devlet ticaret liberal nonliberal yazıları anlıyamıyorum.çokta uzunlar okurken uykum geliyor.özetlemeniz mümkünmü. benim anladığım devlet lüzumsuz biz sürü dışındakiler sürüyü devlet olmadanda güderizmi diyorsun .doğru anlamışmıyım.Saygılar.

babaruhi Ortalıkta kan gövdeyi götürürken -anladığım kadarıyla- genç bir meslektaşımın bana doğrudan "Afşar Abi" diye seslenmesi dudak uçuklatacak bir cesaret örneği, kendime gelebilirsem kutlayacağım :)

Sevgili Kardeşim,

Yazıların uzunluğunun sebebi düşünce akışını, tutarlılığı, bütünlüğü korumak. Uznluklrına rağmen ısrar edip okuduğun için de ayrıca teşekkür ediyorum...

Aslında çok nefis özetlemişsin.

Bir sürü olacaksak ne çobana ne de çoban köpeklerine ihtiyacımız var. Sürü olacaksak koyun sürüsü mü kurt sürüsü mü olacağız ona karar vereceğiz.

Yani? Hayatta kalmak için güdülmeye ihtiyaç mı duyacağız yoksa kendi işimizi kendimiz mi halledeceğiz?

Bir öneri ... Yazıları kısım kısım oku. İlgine teşekkürler.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

SADİ ):

Şaşkın sayın Afşar,
yazılarınızı okudum muvvazayı bu kadar iyi anlatmanız beni çok etkiledi ümit ederim ki bu işin içinde değilsin.

babaruhi Sayın Şaşkın,

Bir şeyi iyi anlatmak ne demektir? Konuya hakimiyetten bahsediyorsanız ayrı, konuyub iyi göstermekten bahsediyorsanız ayrı.

Esasında her eczacının ezberden sövüp saydığı, baş düşman bellediği konuyu "iyi anlaması" lâzım. Bu yapılıyor mu? Hayır. Birileri diğerlerine durmadan muvazaa hakkında içeriksiz düşmanlıklar enjekte ediyor herkes de "Aman ben ezber bozarsam bana ne derler?" diye ürküyor.

Bunun adı kısaca "köylülüktür", medeniyetsizliktir.

Durmadan şunu sormuşum hiç cevap alamamışım: "Muvazaaya niçin karşıyız?" gayet açık bir soru, değil mi? Cevap? Yok!

Üstü kapalı hatta açık tehditler, galiz küfürler bu forumdaki güzide "yasal" eczacıların( kendilerine öyle diyorlar,sanki soran var gibi) tek tartışma metodu nedense. Türkçesi :" Masumların ( elbette onlara göre) mahkûmlara ve hatta sanıklara ve şüphelilere ve sadece kitlenin sövmekta sakınca görmediği kişilere küfretmesi haktır ve gereklidir!" Bu anlayışla mı eczacıların hak-hukuk mücadelesini yapacağız?

Velev ki ben çoban olayım. Bu, sözlerimdeki doğruluğu azaltır mı? Bu serinin ilk yazısına bakmamışsınız herhalde?

Yeterli oldu mu? Saygılarımla..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacılığık öğreniminin acilen ihtisaslaşmaya gitmesi gerekiyor. Aksi takdirde ne sosyal eczcılıktan ne kşnik eczcılıktan ne endüstri eczacılığından haberi olan ortalama eczacılar yığınının yarım yamalak tacirliğiyle meslek günden güne yıpranıyor.

Öğrenimimiz ihtisaslaşırsa hiç olmazsa herkes ne yapacağını bilir.

Bu şekilde mesleğin ilmî yıpranması da engellenir.

Mesleğin ilmî yıpranmasındaki en büyük sebep piyasa eczacılığının gereke maddi güdülerinin gerekse mevzaut yönünden çarpıklıklarla boğuşma sıkıntısının ilmi yenileşmeye vakit bırakmaması.

İhtisaslaşma, eczacılığa bakışta yeni bir motivasyon ve ayrıca vizyon da getirecektir.

Eczane eczcılığı kesinlikle çağın gerisinde kalmış, yarım yamalak ve geri bir ticari faaaliyet haline gelmiştir.

Burada iki sebep rol oynamaktadır:

1- Eczane eczacılığına dair öğrenim eksikiliği
2- Devletçi ekonominin keyfi uygulamalarının yol açtığı gerek ticari gerekse bürokratik karmaşa.Burada sevgili Ali'nin büyük bir hamiyetperverlikle üzerine aldığı memurluk işi hepimizin ayağında bir pranga gibi durmaktadır.

İhtisaslaşma ayrıca eczacı istihdamı içinde yeni sahalr açacaktır. Böylece endüstri de ve hastanelerde işimizin bizm yerimiz ebaşkalrı tarafından yapılmasına engel olunacaktır.

Burada mesleki bir gereklilik söz konusu olduğundan bir kayırma ve gayri hukuki bir tahsis de söz konusu olmayacaktır.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Thehelper Eczacılar 5 yılda bir sınava tabi tutulmalı, busınavda başarısız olan eczacılara 1 yıl içinde 2. bir sınav uygulanmalı, bu sınavdada başarısız olanların diplomaları 5 yıl süreyle askıya alınmalı..

Kendini geliştirmemiş, mezun olduktan sonra yıllar geçmiş olmasına rağmen tek kitap açmamış,okul yıllarında aldığı bilgilerin %99'unu unutmuş ve mahalle bakkalından tek farkı, karmaşık reçeteleri okuyabilmek olan bir eczacının, ilkokul mezunu yada lise mezunu olup eczacılık bitirmemiş bir insandan ne farkı olabilir?

peride Sayın Meslektaşlarım

Son iki yazı,bir parça meşekkatli işlere işaret etmekle beraber, başlamamız gereken noktaya, mesleğin hayati yaralarına dokunuyor.Anneannem rahmetli, "Her zaman önce tutabileceğin ipi yakala." derdi yani en yakınında olanı...

Uzmanlaşmak ve akredite olmak deyince öncelikle mesleğin işlevinde sorun olduğunu kabul etmek gerekir.Ben yirmi yıl önce elli yıl öncenin müfredatı kapsamında bir diploma aldım, bu konuda yeterli ve işlevselim diyorsak hiç çenemizi yormayalım.Tamam, asla birikim ve deneyimi inkar edemem ama bu diplomaların kutsiyetini de anlamak zor. Neden se kutsal kase muamelesi görüyorlar.

Pek tabii ki eczacı ve eczaneler ile ilgili sorunlar yalnızca bizim tutumumuzdan kaynaklanmıyor . Fikrimce mesleğin işlev kaybında sanayiileşme en büyük etkendir.Meslek bilgi ve becerisinin icrası, talep eksikliği nedeni ile yok olma noktasındadır.Bu durum yanlız bizim başımıza gelmiş değil, ilkin ABD de yaşanmış ; "ilacın sorumlu biri tarafından kontrollü satışı " olgusu kaldırılamaz bir gereklilik olduğu için de,boşalan işlevler yerine yenileri konulmuş.Geriye dönüş söz konusu olmadığına göre yeni bir yapılanma ve işlevsellik bize de gerekmektedir.

Uzmanlık anlamında klinik eczacılık,sanayi eczacılığı ,araştırmacı eczacılık,hastane eczacılığı,eğitici kontrolör eczacı vs. düzenlenmiş.Klinik eczacılık bile kendi arasında üst ihtisaslara ayrılmış, diabet,HT,astım vs gibi kliniklerde o hastalıkla ilgili reçete önerisini ilgili uzman eczacı düzenliyor.Mesleğin icrası içinde board sınavları istenmiş.Yeterlilik anlamına gelen bu sınavın her ülkenin ihtiyaçları ve beklentilerine göre belirlenmesi mümkün.Dolayısı ile de her branşın farklı bir sınavı olması gerekir.Yani piyasa eczacından beklenen nedir ? Hangi eksikleri kapatmalıdır ki mesleğin içi dolsun ?Bunları tartışmak gerekir.Bu nedenle FIP 'ın düzenlediği " İyi eczacılık uygulamaları klavuzu " hazırlanmış, TEB tarafından da kabul edilmiş.Özellikle " İlaç sunumu ve hastaya yönelik talimatlar " başlığı altında yer alan 13 madde ülkemiz koşulları için yeniden gözden geçirilerek zenginleştirilebilir. Günümüzdeki iletişim sistemi bu eğitimlerin ve sınavların yapılmasına olanak tanımaktadır.

Bu durum sanayileşmiş ülkeler için belli bir süreç için çözüm olmuş ancak bu gün dünya endüstri toplumu evresini de tamamlayıp bilişim toplumu olan ülkelerle doldu. Bilişim çağını yaşarken kolaylıkları yanında uyum için pozisyon değiştirmek ancak farkındalıkla olabilecek gibi görünüyor.Bu gün her vatandaş internette arama motorları ile istediği ilacı ve tanıyı arattığında yüzlerce sonuca ulaşıp bilgilenebiliyor.Daha ileri bir örnek vereyim : Doktorların üye olarak kullanabildiği bir internet sitesi var. Buraya hasta ile ilgili anemnezi,biyokimya verilerini ve teşhislerinizi giriyorsunuz, isterseniz yönetici doktorlar ile konsültasyon yapıp hasta için en uygun reçeteyi sistemden alabiliyorsunuz.Fakat ne olursa olsun insan faktörünün tamamen ortadan kalkabileceğini düşünmüyorum zira sorumluluk ve buna bağlı yetki kullanımı insan yaşadığı sürece var olacak.

Tekrar biz ne yapıyoruz diye bakıyorum : İtiraf etmek gerekirse reçeteyi okuyup ilgili ilaçların kullanımını yazıp,provizyon sistemine reçeteyi girip, fatura kesecek lise mezunu elemanı dört ayda yetiştirmek mümkün.Kaldı ki elektronik reçete ,kart sistemi vs. gibi bir yönteme geçildiğinde reçete ve teşhis okumak gibi bir yük de kalmayacak.Peki o halde biz eczacılar ne yapıyoruz ? Bana göre bir bütüne genel bir bakış açısı ile bakıp ilaç kullanım eğilimini yönlendiriyoruz.Sorumluluk alıyoruz, güven veriyoruz. Bu sorumluk ve güveni besleyen ise bilgi, ve birikimdir.Bilginin güncellenmesinde ne sakınca olabilir ? Hizmet sektörü için kaliteli, standart hizmet ve bunun sürekliliği çok önemlidir.

Diğer yandan, kendi çabası ve özveri ile birebir hasta takibi yapan, reçete hazırlayan,ilaçların olası yan etkilerinden söz eden bir kısım meslektaşımın ne yazık çogunluğu teşkil etmediğini biliyorum. Hali vakti yerinde bir çok eczacı işin finansal boyutu,ilaç alımı, çek ödemesi hadi bilemedin mevzuatla ilgili.Sanırım bu nedenle bir çoğu eczanaye pek az uğruyor.Bu eğitimlere zamanım olmaz diyenler için, belli bir ciro limitine ulaşan eczanelerin finansal boyutunu ayırmak yani bir işletmeci çalıştırmak uygun olabilir yada artık iyi işletmeci olmuş eczacı mesleği icra edecek başka bir eczacı çalıştırabilir..Son cümle, eczanelerin mesleki ve mali yapısı ile ilgili bir cümle olsun, şimdilik,,, zira eczaneye bir güvercin girdi bir parça panik olduk nede olsa H1N5 den zanlı olumlu yanından bakarsak da verilmiş sadakanız varmış işte sustum...

Sağlıcakla.


babaruhi Eczacılıkla ilgili tartışmaların genel bağlamı geleneksel kabullerin tekrarlanması,"büyüklerin" sözlerinin dinlenmesi ve otoriteye biatın takdis edilerek "amin" denmesi şeklinde tezahür ediyor.

Gelenekler, tutarlı bir toplum hayatı için son derece gerekli vasıtalardır. Aksi takdirde iletişim kurmakta zorlanır ve meşru beklentilerimizi karşılayamayabiliriz.

Öbür yandan geleneklerin utak faydacı şekilde analiz edilmesine de karşıyım. Yani? Hani radikal ilerici bir takım aydınlarımız illa ki açık iekilde bir fonksiyona gerekçe olmayan her türlü geleneğin yıkılmasını isterler ya işte buna....

Amma ve lâkin...

Gelenekler toplumsal dğeişmenin önüne geçecek bir derin dondurucu olarak otorite tarafından dayatılmağa başlandığı zaman otoritenin ne yaptığının sorgulanması elzemdir.

Bir diğer yandan, gelenekler, gerçek değişimlere cevap veremedikleri zaman adaptasyona uğrayamıyorlarsa bunların doktrin haline getirilmesi de şiddetli sancılara yol açar. Zamanın gereklerine cevap vermeeyen davranış kalıpları rahatsızlık yaratır.

(Zamanın gerekleri derken değişen şartlar altında meşru beklentileri karşılayabilecek şekilde değişmeyi kast ediyorum, yoksa güçlünün zayıfı ezebildiği insanlık dışı bazı durumlara doğrudan dönüşmeyi değil.)

Açık bir toplum statülerin, mevkilerin ve en önemlisi servetin kendliğinden el değiştirebildiği toplumdur.

Türk eczacılarının toplumsal alt yapısı ise büyük oranda köye dayandığından yokluk zamanlarının mevcut durumu koruma refleksi adeta genlerine işlemiştir. Bu yüzden "değişen şartlar" tabiri Türk eczacısının kafasında daha ziyade "eldekini de kaybetmek" durumunu doğuran kuraklıkları, kıtlıkları çağrıştırır.

Bu durumda "mevcut hali korumağa" yönelik her türlü tedbir "meşru" sayılmaktadır.

Eczacılığın durmunun ortaya konduğu ve çarelerinin araştırıldığı bu forum ortamında da durmadan geleneksel hiyerarşilere, otoritenin talimatnamelerinin kutsallığına doğrudan nakillerle ( "kes-yapıştır", bilgisayara tutkunu yeni neslin deyimiyle ne yalan söyleyeyim bana hâlâ şeytan icadı gibi geliyor şu makine...) müracaat edilmesi bu şartlanmanın bir tezahürüdür.

Ozaman açık ve kapalı toplumlarda "geleneğin" anlamı üzerinde düşünmek zamanıdır gibime geliyor ki şahsen bu noktada yardımlarınızı bekliyorum. Evet Açık ve kapalı toplumlarda geleneğin anlamı ve işlevi Bu köşenin devam konusu bu olsun, ne dersiniz?
Saygılarımla...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Açık ve kapalı toplumlarda gelenekler üzerinde durmakta sanırım fayda var.

Önce kapalı toplumlara bir bakalım. kapalı toplum deyince kabaca ne anlayabiliriz?

Aldous Huxley

Üyeleri birbirlerine fiziki olarak çok yakın, son derece homojen, kuralların her bireyin hayatında hemen her noktayı kavradığı toplumlardır.

Bu tip toplumlarda kurallar son derece amir ve hiyerarşi tek yetkili otoritedir. Birey, bağlı bulunduğu cemaatin kurallarına bağlılığı ve işlevsel olarak faydası yönünden "iyi"dir.

Kapalı toplumlar büyük cemaatlerdir de diyebiliriz.

Bu tip toplumlarda gelenekler hayatın sadece soyut ilkelerini değil somut yaşanışını da doğrudan belirler. Gelenekler ayrıntılıdır ve herkesi tektipleştirirler. Geleneklerin kapalı toplumdaki en önemli fonksiyonu tektipleştirmedir.

Bir kapalı toplumun varlık sebebi homojenitesidir. Zihniyetler, normlar, değerler, günlük hayatın somut ayrıntılarına varıncaya kadar tartışılmaz bir tekdüzelik..

Bu tip toplumlarda otoritenin hükümleri tartışılmaz ve kutsal kabul edilir.

Türk toplumu doğu- güneydoğu'daki aile meclisi kararlarıyla işlenen töre cinayetlerini kınar gibi görünmekle beraber, çarpık şehirleşmeden dolayı bu tavrın , bu "geleneğin" deforme olmuş bir şekliyle yasamayı ve bürokrasiyi oradaki aile meclislerinin yerine koyduğun fark etmeksizin bu iki otorite odağınınn her türlü keyfi emrini "kanun" diye tartışmaksızın kabul etmektedir.

Şehir yaşantısını devam ettirebilmek için köyünden gelecek nohuta muhtaç bir toplum açık toplum değildir. Şehirli değildir...

Bu tip bir köylü toplumun köy yerinde günlük hayatın her aşamasını düzenleyen geleneklerinin yerini köyleştirilmiş büyük yerleşim yerlerinden oluşmuş bir ülkede "pozitif hukuk" alır.

Zira kapalı toplumda gelenekler bireyi , topluma göre güdülmesi gereken bir potansiyel kanunsuz olarak görür. Aynı ilke bugün adaletin fiili uygulanışında , meslek örgütlerimizde "masumiyeti ispat mecburiyeti" olarak hukuk-karşıtı bir tavırla devam ettirilmektedir.

Açık tolumlarda gelenek, gelecek yazımın konusu.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Açık toplumlarda geleneklerden bahsetmeden öne açık toplumla ilgili kabaca bir yaklaşım geliştirelim.

Karl R. POPPER

Açık toplumlar, kapalı toplumlara göre bireylerin birbrileriyle ilişkilerinin daha kopuk ve dolaylı olduğu daha kalabalık toplumlardır. Açık toplumlarda toplumda ağırlıklı motifler iş bölümü ve farklılaşmadır.

Dolayısıyla burada "kurallar" kapalı toplumlardaki hayatı ve ilişkileri ayrıntısıyla tasvir eden "âmir" kurallardan farklıdır. Zira burada bireyler birbirleriyle birebir etkileşemeyecek kadar uzaktırlar. Dolayısıyla kapalı toplumun kuralları burada birinci engele takılır.

İkincisi, iş bölümü kapalı toplumlarda rastlanmayacak kadar çeşitlidir, bu, bireylerin hayat ritmlerini ve ilişki türlerini farklılaştırır.. Bu durumda kapalı toplumun homojen kitleye emreden kuralları ikinci engele takılır.

Marksistler ve her türden kollektivistlerin ( ki buna eczacı camiası da dahil) bir türlü hazmedemedikleri ve insanları köylüleştirerek birbirlerine yaklaştırmayı hayal ettikleri " Kapitalizmin kopuk insan ilişkileri" diye şikayet ettikleri ilişkilerin yaşandığı toplum "açık toplumdur".

Dolayısıyla bu toplumun kuralları daha az ayrıntılı, genel ilkeler halinde tezahür etmiş kurallardır. Kişilere ne yapacakların söylemek yerine neyin yapılmaması gerektiğine dair kurallardır.

Bu kurallar, bireylerin ne olduklarıyla ilgilenmezler. Daha doğrusu bireyleri , birbirlerinin ne olduğuyla ilgilenmeyen toplumların kurallarıdır, kapalı toplumlarda meydana gelmiş kuralların aksine.

Bu forumdaki genel tavır kapalı toplum kuralları ile yaşayan bireylerin tavrıdır. Ahlâklı veya eczacı olmak için standart otoriter tanımlardan hareketle ilişkilerin düzenlendiği bir anlayış gerek bu forumda gerekse camiamızda hakim olan tavırdır. Bundan dolayı durmaksızın birileri eczacının tanımını yapmağa, herkesi bu şablona oturtmağa, bu şablonun dışıdan gördüğü kişileri dinlememek refleksi bundan kaynaklanıyor.

Bu açılardan kapalı toplumda bireyler kuralları sorgulayamaz ve tadil edemezken açık toplumlarda süreç daha eleştirel işler.

Açık toplumlarda gelenekler emredici olmaktan uzak ve genel bir mutabakatı temsil eden daha gevşek davranış rehberleridir.

Şimdi, eczacılar olarakk mevzuata, hukuka bakışımızı bu açılardan bir daha gözden geçirmemiz gerekir gibime geliyor?

Ne dersiniz?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy babaruhi bu uzun devam eden konuda şovuna devam ediyorsun.anlatmak istediklerinde doğru şeyler mutlaka var.katılmamak mümkün değil.amma velakin bütün anlattığın konuları muvazza konusu ile yakınlaştırınca insanları korkutuyorsun.güdümlü bir bombamısın yoksa sen .insanlar burda senden çekiniyor.senin güdümün nereye doğru,amacın nedir senin.yazdığın uzun yazılar senin gizlenmeni sağlıyor.ama ne olursa olsun yazmaya devam et.

saygılar

babaruhi Sayın kthy,

Burada kanaatim odur ki "güdümlü" sıfatının hiç uymayacağı bir kaç kişiden biriyim.

Zira benden korktuklarını belirttiğiniz insanlar zaten bana ve düşünmek isteyen insanlara hakaret eden çoğunluğa , "kitleye" taabi olan insanlar.

"Güdümlü" demek başkası tarafından "güdülen" demek. Burada güdüm kelimesinin yanlış kullanıldığını sanıyorum.

Burada meslek örgütünün dediklerinden gayrısı hakkında bir fikir sahibi olmayan kocaman bir çoğunluk varken sizce ben hangi "kitlenin" veya otoritenin temsilcisi olabilirim?

"Muvazaa konusunu yakınlaştırmaya" gelince... Bu konuyu, insanları itham edere meslek örgütünün irrasyonel refleksleriyle , hakaretlerle ele almak "yakınlaştırmak" olmuyor galiba .. Ama akılcı bir şekilde tahlil etmek "korkutucu" oluyor öyle mi?

"Şov" konusuna gelince. Her şov, ancak sunacak bir şeyiniz varsa devam eder. Söyleyecek şeyleri olmayanlar şov yapamaz. kaldı ki bu kadar reytingi gece gündüz durmadan tıklayarak yapamayacağıma göre...

"Güdümümün "( galiba hedefim kast ediliyor) ne olduğuna gelince.. Defalarca yazdım:

Eczacıların kendi akıllarıyla düşünmeleri

Eczacıların kendi bildikleri gibi mesleklerini icra edebilmeleri

Devletin tek müşteri zorbalığından kurtulmaları

Meslek örgütlerinin bürokratik dayatmacı yapısının gönüllülüğe dayalı hale getirilmesi vs vs vs...

Bende biraz hırçınlık görürseniz lütfen kusuruma bakmayın ama...

"Kimin güdümündesin?" tarzında bir sorunun yazdıklarımla değil de benim kişiliğimle ilgii olması bana gene " Senin ale sorunlarını bilyorum, yüksek lisansını biliyorum". "Sus! Seni tutuklatırım. Elimden gelen her şeyi yapacağım!" gibisinden kişisel yaşantıma yönelik tehditleri hatırlattı biraz.

Çok açık söyleyeyimi umurumda değil. Burada delegelerini satarak başkan seçip TEB sadakalrıyla geçinen odaların koskoca eczacı kitleleri dururken beni birilerinin güdümünde görmek, göstermeğe çalışmakla hiçkimse hiç bir şey kazanamaz.

"Kişileri karala ki söyledikleri dinlenmesin!" tarzı artık cidden tavsadı. Ya siz? Siz kimin güdümündesiniz Sayın kthy? "eczacıları sindirme kitle bölüğünün " mü?

Merak etmeyin "şovum" devam edecek.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

neroxb DİKKAT EDİN..FORUM YÖNETİCİLERİ DE MUHALİFLERİN KARŞISINDA ARTIK...
SİZİN DE YAZINIZ SİLİNEBİLİR.
TEB YANLILARININ KOLLARI NE KADAR UZUN.FORUM YÖNETİCİLERİNİ DE ELLERİNE GEÇİRMİŞLER.


kthy sayın babaruhi benim sizin özel hayatınız hakında bildiğim bir şey yoktur.sizi şahsen tanımıyorum.yazılarınızı takip ediyorum.burada yazdığınız yazılar bir hikaye gibi devam ediyor.iyi bir hikaye yazarı olabilirsiniz.maksatlı yazılan yazılar medyada olduğu gibi buradada olabilir.maksadın ne olduğunu bilmek lazım.bu forumda eczacılara kabul ettirilmek istenen olgular ortaya konu olarak tartışılsın diye atılmış olabilir.bu konular ne kadar derindir .derinliği nereye kadar uzanır ve nereye değer.

saygılar

babaruhi
alıntı:

sayın babaruhi benim sizin özel hayatınız hakında bildiğim bir şey yoktur.sizi şahsen tanımıyorum.yazılarınızı takip ediyorum.burada yazdığınız yazılar bir hikaye gibi devam ediyor.iyi bir hikaye yazarı olabilirsiniz.maksatlı yazılan yazılar medyada olduğu gibi buradada olabilir.maksadın ne olduğunu bilmek lazım.bu forumda eczacılara kabul ettirilmek istenen olgular ortaya konu olarak tartışılsın diye atılmış olabilir.bu konular ne kadar derindir .derinliği nereye kadar uzanır ve nereye değer.

saygılar


Bu yaıznıza herhangi bir anlam veremediğimi belirteyim. Zira şahsen , eczacıların maksadının ne olduğun anlayabilmiş değlim. Bir köy bakkalından bile daha kısa vadeli, akıldışı emnfaat anlayışları dışında eczacıların herhangi bir amaç taşıdıklaırnı bugüne kadar görmedim. Ben maksadımı her seferinde ayan beyan ortaya koyuyorum...

Asıl soru: Sizin neyi gerçekten merak ettiğiniz?

Aklınızda bir takım komplo teorileri varsa söyleyin üzerinde tartışalım. Eğer açık açık konuşamıyorsanız hiç olmazsa bunun da sebeplerini söyleyin sınırlı şekilde tartışalım.

Konuların derinliğinden kastınız "entellektüel" derinlik derinlik değil anladığım kadrıyla zira sizin ilginiz , yaıların bir tekine bile yönelik değil.

Sizin yapmak istediğiniz sondaj: "babaruhi kimlerin sözcüsü? Kimlerin adına konuşuyor? Eczacılara neyi kimin adın akabul ettirmeye çalışıyor" vs tarzı tipik bir otorite sorguylaması..

Ben de size sormak istiyorum: Kim sizi benim neyin nesi olduğumu öğrenmekle görevlendirdi.?

"Eczacılara kabul ettirilmek istenen fikrler" derken ne demek istiyorsunuz? Sizce eczacılara herhangi bir fikri kabul ettirmeğe çalışmak yasak mıdır? Veya ancak belirli kişilerin ve örgütlerin fikirleri mi kabul ettirilmelidir?

Eğer birilerinin adına ağzımdan laf kapmağa çalışıyorsanız söyleyeyim bu işi bu kadar köylüce yapmamalısınız. Kaldı ki camiamızın, fikri ayrılıklara karşı tavırlaırnı bazen maksadı aşan "sığur" benzeri nitelemelerle eleştirecek kadar da açık davrandım.

Sizden ricam hesap sormak, " ne kadar derin" falan gibi ajancılık oynamak işlerini bırakmanız. Bir yazının ne kadar uzayıp gideceğine isterseniz yazarı karar versin. Kaldı ki buradaki yazıların türleri hakkındaki bilgisi kısıtlı bir meslektaşım olarak bence önce okuyun...

Velhasıl-ı kelam: Meraklı davranmakla haddi aşmak arasındaki sınırdasınız.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

keti İLAÇ’TA HATALARIN MİNİMİZE EDİLMESİ İÇİN GELİŞTİRİLEN HASTANE OTOMASYON SİSTEMLERİ:

Günümüz için uçuk bir fikir ama geleceğin eczaneleri bu şekilde olacak.

İLAÇ ‘TA HATALARIN GÖRÜLDÜĞÜ BASAMAKLAR:
Reçelendirme
Yeniden paketleme(birim doz)
Hazırlama
Etiketleme
Dağıtım
Kullanım

İLACIN KULLANIMINDA DOĞRULAR
Doğru hasta
“ ilaç
“ doz
“ zaman
“ uygulama yolu
“ bilgilendirme
“ kayıt

İLAÇ HATALARINI ARTIRAN FAKTÖRLER
Yetersiz iletişim
Teşhis kısaltmaların yada benzer isimli ilaçların yanlış anlaşılması
Yetersiz prosedür ve teknikler
Hastaların tedavileri ve kullandıkları ilaçlar hakkında yanlış ve yetersiz bilgilendirilmesi
Hastalara ait klinik raporlamaların ve hastanın klinik hikayesinin(allerji,daha önce kullandığı ilaçlar vb) doğru olarak kayıt edilememesi

İLAÇ HATALARININ ÖNLENMESİNDE KULLANILAN OTOMASYON SİSTEMLERİ

Hastane bilgi sistemleri sayesinde reçeteleme aşamasında meydana gelebilecek hatalar önlenebilir.

HASTANE BİLGİ SİSTEMLERİNİN AVANTAJLARI
Hastanın tüm klinik kaydının tutulduğu bir yazılım programı
Eczane için ayrılmış bölümde elektronik ilaç listesi hazırlanabilir
Bilgisayar yazılımı ile doktor,eczacı tarafından hazırlanan master-data içinden reçete edeceği ilaçları seçebilir
Eczane ve tedavi komitesinin hazırladığı temel ilaç lsitesine erişim sağlanıyor böylecehastanın tedavi bütünlüğü sağlanıyor ve cost –effective sağlanmış oluyor
İlaca ait eczacı tarafından hazırlanan bilgiler order verme esnasında ikaz butonları şeklinde doktoru uyarıyor
Hastaya ait alerji bilgileri eczacı tarafından görülebiliyor
İlaç-ilaç etkileşimleri ve ilaç besin etkileşimleri ikaz butonları doktoru order verirken uyarabiliyor
Eczacılar bu sisteme erişme yetkisi ile hastanede yatan hastaların ilaç oderlerine ve labotaruvar bilgilerine erişebiliyor

HASTANE OTOMOSYON SİSTEMLERİ

Sistem hasta bakım alanlarında bulunan ilaç dolapları ve buzdolabı ile eczanede bulunan ana bilgisayardan oluşuyor.Sistemde hemşire doktor reçeteyi vermeden ve eczacı onaylamadan sistemden ilaç alamıyor.Fakat acil durumlarda bölümlerde reçete olmadan sistemden ilaç alınabiliyor.Sistemde ilerleyebilmesi için sebep yazmak zorunda ve bu sebepler eczanenin ana bilgisayarında arşivlenir.

KULLANICI BAZINDA GÜVENLİK
Kullanıcı parmak izini okutarak sisteme giriş yapar.Kullanıcı sadece kendi hastasını ve kendi ilaç dolabında olan ilaç listesini görür.
Her parmak izinde tanımlanan farklı erişim sistem tarafından kaydedilir
Kullanıcı kendi hastasını ve ilacını dokunmatik ekrandan seçer ve sistem sistem sadece ilgili ilaca ait çekmeceyi açar.Çekmece kapandığında ilaç hastanın hesabına iletilir.
Kullanıcının ilaç ve hasta bazında tüm aktiviteleri bilgisayarda arşivlenir.

BARKOD OKUYUCU bu sistem ile hemşire ilacı sistemden çektiğinde barkod ile hastanın bilekliğini okutur

babaruhi Sayın keti'nin yazısın üstünü örtmüş olacağım, kusura bakmasın. Kendisine akıl dolu yaklaşımları için teşekkür ediyorum.

Eczacı camiasındaki eksiklik "Yasal olarak iyi bir şey olsaydı yasaklanmazdı.." mealindeki bir cümleyle tam anlamıyla ortaya çıktı...

Buradaki temel yaklaşım "merkeze otoriteyi" koymaktır. Faydayı, yararı, suçu-masuniyeti otoriteye göre belirlemektir.

Bu yaklaşımın köylüüğü üzerinde daha önceki yazılarımızda ayrıntısıyla duruldu.

Bu yaklaşım eczacıların hiçbir sorunun çözemez. Çünkü merkeze otoriteyia ldığı için eczcının, verilen kararlardaki etkisini YOK FARZ EDER!

Yasamanın doğru ya da yanlış kabul etiği şeylere göre hayatını düzenlemek demek kendi aklına güvenememek ve güdülmek ihtiyacı hissetmek demektir.

Hadi bunnla malül meslektaşlarımız içn bu değiştirilmesi yüksek maliyet isteyen bir inançtır diyelim.

Ama ya kitlsel olarak bu inanç paylaşıldığında mağdur olanlar?

Bu otorite merkezli inançta bireylerin somut olarak fayda ve zararları gömezden gelinir. Biry yok sayılır ve ona ancak otoriteye itaat etiği ölçüde değer verilir.Ya yasama ya da başka bir otorite hukuksuz kararlar alıyorsa?

Bu durumda herkesin ferdi sorumluluğu vardır. En azından bu kararların yanlışlığına karşı bir duruş almak için.

Ama yukarıda aklımda kaldığı kadarıyla aktardığım anlamdaki cümle fevkalâde ürkütücü bir zorbalık belgesidir. Zorbalığın kurban tarafından onaylanmasıdır.

Bir davranışın kabul edilebilirliği, somut bireylerin yaşamak, mülkiyet ve ifade hürriyetlerine etkisiyle ölçülür. Bu aynı zamanda meşruiyetin embriyosudur.

İnsani bakış budur. Yoksa "Kanunlar ne emrediyorsa onu yap! Kanun nasıl konuşmanı emrediyorsa öyle konuş! " tarzı zorbaca söylemlerle çek mzalayan, sermaye riski alan, devlete karşı çaresiz, sosyalizme mahkûm edilmiş eczacıların sorunları çözülmez.

Merkeze insanı koymadıkça hiç bir otoritenin manevi şahsiyetinin, itibarının, kudretinin, eziciliğinin önemi yoktur. İnsnaı merkezedinmeyenlerimiz zaten ellerindeki yetkiyi öfkeleri ve önyargıları doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyenlerimizdir. Bu bürokrasi sultasınn her kademesinde böyledir.

Önemli olan somut insanın, bireyin en kadar mutlu olduğudur. Bağ-Kur, SSK, ES gibi kurumların ne kadar dokunulmaz ve kutsal oldukları dğeil...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy sayın AFŞAR bey bana karşı söylediğiniz sözlerde kötü bir niyet algılamadım.onun için bir tepki yazısı yazmıyorum.sorduğun sorulara cevap veriyorum.eczacıların günü kurtarmaya çalıştığı düşüncesinde haklı olabilirsin.muvazzaya verdiğin yeni yazındaki tepki beni sevindirdi.sizi sosyalist bir milliyetçi olarak görüyorum.laf kapmaya çalışmıyorum.bence kendini yazdığın uzun yazılar ardında saklıyorsun.seningibi bir hikaye yazarı olmadığım içinyazdığım yazılar sana edebi gelmeyebilir.bundan dolayı beni cahil eczacı olarak görebilirsin.ama ben senden daha zekiyim.ajancılık oynamayı severim.seni güdümü belli olmayan nereye çekersen oraya giden bir denizaltı torpili gibi görüyorum.

saygılar

babaruhi Sayın kthy,

Bunca yazıdan sonra nihayet muvazaaya karşı olup olmadığımı anladığınız görmek güzel.

Şu güdümlü torpil benzetmesini ısrarla sürdürmenizde bir çeşit aykırı espri niyeti algılamak istiyorum.

Sosyalist olmadığımı da defalarca yazmıştım ama sanırım üstün zekânızla benim anlayamadığım şeyleri anladınız. Muhtelif yazılarda camiamıza egemen olan sosyalist kliklerin eczacının ekmeğine nasıl engel olduklaırnı, bu kliklerin otoriteye tapınmacı tavırlaırnın eczacıyı devlet karşısında nasıl zora soktuğunu yazdım.

Liberal demokrasiden yana bir insanım. Milletimin refahı ve özgürlüğü için bunun geçerli olduğunu düşünüyorum. Adil bir idare için bunu gerekli görüyorum. Teknolojik ilerleme ve fikir özgürlüğü için bunu gerekli görüyorum.

Sosyalizmi ( yani sulandırılmış haliyle mavcut sistemimizi) savunabilecek yazılar görmek isterdim ama herhalde ya eczacılar hangi sistemde yaşadıklarından habersiz olduklarından ya da bunun savunulacak hiç bir tarafıın olmadığını içten içe hissettiklerinden herhangi bir muhalefete rastlayamadım.

Beni değerlendirmekle eliniz ene geöecek bilmiyorum? Ne görmek istiyorsunuz? Açık ve seçik fikrimi belirtiyorum. Güdümden kastınızı hâlâ açıklamadınız? Ve sizin kimin güdümüde olduğunuz söylemediniz? meselâ? :)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy sayın babaruhi kişisel toplumdaki yaşadığın konuların açıkça üstüne giderek eleştirebilmeni tebrik ediyorum.zannedersem eczavizyondada yazıyordun ama şimdi göremiyorum.eczacılar hakkındaki yaptığın yorumlarda genel olarak sana katılıyoruz ama bunu açıklayamıyoruz.sadece en iyi yaptığımız şey birbirimiz arkasından yaptığımız dedikodu olabilir.

saygılar

kthy hhhhh

saygılar

babaruhi BYTE'ın Eczavizyonu'nu kaldırdığım için oraya giremiyorum. Aynı adlı öbür site ise kötü bir taklit.

Şahsen ben burada hemen hiçkimsenin akla önem vermediğine, yeni fikirlere falan önem vermediğine inanıyor(d)um

İyiliğe sesiz kalmak sorun yaratmaz, kötülüğe sessiz kalınıyorsa zorbalık onaylanıyor demektir.

Eğer söylenenlere ilgi bu kadar fazlaysa bu ancak onayla anlaşılır.

Burada hakaretlere ( ki hâlâ devam ediyor) de sessiz kalınıyorsa sessiz çoğunluk, tarafını belli etmiş, zorbalıktan yana olmuştur. Demek ki hiçkimsenin memur takımın keyfiliğinden, tehditlerinden ,hakaretlerinden şikâyeti yok?

Ama hak, çoğunluk oyuyla belirlenmez.

Ben size üniversite mezunu bu aydın camianın tavrın söyleyeyim. "Alemin işini ben mi düzelteceğim? Nasıl olsa çıkar bir deli. Düzeltemez de memur eczacıların, TEBci çoğunlun vs'nin altında ezilirse zaten düzen değişmeyecek demektir. Tutup da düzeni değiştirebilirse de yanına yamanızırz " padişahım çok yaşa!" deriz, olur biter."

Buradaki sessiz çoğunluğun tavrı işte tam bu köylü kurnazlığıdır.

Evet ben güdümlü bir torpilim. Bana güdüm verense "aklım" .İyiniyetiniz ve desteğiniz için teşekkürler.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sosyal devlet hemen hemen hiçbirmizin tartışmadan kabul ettiği bir kavram.

Bunun en büyük sebebi bu kavramın anaysada yer alması ve toplumumuzda hiç kimsenin bu kavramın meşruiyetinin düşünecek cesarete sahip olmamasıdır.

Eczacılar karşısında devleti tekel haline getiren, devletin sözleşmelerine uymamasına sebep olan, ilaç israfının tek sebebi bu sosyal devlet dayatmasıdır.

Daha önce de sosyal devletin tanımını burada 2-3 defa aktarmıştım onun için tekrarlamıyorum.

Sosyal devlet:

Bütün hukuki işlemlerde devletin merkez alındığı devlettir. Çünkü sosyal devletin varlık sebebi gerçek anlamda hukuk değil paylaşımdır, dağıtımdır. Sosyal devletin yegâne amacı "kaynakları âdil şekilde dağıtmaktır" Elbette burada kaynakların neler olduğu, doğal kaynakların yanısıra ürünlerin de bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyceği hiç tartışılmaz. Özetle sizin ürettiğiniz ekmek kamu malı sayılır ve bu ürünle ilgili her türlü katma değer "kamu mülkiyeti" sayılır. "Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır" sloganı bu kollektivizmin ürünüdür.


(Oysa bir kazancın kutsallığı, "kaynağından" gelir.)

Bundan dolayı sosyal devlet herkesin sağlık giderlerinin karşılanmaı gibi irrasyoel bir yükümlülük alır ve bunun maliyetini de vergi mükelleflerinin üstüne yükler.

(Vergi gelirlerinin %60'tanfazlasının kamu kesiminden elde edildiği tespiti, aldatıcı bir matematik hesabıdır. Zira "kamu" tabir ettiğimiz kesim gerçek anlamda mal ve hizmet üretiminde en verimsiz kesimdir ve kamu kesiminin gelir güvencesi asla özel sektörünki gibi üretime, ve talebe bağlı olmayıp performanstan bağımsız şekilde güvence altındadır. Türkçe'si: Kamu kesimi bir cepten alınan paranın diğerine aktarılmasından başka bir para hareketi göstermemektedir)

Sosyal devlet yukarıda saydığımız tespitlerden dolayı ekonominin doğal yasalrına aykırı bir teşekküldür:

Her şey sınırlıdır...

Hiçbir şey bedava değildir...

Sosyal devlet, sınırsız saydığı bir vergi gelirleri havuznu sürekli olarak toplumun menfaat grupları arasında âdil(!) dağıtmaya uğraşarak harcar. Bu yüzden de açık vermekten kurtulamaz. Bu açık halka fakirlik ve enflasyon olarak yansır.

Verdiği hizmetlerin maliyetlerini , hizmet alanlara ödettirmemesi bu hizmetlerin bedavaya geldiğini göstermez, sadece bu maliyetleri başkalarının yüklendiği anlamına gelir.

Ülkemizde ilaçla ilgili maliyetler eczacıların sırtına yüklenmiştir.

Sosyal devletin aynı irrasyonel yaklaşımı , sağlık hizmeti talep edenler tarafından da aynen uygulanır. Yani...

Hastaların ilaç sarfını yönlendiren şey onların gerçek ihtiyaçları olmayıp ilâcın her halükârda devlet tarafındantemin edileceğine dair güvencedir.

Bu durumda hasta ilâçla ilgili maliyet unsurunu yok farz edebilmekteve meselâ pahalı antibiyotikleri kesinlikle farmakolojik esaslara dayanmaksızın uygunsuz kullanarak hem maddi olarak büyük bir israfa yol açmakta hem de pek çok komplikasyonun ortamını hazırlamaktadır. Antibiyotiklere direnç durumu hastanelerimizde, her türlü cerrahi operasyonda ve salgında karşımızda en büyük engel olarak dikilmektedir. Direnç gelişimi daha büyük maliyetli tedaviler gerektirmektedir.

Öbür yandan devletin maliyetten çok dağıtımı düşünmesi, eczacıyı kendi karşısında bir rakip, bir düşman gibi görmesine ve sözleşmelerde eşitlik ilkesinden çok devletin "dağıtıcı" yönünün ne pahasına olursa olsun korunması esas almasına sebep olmaktadır.

Devletin eczacılarla yaptığı sözleşmelerde eczacıların hukukuna dair tek madde "Ödemelerin yapılacağı tarihi" belirten maddedir ki, "amacın aracı meşru kıldığı" bir sosyal devlette bu madde hiç bir zaman uygulanmamakta, yaptığı kaunlara kendisinin deuyması gereken devlet burada sözleşme hukukunu açıkça çiğnemekte ve bundan dolayı hiç bir müeyyideye uğramamaktadır.

Ayrıca sosyal devlet sağlığı ve sosyal güvenliği beraber mütalaa etmekte bunların kendi uhdesinde barındırmaktadır. Bu iki konuda zorunlu tekel olan sosyal devlet gerek yuarıda saydığımız ekonomik savurganlığın yanısıra eczacıları bu yolla kendisinden başk kimseyle çalışamaz hale getirmiştir. Bu durum, kendi sermaye riskini taşıyan işletmeler olan eczanelerin ticari tercih imkânını yok etmektedir. Beri yandan bu tekel özel sigortalarla yapılan anlaşmalardaki iskontolara , meslek örgütleri yoluyla müdahale etmek suretiyle eczacıya hiç bir hareket imkânı bırakmamaktadır.

Sosyal devletin insanın ve ekonominin doğasına aykırı yapısı toplumu yalnızca fakir düşürmekle kalmayıp insanların hayatları üzerinde bir başkasının müdahil olması durmunu doğurmakta ve bu da hedeflenen güvence duygusuyla çelişen bir tedirginliğe yolaçmaktadır ama bu başka bir yazının konusudur...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy eczavizyonu neden kaldırdınız.yoksa sizede bir engellememi var.

saygılar

babaruhi Vizyona uzun süre girmedim, adres değişiklği oldu byte'a bildirmeğe fırsatım olmadı. Van'da byte eczane yaygın olmadığından ve bu bilgisayarım da eskidiğinden yeni bilgisayar alınca BYTE'ı kaldırdım. sonra da sistemim 3 defa çöktü ben de yer kaplamsın diye sildim.. devam etseydim engellenir miydim bilmiyorum.

Şahsen vizyonda çok daha hareketli ve konuyla ilgili tartışmaların olduğunu düşünüyorum.

Şimdi de yükleyebilmek isterdim ama çok zor olur herhalde.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

peride SEVGİLİ MESLEKTAŞLAR

" RİSK-SİGORTA VE KORKULAR ÜZERİNE " birşeyler yazdım valla gönderecek bir konu başlığıda bulamadım,sanırım en iyi burada duracak...

Risk; Portekizce "cesaret" demekmiş. Oysa, " kader, tehlike, tehdit" kavramları riskten önce var olan ve geleneksel toplumlara özgü olan kavramlar. Risk ise modern toplumun bir kavramı. Geçmiş deneyimlerden sağlıklı, yönlendirilmiş bir gelecek var etme ile ilgilidir. Sürekli önünü daha fazla görme ve toplumsal paradigmalarla geleceği kurmadır.Bir başka kaynağa göre ise; 'Risk' sözcüğünün İngilizce'ye on yedinci yüzyıl içinde girdiği sanılmaktadır ve bir olasılığa göre, tehlikeye girmek ya da kayalıklara doğru gitmek anlamındaki bir denizcilik teriminden gelmektedir.Geleneksel kültürlerin bir risk kavramı yoktu, çünkü böyle bir şeye ihtiyaçları yoktu.Olası riskleri kader ile açıklamak yetiyordu. Risk, gelecekteki olasılıklar düşünülerek etkin bir biçimde değerlendirilen tehlikeleri anlatır. Dolayısıyla, ancak geleceğe yönelmiş (geleceği kesinlikle fethedilebilecek ya da sömürgeleştirilecek bir bölge olarak gören) bir toplumda geniş bir kabul görecektir. bir bakıma sigorta kavramını riskin paylaşılması olarak açıklamak mümkün.

Sigorta en geniş tanımıyla; olası zararların karşılanması amacı ile taraflar arasında yapılan bir özel sözleşme ile hukuksal bir kurum altında faaliyet gösteren, belirli bir prim karşılığında, kişi hayatının ya da organlarının veya kişi ve kuruluşların para ile ölçülebilir değerlerinin, sigorta kural, kanun ve yönetmeliklerince belirlenmiş tesadüfi rizikoların gerçekleşmesinden doğacak maddi hasarlarını, aynı rizikonun tehdidi altında bulunan kişileri ya da kuruluşları bir araya getirerek, ölçülen değer üzerinden ve gerçekleşen hasar oranında karşılayarak, sosyo-ekonomik zararları dağıtan ve önleyen, yatırımlara aktarılan fonları ve ikrazları ile ekonomiye kaynak sağlayan işlemler bütünüdür .
Diğer bir tanımsa şöyle diyor ; Sigorta, yasa ve sözleşme ile tespit edilen belirli bir riskin aynı derecede tehdidi altında bulunan çok sayıda ve benzer risklerle karşı karşıya olanların, tesadüfi olarak meydana gelen, para birimi ile ölçülmesi ve istatistiki olarak kavranması mümkün hasar olayını, birlikte karşılamak üzere oluşturdukları bir organizasyondur.

Peki sosyal güvenlik ne ?

Sosyal sigorta, sosyal risklere karşı korunacak kişilere, kendilerinin ve işverenlerinin ödedikleri primler yanında istisnai hallerde finansmana yapılan devlet katkıları karşılığında, sözü edilen risklerle karşılaşmaları durumunda, tutar ve nitelikleri kanunlarla genel bir şekilde önceden belirlenmiş sosyal gelir sağlamaktadır . Sosyal sigortalar, esas itibariyle Kamu Hukuku zorunlu sigortasıdır
Sosyal sigortalar; ekonomik yönden zayıf olanları ve çalışanların işgücünü, belirli sosyal risklere karşı koruyarak geleceklerini garanti etmek ve böylece toplum hayatında sosyal güvenliği sağlamak amacıyla tesis edilen teşkilatlı bir zorunlu sigorta . Böylece; belirli mesleksel, fizyolojik, ekonomik ve sosyal riskleri karşılamak için, öngörülen önlemlerin giderlerine toplu olarak karşı koyulmaktadır .

Özel sigortalara gelince, özünde rizikoların eşitlenmesinin bulunduğu sigortacılık tekniği kullanılmaktadır .Ayrıca, özel sigortalarda gelirin yeniden dağılımı meydana gelmemekte ve her sigortalı kendi rizikosuna uygun olarak ödediği primler karşılığında korunmakta, dolayısıyla sigortalının ödediği prim miktarıyla özel sigortanın karşıladığı risk miktarı arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. Sosyal güvenliğin özel sigortalar vasıtasıyla sağlanabilmesi için; özel sigortalarca, sosyal güvenliği tehdit eden bütün risklere karşı sigorta hizmetlerinin verilmesi, sosyal risklerin tehdidi altında bulunan kişilerin gerekli primleri ödeyecek güce sahip olması, kişilerin kendi hür irade ve talepleri ile gerekli sigorta sözleşmesini yapmaları ve primlerini ödemeleri gerekmektedir .

Burada basitce bir matematik hesap çıkıyor. Aynı risk altındaki kişilerin topladığı pirim A olsun, ödenen hasar B ,A ile B arasındaki açık büyüdükce oluşan karadeliğe sosyal güvenlik açığı deniyor.Gelişmiş ülkeler de sosyal güvenlik açığı fazla değil nedenleri ise basit,1-Pirimler kesinlikle toplanıyor,bununda en basit yolu bu konuda kişiye görev veriliyor,sigortalı maaşını tam alıp sigortasını kendi yatırıyor ve hatta sigorta basamağına da kendisi karar veriyor..2-Herhangi bir geliri olmadığını ispat eden kişilerin sigortasını devlet yatırıyor, bu konuda da çoğu kez vakıflar ve sivil toplum örgütlerinden destek alıyor.3-Sigortacı ( bizdeki adıyla devlet ), ödemelerini yaparken, çok ciddi kontrol ediyor.

Eeee başlıktaki korku nenin nesi diyeceksiniz ?

Korku bizimle ilgili , birincisi , " İlacı devlet almazsa kimse almaz, alamaz diye düşünüyoruz.( O kadar korkuyoruz ki bu ülkedeki insanların beyaz eşyasından,giyimlerinden,eğlencilerinden çok daha önemsiz bir metaymış gibi devlet ödemezse ilaç satılmaz şeklinde sanal bir dehşetimiz var.).ikincisi "Hizmet sektörüyüz diyoruz, yaptığımız işi tam olarak tanımlayamıyoruz.Sigortacı yani devlet BUT denen kuralları koyuyor gerisinde yaptığımız işi hiç bir şekilde sorgulamıyor,işlevimizi bilmiyor anlamıyor yada değerlendirmiyor buda tuhaf bi biçimde işimize geliyor , çünkü bizde işlevimiz ne hangi yaraya merhem oluyoruz bilmiyoruz ama çok yorgunuz kurallar içinde boğulan sağlık sitemininde bir kişiye belasız reçetesini verebilmek,yani BUT e uymak başarı oluyor.Diğer yandan kabaran bütçe, çemberi her geçen gün daraltıyor, nefesimizi kesiyor.

Ve son olarak bir de özür... Dereden tepeden okuyunca tepeden kulaktan yazıyor insan...

kthy sevgili babaruhi eczavizyondada yazılarını bekliyorum. sayın peride görüşlerinize katılıyorum.biz eczacılar ilacı devlete sattığımız için bütün ödeme koşullarının lehimize olmasını istiyoruz.onun için geniş bir vizyonumuz yoktur.

saygılar

babaruhi Sayın Kthy,
BYTE'ın eczavizyonunu nasıl yüklerim bilmiyorum? Bana çok zahmetli geliyor. kaldı ki bu camiadaki samimiyetsizlikler beni oldukça yıprattı...

BYTE'ın eczavizyonuna buradan giren yok sanırım, ben de eski tadını bulabileceğimi sanmıyorum, burada da yeterince düşman edindim ki bu forumun zihni ve fikri egemenleri onlar....

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bürokratikleşme öyle bir belâdır ki önüne geçmeğe çalışan herkesi acımadan yok eder.

Meslek örgütlerimizn kanunlardan gelen "kamu kurumu" tanımı yüzünden, sivil özelliklerini kaybettiğine daha önce değinmiştim.

Sivil oluşumların en başta gelen özelliği olan "gönüllülükten" uzak olmaları, evvela özgürlükler üzerinde keyfi bir egemenliktir.

Bundan ayrı olarak sivil değil de bürokratik yapıda olmaları, herkesi tektipleştirmeleri amacını ve güdüsünü doğurmuştur. Zira başka türlü bürokratik yapı sürdürülemez.

Bu yapı,büyük kongre için delege sistemi ve odalarda listeli seçim sistemi ile desteklenmekte, bağımsız bireylerin değil ama iyi örgütlenmiş ideolojik kliklerin mesleğin pratiğine keyfi olarak hükmetmeleri sonucunu doğurmaktadır.

Meslek örgütlerimize hakim olan bürokratik yapının tek bir amacı vardır, kendi iç işleyişini "ne pahasına olursa olsun devam ettirmek". Bu bedellerin en ucuzu bireyin hayatı ve özgürlüğüdür ki meslek örgütlerimizin meslek dışındaki mercilerin bulunduğu denetimlerde meslektaşlarını korumak yerine peşinen eczacıya karşı savcı tutumu takınması bürokratik yabancılaşmanın bilincimizi nasıl zehirlediğinin en önemli delilidir.

Bu yüzden TEB eczacı bireylerin haklarını savunan bir dayanışma örgütü olmak yerine, "abisi" konumundaki bürokratik kurumların emirnamelerini duyuran bir felaket tellâlı durumundadır.

Meslek örgütü bürokratik yapıya uyduğunda o da aynen ne pahasına olursa olsun emirnamelere uymayı ve kendi yapısının devamlıllığını ister.
Bunun da tek yolu eczacı bireylerin tektipleştirilmesidir.

Peki bu tektipleştirme nasıl yapılacaktır?.

1- Eczacı bireyleri, maddî olarak aynı yaptırımlara taabi tutmakla...

2- Fikren, eczacı bireyleri aynı zihnî kalıba sokmakla...

Eczacıyı maddeten aynı yaptırımlara taabi tutmak, reçeteleri sıraya sokmak, tektip sözleşmelerle bağlamak, tek bir müşteriyle alışveriş ettirmektir. Ki bu "müdahaleciliğin" vardığı sonuç hiç çekinmeden söylemek gerekirse açıkça "sosyalizmdir". Zaten meslek örgütmüzün düzenlediği ender mitinglerde vs'de sık sık karşılaştığımız sloganların hepsi de aynı minval üzredir.

Eczacının fikri yapılanmasında da aynı "sosyalist" ilkeler gözetilmekte, "kâr","servet", "ticaret", "piyasa" gibi terimler meslekî tartışmalarda bilhassa göz ardı edilmekte bunların kullanımına karşı düşmanca tepkiler verilmektedir.. Eczacılığın ekonomik gerekleri, eczacının bilgisini aşan ticarî boyutu, işletmecilik yönü vs nedense "devletçi" bir tapınmacılığın histerisinde unutulup gitmektedir.

Burada sürekli olarak istismar edilen şey , toplumumuzda çok değer verilen paylaşma ve dayanışma duygularıdır.

Eczacılık meslek örgütleri, bireyin kişisel kararlaırnı tanımak yerine, herkesin ortak menfaati olduğu, mülkiyetin paylaşılan bir pasta olduğu gibi kollektivist kabullerden sıyrılmadıkça, eczacılar tarafından asla benimsenemeyecek ve hep Demokles'in kılıcı gibi eczacı bireylerin tepesinde bürokrasinin bir tehdit mekanizması olarak asılı kalacaktır.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Elimde İEO'nun "Havan" dergisinin Şubat sayısı var.
Yevgeni ZAMYATİN
Dergi tipik Marksist "estetikle" sarı-kırmızı renkli, fevkalâde kötü tasarımlı, itici ve "militan" bir kapağa sahip.

Kapakta "Herkese sağlık, sosyal güvenlik hakkı için birleşik mücadele" yazılı bir pankartın fotoğrafı...

İçeriğe bakıyorsunuzEcz. Semih GÜNGÖR'ün "Sağlığın Dönüştürülmesi" isimli yazısında tipik sosyalist sistemin bir propagandasını buluyoruz.

Kültür- sanatla ilgili sayılabilecek bir başka yazıda ülkemizde sosyalist edebiyatın ustalarından Orhan KEMAL'İN eczacı olan oğuluyla bir röportaj var...

İEO'nun bu bülteni yönetim tarafından çıkartılıyor.

Yani İstanbul eczacılarını temsil yetkisiyle donatılmış bir örgütçe...

Sadece bu örnek bile bizde temsil yetkisinin nasıl suiistimal edildiğinin bir delilidir.

Bu yayın organına göre istanbul eczacılarının tamamı sosyalist görüşlere sahip olmalıdır. Zira bu bültenin yayını üyelerin her birinden, onların vermeğe istekli olup olmadıkları sorulmadan alınan aidatlarla sağlanmaktadır.

Temel mantık: " Sen aidatını ver, bizim ne yapacağımıza karışma!"dır.

İEO'nun bülteni temsl etttiğini söylediği bütün eczcıları yansıtmıyorsa burada meslek örgütlerinin yetkilerinin türü tartışmaya açılmalıdır.

Eczacı meslek örgütleri, ideolojik-siyasi temsil organları değildirler.

Meslek örgütlerinin iki temel fonksiyonu vardır:

- Mesleğin icrasında , bütün meslek mensuplarını bağlayan kanunların uygulanıp uygulanmadığıyla ilgili genel denetimlar yapmak... Ki bu bile aslında kapsamı çok dikkatli bir şekilde sınırlandırılması gereken bir görevdir.

- Meslek mensuplarını, inanç, dünya görüşü, ideolojilerine bakmaksıın hukuki husumet durumlarında savunmak. Burada meslek örgütünün her bir öznel hukuk probleminde czacıyı saunması gerektiğini, hukuken uçlu bulununcaya kadar her halükârda eczacının yanında olması gerektiğini özellikle belirtmeliyiz. Oysa ülkemizde durum tersine işlemektedir. Meslek örgütlerimiz , sözümona meslek ahlâkını korumak adına, meslektaşlarını her konuda sıkıştırmakta adeta bir sivil polis örgütü gibi çalışmaktadırlar.

Bu iki temel prensip meslek örgütlerinin temsil yetkilerini sınırlar.

Meslek örgütlerine yalnızca sicil bakımından değil, malî bakımdan da zincirlenmiş eczacıların dünya görüşleri kendi bireysel tercihleriyle ilgilidir. Hiç bir örgüt yapılanması bu tercihi yok varsayarak, "herkes adına" konuşamaz.

Oysa ülkemizde meslek örgütlerimizn en sık yaptığı şey mensupları adına "bütüncül" ideolojik beyanlarda bulunmaktır.

Bu, temel bir hak olan "İfade Hürriyeti" hakkının açıkça ihlâl edilmesidir.

Meslek örgütleri ancak bütün meslek mensuplarını, meslekî ve hukukî olarak ilgilendiren konularda, "bilgilendirici" yayın yapmalıdırlar.

Ayrıca yukarıda saydığımız sınırlamalar dahilinde kalarak meslek örgütlerinin görevi ancak ve ancak meslek mensuplarının tamamını ilgilendiren mali konularda, bir ideoloji öne sürmeksizin temel ekonomik fonksiyonların ifasını sağlayacak şekilde müdahil olmaktır.Yani? Eczacıların ödemelerini zamanında ve tam olarak tahsil edebilmeleriyle ilgili hukukî yolları kullanmak....

İktisadî konularda fikir beyanı ideolojiyle bağlantılı olduğundan makro politikalarla ilgili kuramsal olarak meslek mensuplarının tamamı adına konuşulması en azından etik değildir.

Meslek örgütlerinin sivilleşmesinde ve temsil kaabilyetlerinin artmasında en önemli husus, onların işlevlerinin, üyelerinin her birinin hukukuna saygı esasına dayanmalarıdır.

Aksi takdirde meslek örgütlerimiz, ideolojik dayatmalar için örgütlenmiş meşruiyetleri zan altında kalan meslek milisleri toplulukları olmaktan öteye gidemezler.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

peride Sevgili Babaruhi

İlgili yasada, meslek kuruluşumuzun temel görevi şu cümlelerle tanımlanmış,''Eczacıların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylastırmak, eczacılıgın genel menfaatlere uygun olarak gelismesini sağlamak; eczacıların birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlügü ve güveni hakim kılmak üzere, meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadıyla tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliginde Türk Eczacilari Birligi kurulmustur. ''

Buradaki görev tanımı devletci bir yaklaşımla yapılmakla birlikte , meslek örgütümüzün şu andaki tutumunun çok daha önünde bir görevden söz etmektedir. Yukarıda ''genel menfaatler '' tanımlamasından yüklenen sorumluluğun ,birliğin, eczacının yaşaması için elinden gelen her şeyi yaparken,ülke çıkarları ile ters düşmemesi dışında hiç bir sınırdan söz edilmemektedir. Bu şu demek ; eczacının bekası için herşeyi yapacaksın,tek kuralın ülke halkının çıkarlarına ters düşme.

Bu koşullarda beklentim basit.

Öncelikle,

1- İlaç fiyat karanamesindeki aşamalı kar oranı uygulaması,doğru değildir.Eczacının emeğine saygısızlıktır.Ayrıca bu kararname gereği dövize bağlı oluşan ilaç fiyatları dövizin spekülatif bir araç olduğu ülkemizde reel fiyatlara ulaşılmasında sorun yaratmaktadır.( Düşünün ki eskaza bir devalüasyon oldu,ilaç fiyatını dövize bağladığınıza bin pişman olursunuz.Kısaca döviz tek kriter olmamalı.)Üstelik firmalarla özel pazarlıklar yoluyla ilaç fiyatı tesbit edip bunu eczacı üzerinden kullanmak şahsi mal üzerine konulmuş ,her istediğinde devletin yada firmaların kasama elini sokup kurcaladığı bir sistemden başka bir şey değildir. ( 06/03/2006... da TEDAVİ YARDIMINA İLİŞKİN GENELGE yayınlandı. Şöyle bir baktım ne var diye anladığım, yine zarar ettim zira ülkemde bazı ilaçların yaşı büyüdü 5 yaşından 6 yaşına girdi dolayısıyla indirim oranları değişti. Stoklarımda yaşayan varlıklar var ne kadar zarar ettim bilmiyorum. )


2-Bu ülkede,zincir eczane, ilaç ve OTC ilaç reklamlarına izin veren yol açan her tür yönetmelik,için henüz erkendir. İlaç ülkemizde ulaşılabilir ve elde edilebilir durumdadır.İlaç reklamı halkın aleyhine olacaktır.Çünkü ülkemizde hazmedilmiş bir ilaç kullanım eğilimi yoktur.
Ülkem insanı sağlık konusunda güruh olarak hareket etmekte ve bu konuda seçici olmak için gerekli bilinç ve bilgi düzeyinde bulunmamaktadır.Bu arada ilaç reklamı ile eczane reklamı ( müessese reklamı ) olayını karıştırmamak gerekir.Eczacıların, eczanelerin sektörde oluşan diğer rakiplere karşı yada kendi aralarında farklarını vurgulamak üzere reklamında bir sakınca yoktur.Hatta meslek kuruluşu bu anlamda çalışma yapıp eczane ve eczacı imajını yükseltmeli satış alanımızı genişletecek projeler geliştirmelidir.( Ayrıca şunuda eklemeliyim ki ayrılmış sorumluklarda eczane işletmeciliği çeşitli boyutları ile tartışılıp kabul edilebilir, ve hatta tersine bir işlemle eczacılar kendi sermayeleri ile bir eczane açtıklarında dahi belki bir işletmeci çalıştırmayı düşünebilirler.)

3-İlaç sektörü,büyük alıcının devlet olduğu gerçeği ile ülkemizde yaşanırken,Dünyada durumun çok farklı olduğuda söylenemez,ABD ilaç giderlerinin minumum düzeyde devletce karşılandığı ilk sırada ki ülke olmasına rağmen,bu ülkede devletin karşıladığı ilaç tutarı %40 civarında olup,ikinci sırada en az devlet payı İsviçre'ye aittir..Dünya üzerinde diğer ülkelerde de yükselen yüzdelerle ilaç alıcısı devlet.Bu bağlamda sağlık sigortaları ne kadar özeleşirse özelleşsin devletin sağlıktan tamamen el çekeceği bir ortam söz konusu olmamaktadır. Bu ülkelerde devlet taahütlerini keyfi bir biçimde yerine getirmemektedir.Bu koşullarda,eczacıların çok iyi gören düşünen yönetimlere gereksinimi vardır.Devletin taahütünü yerine getirmesi,getiremiyorsa sebeb sonuç açıklaması beklenmelidir.Sözleşmeler bu bağlamda düzenlenmelidir.

4-Meslek politikaları ve mesleki gelişim,çeşitli platformlarda tartışalarak yol çizigisi belirlenmeli.Buna bağlı uygulamaların yolu açılmalıdır.Merkezi planlamacı ve bürokrasi yanlısı hareketlere dur denilmeli, eczacının devlet karşısındaki mülkiyet haklarını savunacak, devlet faaliyetlerinin akli sınırlara çekilmesi için bastıracak ve her durumda eczacının hukukunun korunmasını hedeflemiş yönetimler gelmelidir .Kısaca açık toplum açık yönetim koşuldur.


babaruhi
alıntı:

Sevgili Babaruhi

İlgili yasada, meslek kuruluşumuzun temel görevi şu cümlelerle tanımlanmış,''Eczacıların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylastırmak, eczacılıgın genel menfaatlere uygun olarak gelismesini sağlamak; eczacıların birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlügü ve güveni hakim kılmak üzere, meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadıyla tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliginde Türk Eczacilari Birligi kurulmustur. ''

Buradaki görev tanımı devletci bir yaklaşımla yapılmakla birlikte , meslek örgütümüzün şu andaki tutumunun çok daha önünde bir görevden söz etmektedir. Yukarıda ''genel menfaatler '' tanımlamasından yüklenen sorumluluğun ,birliğin, eczacının yaşaması için elinden gelen her şeyi yaparken,ülke çıkarları ile ters düşmemesi dışında hiç bir sınırdan söz edilmemektedir. Bu şu demek ; eczacının bekası için herşeyi yapacaksın,tek kuralın ülke halkının çıkarlarına ters düşme.

Bu koşullarda beklentim basit.

Öncelikle,

1- İlaç fiyat karanamesindeki aşamalı kar oranı uygulaması,doğru değildir.Eczacının emeğine saygısızlıktır.Ayrıca bu kararname gereği dövize bağlı oluşan ilaç fiyatları dövizin spekülatif bir araç olduğu ülkemizde reel fiyatlara ulaşılmasında sorun yaratmaktadır.( Düşünün ki eskaza bir devalüasyon oldu,ilaç fiyatını dövize bağladığınıza bin pişman olursunuz.Kısaca döviz tek kriter olmamalı.)Üstelik firmalarla özel pazarlıklar yoluyla ilaç fiyatı tesbit edip bunu eczacı üzerinden kullanmak şahsi mal üzerine konulmuş ,her istediğinde devletin yada firmaların kasama elini sokup kurcaladığı bir sistemden başka bir şey değildir. ( 06/03/2006... da TEDAVİ YARDIMINA İLİŞKİN GENELGE yayınlandı. Şöyle bir baktım ne var diye anladığım, yine zarar ettim zira ülkemde bazı ilaçların yaşı büyüdü 5 yaşından 6 yaşına girdi dolayısıyla indirim oranları değişti. Stoklarımda yaşayan varlıklar var ne kadar zarar ettim bilmiyorum. )


2-Bu ülkede,zincir eczane, ilaç ve OTC ilaç reklamlarına izin veren yol açan her tür yönetmelik,için henüz erkendir. İlaç ülkemizde ulaşılabilir ve elde edilebilir durumdadır.İlaç reklamı halkın aleyhine olacaktır.Çünkü ülkemizde hazmedilmiş bir ilaç kullanım eğilimi yoktur.
Ülkem insanı sağlık konusunda güruh olarak hareket etmekte ve bu konuda seçici olmak için gerekli bilinç ve bilgi düzeyinde bulunmamaktadır.Bu arada ilaç reklamı ile eczane reklamı ( müessese reklamı ) olayını karıştırmamak gerekir.Eczacıların, eczanelerin sektörde oluşan diğer rakiplere karşı yada kendi aralarında farklarını vurgulamak üzere reklamında bir sakınca yoktur.Hatta meslek kuruluşu bu anlamda çalışma yapıp eczane ve eczacı imajını yükseltmeli satış alanımızı genişletecek projeler geliştirmelidir.( Ayrıca şunuda eklemeliyim ki ayrılmış sorumluklarda eczane işletmeciliği çeşitli boyutları ile tartışılıp kabul edilebilir, ve hatta tersine bir işlemle eczacılar kendi sermayeleri ile bir eczane açtıklarında dahi belki bir işletmeci çalıştırmayı düşünebilirler.)

3-İlaç sektörü,büyük alıcının devlet olduğu gerçeği ile ülkemizde yaşanırken,Dünyada durumun çok farklı olduğuda söylenemez,ABD ilaç giderlerinin minumum düzeyde devletce karşılandığı ilk sırada ki ülke olmasına rağmen,bu ülkede devletin karşıladığı ilaç tutarı %40 civarında olup,ikinci sırada en az devlet payı İsviçre'ye aittir..Dünya üzerinde diğer ülkelerde de yükselen yüzdelerle ilaç alıcısı devlet.Bu bağlamda sağlık sigortaları ne kadar özeleşirse özelleşsin devletin sağlıktan tamamen el çekeceği bir ortam söz konusu olmamaktadır. Bu ülkelerde devlet taahütlerini keyfi bir biçimde yerine getirmemektedir.Bu koşullarda,eczacıların çok iyi gören düşünen yönetimlere gereksinimi vardır.Devletin taahütünü yerine getirmesi,getiremiyorsa sebeb sonuç açıklaması beklenmelidir.Sözleşmeler bu bağlamda düzenlenmelidir.

4-Meslek politikaları ve mesleki gelişim,çeşitli platformlarda tartışalarak yol çizigisi belirlenmeli.Buna bağlı uygulamaların yolu açılmalıdır.Merkezi planlamacı ve bürokrasi yanlısı hareketlere dur denilmeli, eczacının devlet karşısındaki mülkiyet haklarını savunacak, devlet faaliyetlerinin akli sınırlara çekilmesi için bastıracak ve her durumda eczacının hukukunun korunmasını hedeflemiş yönetimler gelmelidir .Kısaca açık toplum açık yönetim koşuldur.


Peride Hanım gene akıl dolu bir yazı yazmış...

Bahsettiği dört husus içerisinde şahsen çok temkinli yaklaştığım husus 3.südür. Devletin sağlıkta muhakkak bir payı olması durumu beni ciddi şekild edüşündürmektedir. Zira kollektif bir mülkiyet derhal bedavacılığı doğurur, bu kaçnılmazdır. Bunun aynısıra, bu kollektif mülkiyetin yönetiminin sınırlanması problemidir ki zaten devlet bu noktadan başlayarak müdahaleler için sürekli yetki alanını genişletmeğe çalışmaktadır.

Müdahaleciliğin bu iki kaçınılmaz sonucu, onu ekonomi için öldürücü kılmaktadır.

Toplumdaki şanssızlar üzerinden iktisat yapılamaz. İktisadi düşüncenin temel dayanağı üretimdir. Toplumda durmadan anılan şanssızlar, üretimin ve ticaretin özgür olduğu bir toplumda "istisnai" durumdadırlar. Eğer bunlar istisna olamayacak kadar ( Yani ülkemizdeki gibi çoğunluğun toptan devletin bakımına muhtaç olduğu bir manzara varsa) zaten o toplum üretmeyen bir toplumdur.

Bu durumda üreticiler, üretmeyenlerin kölesi olarak sürekli irilerine bakmakla mükellef hale getirilmektedir. Birilerinin nasıl olsa üretceği göz önüne alınarak toplum kendine bakamayan, yoksulluğu temel bir hayat tarzı haline getirmiş, her bakımdan üretenlerin ürettiklerine mhtaç bir bedavacılar kitlesi haline getirilmektedir. Bu, sosyalizmin kaçınılmaz soncudur. Sosyalizm de devletçiliğin kaçınılmaz sonucudur.

Kanunla belirtilen görevlerin hiçbirinin objektif bir anlamı yoktur. hepsi açık uçlu, anlamsız cümlelerdir. Burada amaç, devlet karşısında eşit haklara sahip , sivil hüviyetli bir örgütlenme kurmak değil, hakları belirsiz ve devlete bağımlı bir bürokratik aygıt oluşturmaktır. Zira buradaki görev olarak sayılan cümlelerin hiçbiri açıkça hukukî sorumluluk gerektirmeyen cümlelerdir. Eczacıların paralarıyla idolojik yayın yapmak mesela eczacılığın genel menfaati başlığı altında rahatlıkla savunulabilir. Çünkü bu "genel menfaatin" ne olduğu belli değildir.

Nakledilen TEB kuruluş kanununda bir birey olarak eczacının esamesi bile okunmamaktadır. Eczacı ancak belirli bir sürüye ait olup o sürünün çobanı tarafından güdülecek bir koyun sayılmaktadır zımnen...

Bu açıdan bahsi geçen kanun maddesi muğlaklığı, açık uçluluğu ile objektif bir eleştiriyi de imkânsız kılmakta veyanlışlanamadığı için de peşinen doğru kabul edilmektedir.

Bir kanun, adı kanun olduğu için "doğru" sayılamaz. Hatta çoğunluk tarafından oylandığı için de doğru sayılamaz. Yahudi soy kırmı kaunlara göre yapılmıştı. Stalin de insanları kanunlara göre kurşuna dizdi veya sürgüne yolladı...

Bir kanunu doğru yapan şey, kanunun herkes tarafından anlaşılan, herkese ve her zaman uygulanan genel bir sınırlayıcılığa sahip olmasıdır.

Peride Hanım'ın diğer maddelerdeki önerileri kesinlikle mesleğinin ehli birinin kaleminden çıktığı belli önerilerdir. Kendisini başka meslekî yayın organlarında da görmek isteriz...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Başka bir yazıda değindiğimiz gibi "ahlâk", olması gerekenleri belirler.

Zira sadece mevcut duruma göre hareket etmek insana hiç bir sınırlayıcı, kalıcı ve güvenilir veri sunmaz.

İslâm, Arap toplumuna indiğinde, hiyerarşiye bağlı ahlâkî sorumsuzluk geleneğini yıkmıştır meselâ. Herkesi Allah'ın karşısında ahlâken eşit sorumluluklarla bağlamıştır.

İslâm'ın tebliğ ettiği ahlâk o zaman için Arap toplumunda fonksiyonel değildi, toplumsal işleyişe aykırıydı. Otorite üstü bir ahlâk anlayışı kız çocuklarını gözünü kırpmadan gömebilen bir toplum için dehşet vericiydi!

Onlar için "kanun", "büyüklerin" söyledikleri ve geleneklerdi.

Arap toplumu bugünkü anlamda bir ilkeli hayat sürmüyordu ve bundan habersizdi. "cahil" sayılması da buradan geliyordu.

Aynı toplumsal durumun eczacılar için sözkonusu olup olmadığını düşünüyorum, çok da farklı birmanzarayla karşılaşmıyorum maalesef.

"Büyüklerin" kesin olarak itaat edilecek ve her ne şart altında olursa olsun saygı görecek ve neredeyse tartışılmaz otorite odakları olmaları...

Meslek içinde örgüte dayalı oluşturulan hiyerarşinin eczacı birey üzerindeki tartışılmaz egemenliği...

Eczacı bireylerin birbrilerine geleneklere biat müşterekinde bağlı olduğu kapalı bir hiyerarşik yapı...

Eczcı bireyin otoriteye biat etmesi ölçüsünde değerli sayıldığı...

Üst kategorideki kurumların emirlerine kayıtsız şartsız itaatin kutsanması...

Camiaya yeni katılacak her meslektaşa uygulanan kabileci seçkinciliği dayatıcı zor kullanımları...

"Büyüklerin" kuraldan sapmalarını görmezden gelmek ve onları ahlâkî sorumluluklardan ari görmek.. (Bir başka köşedeki tartışmada bu açıkça ispatlandı.)

Cahiliye dönemi Arap toplumunun ilkesizliği aynı şekilde, arkaik dönemden kalma lonca mevzuatıyla desteklenrek, kabileci bir tavırla yaşanıyor camiamızda.

"Duruma göre davranmanın" sahte avuntusu bizi belki camiaya mensup olmanın güveniyle rahatlatıyor ama içine düştüğümüz ahlâkî boşluğu ortadan kaldıramıyor.

Türk eczacılığı, otoritenin, kendi hakkındaki hükümlerini, merkeze, eczacı bireyin haklarını koyarak değerlendirmedikçe, şu anda "ahlâk" zannederek uyguladığı otoriter sistem içinde yaşadığı maddi ve manevi problemler git gide daha da artacaktır.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy sayın babaruhi konunun ilk başında yazdığın muvaza konusundaki düşüncelerinle sonradan yazdıklarının değiştiğinin farkındamısın???????

saygılar

babaruhi Sayın kthy,

hangi konunun başında ne demişim de sonradan değişmiş? biraz daha açıklar mısınız?

bu köşe ancak meraklılarının okuduğu daha ziyade kuramsal yazılardan oluşuyor.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy ik başlarda sanki muvazayı kabulleniyor görünen yazılarınız,sonra muvazanın karşısında durmaya başladı. konuyu bütünüyle okumadım zannetme,genel olarak kendi düşüncelerindede kayma var.

saygılar

babaruhi Sayın kthy,
yazılarımda gördüğünüz çelişkileri veya çizgi değişimini örneklendirirseniz , bend eizah etmeye çalışırım, ilginize bir kere daha teşekkürler.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy önceki konuları araştırarak örneklemem zor o kadar vaktim yok.ama savuduğunuz düşüncelerinizin zamanla değiştiği kanısına vardım.

saygılar

babaruhi Sayın kthy,

Sadece eleştiri metodu açısından söylüyorum. Bir yazarın süreklilik arz eden yazıfaaliyetleriyile ilgili süreçsel bir eleştiri ancak süreklilik arz eden okumalarla mümkün. Sizden istirhamım aaaklınıza yatmayan, çelişik görünen ögeleri yeri geldiğince belirtmeniz...
Sırf sizden böyle bri cevap beklediğim için yazmayı düşündüklerimi yazmıyorum, bir kaç gündür.

Yardımlarınız ve katkılarınız için şimdiden teşekkürler.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy sizi eleştirdiğim noktadan dolayı bu konuya müdahil olmuştum.sonradan muvazaa konusundaki yorumlarınızda yumuşama görmeye başladım.yani asgari müştereklerde buluşabildiğimizi görüyorum.ama bu konu uzadıktan sonra oldu gibi geldi.bu benim kişisel yorumlamamdır.kesin doğrudur diyede ısrar etmem.

saygılar

babaruhi İnanılmaz sıkıldım!

Değerli meslektaşlarım,

Sizin niyetiniz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek, kusura bakmayınız. Ayrıca sıhhate kavuşmak yerine uyuşturulmak istiyorsunuz.

Sıhhatinize kavuşmanın ancak kendi iradenizle mümkün olacağını da fark etmeniz mümkün değil.

Çünkü birey olarak yaşamaktan korkuyorsunuz ve ancak beraber yürüyebiliyorsunuz.

Size birey olduğunuzu, bunun değerli, kutsal bir şey olduğunu, aklınızın çok değerli oduğunu, onu kimseye kaptırmamanız gerektiğini durmaksızın anlatmaya çalıştım , aldığım tepkiler belli...

Ayrıca okumaksızın, öğrenmeksizin her şeyi halledbildiğinizi de görüyorum ve sizi kutluyorum.

Ama çok yoruldum. Haddinden fazla yoruldum.

Ne bir kaynaktan beslenmeğe ne de düşünmeğe niyeti olan bir "topluluğa" bir şeyler söylemek sanırım o topluluğun kendine belirlenmiş yapısına "saygısızlık".. Keşke ben bu topluluğun kaderiyle bağlı olmasaydım. Amacım tamamen bencilceydi. Yani? Belki kitlenin şartların düzelterek ona bağlı olan kendi şartlarımı da düzeltirim. Her birimiz aynı şekilde düzneli ödeme alırsak benim de işim düzelir. Herkes sözleşmelerle ilgii bir bilinç geliştirirse benim de düzenim rayına oturur gibi...

Bu "bencil "kelimesinin sizce ne manaya geldiğini de umursamıyorum zira hiç bir şekilde felsefi bir içeriği olabileceğini düşünemeyeceğinizin de farkındayım.

Felsefeyi de anlamağa çalışmak bir yana küçmsediğinizi ve lüzumsuz bulduğunuzu da biliyorum...

Beni yordunuz ve yıktınız! Davul ve zurnayı sanırım Helpçi hazırlar... Sizi tebrik ediyor bundan sonraki hayatınızda sağlık ve mutluluk diliyorum.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

İKNA Sayın Babaruhi,
sebepleri farklı yada benzer de olsa galiba hepimiz yorulduk.
Yapılması gerekenler, yapabileceklerimiz, çözümler bu kadar belli iken; nasıl, hani rüyanızda koşmak isterde koşamazsınız ya, içiniz bir sıkıntı boğuk bir öfke olur. Bu hissi hissetmekten yorulmak!!!

Yada bu histen kurtulmak için çalışmak, anlatmak, ayıltmaya uğraşmak adamı, adam akıllı yorar mı, yorar...

Artık zaten son yaklaştı, bitmez gibi görünür ama biter...
Öyleyse Sayın Babaruhi, gerçekten değer verdiğim, belli bir hengamede gümbürtüye gittiğine inandığım bu forumda ki bir yazınızı 'izninizle' buraya bir kes yapıştır yapmayı istiyorum.Hep beraber tekrar düşünelim diye.
Hangi yazı olduğunu söylemiyorum. Bu yüzden ''olmaz'' derseniz, bunu yapmam.

saygılar....

İKNA
alıntı:
babaruhi
Sürekli Üye


1070 İleti İletim - 03/10/2005 : 03:10:18
--------------------------------------------------------------------------------

Değerli Meslektaşlar,

Bazı şeyleri daha açık yazmanın sanırım zamanı geldi. Zira bir davranışı yönlendiren müşevvikleri, güdüleri bilmeksizin cevap vermek hele böyle sanal ortamlarda büyük yanlış anlamalara yol açıyor…

Öncelikle bu mesleği severek seçmedim… Bana göre eczaneler hâlâ ilaç kokan, hastalık çağrıştıran sevimsiz yerler… Öbür yandan mesleğin bilimi ilgimi çekmesine rağmen gerek akademisyenlikte gerekse serbest eczacılıkta uğradığım hayal kırıklıkları ben de derin izler bıraktı…

Eczacılık mesleğine atıldıktan sonra gördüğüm şey, mesleğin icrasının , bilimiyle alâkasız olduğuydu ki bu insana yeterince salak yerine konmuş hissi veriyor… Üstüne üstük hâlâ eczacılar arası diyalogun başka mesleklerde olmadığı kadar yüzeysel ve riyakâr olduğunu gördükten sonra belki mesleğe değil ama camiaya karşı bütün güvenimi yitirdim…

Bütün bunların ötesinde 1995’te başlayan sosyal bilimler okumalarım ışığında toplumsal yapımız değerlendirdiğimde eşine az rastlanır bir otoriterizmin, narsizm ve paranoya ile beslendiği cidden bunaltıcı bir yapıyla karşılaştım

Maalesef edindiğim tecrübeler, eczacıların bunları değerlendirmekle zerre kadar ilgilerinin olmadığını gösterince meslek camiamızın üniversite mezunu bakkallar olduğunu düşünmekten de kendimi alamadım… Devlet bilinçli şekilde bize hırsız, namussuz muamelesi yaparken aramızda hangimizin devlete daha şirin görüneceğinin rekabetini yapıyorduk ve bu bana açıkça tiksindirici eliyordu…

Cemaat, kitle vs.. beraberlikleri öteden beri beni irkiltir. Meslek örgütlerimizin yapısına baktığımda da kınanan pek çok cemaatten, dernekten, tarikatten falan çok da farklı bir yapısının olmadığını gördüm… İnsanlar tapınacakları liderlerin listesini belirliyor, taraflara ayrılıyor ve gücü elde etmek için çırpınıyordu.. Her yıl aynı raporlar okunuyor ve aynı eylemsizlik içinde odanın bize bulaşmadan tembellik etmesi için gülümseyerek çıkıp gidiyorduk…

Egosu güçlü ve henüz bunun üzerinde tam denetim sağlayamamış bir adamım.. Yukarıda saydığım sebepler beni yeterince hırçınlaştırdı… Bu forumda kimseye “Mixer ruhlu yaratık, gerzek, şizofren” vs.. dememiş olmama rağmen beni bu kelimeleri sarf edenlerle bir tutmanızın sebebi işte bu hırçınlıktır…

Aydın bir camia olduğu hurafesini temcit pilavı gibi durmadan ısıtıp yiyen eczacıların her konuda klişeleşmiş sosyalist sloganları attıklarının farkında olmamaları da başka bir sinir bocu etkendi… Zira camiamız, TEB önderliğinde mitinglere çıkıyor, pankart açıyor ama açtığı pankartın ideolojik anlamını bile bilmiyordu… Meslek örgütlerimize hakim ideolojinin dünyayı kana bulamış olan sosyalizm olduğunu eczanesine gelen TEB bültenindeki yazılardan bile anlamayan meslektaşlarımız TEB’in ellerine verdikleri pankartı sallayıp neye niçin destek verdiğini bilmezken buna sinirlenmemek elde miydi?

Buradaki amacım kendime bbir kitle yaratmak, bazılarının sandığı gibi yöneticiliğe falan soyunmak değill, zira ben dağınık adamım ve sürüleşmeye karşıyım.. Velev ki bir sürüm olsun başka işlere dalmaktan toparlayamam..

İstiyordum ki eczacılar mesleklerinin ideolojik, sloganik ezberini kırsınlar.. Meslek örgütü olmasa bile kendi akıllarıyla düşünebilsinler.. Egolarını örgütlere ipotek etmesinler… Neye niçi taraftar olduklarını bilsinler…

Ama gördüm ki eczacıların derdi bu tip bir derinleşme değil, günü kurtarmaya yönelik sığ akıl yürütmelermiş, üzgünüm… Bunları yapabilmek için yığışmak icap etitğinden herkes kendine ait bir kitle yaratmağa çalışıyor gibiydi. “Kırmız kurdelalılar sola! Eflatunlular, pis hainler, Scotty hatırlat, bunları vuralım!” Gibisinden incir çekirdeğini doldurmayan sloganların peşi sıra hain, cadı avlarına falan girmek gibi meşgaleleri şahsen ben üniversite mezunu olmakla, aydın olmakla övünen bir camiaya yakıştıramadım ve bu da beni öfkelendirdi…

Bu hırçınlığım yer yer maksadı aşan kelimelerle ifade edilmiştir: Sığır gibi.. (Gerçi başka bir örnek de yoktur ama sanırım bunun popülaritesi “Şizofrenden, haspadan, mixer ruhlu yaratıktan, gerzekten daha uzun süreli olacak..)

Anca bütün maksadım yukarıda bahsettiğim gibi eczacıyı düşünce ezberinden çıkartıp ona “acaba?” dedirtmek, kitle histerilerine kapılmasını engellemek ve her halükârda hakkı savunacak bir bilinç seviyesine çekmekti.. Bunun için sayfalarca hukuk felsefesi, siyaset bilmi ve iktisat tarihi vs.. yazdım..İstedim ki bunlar size ilginç gelsin ve ufkunuzu geliştirecek kaynaklara için yol gösterici olsun… Bu konuya dikkatiniz çekebilmek için iğnelemenin ötesinde hırçınca yazdım… Burada ik etken vardı:

1- Camianın aymazlığı ve yüzeyselliği
2- Bu duruma sinirlenen egoma engel olamamam..

Kitlenin hâ1â onaylamadığım tartışılmaz otoritesine toslayınca da en az onunki kadar kibirli karşılıklar vermek zorunda hissettim kendimi… Zira hâlâ kitleniz en doğruyu bildiğini düşünüyor..
Lütfen yazılarımı bu bilgiler ışığında okuyunuz ve sonra kendiniz benim yerime koyunuz..
Yaılardaki uzun cümlelerin sebebi cümlelerin mantıki tutarlılığını sağlamaktır. Mümkün olan en geniş açıklama öğelerini aktarabilmektir aynı cümle içinde…

Üzgünüm benim için yaş hâlâ tek başına bir saygı sebebi değil, hâlâ kitleyi komik ve ürkütücü buluyorum, hâlâ eczacı camiasının bahsettiği kadar “aydın olamdığını” düşünüyorum ama…

Samimi bir sükûnet karşısında da ufkunu geliştirmek fırsatını kaçırmayacağını ümit ediyorum…

Fevkine eremediğim küfürler için hâlâ onaylayıcı davrandığınızı düşünsem de eğer onlara benzer sözler ettiysem özür dilerim.. Alaycılığımdan dolayı özür dilemeyeceğim zira üstüne para verip Cem Yılmaz’ı seyretmeye giden bir toplumda bu kadarcığına hakkım var sanıyorum…

Saygılarımla…



Kitlenin hâ1â onaylamadığım tartışılmaz otoritesine toslayınca da en az onunki kadar kibirli karşılıklar vermek zorunda hissettim kendimi… Zira hâlâ kitleniz en doğruyu bildiğini düşünüyor..
Lütfen yazılarımı bu bilgiler ışığında okuyunuz ve sonra kendiniz benim yerime koyunuz..

İnsanların niyeti çok ama çok önemli. Sayın Babaruhi, ne aşırı alıngalığın nede yorgunluğun zamanı değil. Daha önce dediğim gibi hepimizde var bu yorgunluk, olacakta. Biz kitle sizi yorduksa, kitleye aldırmayan tavrınızla , ancak şu yukardaki yazınız ile bağdaşan güzel tarz ve uslupla devam edin.

Bakın daha önce de belirttiğim gibi bu yazınızla -en azından-benim için "muteber" bir insan oldunuz. Diğer meslektaşlarımda inşallah bu yazıyı tekrar okuyup değerlendirir.
Böylesi bir empatiyi kacımız yapabiliriz dostlar.
Lütfen bırakalım ön yargıları ve şekilciliği. Sorunlarımıza her tür farklı bakışa,hoş görüyle karşılık verelim ve birbirimizi katagorize edip, düşman ilan etmeyelim.(eğer bunu Sayın Babaruhi nin dışında diğer meslektaşlarıma yönelik yazdığımı düşünenler var ise, daha önce Sayın Babaruhi yle de defalarca bu konuda tartıştığımızı hemen belirteyim)

Her tür insan grubun da iyi yada kötü vardır. Zencilerin hepsi kötüdür yada beyazların hepsi iyidir diye bişi mümkün değil.

Eski eczacılar iyidir yeniler tukaka yada bunun tersi genellemeler ne kadar doğru...
Kamu eczacılarında da serbest eczacılarda da eğer bir kavram olarak iyi-kötü çizgisi aranacak ise elbette her ikisine de raslayacağız.(genele dair değinmeler)

Biraz gerginiz, ancak olağan şartlar altında bir standart tuturmak zaten kolaydır, asıl olağan üstü durumlarda normaliteyi koruyabilmek önemlidir

Saygılar...

n/a Güzel.
Çok güzel.
Olumlu yaklaşarak çok şeyin değişeceğine inanıyorum.
Buna katkıda bulunanlara ve bulunacaklara teşekkür ediyorum.

Ecz.Cengiz Güven BURDUR

babaruhi Siyaseti, her grubun ayrı ayrı çıkarlarının, yönetim erkine tesir ederek kayırılması olarak kabul ediyoruz.

Bu yüzden de devletten yardım, ulufe, ihsan ve paylaşım bekliyoruz.

Resmen bir memur kurumu olan TEB'i demokratik kitle örgütü olarak belleyip onu da "devletleştiriyoruz".

Zaten siyasetin "kaynak dağıtımı oyunu" olarak kabul edildiği bir memlekette "kitle" dışında bir varlıktan bahsedilemez.

TEB madem ki devlet gibi, bir kitlenin temsilcisidir, ozaman "herkes için neyin "doğru", "ahlâkî" olacağına karar verebilir. Daha doğrusu ve korkutucusu " verdiği her kararın sırf kitlesel destek almış olmasından dolayı" doğru olması gerektiği kabul edilmektedir.

Sosyalist eczacılarımızın ve devlet kesesinden beslenmecilerimizin bu açıdan asgari müştereklerini temsil etmekte ve bu iki kesimin kitlesel oylarını sürekli kullanarak meşruiyet sınırları çoktan belirsizleşmiş bir temsil yetkisi ile eczacının kaderiyle oynamaktadır.

İşin garip tarafı, kâr marjından, vergisine kadar her şeyi DEVLET TARAFINDAN PLANLANMIŞ bir meslek camiasının başına gelen her kötülüğü serbest piyasaya fatura edebilmesidir.

Ortada bir PİYASA FALAN YOKTUR . Çünkü ne alıcı ne de satıcı tarafında özgür bir tercih yapabilmek imkânı vardır.

İskonto saçmalığı kadir-i mutlak devlet anlayışımızın hak ihlalleri konusunda ulaştığı zirvedir.

Bundan sonraki adım açıkça eczanelerin devletleştirilmesidir.

" O kadar da olmaz!" diyenlerimize bunun zaten mevzuatî ve malî açılardan gayrı resmi olarak yapılmış olduğunu söylemekten başka bir şey yapamam.

Sussam gönül razı değil konuşsam tesiri yok...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy şu andaki hükümetin yapmakta olduğu özelleştirmeyi saygıyla karşılamaktayım.onun için eczanelerin devletleştirileceğini zannetmiyorum.yalnız devletin eczanelerden fazla iskonto talep etmesi onlar açısından yadırgamamak lazım.çünkü bizim bindiğimiz lüks arabaları hiç bir meslek dalında ayranı yok içmeye misali tarzı bir yaşam yok. yaşam tarzı olarak daha üst bir kademede gibi kendimizi göstermemiz devletin dikkatini çeker.devlet senden ilaç alıyor diye her eczacıyı zengin etmek zorunda değil.bu konu ileride bizi tıkayacak.dikkatinizi çekmek isterim.

saygılar

babaruhi sayın kthy,
devletin görevi lüks arabaya binenleri fakirleştirerek "eşitlik" sağlamak mıdır?

yani yazınıza daha fazla ayrıntılı nasıl cevap verebilirm azıcık mantık lütfen...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

İKNA Eczacıyı devlet mi zengin ederr ??????????
Eczacılık ''diploma'',''sermaye, ''iş gücü'' bir araya gelerek yapılan ender mesleklerden biridir. Bu üçünü bir araya getirerek yapılan her iş bütün dünyada çok para kazanır ve kazanmalıdır.

Bunu anlamak anlatmak bu kadar mı zor?

Haklı mı haksız mı kazanç elde ettiğimi, illegal yollarla mı elde ettiğimi sorgular birileri ancak, ANAMIN AK SÜTÜ KADAR HELAL KAZANDIĞIM PARAMI NASIL DEĞERLENDİRECEĞİM-İ ASLA!-DEN KİME NE???

kthy eczacıların kazandığı para bencede haklı bir kazanç sayılabilir.benim dikkat etmek istediğim nokta devletin bizim hakkımızda öyle düşünmediğidir.bizim meslek grubumuzda açık sözlü konuşanları veya değişik fikirleri olanlara tahammülsüzlük üst düzeydedir.yani meslektaşlarımızı determinize ederek aynı fikirlere sahip olan bir grup yaratmayı seviyoruz.bence sosyalist katılmadığım bir düşünce,ama meslek örgütümüzüde bu sayede ayakta tutuyor olabiliriz.

saygılar

babaruhi "Sanırım işin edebiyat yönü,onların daha çok ilgisini çekiyor..."

Bu cümleyi yazan çok sevgili meslektaşım - ki bu ifademde samimi olduğumu hâlâ anlayamıyorsa mahrukatçılıkta şansını denemesini kuvvetle tavsiye ederim- ezelden gelen avamî bir tabiri bir sürü tahlili, okumaya dayalı yorumlamayı nitelemek için kullanmakta beis görmemiş.
Allah razı olsun...

Çok uzatmayacağım... Bu ifadenin altındaki güdü pozitif bilimlere balıklama atlayan Türk köylüsünün güdüsüdür.

Veya daha mizahi bir örnekle, Almanya'da yaşıyor olmanın transistörlü radyo taşımak olduğunu düşünen ilk nesil gurbetçilerin karikatürize hali...( Şimdi kimse bana "vayy gurbetçilere ne diyor! falan demesin!Bu günkatıla katıla güldüğümüz bir çok güldürü filminde bu tip gayet sıklıkla hicvedilmektedir.)

Bu anlayış, dünyayı izah etmek için maddi argümanların, bsit matematiğin ve teknolojinin yeterli olduğunu düşünmek anlayışıdır.

Adam köydeki evine renkli televizyon alır ama onu sobanın yanına koyar. Bit kadar havasız bir odada koca bir televizyonu seyreder.

Bu onun için yeterlidir. Televizyon denen bir şey vardır, elma, armut gibi üretilmiştir ve parası verildi mi alınır!

Veya otomobillerimiz... Otomobillerimiz lükstür, bize itibar kazandırır ama meselâ toplu taşımacılıkla rahatlıkla gidilebilecek mesafelere giderek benzin sarf eder, arabamızı yıpratır, trafiği işgal ederiz.

Ama yararlandığımız bütün bu ürünlerin arkasındaki fikrî birikimi hiç düşünmeyiz.

Jules Verne'nin, Arthur C. Clarck'ın uzay uçuşlarına ilham verdiklerini bilmeyiz.

Orwell'ın, Zamyatin'in siyaset felsfesine etki eden eserleri olduğunu bilmeyiz.

Margret Teatcher'ın İngiltere'de özelleştirme politikasını uygularken büyük iktisatçı ve siyaset felsefecisi Hayek'in " Özgürlüğün Temel Yapısı" eserini bakanlar kurulunda sunduğundan da haberimiz yoktur.

Çünkü bizim için "doğruların" ne olacağını dikte eden "büyüklerimiz" vardır.

Kapalı toplumlarda sıradan bireylerin kanaatlerinin herhangi bir önemi yoktur. Kapalı toplumlarda geçerli değer güçtür. Güç daha ilkel toplumlarda kaba kuvvet, yarı medeni kapalı toplumlarda parasal güçtür. Bu güç "itibarın " tek kaynağıdır.

Dolayısıyla toplum hayatında "soyut ilkelerden" ziyade somut güç göstergeleri "değer" olarak kabul edilir.

Hal böyle olunca her türlü felsefî çaba "anlamsız" kabul edilir.

Paradoksa bakar mısınız? Akıl yürütmenin " boş laf" sayıldığı bir ortamda hâlâ yazıyoruz.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

peride Sayın Babaruhi

Güzel yazı keyf aldım, tesbitlerden..Akıl yürüterek daha ekonomik yaşamak,Bilgiyi özümsemek, bilgiden kaynaklanan davranışın nasılını, niçinini akılda soyutlayabilmek ve bir ileri düşünceye varmak, yada yaratmak düşünen insanın hayali.Sanırım daha iyisini bulmadıkca yenilikleri ,başkalarının buluşlarını yinelemek oldukca pahalı bir maliyet.

Geçenlerde yolum bir vakıf hastanesine düştü, Başkent de en son teknolojilerle donatılmış, fiziki koşulları mükemmel,güler yüzlü sağlıkcılarla dolu bir hastane.

Tuvaletler tertemiz, mis.Klozetlerin üzerinde Amerikalıların "Cover seat " dedikleri klozet kapak örtüleri var.Ancak bir de yazı asmışlar hemen klozetin yanına , diyorlarki : " Klozet kapak örtülerini tuvalete atmayınız ! "

Sabahtan akşama dek baş hekiminden hemşiresine yüzlerce kez ziyaret edilen bu yerde duvara asılan bu yazı neyi eksik yaptığımızı bana çok güzel anlattı.


Söylediklerinize, ilave olsun istedim

babaruhi Ahlâk özgür insanlar için vardır.

Seçimleri, resmi ideolojilerlerle, devletin ekonomik baskılarıyla kısıtlanan kişilerin ahlâkî sorumluluklarından bahsetmek çok zorlama olur.

Her şeye rağmen temel ahlâkî konular kesinilikle kişilerden, organizasyonlardan, yerden ve zamandan bağımsızdır.

Ahlâk bir "olması gerekenler" kategorisidir. yani idealist bir kategoridir.

Olanın, ideale yaklaşması için bir "kıstastır".

Aksi takdirde mevcur otoritenin "kanun" diye dayattığı her şey "ahlâk" olurdu ve o zaman tam bir görecelik kısır döngüsüne mahkûm kalırdık.

Burada sıkça bireysel eczacı ahlâkının tartışılması, organiasyon olarak devletin başta ahlâk olmak üzere çeşitli etkenlerle kısıtlanmasını hayal ble edememenin, bunu hayal etmekten korkmanın bir sonucudur.

Bir meslektaşımız "aşırı kâr etmeden, kazandığımı mala mülke yatırmadan" diye bir ifade kullanmış.

İşte bu ifade otoritenin bireye biçtiği kölelik elbisesine " ahlâk" diye takılan addır.

Emlake yatırım yapmak ne günahtur ve ne de çirkin... Meselâ

Nazi rejimi de Stalin rejimi de kendilerini "yüce bir ahlâkın" temsilcisi olmakla öven, kitle rejimleriydi.

Forumumuz günden güne daha kitleci , daha tahripâr ve daha yobaz olmakta.

Benim ahlâk anlayışım beni, onaylamadığım ama yaşamaya mecbur edildiğim bir sistemde hak bildiğimi söylemeye mecbur kılıyor.

Mevcut sistem ne mevcutların en iysi ne de en ahlâklısıdır.

Otoritenin dayattığı iki yüzlü bir menfaatpersetliği, otoritenin öngördüğü şekilde ( "ön görmek" kehanette bulunmak veya tahmine tmek değil, şart koşmak demektir, bu arada...) yaşayarak "gerçekçi" olunamaz.

Howard Roark'tan bahsedilmişken, en azından benim ideal olarak alabileceğim biri var. Birilerinin Ayn Rand okuması güzel, keşke onun ahlâka yaptığı vurgu da yeterince anlaşılabilse...

Forum gayet seviyesiz, entellektüel açıdan dibe vurmuş ve kendini boğan otoriteden medet ummayı hayal edecek kadar uykudayken "tartışma" kelimesi çok anlamsız kalıyor.

Burası türkiye'nin bir modeli. "Ya sev ya terk et" sloganını beğenmiyordunuz ya aynı tedhiş duygusu hepinizin kanında var, siz ancak birbrinizi yok edebilirsiniz.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy babaruhi bana karşı eleştirin varsa merakla bekliyorum.şahsıma yapılan eleştirileri severim.

saygılar

kthy sözettiğin kişilerin ismini belirtmediğin için herkesi zan altında bırakıyorsun.

saygılar

babaruhi sayın kthy sanırım burada insanların özel hayatlarına dil uzatılmasına razı olanları, sorunları farklı şekilde tartışanlara hakeret edenleri, sorunların temelindeki psikolokij ve "felsefi" yanlışlıkları kutsayanları en açık şekilde eleştirmiştim.

buradaki sözlerim de bir ithamdan çok bir tespittir ve eczacı camiasının ilkelliğinden bir şikâyettir. bunu belirtmekte hiç bir zaman mütereddit davranmadım ki...

siz niye alınıyorsunuz, anlayamadım?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sendikalaşma hareketinin şartlara bağlı bir tahlilini yapmadıkça söylenen her şey havada kalır.

Sendikalaşma iki tip rejimde söz konusu olabilir:

1- Serbest piyasa ekonomileri.

2- Plankamacı karma ekonomiler.

Serbest piyasa ekonomilerinde, üertimdeki pay ve rekabet artı kârlılık faktörleri, alışageldiğimiz sendikal pazarlıkları sınırlayan faktörlerdir. Zira burada kaynakları sınırsız şekilde dolan, doldurulan ve gene hesapsız şekilde harcama yapabilen kamu işletmeleri yerine, her gün ve her anı ince hesaplarla geçen, hayatiyetleri üretimlerine bağlı işletmeler sözkonusudur.

Karma ekonomilerde ise yukarıdaki sınırlamalar gevşemiştir. Çünkü karma ekonomilerde devletin istihdamda mühim bir ağırlığı vardır. Bunun yanısıra devletin istihdam politikalarında, teknik beceri, tecrübe, toplam üretime katkı gibi reel faktörler yerine bürokratik düzenlemelre itaat gibi son derece keyfî kriterler mevcuttur.

Özel sektörde işletmenin kârlılığı ücret pazarlıklarındaki beton duvardır. İşçi de işveren de çok ciddi sınırlamalara taabiylken kamu kesimindeki işçilerin ücret pazarlıklarında tek ölçü işçinin "ihtiyacıdır."

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy sendikalaşmayı destekliyorum.mesleğimizin teb ve eczacı odaları tekelinden çıkması lazım.

saygılar

kthy bir meslek dalında değişik güç odaklarının olması başkan konumundaki insanların keyfi tutumunu kanımca önler.eczacı odaları yönetimini
ele geçiren insanlar kendi yandaşları lehine bu güçü kulanmak istiyor.bundan dolayı haksızlıklarla karşı karşıya kalabiliyoruz.hakkımızı savunmak istersek yönetimin tehditleriyle karşılaşan meslektaşlarımız var.bu tutum bizim bazı eczacı odalarının antidemokratik uygulamaları olduğunu gösterir.eczacı odaları değişik kişilerin tekelinde gidiyor.babaruhi bu konudaki görüşlerini bekliyorum.

saygılar

yasar_54 sevgili meslekdaşlarım ASLINDA BİRAZ DÜŞÜNÜRSEK, KORKU EGEMEN BİR ÜLKEDE YAŞIYORUZ 3 TEMEL NOKTA ELİMİZİ AYAĞIMIZI BAĞLAMIYORMU

1)ADINA DEMORASİ DEDİĞİMİZ YASAMA YARGI VE YÜRÜTME ,HEPSİ BÜROKRATLAR TARAFIN HAZIRLANMIYORMU VE SECİLMİŞLERİN ÖNÜNE. ÇIKART BUNU DİYİP KANUNLAR ÇIKARTILMIYORMU, SECİLMİŞ SİYASİLER SORSANIZ ŞU KADAR KANUN ÇIKARDIK DEMİYORLARMI, .ASLINDA NAH ÇIKARDINIZ DEMEK İÇİNİZDEN GECMİYORMU SECİLMİŞ İNSANLAR İLK YIL SECİLMİŞLİĞİN VE ALIŞMANIN SARHOŞLUĞUYLA ADLARINI BİLE BİLMEDİKLERİ İŞLERE İMZA ATMIYORLARMI,2 SENE MECLİSİN ETRAFINDAKİ DUVARLAR İÇİNDE ,HALKDAN KOPUK AMA ONLARCA HALK İÇİN AMA ASLINDA HALKIN UZUN SÜRE İÇİNDE ZARAR GÖRECEĞİ KARARLARA İMZA ATMIYORLARMI . MESELA AFLAR, SIKI YÖNETİMLERİN , BÖIGELERE GÖRE UZATILMASI, GİBİ.3 SENE SECİLMİŞLERİN UYANIŞI ÇÜNKÜ ARTIK ARTAN SESLER BAHCE DUVARLARINI AŞIP GENEL KURUL SALAONLARINA GİRMEYE BAŞLAYINCA UYANIŞ VE ARAYIŞ BAŞLAMIYORMU,4 ÜNCÜ SENE ERKEN SECİM YANİ KISACASI HALKDAN KOPUK HALK İÇİN VAR OLAN MECLİS VE VEKİLLER DÖRT DUVAR ARASINDSA HAPİS DEĞİLLERMİ SONRA KALDIR PARMAK İNDİR PARMAK BATSIN EKONOMİ ÇIKSIN EKONOMİ YOK DALGALI KUR YOK LİBERAL EKONOMİ VE YOK OLAN MESLEKLER VE MESLEK KURULUŞLARI VE SENDİKALAR


2 )VE ADINA DEMOKRASİ DEDİĞİMİZ SİSTEM VE ONUN OLMAZSA OLMAZ MECLİSİ KISA ZAMAN ÖNCEYE KADAR ASKERİ YÖNETİMLERCE ASKIYA ALINIP DEMOKRASININ OLMAZSA OLMAZ PARTİLERİNİN KAPATILMASINI YAŞAMADIKMI EN SON 12 EYLÜL

3) HORTLAYAN VE HIZLA ARTAN LAİKLĞİN ÖNÜNE SET ÇEKMEYE KALKAN ADINA SAVUNANLARIN TASSUP DEDİĞİ ASLINDA BAL GİBİ KURULMAK İSTEN DİN AGIRLIKLI DEVLET KURMA ÇALIŞMALARI DEĞİLMİ . İŞTE SİZE 3 TANE NOKTA. SAC AYAĞI VE 3 KORKU ÜLKEYİ BU HALE GETİRİRKEN BİZİM MESLEĞİMİZİN REFAHA KAVUŞMASINI BEKLEMEK AYMAZLIK OLMAZMI .BİZ ÜLKENİN SORUNLARININ ÖNÜNDE KENDİ SORUNLARIMIZI GÖRMEYE BÖYLE DEVAM EDERSEK ,HİÇ SONUÇ ALAMAYIZ .


KORKULARA ESİR OLMUŞ ASLINDA ADI DEMOKRASİ OLAN AMA HER KEZİN KEYFİYETİNE GÖRE ŞEKİL DEĞİŞEN VE KİMLİĞİNİ KAYBETMİŞ BİR DÜZENDE BİZ BİRLİĞİ SAVUNSAK NE OLUR SENDİKAYI SAVUNSAK NE OLUR SAYGILARIMLA


1

BÜTÜN MESLEKDAŞLARIM BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR. HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM,SEVGİMİN KOLLARI ÇOK UZUNDUR HEPİNİZİ KUCAKLIYORUM
K.YAŞAR ERDENER

erdal erciyes İDARECİLER, İDARE EDİLMESİ GEREKENLERİN YAŞAMLARINI; İŞLERİNİ, SOSYAL HAYATLARINI, HAKLARINI HAKKIYLA ALMALARINI, HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA MAĞDUR OLMAMALARINI SAĞLAMAK İÇİN VAR OLMASI GEREKEN BİR SINIFTIR..
İDARE EDİLENLERDEN ÜSTÜN YANLARI OLMAMASI GEREKİR.
BUGÜN VE YARINLARIN HAZIRLANMASI, KOLLANMASI VE DAHA İYİYE TAŞINMASI İÇİN PLANLAR YAPMALARI, KURALLAR HAZIRLAMALARI, DOĞRU UYGULAMALARI İÇİN SEÇİLİRLER, YETKİLENDİRİLİRLER..
BUNA DEMOKRASİ DENMİŞ..!!!
EGEMEN GÜÇLERİN, SANDIKTAN KENDİLERİ ÇIKARSA "DEMOKRASİ"DEDİKLERİ BU SİSTEM, İNSANLARA MUTLULUK GETİRMELİ..
ÜLKEMİZDE, İDARECİLER-SEÇİLENLER BUNU HEP UNUTMUŞLARDIR..
BU MİLLETİ, MİLLETİMİZİ MUTLU EDEN HERHANGİ BİR İKTİDAR BİLİNİYORMU???
TARAFTARLARINA SORARSANIZ EVET, ONLARIN İKTİDARIDIR VEYA İKTİDARA GELECEKLERİNDE BAŞARACAKLARDIR..
KAYNAĞI HAK OLMAYAN HİÇBİR SİSTEM, İDEOLOJİ VE TARAFTARLARI BUNU BAŞARAMAZLAR..
ADINA NE DERSENİZ DEYİN..
HASTALIK, BÜTÜN VÜCUDU SARMIŞ.., LOKAL TEDAVİ İŞE YARAMAZ..
KALDI Kİ, LOKAL DEDAVİYİ YAPACAK OLANLARIN HASTAYI DEĞİL, KARLARINI DÜŞÜNECEĞİNE EMİNİM.

SAYGILAR..

babaruhi Aslına aklımda bambaşka bir şeyler vardı ama bu köşeyi yazılarıyla aydınlatanları görünce hepsi aklımdan gitti.

Yaşar Abi, inanılmaz bir ferasetle teşhizi koymuş, kıskanmamak elde değil. Biz bir korku ülkesiyiz.

Niye böyleyiz?

Onun da cevabın aslında sayın Erciyes vermişler.. "Yönetenler ve yönetilenler.." diyerek...

"Yönetmek" ne demektir? Kim kimi , nasıl YÖNETİR?

Siyaset bir takım taleplerin ortak irade tarafından yerine getirilmesi için oluşturulmuş bir projeler piyasası mıdır? Yoksa bireylerin hayatlarına hükmetme mücadelesi mi?

Bizde ikinci anlamda kabul ediliyor. Yaratılmamış servetlerin, mülkiyetin ZORLA devredilebilmesi yetkisi için yapılan bir mücadeledir bizde siyaset. SSCB gibi yıkılmamamızın sebebi, aynı sosyalist rejimi durmaksızın "serbest" seçimlerle birilerine devretmemiz.

Bu yanılsama bizi Yaşar Abi'nin söylediği yere götürüyor. Birden fazla seçeneğin olduğu ama en sonunda gidilen yerin sadece yağma olduğu bir güdümlü sözde proje piyasası...

Ve bu yüzden sosyalistler durmaksızın " cici demokrasi", lâflarını kullanabiliyor.

Bu konu epey derin, devam etmeliyiz.

Sayın kthy bu köşede TEB'in örgütlenme mantığı, çok örgütlü meslek yapılanması konularında ayrıntısıyla duruldu. "TEB", "örgütlenme", gibi anahtar kelimelerle arama yaparsanız sanırım bulabilirsiniz.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi İnsanın özgür davranışlarınn ancak karmaşa doğuracağına dair öyle kuvvetli bir "inancımız" vardır ki ne zaman rekabetten bahsedilse mesela derhal "büyüklerin küçükleri ezdiği" masalını anlatmağa başlarız.

İnsanın birey olarak varlığının "anlamsız" sayıldığı bir kültürde yaşıyoruz. Bütün toplumsal hayatımız sürekli "dayanışma" fedakârlık" vs üzerine kurulu.

Fedakârlık arızî bir durumdur yani normal şartlar altında sürekli rastlamadığınız ama şartlar oluştuğunda bir istisna olarak girişilen bir davranış.

Ama bizimt oplumsal anlayışımızn tamamı sürekli fedak♪1rlık üzerine kuruludur. Peki niye bir insan sürekli kendisinden, mülkiyetinden bir şeyler "feda" etmelidir?

Bunun toplumsal boyutu siyasete de yansımakta ve hepimizi "mecburi fedakârlar" haline getirilmekteyiz. "E canım eczacı da kârından biraz fedakârlık yapsın.." Niye? Eczacının kârı havadan gelen, maliyetsiz bir para mıdır? Fedakârlık ancak zaruret dışı fazla varlıkların azalmasına gösterilen geçici bir hoşgörüdür. Bunun dışında bilhassa devlet tarafından dayatıldığında bunun adı "yağmacılık" olur.

Bu fikrlerin de dayandığı temel Ayn Rand'dır. Söyleyeyim ki " Atlas Vazgeçti", "İhtiyacımz olan Felsefe", "Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal" gibi kitaplara göz atın.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi "Yönetmek- yönetilmekten" bahsediliyor sürekli.

"Yönetmek" bir yere kadar anlaşılır bir şey ama "yönetilmek" ciddi anlamda onur kırıcı.

"Sınırlı devlet" fikrinin temeli "yönetmenin" sınırlarının belli edilmesidir.

Tanrı'nın öldürüldüğünün kabul edilmesi maalesef yerine geçen otoritenin, onun kadar "adil" olmasını sağlayamamıştır ki, aydınlanmanın en önemli buluşu ne buhar makinesi ne de mikroskoptur; bürokratik DEVLETTİR!

Tanrısal gücün ve otoritenin devlete teşmiliyle beraber bireyin günlük hayatının her anına müdahil olmak gibi bir tutku, devlet örgütlenmesinin organizatörlerinda bir bağımlılık halini almıştır.

"Tanrı'nın kaybettiği" soyutluk devlet tarafından kapılmış ve o derhal kendini insanüstü-soyut ve tartışılmaz bir otorite haline getirmiştir.

Bugün liberal ilkelerin çiğnenmesine yol açan, liberal bir ekonominin nimetlerini durmaksızın sömürerek, bedavacılıkla ayakta durmaya kalkışan her türlü planlamacı rejimin en temel güdüsü budur.

Bizimki gibi yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar mülkiyeti tasarruf etmeye tek yetkilinin devlet olduğu ( padiişah) bir memlekette bu bhasedilenleri kavrayabilmek son derece zordur. Çünkü biz Türk'ler insanların Amerika'da "PARA KAZANMAK" için kendi demiryollarını döşedikleri gerçeğine inanamayız! Çünkü biz daha 3 yıl evveline kadar THY dışında uçak kaldırılabileceğini hayal bile edemiyorduk.

Bizim için geçerli olan "baba" figürüyle özdeşleştirdiğimiz devletin, şartlar ne olursa olsun bize aş ve iş vermesidir.

Çünkü o ne yapaıp edip bize ekmek veremesi gereken "babamızdır".

O halde bize " ne yapıp ne yapmamamız gerektiğini de" söylemelidir. Yani bizi YÖNETMELİDİR.

Tanrı evreni yönetir ve onun kanunları bütün yaratılmışları tartışmasız bağlar. En bilinen kanunu da ölümdür.

Bu yüzden onun kanunlarına riayet etmemek gibi bir şansımız yoktur ve bunu kabulleniriz.

Bir de insanların kanunları vardır ki bunlar tamamen tartışmaya açıktır.

İnsan kanunlarının sınrları ve muhtevaları belirlenmezse sorun çıkar.

İnsan kanunlarının olması gereken özelliği sınrları çizmeleridir. Ki sınrlar herkes için her zaman belirlenmelidir. Bu şekilde hiçkimsenin "kanun"lara itirazı olmaz. Ne zaman ki bireylerinher birinin ne yapacağına yönelik "âmir" metinler ortaya çıkmaya başlar işte bu metinler suçu da beraberinde getirir.

Bahsettiğimiz iknci tip "kaunlar" insanı gütmeye yönelik teşebbüslerdir.

Forumda "yönetenlerin" otoritelerinin adeta zımnen Tanrılaştırıldığını görmek tüyler ürpertici...

Herkes kendini yönetecek bir "baş" bekliyor ama maalesef omuzlarının üzerindeki kavanozun içine bakmak kimsenin aklına gelmiyor..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy eczacı odasına yakın bir kişi başka bir eczacıyı şikayet ettiğinde hemen o eczacının üzerine gidiliyor.asıl suçlu şikayet eden şahıs oluyor. bu şekilde mağdur olan iftiraya uğrayan eczacılar var.

saygılar

babaruhi Sayın kthy,

"Yönetmek-yönetilmek" ilişkisine dair nefis bir örnek vermişsiniz.


Kaldı ki odalrın bu taraflı tavrı öteden beri telaffuz ediliyor ama nedense bu, "eczacılığın sorunlarından biri" sayılmıyordu.

Çok yakın zamanda meydana gelen ve savcılığa havale edilmiş somut bir örneğin hemen sonrasında böyle bir değişkliğin yapılması şahsen beni düşündürdü. O örneği burada verdik neredeyse biz kabahatli oluyorduk aynen buyurduğunz gibi...

Neyse... Herkes ne yaparsa kendine yapar. Rüzgâr eken fırtına biçer.

Somut bir örnek karşısında bile susan bir camianın, sırf kendi fikirlerine karşı olanlara karşı beslediği hınç ve vahşet nasıl olsa bir yerlerde kayıtlıdır.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy tabii eczacı odası üstüne gittiği eczacıyada birşey yapamıyor ama çamur at izi kalsın.yaptığı varsayılan kanunsuzluğu oda kendisi yetki dışı kanunsuzluk yapabiliyor.bunu kendisine mübah görüyor.

saygılar

babaruhi Sayın kthy,

Bahsettiğimiz sorun büyük bir korku kültürünün bir parçası..
Bize başta devlet olmak üzere bireyin bütün örgütlü güçlerden korkması gerektiği öğretiliyor.

Üstelik bu takdis de ediliyor.

"Aman devletle takışmayayım, evrakımı yakar, aman odayla çekişmeyeyim, denetlemelerde canımı yakar" tarzı korkuların yarattığı o tahripkâr umursamazlık kümülatif bir zehir gibi toplumsal hayatımızı hasta ediyor.

Bu korku kültüründen kurtulmadıkça bu ve benzeri hiç bir forumda aykırı bir fikre tahammül gösterilmesini bekleyemeyiz.

Saygılarımla..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi İnsanın "beni" nerden neşet eder?

Aslına bakarsanız hukuk bu sorunun cevabını veriyor. Bir yumurta ana rahminde döllendiği anda hukuki bir varlık olarak insan meydana gelmiş sayılıyor. Yani?

Yaşamak, mülk edinmek ve sözlerini ifade edebilmek , herhangi bir otoriteden bağımsız olarak bilgilerini iradesi yönünde kullanabilemk haklarına sahip bir kişilik, varlık alemine geliyor.

Peki ama niçin topluma bağımlı yaşıyor? Madem bu kadar bağımsızdır, niçin öğretmenlerdne bir şeyler öğreniyor, kunduracılardan kundura alıyor, başkalarına bağımlı yaşamak mecburiyetinde kalıyor?

Çünkü insan, tabiata yalnz başına karşı koyabilecek kadar güçlü yaratılmamıştır. Bnun yanısıra onun varolabilmek içn hayvanlarınki gibi bir içgüdüsel "yazılımı" yoktur.

İnsan tabiatta varlığın deva etirecek yolları keşfetmek zorundadır.

"Tabiatın efendisi olabilmek için önce onun kölesi olamlıyız" Bacon

Bunu temin etmenin yolu barınmak, giyinmek, avlanmak ve toplamaktır.

Herhangi bir insanın bunların hepsini birden yapabilmesi neredeyse imkânsızdır.

Bu gerçek insanların yapabildikleri en iyi işin ürünlerini diğerlerinin en iyi işlerinin ürünleri ile mübadele etmesi gerekliliğini doğurmuştur ki bunun adı iş bölümüdür.

Dolayısıyla zayıf bir insan evlâdı belki kabileyi besleyecek hayvanları avlayamaz ama avcıların ayaklarını koruyacak ayakkabılar yapabilir. Bir diğeri mızrağı daha hızlı ve isabetli kullanacak mekanizma geliştirebiir. Bir diğeri, estetik zevkleri tatmin edecek eserler yaratabilir.

Bunalrın hepsinin özünde birlikte yaşarken bireysel ihtiyaçlaırmızı, kendi zamanımızı harcayarak elde edebileceğimizden çok daha çabuk elde edebileceğimiz bilgisini keşfetmiş olmamız vardır. Yoksa avcılar " Canım kabilemin ete ihtiyacı var, ne yapıp edip bu eti bulmalıyım!" dememiştir.

Eğer avcı sadece avlanarak bağımsız yaşayabilseydi bile giyinmek, barınmak, vb ihitiyaçlar için uğraşmaya zamanı kalır mıydı veya bunları yapmağa kaabiliyeti yeter miydi?

Dolayısıyla aynı yerde aynı kurallara tabi bir kabilede insanları bir arada olmağa iten şey temelde bireysel ihtiyaçlaırın karşılamaktır. Burada birlik beraberliği güçlendirmeğe yönelik ortak değerler ve normlar , bu ihtiyaçların karşılanmasındaki iş bölümün devamını sağlamaya yönelik olarak insan davranışlaırnın, kabilenin hayatını devam ettirmesine yardım eden düzenliliklerini korumaya yarayan "yapıştırıcılardır". Bunun dışında bunların bireyin varlığın yok etmeğe yeten bir gücü yoktur.

İşte bu yüzden "ben", "bizden" öncedir. Ne zaman kahramanlardan bahsediyorsunuz o zaman kendi aklını ve cesaretini "kendi kararlılığıyla" diğer insanlar için kullanan birinden bahsediyorsunuz demektir. Kahramanları kahraman yapan şey kendi tercihleridir. Süngü zoruyla çarpışmağa gidenlere kahraman denmez.

İşte bu yüzden kitlenin gücüne dayanarak saldırganlaşmak kahramanlık değildir. Kişiliğini ( Locke'a göre iradesini kullanabilen bağımsız insanın bilinci) kitleye ipotek etmiş bir insan kitlenin emrettiği işi yapan, kitlenin ürettiği havuzdan gayrısından beslenemeyen, vicdanını susturmuş bir asalaktır.

O ancak yığınlaşılan yerden sadır olacak aklı bekleyen bir ümitsiz ve biçaredir. Beklediği aklın hiç gelmeyeceğini de hiç anlayamaz..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy anlatım uslübünü saygıyla karşıladım.

saygılar

erdal erciyes " süngü zoruyla çarpışmaya gidenlere kahraman denmez".,inan nefis..

tanrıyı öldürenler.. evet öldürenler, kendileri tanrı rolüne
soyunurlar..

herşey bireysel ihtiyaçlardan doğar.. doğru.
müsade varsa bir ilave yapmak isterim.
bu iki kola ayrılır.
-sadece kendi ihtiyaçlarını düşünenler(sevgisizler)
-kendisi ile birlikte başkalarını düşünenler(sevgi taşıyanlar)

hayvanlardan farklı olduğumuz taraflardan biri..

sevgi-saygı ile..


babaruhi Köşenin okunduğunu görmek güzel. İlgilenenlere teşekkürler.

Bizdeki korku kültürü iktidarın meşruiyet şartının gönüllülük veya rızadan ziyade korku olması sonucunu doğuruyor.. Belki daha önce söyledik?

Düşünün ki TEB kanunzoruyla kurulmuş bir örgüt değil. Dolayısıyla da devletten namalanması ya da örgütün bazı kısımlarının kayırılması gibi ( mesela) bir şey mevzu bahis değil.

Bu durumda örgütümüz gönüllülğe dayalı bir yapıya sahip olurdu.

Bugün biz eczacılar TEB'e gönlümüzü vermiyoruz. Devlet tarafından içinde olmaya itildiğimiz, bürokrasinin bir yan kolu olan yöneticilerinin sıradan eczacıların dünyasıyla hiç bir ilgisinin bulunmadığı bir seçkinler klanını finanse edip duruyoruz.

Çünkü devletin ana davranışş ekseni "kontrol"...

Kendine bir şekilde eklemledirmediği hiç bir örgütlenmeyi kabule kolay kolay yanaşmıyor devlet.

Bakın Van'da VETEK-DER diye bir dernek kuruldu, kalfalarımızın kendilerini teknisyen olarak görmek istemeleri, bir arada daha displinli çalışmalarınayönelik bu dernek eczacılar tarafından derhal şüpheyle karşılandı. Ben dahi bunun eczacıyla kalfası arasına girecek bir örgüt olup olmayacağından şüphelendim önceleri. Allah'tan hüsn-ü zannı tavsiye edenleri okumuşuz.( Kimse kusura bakmasın sendika için aynı duyguları taşıyamıyorum, örgütlenme şekli, kuruluşundaki seçkincilik ve henüz kurucularınında farkında olmadığı ideolojisi yıkımdan başka bir şeyi çağrıştırmıyor)

Baktık kazın ayağı öyle değil... Arkadaşlar kendilerine yaka kartları yaptırdılar. Üyelerin hepsi beyaz önlüklerini giyiyor.

Henüz ben üye olduğum hiç bir odanın bir yaka kartı falan yaptırdığını göremedim. Varsa yoksa mevcut egemenlerin pastasını bölenlerin avlanması, soruşturulması vs...

Buradaki somut örnekler bir önceki yazıdaki steril kuramsallıktan sonra stres yaratabilir.

Ama... Devletin korkuıya değil rızaya dayandığı bir yapıya geçmedikçe, boynumuza niçin pranga takıldığını anlayamayacağız.

Çünkü biz korkuyu içselleştiriyoruz. Çünkü bizim rızamızla bu korku hüküm sürüyor. Çocukluğunda dayak yiyen, babası anasını döven, evinde sevgi sözcüklerini hemen hemen duymayan, "lütfenin" anlamını bilmeden ölen, insanlarınekseriyeti teşkil ettiği bir toplumda "hukuk" ne kadar anlamlıdır?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

akpınar baba ruhi sen ruhlar alemındesin heralde... bizler yaşadıkça MUVAZAA YASALLAŞAMAZ.. senın eczacı olduğuna inanmıyorum.. bu nasıl zihnıyet..
söyle kaç tane muvazaa lı eczanen var yada kaç tane muvazaa lı eczane açmak istiyorsun hedefin kaç...
nasıl olurda mesleğini mesleğimizi market lere pazarlayabiliyoprsun.. benim mesleğim marketlere pazarlanacak bir meslek değil..
aklınla aran şu aralar ii değil heralde..
sevgılı meslektaşlarım sizden özür diliyorum.. yaşını başını almış birisiyle bu şekilde yazışmak istemezdim..
ama muvazaa yanlısı kim olursa olsun her zaman karşısındayım..

meslek hayatım yeni başladı.. eczacılık mesleğini satan insanlarla bu kadar erken karşılaşacağımı beklemiyordumm..
lanet olsun..


akpınar untmadan babaruhi bizim sana saygısızlık yaptığımızı ve mahkemeye verılecek delil olabilecegini yazmışsın...
( ağzınızdaki salyalarla bana saldırıyorsunuz) cümlesini kurarken bize hakaret ettiğinin farkındamısın..
salya köpekte olur.. ne kadar saygısızsın.. hem mesleğine hem de meslektaşlarına...
sen bizi düşünme biz kendi başımızın çaresine bakacak kadar ŞEREFLİ haysiyetli eczacılarız...

babaruhi Değerli Akpınar Kardeşim,

Genç bir arkadaşımsınız ve anladığım kadarıyla bu hayal kırıklıkları hiç bitmeyecek.


Kızgınılığınızı nekadar iyi anladığımı tahmin bile edemezsiniz. Merhum babamın kendisiyle tartışırken bana sorduğu bir soru vardı: " Bu sözlerinle içini mi boşalttın yoksa herhangi bir çözüm mü ürettin veya kuram mı ortaya koydun?" mealinde.

İçinizi boşaltın, hatta bana da kızın.. Bu sizi iyileştirecekse kabul...

Bireylerin birbirleriyle kendi kişiliklerini ortaya koyarak savaşmalarını her zaman yararlı bulmuşumdur. Çünkü bu şekilde karşımızdakinin çıplak özünü keşfederiz. Niyetiniz buysa hay hay...

Sizden ricam "Bizle" başlayan başkalrını temsilen söylenmiş cümlelerle konuşmamanız. "Sizin" kim olduğunu hakkıyla biliyor musunuz?

Bugün sırtınızı sıvazlayan "kitlenin" yarın da yanınınız da olacağından gerçekten emin misiniz?

(Bakın burada "kitle" diye bir kelime kullandım. Bu kelimeyi kullanabilmek için Gasset'i, Fromm'u ve Gündüz Vassaf'ı okumam icap ediyordu.)

Bunlar kişisel gelişiminize dair önerilerim...

Gelelim benim yazdıklarıma.. Bu köşenin polemik köşesi olmasını hele kişisel hakaretlere bulaşmasını hiç istememiştim ama ne yapalım?..

Yazdıklarımın ne kadarını okudunuz? Muvazaayı burada enine boyuna tahlil eden kaç kişiye rastladınız? Eğer okuduysanız hiç yazılanlar hakkında düşündünüz mü? "Suç" denen davranışın tabiatı ile ilgili bir fikir oluşturmağa gayret ettiniz mi?

Yoksa "Kitlemin her dediği doğrudur!" mantığıyla mı bakıyorsunuz olaylara?

Hepimiz önce kendimize bakalım sevgili meslektaşım... Kimse kimsenin günahından dolayı cennete gitmeyeceği gibi kimse de masumiyetini ispatla mükellef değildir.

Bakın size burada iki kavramdan bahsettim... Kitle ve "suç".. Tabii fark ettiyseniz. En azından benim " suç nedir.." diye başlayan yazı dizime ve kitle ile ilgili yazılanlara bir bakın, olmaz mı?

" Ben seni okumam! Kitleme hakaret ettin, edemezsin, senin konuşmaya hakkın yok!" gibi bir tetikçi tavrıyla devam edecekseniz rica ederim keselim.

Sağlıcakla kalınız...

*Salya denen salgının insanda da olduğunu bilmiyor olamazsınız. Bebeklerin , yaşilıların dişsiz ve top modelleri seyrederken çoğu erkeklerin açık ağızlarından akan şeye de salya denir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi on duyumlarıma göre ieo ssk protokolüne "evet" demiş.. hangi komisyon, hangi akıl vasıtasıyla onayladığını hiç anlayamayacak olsam da...

bu durumun kısa ifadesi "devlet altında kaostur"...

burada defalarca ifade ettiğim ve anlaşılmamasında ısrar ettiğiniz "kural altında özgürlüğün" tam tersi bir durum yani..

bir kural kendi toplumundaki herkesi, değişmedikçe bağlar. oysa bizim protokollerimizdeki "kurallar", kural değil "emirdir".

18 gün kuralı işletilmemekte geri kalan bütn ifadeler, kontrolörlerin keyfi yorumlarıyla esnetilmektedir.

devlet uzlaşmazdır. o ayrı ve "dokunulmaz" bir sınıftır. bunu anlamdıkça her mevzuat değişikliğinde içine düştüğümüz aşağılanma hissinden hiç kurtulamayacağız.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Her şeyin bir zamanı var... Ve her ciddi söz bir gülümsemenin katlidir belki de? odun gibi olmakla doğru olmak farklı şeylerdir belki de?

belki söğüt dalınn kabuğundaki o taze kokudur hayatın içindeki sevinç?

ne olursa olsun bu köşenin anlamı belki şu şiirde gizlidir?

can dostum ali kemal yeşilaltay için...

DURUŞ

Ki bazı sözlerin anlamı
O sözlerin söylenişindedir

Yılların sayısına girmediyse Seniha
Nereden zaman almıştır

Ki bazı durumlara söz yoktur
Hem neden olsun
Her durumun dili daha başka durumlardır

Ben bu derinliği bu kadar
Nerden bulayım
Ki herkes nerden bulsun
Bulmanın dili aramaktır.

Edip Cansever
“Bezik Oynayan Kadınlar”
1982


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Yaklaşık bir yıldır devam eden bu köşeyi ilgileriyle ayakta tutarak 20000 kere tıklamış herkese düşündükleri ve merak ettikleri için teşekkür ediyorum... İlginizn ve iştirakinizn devamı dileklerimle saygılarımı sunuyorum... Ecz. Afşar ÇELİK

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Şerif Mardin, toplumdaki sınıfların kendi içinde tabakalara ayrıldığından bahseder.

Sonuçta sınıf ekonomik olarak belirli bir tekdüzelik gösteren toplumsal kesimdir.

Eczacılar budurumda kabaca burjuva sayılabilirler...

Buna rağmen aslında eczacıların reel gelir durumları burjuva sayılmalarına yetmeyecekkadar çeşitli ve düşüktür.

Bunun en büyük sebebi, öğrenimlerinde muhasebe, kıymetli evrak, işletmecilik gibi formasyonlar kazanmayan eczacıların mali durumları hakkındaki bilgisizlikleridir.

Bu bilgisizlik hazl-i hazırda devletin tekelci hukuksuzluğundan bile daha tehlikeli şekilde önümüzde dikilmektedir.

Bu bilgisizliğin bir diğer komplikasyonu, eczacıların gelir dağılımındaki uçurumlardır.

Düşündürücü şekilde oluşmuş bu uçurumun en büyük sebebi de gelirler açısından eşi,t olmayan eczacıların ekonomik gerçeklerin aleyhine olmak üzere mevzuat zoruyla devlet tekeline mahkûm edilmesidir.

Eczacı camiasındaki ticarî düşünememek eksikliği bu sun'i eşitlik ile iyice çarpılmakta ve bazı meslektaşlarımızn bahsettiği görüş farklılıkları açığa çıkmaktadır.

Eczacı camiası rekabet kelimesinin anlamını idrak edememektedir.

Devletin çarpık sağlık politikasının, rekabeti yaratan özgürlüğü boğmasıyla, birşekilde elde edilmiş maddi güç, farkedilmeyen ama kendiliğinden yürüyen bir devlet kayırmasıyla aynı gücü elde edememiş eczacıları yıpratmaktadır.

Parası olanın zamanı daha çoktur. Bu yüzden bilhassa eski eczacılardn oluşmuş mutlu azınlık oda yönetimleri için örgütlenmek imkânı bulabilmektedir.

Türkiye'deki örgütlenme fetişizmi de örgüte üyelerin kanundan, denetimden ve hatta maddi konulardan yana kayırılabilmesine yol açmaktadır.

Ülkemizde TEB'in sıradan eczacıların sorunlarıyla ilgilenmemesinin temel sebebi budur. Onalr kendi kapalı seçkin çevreleri içinde, bürokrasiye eklemlenmenin gayrı resmi avantajlarını kullanabilmekte ve bu gayrı tabii avantajları, piyasadaki eczane sayısını azaltmak yönünde kullanmakta beis görmemektedirler.

Sağlık sisteminin özelleşmesi durumunda bu ayrıcalıklı kesim, beslendikleri tekeli kaybedecklerinden dolayı durmaksızın sözüm ona paylaşımcılığı teşvik eden ama sadece yağmaya sebep olan "sosyal devlet" denen saçmalığı empoze etmektedirler.

Sosyal devlet bir yağma devletidir. Sebeplerini uzun uzun izah etmiş idik.

Eczacılar arasındaki bu tek yönlü baskının kaldırılabilmesinin tek yolu, sağlıkta özelleşmedir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

peride Sevgili Babaruhi, kısaca herkes kendi yükünü taşısın, insan onuruna yakışan budur diyorsun, öyle mi ?

Bu köşeye bu şiirde benden olsun, şiirin tamamı değil ama ! Okumaya üşenir bir milletiz ya, bu nedenle bir bölümü...

Acaba

........,

Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey
Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı
Kedilerden örülmüş bir semte
Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi
Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri
Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan
Her şeyin, ama herşeyin çok dıştan farkedildiği
Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği
Belki de genç bir şairden ödünç alınan.

Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey
Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola
Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki
Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda
Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi
Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına
Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına
Azıcık vakit kalmış
Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar
Gövdenin yazgıya başkaldırması mı
Ruhi Beyin
Başkaldırması mı yoksa

Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
Vaktinde anlamanın sevinci mi
Ya da biraz geç kalmanın
O gereksiz tedirginliği mi
Hangisi

Ama belli ki sonundayız her şeyin
En sonunda.


Edip Cansever

babaruhi Devletin sınırlandırılması bahsi ister buna inanalım ister inanmayalım hayatî bir öenm arz etmektedir.
Devletin sınırlandırılması ilkesi, "egemenlik" kavramıyla ilgilidir.

Egemenlik ise belirli sınırlar dahilinde kamu mülklerini kimin tasarruf edeceği sorunundan başka bir şey değildir.

Merhum Atatürk bu tasarruf hakkının millete ait olduğunu söylemiş olmakla beraber egemenlik fiilen bürokrasiye aittir.

Kaldı ki egemenlik kavramı sadece kamu mülkiyeti ile sınırlı kalmamakta, bireylerin hayatlarını belirlemek dahil olmak üzere her konuda müdahil olabilmek hakkını da içerecek şekilde genişletilmektedir.

Bu tür sağlıksız bir anlam esnetmesi ile, egemenlik, siyasetin biçimini belirleme, üretim tarzını belirleme, kazanç elde etme şekillerini belirleme, örgütlenmeleri belirleme gibi pek çok konuda somut bireylerin hayatını kalıba sokabilmek yetkisi şekline girmektedir.

Egemenlik kavramı belki fiilen devleti tanrısal bir konuma getiriyor olabilir ama bu ona sorunları anlamak, çözebilmek gücünü verememektedir.

Eczacılar olarak anlayamadığımız nokta budur. Zira ekonomik ilişkilerin girift ve hızlı işleyişine nüfuz edemeyen devlet sadece "egemen" olmakla sözleşmelerdeki yükümlülükleri yerine getirememektedir.

Aynı çarpık "egemenlik" anlayışı meslekörgütü seçimlerimizi de etkilemekte ve örgüt yönetimini sivil denetime kapalı, dokunulmaz ve eleştirilmez bir konuma yerleştirmektedir.

Öyleyse kendi hayatlarımızı belirlemek işini hangi egemene bırakacağımızı düşünmek yerine , egemenin bizzat biz olduğumuzu ne zaman fark edebileceğiz?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sendikaya sorulan üç basit soru hâlâ cevaplanmış değildir.

Bu sorular cevaplanmadığı gibi "zekice" olmadıkları iddiasıyla kenara atılmışlardır.

Soruların niteliklerinden ziyade sendikalıların sorgulamaya bakışları ilginçtir.

Sayıları yüzleri bulduğu söylenen sendikalılar içinde burada TARTIŞILABİLİR tek önerme getiren yoktur...

Sendika sürekli şekilde , kendinden farklı düşünenleri ayrılıkçılıkla suçlamaktadır.

Yadak Bey sendikaya üyelik şartları arasında" Eczanelerin asıl sahipleri olan" ifadesiyle eczacılar arasında zaten bir ayrıma gitmektedir.

Eczanelerin asıl sahibi olanları kim belirlemektedir? Elbette sendika elitleri... Zaten burada örtülü olarak söylenen şey.. "Bizim uygun gördüklerimiz, bizim etik değerlerimize uygun olanlar sendikaya üye olabilirler"dir.. yani sendika öyle her eczacının gelip girebileceği bir mesleki ortam değildir. Ama gene de TÜM ECZACILARI TEMSİL EDEBİLMEKTEDİR?

Dolayısıyla her ne kadar Sayın Sidarta beni çok ağır şekilde samimiyetsiz ve sahtekâr olarak ( beni dürüst olmamakla itham etmek sahtekâr olduğumu söylemektir herhalde?)itham etse de satır aralarında sendika kurucularının kendilerindne olmayanlara karşı sürekli sergiledikleri haşinliği rahatlıkla göz ardı edebilmekte beis görmemektedir.

Bir şeyin yanlış olduğunu düşünüyorsanız neden yanlış olduğunu izah etmelisiniz ki insanları İKNA edebilesiniz.

Sendikanın böyle bir derdi yok.. Yerleşik sloganların sadece yerleşik oldukları için aksiyom olmaları gerktiğini savunarak bi şey söylemiş olmazsınız, zaten sendika da söyleyememektedir.

Bu köşede ,zamanında çok tepki almış önerileri bazı yerlerini genişleterek tekrar sundum. İnsan düşünüyor:

Bu önerilerimdem dolayı bana hakaretler yağdıran ve istisnasız şekilde hepsi şu anda sendikalı olan meslektaşlarımın o zamanki tepkileri neden susmuştur?

İki sebep olabiir:

1- Bu öneriler ozaman akılcı şekilde çürütülmüştür ve üzerinde konuşulacak bir yön kalmamıştır ki böyle bir şey vukuu bulmadı...

2- Zaten getirilecek yeni bir öneri, sistemi değiştirecek yeni bir önermeler grubu oluştuturulamamıştır.

İkinci şık gerçek olandır.

Zamanında bu öneriler muhtemel kötülükler gerekçe gösterilerek reddedilmeye çalışılmış ama bütün bu gerekçeler de ihtimaller üzerinden özgürlük ve hak konularının tartışılamayacağı beton duvarına toslamıştır .

Çünkü eczacılık camiasının kollektif dimağında(!) "şartlara bağlı" düşünmek, insan aklının sınırlılığı, hakların matematiksel çoğunlukla belirlenemeyeceği, özgürlüğün esas kuralın istisna olduğuna dair kavramlar mevcut değildir...

O zaman kitle histerisini yönlendirenler, kitleleri saldırganlaştıranlar şimdi kitlelerini ruhsatlı bir örgütlenme ile etiketleyerek sadece bunun için haklı olduklarını savunmaktadırlar...

Söyledikleri, hiç bir yeni şey yoktur... Tecrübe adına aktardıkları tek yapıcı ve geliştirici örnek yoktur!

Sürekli olarak eczacının hasta üzerinde mutlak aşkın bir kategroi olduğu arkaik zorba söylemlerin tekrarlanması vardır. Hasta eczaneye girerken önünü iliklermiş de falan filan...

Eczacı camiası uyumak istiyor... Uyutulmak istiyor.. Bomboş sözlerle bir şeyler söylüyormuş gibi yapmak ucuz politikası ile eczacılık kurtarılamaz.

Eczacılık camiasındaki kitlesel oluşumlar, vaka tespitlerinden öte kuramsal analiz yapamayan, felsefeyi küçümseyen, hareketlerinin yöneldiren fikirleri bilmeyen, umursamayan çok yozlaşmış ve yüzeysel menfaat gruplarıdır...

"Ben mesleğimi seviyorum! Mesleğimi satmam! Kim ortaklık diyorsa ihanet ediyordur" falan demek belki iyi birer iç boşaltmadır ama meslek adına bir önerme sunmak değildir.

" Birlik olmadıkça olmaz.. Birliksek kuvetliyiz! "falan gibi sloganlar artık çok komiktir.

Birliği kim sağlamalıdır?

Nasıl bir birlik oluşturulmalıdır? Birliğin temelinde hangi fikir yer alamalıdır?

Fikri bir birlik sağlandığında herkes aynı şekilde düşünmezse kimin dediği olacaktır?

Çoğunluğun dediği her şey doğru mudur?

Bireysel hakları, birlik adına çoğunluğun keyfi iradesine terk edebilir miyiz?

Sendikanın her birimizden daha doğru düşüneceğinin garantisi nedir ya da TEB'in?

Ego şüphesiz terbiye edilmesi gereken bir yönümüzdür ama ego üzerinden kitleselliği kutsamak, kitlesellikle bütün ferdi farklılıkları ortadan kaldırmağa çalışmak zorbalıktır...

Sendikada ya da TEB'de ne kadar çok kişi konuşursa konuşsun sadece bir yetkilini dediği olacaktır. Siz eczacılar olarak bütün mesleki kaderinizi, gerek fikri plandaki üretimleri gerekse insani ilişkilerdeki yeterlilikleri konusunda hiç bir fikrinizn olmadığı bir takım "yetkililerin" eline bırakmakta beis görmüyorsanız söylenecek bir şey yok..

Ben de diyorum ki... Kişisel gelişimi benden veya sizden ne kadar iyi olursa olsun hiç bir insan evladı sizin veya benim iradem üstüne ipotek koyamaz. Sendika da TEB de ancak bu tip bir ipotekle ayakta kalabilir ki zaten bir yerlere sığınmak ihtiyacındaki, bağımlı kişilklerini devletin hukuksuz tekeline sıkı sıkıya bağlanarak gösteren eczacılar bu ipoteke dünden razıdır.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi

BİTİŞ
Ester'in söyledikleridir
Yalnızlığına korku vurma
Ester'in söyledikleridir
Ve gelsin ve geçsin bütün sözlerim
Gelsin ve geçsin
Ester'in söyledikleridir
İnsanların içinden
Kendim olup taşayım
Ester'in söyledikleridir
İnsanlara uzaklık vurma
Ama herkes ki kendisi olsun
Sonra herkes kendisi olsun
Bir gün herkes kendisi olsun

Ester'in söyledikleridir
Dünyada bakınıp durma

Bütün ol ve ayrı tut ki kendini
Zaten öyledir
Çünkü öyledir.
.
Edip Cansever
Bezik Oynayan kadınlar

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacılıkta "haksız rekabet" nasıl bir şeydir?

Bana öyle geliyor ki haksız rekabet lafı ile zaten rekabete düşmanlık ortaya konuyor.

Eczacılığın fonksiyonu nedir de eczacılıkta nasıl "haklı" bir rekabet sürdürülebilsin?

Eczacılık ilâç ticaretine indirgenmiş iken ticari anlamda girişilecek her türlü rekabet de "haksız" olarak nitelendiriliyorsa , gerçekte bizim rekabeti isteyip istemdiğimizi düşünmemiz gerekmez mi?

Eczacılığın kimin tarafından ilâç ticaretine indirgendiğine çok dikkat etmemiz lâzımdır.

Eczacılık ilâç endüstrisinin gelişmesiyle artık bir ticaret halini almıştır.

Buna ilâveten eczacılığın "zanaat" olduğu dönemden devralınan mesleğin icraasına yönelik imtiyaz ciddi bir sorun halişne gelmeğe başlamıştır..

Salt hizmet sunulan mesleklerdeki( örneğin doktorluk) mesleki imtiyaz olmazsa olmaz bir şeydir, çünkü meslek ve mesleğin icra şekli birbriyle örtüşmektedir.

Eczacılık bu konuda maalesef çok şanssız bir meslektir. Çünkü eczacılığın meslek bilimiyle icra şekli birbrine uymamaktadır.

Durmadan çek -senet imzalayan ( yani kıymetli evrakla iş gören), durmdan vade hesaplayan, durmadan kâr marjı kollayan bir meslek grubunun "Biz hizmet yapıyoruz, eczacılık ticaret değildir!" demesi artık ciddi bir nevrotik durumu işaret ediyor gibi görünmektedir.

Eczacının okulda öğrendikleriyle örtüşen çalışma sahaları , endüstri, hastana eczacılığı, ilâçla ilgili kontroller, hatta belki adli tıpta ilâç danışmanlığı vs. olabilir. Bunlara aklınıza gelen başka sahalrı da ekleyebilirsiniz.

Ama eczane eczacılığı mesleğimizin özü değildir, artık bunu anlamamız lâzımdır. Çünkü eczaneler artık bir zanaatın icra edildiği mekânlar değil, ticarethaneler halini almıştır.

Bizim bunu kabul edip etmememiz, romantik tepkiler vermemiz durumu değiştirmemektedir.

Eczacılar, toplumda gıpta ile bakılan servetlerini, üstün bilgilerinden değil, kendilerine tanınmış -bana göre haksızca- ticari faaliyet imtiyazından dolayı edinmişlerdir.

Bu imtiyazın artık miyadı dolmuştur. Eczacıların meslek onuru vs gibi kavramları yeniden ciddi anlamda konuşabilmesi, doktorların egemenliğindeki mesleki bilimlerini bu zulmetten kurtarabilmeleri için eczacılığın ticarî faaliyet imtiyazına son verilmesi elzemdir.

Bu hem ticarî faaliyetlerin hiç bir kesimin inhisarına bırakılmaması ile ilgili ahlâkî bir gereklilikten hem de eczacılığın çalakalem yapılan ticaretiyle kaynakların israfının önlenebilecek olmasından dolayı elzemdir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Forumda kendini daha çok belli eidyor bir rahatsızlığımız var : Afazi...

Kabaca "kelime kaybı" olarak nitelenen bu rahatsızla yakalanmış bir hastaya rastlamıştım...

Dilini bilmediğiniz bir ülkeye gitseniz dahi, sandalyeyi gösterdiğinizde size onu kendi dillerindeki karşılığını hemen öğretirler.

Bir de şunu düşünün, çevrenizdeki hiç bir şeyi adlandıramıyorsunuz! Böyle bir yeteneğiniz yok! Ne kadar korkunç olurdu değil mi?

Forumumuzda tartışmalrın önün tıkayan en büyük ikinci engel ( 1. si nesil farkıdır) afazidir.

Zira forumda "hak", "hukuk", "özgürlük", "kural", "ticaret", "piyasa" gibi kelimelere eczacılarımızca hiçbir anlam verilemediğini dehşetle fark ettim...

Durmaksızın eczacının hukukla, iktisatla siyasetle ilişkilerini anlattığımız yazılarımızın sadece "muvazaa avukatlığı", " diplolamlı bakkallık savunuculuğu", falan gibi algılanmasının sebebi de budur...

Siz değerli eczacılarımızn çoğunun kafasında bahsettiğim kavramların hiç bir karşılığı yok!

Acizane kanaatime göre bunun sebebi, sosyoekonomik köklerimizdir.

Şehirde büyümüş ve köylü bir yaşıtına göre kırk kat belki daha fazla uyaranla karşılaşan bir çocukla hayatı dört dağın arasındaki bir köyde geçmiş ve şehre yetişkinliğin arefesinde gelmiş biri arasında sanırım çok fark vardır.

Zira bahsettiğimiz ikinci gruptakiler için otobüse sırayla binmek lüzumsuz bir nezakettir. Onlar için metroda giderken kitap okuymak ancak mide bulandırıcı bir iştir.

Bu olay geçmişte kalmış değildir. Şimdi dahi üniversite öğrencilerimizn çoğunda şehirli hayata intibaksızlık ve şehir hayatını köylüleştirme çabasına rastlıyoruz.. Otobüs beklerken aralrında geçen küfürlü, nezaketsiz diyaloglar, sıraya riayette duyarsızlık, basit spor gazetelerinden öteye gitmeyen okuma alışkanlığı...

Bu gruptakilerin tam da yetişme çağında öğrendikleri kelime sayısı şehirli bir çocuğun belki dörtte biridir. Kelime öğrenmenin asıl önemi daha erken yaşta soyut kavramlarla tanışabilmektir.

Eczacıların en kötü dezavantajı, mezuniyetten hemen sonra elde edebiildikleri ( elbette ancak eski neslin, yenilerin anası ağlıyor..) servetleri olmuştur...

Fazla bir keliembilmeden, asgari bir çalışma ile elde edilen bir mesleki imtiyazın ticari kayırması altında artık başka bir şeye gerek olmadığını düşünerek çalışmışlardır.

Bu durumda onlara "Kural altında özgürlük ilkesi gereğince herkesin istediği ticareti yapabilmesi serbest bırakılmalıdır" demenin ne faydası vardır? Hiçbir faydası yoktur..

Çünkü ne köy ne de kasabalrında ne de daha sonra üniversitede şu kısacık cümlede geçen hemen hemen hiç bir kelimenin anlamı üzerinde durulmuştur.

Eczacılarıngenelanlamda kelime hazneleri küçük, soyut ilkelerle yakınlıkları yok denecek kadar az ve hayat felsefeleri, hayatın çok belirgin bir kaç kapalı toplum kuralına göre oluşturulmuş olduğu için de hareketlerin bir sonraki etkisini, başkalarında yol açacağı sonuçları düşünmeksizin, köylerindeki canlıların yaşantılaırnı birebir taklit ederek, bir arada yaşamanın yeterli sayıldığı, bu yüzden farklılıkların kınandığı köy yaşantılarını herkese dayatmayı "ahlâk" saymaktadırlar...

Eczacılığın kurtuluşu iki şekilde sağlanabilir:

1- Artık fakültelere giden öğrencilerin daha şehirli olmalarıyla

2- Çoğu şehirliliğin gerektirdiği çoğulculuğu içlerine sindirememiş eski nesil eczacıların belli bir yaşta servet edinme fırsatlarını gençlere bırakmasıyla...Yani emekli olmalarıyla...

Aksi takdirde bilmedikleri kelimelerle kendilerine hitap edilen ama hayatlarımızı, meslek icaramızın şekillerini belirleyen egemen eski nesil kadrolarının elinde heba olup gideceğiz...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy eski yıllanmış eczacı meslektaşlarımız en güzel kilit yerlere eczanelerini açmışlar.genç bir eczacı arkadışımız mahalle içi sapa bir yere eczane açtığında yaşama şansı daha azdır. eczaneye reçete gelmeyince eczacı başka yollara başvuruyor.önemli olan her açılan eczaneye yaşama şansı sağlayabilmektir.bunu sağlayamazsan deontolojiden bahsedilemez.bu sözlerimi gözünü para bürümüş dinazorlaşmış eczacılara söylüyorum.15-20 daire almış çocuğunu amerikada okutuyor olabilirsin ama sahte deontolojiden bahsetme.çok dürüst eczacı olduğunu zannetmiyorum.mevlam ne eylerse doğruyu eyler. merak etmeyin. yapılan haksızlıkları ALLAHA havale ediyorum.

saygılar

demirbasecz Fakültedeyken yaşlı bir hocamız söylemişti;

"vakti zamanında köyden şehre göç olurken köylüler şehre adapte olup şehirlileşeceğine şehirliler köylüleşti"

o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

İKNA Hiç yaşlanmayacağımızı düşünerek yazıyoruz. Aman dikkat….
Konu yaşla ilgili değil ki, mesleğini iyi yapmakla, işine saygı duymakla ilgili.
Bu işin neyi gerektirdiğini anlamakla ilgili. Tezgahı yanlış yere kurmak O tezgahın başındaki haricinde kimsenin suçu değildir…
Hele bi şunu anlayalım da.

“açılan her eczanenin yaşaması” yada “yaşama şansı verilmesi” nasıl sağlanır. Nasıl olurda saçmasapan işler yapan işletme “yaşamak zorunda” “ aman onu da ayakta tutalım” denebilir.

“mahalle arasına açan veya açmak zorunda kalan” genç arkadaş, buraya eczane açarken iş yapamıyacağını hiç düşünmemiş mi ?

Bu ülkenin gerçekten eczaneye ihtiyacı olan bir yeri yok mu da kalkıp saçma sapan yerlere eczane açılıyor ???? Sonra hastamız yok iş yapamıyoruz diye ağlaşmanın anlamı var mı ?

Sen ama “ailemin dibinden ayrılmayım” ama “metropolün O sosyal hayatını terk etmeyeyim”
de sonrada iş yok diye bağır çağır. Vakarınıza mı yakıştıramıyorsunuz taşra eczacılığını ?

ECZACI ELİTİ HEM BÜYÜK ŞEHİRLERİN CAZİBESİNDEN KURTULAMAYIP, BÜYÜK ŞEHİR HAYATINI TERCİH EDİYOR, HEMDE ÇOK PARA KAZANMAYI İSTİYOR!

REALİTE- GERÇEK NE DİYOR: ARTIK BU MÜMKÜN DEĞİİİİİLLLL !!!!

Bunu anlayıp O na göre davranmak yerine SAÇMALAMANIN ANLAMI yok !

babaruhi Köşe epey hareketlenmiş, katılanlara çok teşekkürler.

Şahsen benim yaşlı eczacıların emekliliğini istememin temel sebebi zihniyet değişikliği arzusuydu.

Öbür yandan Sayın İkna gene şeytanın avukatlığına soyunup beni de gıcık etmiş...

Tespit çok doğru..
Öbüryandan ir realitede şu. başta doğu ve güneydoğu olmak üzere küçük şehirlerde eczacılık artık ya yerlilerce ya da onların ortak oldukalrı muvazaa eczanelerce yapılıyor.

Kaldı ki bahsi geçen yerlerin yerlilerinin meslek örgütlerindeki ağırlığı, dışarıdan eczacı gelmesini de zorlaştırıyor.

Türkiye taşrasının esnaf eğilimi şehirleri için "küçük olsun bizim olsun" şeklinde özetlenebilir.

Eczacılık mesleği ancak yüksek sermaye ile gerçekleştirilebilecek bir teşebbüs halini aldığından genç eczacıların işlek yerlerde eczane açmalrı neredeyse imkânsız. Öbür yandan Ludvig Von Misesin " Yüksek vergiler en başta yeni müteşebbislerin önünü keser" sözünde ifadesini bulan realite en büyük problemlerimizden... Bu problem genç eczacının , dünyalığını yapmış meslektaşlarıyla arasında kapanması neredeyse imkânsız bir uçurum meydana getirmektedir ki asıl haksız rekabet budur.

Ama acizane kanaatim asıl büyük sorunumuz meslek örgütlerine egemen arkaik sosyalist fikirli eski eczacı elitinin gelişimi engellmek için gösterdikleri direniştir.

Her şey fikirlerde başlar. katılımınız için bir kere daha teşekkürler.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi
alıntı:

Adamı yoğurda doğrasan cacık bile olmaz,almış eline klavyeyi,aylardır hem çalıyor hem oynuyor.Felsefiyat onda,eczacılık bilimleri,ekonomi ilmi,bilumum ilimler onda,başkaca hiç kimse birşey bilmez!!Sertoş ve bertoş kardeşler de eşlik ediyor bu muvazaacıya,One dönüşü Ankara'da havaalanında bile karşılıyorlar, arka planda da sahne amiri şakirt ve patronu toraman aga seyrediyor.Öyle ya,20.000 tiraj az rakam değil.Muvazaacının ratingi artsın,bizim site tıklansın.Saygınlık sıfır,prestij boşver gitsin,güvenilirlik, o da ne?Bu dandik yazılımları memur reçeteleri de ES sistemine girince kime satacağız sonra?Yeter ki şirketin sitesi rating alsın da 3-5 eczacıyı daha kazıklayalım.



Bu seviyeli yorumlarınızla katıldığınz için teşekkürler Sayın Kelaynak... Sağolsunlar büyük bir nezaket gösterip evet beni ta havaalanında karşılamışlardı, insan olmanın ve nezaketin önemini anlatan bu güzel örneğiniz için sonsuz teşekkürler.

Ayrıca çok da güzel bir fikir verdiniz ama ne yazık ki benim mali durumum ve ticari yeteneksizliğim herhangi bir şirkete ortak olmamı engellemektedir.

Sertoş ve Bertoş derken? Burada bu isimde iki meslektaşımız olduğunu bilmiyordum?

Ayrıca haklısınız ben yoğurda doğransam cacık olmam o zat-ı alinizin malik bulunduğu bir meziyettir.

Bu yazınızda bahsettiğiniz konulardaki aydınlatıcı fikirlerinizi sabırsızlıkla bu köşede bekliyorum. Zat-ı alinizin değerli katkılarının reytingimize tavan yaptıracağından yana en ufak şek ve şüphemiz yoktur.

Sayın Kelaynak'ın katkısı aylardır devam eden o sıkıcı ciddiyeti biraz olsun hafifletmiş ve neşemize neşe katmıştır, sağ olsunlar var olsunlar.

Ne yazık ki kendilerinin seyaht planlarıyla, arkadaşlıklarıyla ilgili herhangi bir malumatımız yoktur. Haa şunu da belirteyim Sayın Kelaynak bilgi eksikliği olmasın beni havaalanında karşılayan Sayın Ahmet Doğan daha sonra eşleri hanımefendinin eczanesinin yanıdnaki İnegöl köfteciye götürmüştür. Vallahi köftecinin adını vermek isterdim ama reklama girer. Ayrıca Bertan Hanım'ın eczanesinde nefis bir kahve de içtik. Galiba o sırada Nihat Genç okuyordu. Şahsen ben hazma iyi gelmediği için tavsiye etmiyorum ama Bertan Hanım'ın entelektüel ilgisi beni aşıyor.

Ayrıca sadece kendim gitmekle de kalmadım, artık moleküler biyolog olan kızkardeşim ve İngilizce öğretmeni olan erkek kardeşimle de tanıştırdım... Yaaa sen git gittiğinle kalma bir de kardeşlerinle tanıştır! Olacak iş mi?

O gece nefis bir restoranda yemek yedik. O restoranın da adını veremeyeceğim üzgünüm.

Gördüğünüz gibi sevgili kitlem bu bilgilerle bütün kabahatlerimi itiraf etmiş bulunuyorum.

Şimdi siz tutup Ankara'da havaalanında karşılanan, üstelik utanmayıp bir de nefis inegöl köfte yiyen birini nasıl okuyacaksınız!?

Sayın Kelaynak eğer telefonunuzu veya adresinizi bildirirseniz bir gün de sizinle Ankara'ya gitmek isterim. Bertan Hanım'ın nezaketi değil ama belki duble porsiyon bir inegöl köfteyi hazmedebilirsiniz diye düşünüyorum.

Yoruldum yahu! Hakikatin ve bilgeliğin müdafii Kelaynak ve benzeri meslektaşlarımızın kişisellikten uzak ve bilgilendirici yorumları bilseniz insanı ne kadar mütehassis ediyor.

Bu arada Sayın Kelaynak'tan en son hangi kitabı okuduğunu öğrenmek istiyorum sakıncası yoksa. Evet biliyorum belki bu da reklama girer ama... Şu sıralar Metis'in bilimkurgularını bitirmek üzereyim ne yapacağımı bilemiyorum da...

Sayın Kelaynak her zaman bekleriz, sağolun , var olun!

Meslektaşlarım! Köşemizin yeni müdavimi Sayın Kelaynak için büyük bir alkış istiyorum!

Not: Yukarıdaki alıntı Sayın Kelaynak'ın bu yazıdan bir önce yazdığı yazı idi. Geri dönüp baktığımda bu değerli yazının silindiğini gördüm, üzüldüm. Eğer modlarımız yaptılarsa yazıyı tekrar burada yayınlamalaırnı rica ediyorum. Eğer Sayın Kelaynak kaldırmışsa bizi bu değerli yazısından mahrum etmemesini rica ediyorum...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy sayın ikna dediklerinizde haklılık payı var.eczane sayısı nüfusa göre kısıtlanmadıkça yeni açılan eczaneler bu şekilde problem olacaktır. benim söylediğim tespittir.bu konunun tartışılarak çözüme kavuşması lazımdır.ayrıca kendi eczanem merkezde 30 kurumla sözleşme yapmış eczanedir. reçete problemim yoktur.söylemim eczacılık camiası geleceği üzeredir.dinazorlara selam ederim.

saygılar

babaruhi Şu 65 yaş emeklilik sınırının acele hayata geçirilmesi gerkiyor bana göre.

Yoksa yeni mezun arkadaşlara iş sahası açılmadığı gibi meslek örgütlerindeki çağdışı, bilgi-dışı yönetim anlayışı bizi devlet karşısında daha uzun süre mağdur edecektir.

Nüfus sınırlaması şu anda uygun değildir. Çünkü mevcut eczaneleri kapatıp kapatmayacağımız sorusu cevaplanmalıdır.

Ayrıca bu sınırlama doğuda daha fazla muvazaa eczanenin açılmasına sebep olacaktır. Çünkü zaten normal şarlar altında kendi parasıyla doğuda eczane açmayacaklar bu kanunla hiç gelmezler.

Bu kanun doğuda muvazaalı eczane açılmasına daha fazla dayanak olur...

Eğier mecburi hizmet doğuda doktor sayısını arttırabilseydi bunu görürdük hiç de başarılı olamadı.

Hatta bana sorarsanız 60 yaşından sonra eczacının mesul mdürü çalıştırması mecbur edilmeli 65 yaş sınırından sonra eczane sahibi olarak da çalışması engellenmelidir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Sidarta
Siz elindeki paradan başka hiçbir değere sahip olmayan, hastaya yemlik, doktora ilahmış gibi bakan, para kazanmak için her yolu mubah sayan, rüşvet veren, sahte reçete düzenleyen, koli koli küpür biriktiren, diplomasını para babalarına peşken çeken, dürüst davranarak maddi çıkarlarına engel olduğu için meslektaşlarını yok etmek adına her türlü pisliği yapan , seçimlerde oy satan eczacıların yaş ortalamasını biliyor musunuz?

Bu tartışmanın sonu gelmez. Şu kadarını söyleyeyim. Büyüklerinize karşı takındığınız tutum sadece sizi küçük düşürür. Aynı sözleri hiç yüzünüz kızarmadan babanıza ve annenize de söyler misiniz? Ya da benim gözlerimin içine bakarak “Siz çağdışısınız” derken utanmayacak mısınız?

Sınırlarınızı bilmelisiniz? Yazılarınızı okurken sizin adınıza ben utancımdan öldüm. Siz kendinizi tanıtırken lütfen Tüccar’ım deyin. Diplomanızı asla hak etmiyorsunuz.


G.G.T.

babaruhi Sayın Sidarta,

Belki bahsettiğiniz işleri yapanların yaş ortalamasını bilmiyorum ama mesleğin yerleşik sorunlarının hangi zihniyetin ve neslin eseri olduğu artık biliniyor.

Durmaksızın muhalefet ettiğiniz TEB yönetiminin ve üye seçimi kriterinden meslektaşlarına potansiyel hırsız gözüyle baktığı belli olan sendikanızın da hangi yaş ortalamasında ve zihniyette olduğu belli.

Şu büyük- küçük meselesini de siz haddinden fazla büyütüyorsunuz gibime geliyor.

"Büyüklerimizn" burada farklı görüşleri nasıl değerlendirdiğini herkes gördü. Siz dahi küçüklerinizin hırsız, muvazaalı olduğunu ima ederek yaşınıza hürmeti yıpratıyorsunuz.

Elbette tüccarım ve bununla övünüyorum. Çünkü ticaret onurlu bir iştir. İlacı satıyorum! İlâçtan kâr elde etmeye çalışıyorum ve elde ettiğim kâr da anamın ak sütü gibi helâl.. Bana "tüccarsın" diyerek hakaret etmeniz asıl büyük haddini bilmezliktir.

Ve biliyor musnuz bu ticareti sizin kupür bile yapıştırmadan fatura ettiiğiniz reçetelerden kolaylıkla para kazanıp da kazandığınz servetlerden şımararak bu günlere getirdiğiniz, akıl almaz ölçüde bürokrasiye batırılmış, devletin sizin neslinizin ideoljik desteğini ( şu durmadan kabul ettirmeye çalıştığınız sosyal devlet saçmalığı var ya, durmadan tekrarladığınız eczacının kamu görevlisi olduğu saçmalığı var ya) alarak keyfileştirdiği bir ortamda yapmağa çalışıyorum!

Ben çocukken ve öğrenciyken en baba eczanelerde en çok neye gözüm takılırdı biilyor musnuz? Vitrinleri süsleyen deniz gözlüklerine, plaj havlularına, şnorkellere, deniz botlarına, paletlere ve güneş kozmetiklerine. Şimdi eczanemde doğru dürüst ıtriyat bulunduramıyorum.

Yukarıda saydığım malları turistik tarifeyle satabilmiş bir kuşağın bana "Sen tüccarsın" demesini doğrusu çok garip karşılıyorum. Bunları ben satmadım, siz sattınız ve acaba bu mesleğe " diplomalı bakkal" sıfatı ne zaman yapıştırıldı?

Kolay ticaretle dünyalık yapanların yeni nesli "tüccarsın" diye itham etmesi acaba terbiyeyle bağdaşıyor mu?

Ve gene biliyor musnuz ki bunca seneyi tek satır okumadan, dünyayı doğru algılamak için hiç bir çaba harcamadan ezbere yaşayıp da kendinden sonraki nesillere bomboş ve işe yaramaz bir köle zihniyeti bırakan neslinizin kültürel boşluğıunu doldurmağa çalışıyoruz!

Söyleyecek sözünüz yok! Fikrî dağarcığınız dünyayı izah etmeye yetmiyor. Sizi ezmiş bir irrasyonel otoriteyle sizden sonrakileri ezmeye çalışıyorsunuz ki unuttuğunuz şey bizim erişkin olduğumuz!

İrrasyonel otorite mezuniyetle bitmeyen emir komuta zinciridir!

Benim diplomamı almak için ne kadar çabaladığımı ne siz ne de kuşağınız bilebilir! Diplomamı hak edip etmediğimi söylemek için ne yaşınız ne haddiniz ne de yetkiniz yeter!

Anamın ak sütü gibi helal bir diplomaya dil uzatabilecek kadar terbiyesizseniz 250 yaşında olmanız bile hiç bir şeyi değiştirmez! Burada hiçkimsenin diplomasını hak edip etmediğini sorgulamadım çünkü herkesin mezuniyetini en az kendiminki kadar değerli bildim! Ama sizin böylesi kutsal bir değre dil uzatabilmeniz amacınız için ne kadar saldırgan ve yok edici olabileceğinizi kanıtlıyor!

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak Ne tüccarı ya,bakla ,bakla...
hani şu meşhur eczaneler zincirlerinde olması gereken zorunlu baklalardan...

babaruhi
alıntı:

Ne tüccarı ya,bakla ,bakla...
hani şu meşhur eczaneler zincirlerinde olması gereken zorunlu baklalardan...



Ya şu yazıyı alıntılayım dakaybolmasın çok güldürdü beni! hay sağ olasınz Sayın Yadak.

Dikkat buyrursanız sizin hiç bir yazınıza Sayın Güven'in yazısına verdiğim tepkiyi vermedim. Zira o biraz daha fazla ciddi ve düşünceli.

Şöyle yapsak? Genel Sohbet bölümünde siz de bir geyik köşesi açsanız? Karşılıklı atışsak? Siz de bir dizi yazı oluştursanız. Gerçekten çok gülüyorum sizin yazılarınıza. "Bakla" ha? Süper bir metafor , gerçi tam anlayamdım ama olsun... Ne dersiniz?
Bir de...
1- Mevcut ekonomik düzenimizi nasıl tanımlıyorsunuz?

2- Eczacı-devlet ilişkilerinize bakışınız nedir?

3- Eczacılığın mevcut durumundan memnun musnuz?

4- Özelleştirmeye bakışınız nedir?

5-Eczcıların ortaklık kurması fikrine bakışınız nedir? Gerek kendi aralarında gerekse başkalrıyla?

Sorularına bir ara zaman bulduğunuzda -elbet yani benim hemoroidimle ilgili istihabarat toplamaktan zaman kaldığında- cevap verirseniz fakiri şerefyab edersiniz. Muhabbetle...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak SON SÖZÜ BEN SÖYLERİM...!!!
EN BÜYÜK BENİM...???
(PAT ...!!! PAT...!!! PAT...!!!/GÖĞÜSE AVUÇ İÇİ İLE VE ŞİDDETLE VURMA SESLERİ...EFEM...!!!)
HER KONUYU BEN KAPARIM,HEM KONUYU KAPARIM,HEM DE KONUYU KAPATIRIM...
BİR DAHA KİMSELER AÇAMAZ,BEN AÇMADIKTAN SONRA...
HER KONUDA BİLGİ VE FİKİR SAHİBİYİM,O KONUDA LAF ETMİŞ BULUNAN UĞUR MUMCU'YU RAHMETLE ANMAM VE DE ONUN GİBİ ESKİ TÜFEK DEVRİMCİLERİ DE,KOMONİSTLERİ DE,SOSYALİSTLERLERİ DE, TATLI SU SOLCULARINI DA,DEVLETÇİLERİ DE,ÜLKÜCÜLERİ DE,VATANSEVERLERİ DE,DAHA BİLMEM NELERİ DE NE KADAR VARSA HEPSİNİ SUSTURURUM...
KİMSE BANA YANIT VEREMEZ,VERİRSE YANITINI ALIR,VERMEZSE İŞİ BİTMİŞTİR,ONUN YERİNE BEN KENDİ KENDİME YANIT VERİRİM,NE YANİ BU FORUM SAYFALARI BOŞ MU KALSIN?
NEREDE KALMIŞTIK...???
AYNEN DEVAM,BAŞKA KONU BULAMASAM BİLE DERT DEĞİL ESKİ KONULARI ,BAŞYAPITIMI TEKRAR,TEKRAR SOFRAYA SÜRERİM.BIKANLAR YEMESİNLER.
FASULYE DE MİLLİ YEMEĞİMİZ AMA HER GÜN YENMEZ DİYENLER HALT EDERLER,ONLARA DA HADDİNİ BİLDİRİR,BİR UZAY YOLU MACERASINDA FİGÜRAN OLARAK MASKARA EDERİM.HATTA CASTİNG'E FAZLA GÜVENMESİN KİMSE, JENERİĞE BİLE KOYMAM.
NE DE OLSA UZAY YOLU SAÇMALAMALAR DİZİSİNİN MÜELLİFİ DE,SENARİSTİ DE,REJİSÖRÜ DE BAŞ ROL OYUNCUSU DA BENİM.
SONRA KİM İNKAR EDEBİLİR Kİ HORLARKEN ORTAYA KOYDUĞUM OYUN GÜCÜNÜN ÜST DÜZEYDE ÖDÜL ALABİLECEK, HATTA OSCAR'LIK,CESARE'LIK VE DE HATTA ALTIN AYI'LIK,ALTIN ASLAN'LIK,ALTIN KOZA'LIK,ALTIN PORTAKAL'LIK OLDUĞUNU...
PORTAKAL ,ORADA KAL...DİYENE DE...
DERHAL LAPTOPUMDAN YERGİ OKLARI GÖNDERİLECEĞİNE KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN.
BEN BUYUM,BEN BİLİRİM,ÇÜNKÜ BEN OKUDUM,OKUYORUM,DÜŞÜNÜYORUM,ÇÜNKÜ VARIM,BEN TEK'İM.BENİM EŞİM MENENDİM YOKTUR,OLAMAZ.
BENDEN BAŞKA HER KES ,BENDEN BAŞKADIR,BENİMLE KIYAS BİLE EDİLEMEZLER,BEN DEĞİŞİĞİM,BEN FARKLIYIM,BEN BAĞIMSIZ,BAĞLANTISIZ BİR ÜSTÜN BİREYİM.BEN KENDİMDEN TARAFIM,BEN BENİ TUTARIM. ÇÜNKÜ EN BÜYÜK,EN AKILLI,EN İYİ DÜŞÜNEN,EN ÇOK BİLEN OLARAK IQ DEĞERİM BİR ÇOKLARININ DUDAKLARINI UÇURTUR.
BEN BURAYA YAZIYORSAM,KENDİM İÇİN DEĞİL KENDİMİ İSPATA İHTİYACIM YOK.KENDİM İÇİN BİR ŞEY İSTİYORSAM NAMERDİM.BURAYA YAZMALARIM İNSANLAR BENİM ENGİN GÖRÜŞ VE BİLGİMDEN YARARLANSINLAR DİYEDİR.
YOKSA BEN NİCE EKONOMİK,EDEBİYAT,VB. BİR ÇOK PLATFORMLARDAN ALDIĞIM DAVETLERE İCABET ETMEYE KALKSAM...OHOO... MAALESEF 24 SAATLİK GÜN YETMİYOR.ÇÜNKÜ NE DE OLSA BİR FANİ OLARAK KAHROLASI MECBURİYETTEN İFA ETTİĞİM BİR İŞİM VAR OLMASA DAHA BEN NELER YAZARIM,NELER...DEĞİL Mİ?


babaruhi
alıntı:

SON SÖZÜ BEN SÖYLERİM...!!!
EN BÜYÜK BENİM...???
(PAT ...!!! PAT...!!! PAT...!!!/GÖĞÜSE AVUÇ İÇİ İLE VE ŞİDDETLE VURMA SESLERİ...EFEM...!!!)
HER KONUYU BEN KAPARIM,HEM KONUYU KAPARIM,HEM DE KONUYU KAPATIRIM...
BİR DAHA KİMSELER AÇAMAZ,BEN AÇMADIKTAN SONRA...
HER KONUDA BİLGİ VE FİKİR SAHİBİYİM,O KONUDA LAF ETMİŞ BULUNAN UĞUR MUMCU'YU RAHMETLE ANMAM VE DE ONUN GİBİ ESKİ TÜFEK DEVRİMCİLERİ DE,KOMONİSTLERİ DE,SOSYALİSTLERLERİ DE, TATLI SU SOLCULARINI DA,DEVLETÇİLERİ DE,ÜLKÜCÜLERİ DE,VATANSEVERLERİ DE,DAHA BİLMEM NELERİ DE NE KADAR VARSA HEPSİNİ SUSTURURUM...
KİMSE BANA YANIT VEREMEZ,VERİRSE YANITINI ALIR,VERMEZSE İŞİ BİTMİŞTİR,ONUN YERİNE BEN KENDİ KENDİME YANIT VERİRİM,NE YANİ BU FORUM SAYFALARI BOŞ MU KALSIN?
NEREDE KALMIŞTIK...???
AYNEN DEVAM,BAŞKA KONU BULAMASAM BİLE DERT DEĞİL ESKİ KONULARI ,BAŞYAPITIMI TEKRAR,TEKRAR SOFRAYA SÜRERİM.BIKANLAR YEMESİNLER.
FASULYE DE MİLLİ YEMEĞİMİZ AMA HER GÜN YENMEZ DİYENLER HALT EDERLER,ONLARA DA HADDİNİ BİLDİRİR,BİR UZAY YOLU MACERASINDA FİGÜRAN OLARAK MASKARA EDERİM.HATTA CASTİNG'E FAZLA GÜVENMESİN KİMSE, JENERİĞE BİLE KOYMAM.
NE DE OLSA UZAY YOLU SAÇMALAMALAR DİZİSİNİN MÜELLİFİ DE,SENARİSTİ DE,REJİSÖRÜ DE BAŞ ROL OYUNCUSU DA BENİM.
SONRA KİM İNKAR EDEBİLİR Kİ HORLARKEN ORTAYA KOYDUĞUM OYUN GÜCÜNÜN ÜST DÜZEYDE ÖDÜL ALABİLECEK, HATTA OSCAR'LIK,CESARE'LIK VE DE HATTA ALTIN AYI'LIK,ALTIN ASLAN'LIK,ALTIN KOZA'LIK,ALTIN PORTAKAL'LIK OLDUĞUNU...
PORTAKAL ,ORADA KAL...DİYENE DE...
DERHAL LAPTOPUMDAN YERGİ OKLARI GÖNDERİLECEĞİNE KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN.
BEN BUYUM,BEN BİLİRİM,ÇÜNKÜ BEN OKUDUM,OKUYORUM,DÜŞÜNÜYORUM,ÇÜNKÜ VARIM,BEN TEK'İM.BENİM EŞİM MENENDİM YOKTUR,OLAMAZ.
BENDEN BAŞKA HER KES ,BENDEN BAŞKADIR,BENİMLE KIYAS BİLE EDİLEMEZLER,BEN DEĞİŞİĞİM,BEN FARKLIYIM,BEN BAĞIMSIZ,BAĞLANTISIZ BİR ÜSTÜN BİREYİM.BEN KENDİMDEN TARAFIM,BEN BENİ TUTARIM. ÇÜNKÜ EN BÜYÜK,EN AKILLI,EN İYİ DÜŞÜNEN,EN ÇOK BİLEN OLARAK IQ DEĞERİM BİR ÇOKLARININ DUDAKLARINI UÇURTUR.
BEN BURAYA YAZIYORSAM,KENDİM İÇİN DEĞİL KENDİMİ İSPATA İHTİYACIM YOK.KENDİM İÇİN BİR ŞEY İSTİYORSAM NAMERDİM.BURAYA YAZMALARIM İNSANLAR BENİM ENGİN GÖRÜŞ VE BİLGİMDEN YARARLANSINLAR DİYEDİR.
YOKSA BEN NİCE EKONOMİK,EDEBİYAT,VB. BİR ÇOK PLATFORMLARDAN ALDIĞIM DAVETLERE İCABET ETMEYE KALKSAM...OHOO... MAALESEF 24 SAATLİK GÜN YETMİYOR.ÇÜNKÜ NE DE OLSA BİR FANİ OLARAK KAHROLASI MECBURİYETTEN İFA ETTİĞİM BİR İŞİM VAR OLMASA DAHA BEN NELER YAZARIM,NELER...DEĞİL Mİ?




Tamam! Ben egosu şişkin bir salağım! Kabul! Her söylediğim de yanlış, tamam mı? Burada yazdıklarımın tamamı anlamsız olsun... Bunun size kazandırdığı ne vardır?

Tekrar soralım: Ben buradan yok oldum.. Aşağıdaki sorular nasıl cevaplandırılacak? Bu sorular cevapsız mı kalmalıdır?. Akil ve tecrübeli bir abimiz olarak sizin görüşleriniz nelerdir?

1- Mevcut ekonomik düzenimizi nasıl tanımlıyorsunuz?

2- Eczacı-devlet ilişkilerinize bakışınız nedir?

3- Eczacılığın mevcut durumundan memnun musnuz?

4- Özelleştirmeye bakışınız nedir?

5-Eczcıların ortaklık kurması fikrine bakışınız nedir? Gerek kendi aralarında gerekse başkalarıyla?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kaymak Sayın BABARUHİ ye
YANLIŞLIKLAR KOMEDYASI (sizinki daha uzun sürüyor !)
Başlıklı yeni bir konu açmadım ratinginiz yükselsin.......
----------------------------------------------------------------
Hatta bana sorarsaniz 60 yasindan sonra eczacinin mesul müdür çalistirmasi mecbur edilmeli 65 yas sinirindan sonra eczane sahibi olarak da çalismasi engellenmelidir.
-----------------------------------------------------------------
Bu denli sınırsız birey hak özgürlüklerinin bayraktarlığını yapan şahsınızın nasıl olupta eczacı kitlesinin önünü açmak için birey hak ve özgürlüğünü kısıtlamak uğruna hemde devlet otokrasisini kullanarak bireyin mesleğini yapmasının önüne engel koymayı hangi birey hakkının savunmasına bağlayacak yada liberalizmin neresine oturtacaksınız çok merak ediyorum
Birinci çelişki
-------------------------------------------------------------------
Elbette tüccarim ve bununla övünüyorum. Çünkü ticaret onurlu bir istir. Ilaci satiyorum! Ilâçtan kâr elde etmeye çalisiyorum ve elde ettigim kâr da anamin ak sütü gibi helâl.. Bana "tüccarsin" diyerek hakaret etmeniz asil büyük haddini bilmezliktir
--------------------------------------------------------------------
Tüccarlığı ile övünen birinin yazının devamında tüccar tanımını hakaret kabul etmesi , bunu ileri sürerek karşısındakini haddini bilmezlikle suçlaması , her fırsatta kendisine haksızlık ve hakaret edildiğini iddia eden birinin " Toplumun " değil bireyin haklarını ihlal ve saygısızlık ettiğinin açık bir kanıtıdır.
İşte size ikinci çelişki

Sonuç uzun süredir takip ettiğim forumda hakkınızda reklamın iyisi kötüsü olmaz düşüncesine sahip anarşist çizginiz olduğu kanısına vardım.
Aksini düşünecek olurda sizi Liberal düşünceye oturtacak olursam yine bir çelişki ortaya çıkıyor o zaman ya sizin şahsi fikirlerinizin yada Liberal düşüncenin çelişkilerle dolu olduğudur.

Bence şu övündüğünüz ratingi yüksek sayfanın ,kişisel çekişmelerle dolu kısımları kaldırılacak olursa bir hayli düşecektir, bireylerin çekişmeleri yerine fikirlerin konuşulup yazılması daha olumlu bir gelişme olacaktır.

kendi cehennemine düsmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasin BEN ! : ))

babaruhi Sayın Kaymak,

yazıları bu denli dikkatli okuyan bir okur olarak önerilerimi iki grupta topladığımı da bilmeniz gerekirdi.

1- Liberal düşünceye uygun olan ve planlamcılığın her türünden uzak olanlar

2- Sevgili helpçi ile bir zaman epey kapıştığımz mevcut düzen içinde kalınarak yapılabilecekler.

Bu yaş sınırlaması elbette özgürlükler açısından tatsız bir öneri ama şu da var ki elimizi koöumuzu bağlayan bibr takım durumların toptan değişemeyeceği düşünülürse en azından şu an için planlamcılık dahilinde ne yapılabilr ona bakmaktayım...

İkinci çelişkide bu tip bir okuma yapılabileceğini düşünmekle beraber cümleyi değiştirmedim.. Çünkü burada dikkat çekilmek istenen nokta "tüccar" kelimesine, karşı tarafça yüklenmek istenen olumsuz imajdı.

Bunun yanısıra eytingle ilgili düşüneli tavrınız için teşekkür ederim.. Yalnız köşenin fikrî içeriğini bir kalemde kişsel çatışmalarla bir tutmanız bana pek de o kadar ilgili bir okur olamayabileceğinizi düşündürdü. Bir bakın bakalım, önerileri hangi bağlamlarda sunmuşuz?

Öte yandan kişisel çekişmelerle ilgili yazıların kime ait olduğundan bahsetmemişsiniz. meselâ benim herhangi bir eczacınn özel hayatıyla ilgii herhangi bir imada bulunup bulunmadığım veya doğrudan hakaret eip etmediğime değinmemişsiniz.

Bunun dışında bu köşeyi kiisel çekişmelerle ilgili kullananların reytinge katkısı varsa bu da onların sorunu. Sizce salt kişisel çekişme bu kadar reyting yapar mıydı? Ben içeriğime güveniyorum...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

erdal erciyes 1- GÜLÜMSEYİN
2- İSİMLERİ HATIRINIZDA TUTUN
3- DİNLEMEYİ BİLİN
4- BAŞKALARIYLA İLGİLENİN
5- İLGİLERİ PAYLAŞIN
6- BAŞKALARINA ÖNEMLİ OLDUKLARINI HİSSETTİRİN


GÜLÜMSEYİN

babaruhi Tam bu köşeye lâyık bir yazı.


alıntı:
--------------------------------------------------------------------------------


alıntı:
--------------------------------------------------------------------------------

(eczacıların ilaç satma yetkisi tekel olarak değerlendirilmemelidir.
eczacıların böyle bir ayrıcalıkları ve hakları olamaz,olmamalıdır)
diyen biri mi bu soruları soruyor ne hakla...35 e bakla...
bu bakla başka bakla...
zincir baklası, herkese nasip olmaz...
iyi baklamalar
sevsinler özgürlük anlayışlarını, yasa ve yönetmeliklerle edinilmiş bir hakkın sonlandırılması ve herkese yayılması için daha neler yapılacak,daha ne kadar alçalınacak,göreceğiz.


--------------------------------------------------------------------------------

Böyle bir yazı yazılmış. Yazı iki bölüm. Birinci bölümde bakliyattan falan bahseidiiyor, bir takım espriler var. Güzel bir "buz kırıcı" giriş
Snrası analiz edilmeğe muhtaç ve değer.

"Yasa ve yönetmeliklerle edinilmiş bir hak" ifadesi "hak" kavramının yorumlanmasını getiriyor.

Burada daha önce pozitif ve negatif haklarla ilgili uzun bir yazı yazmış idi fakir...

Haklar her bir bireyin kendisine ait, kendi varlığnın mütemmim cüzü olan ihlal edilemez ve devredilemez temel menfaatleridir. Bu anlamda üç temel hak vardır:

Hayat hakkı,
Mülkiyet Hakkı ve İfade hürriyeti hakkı.
Bunlar hangi şart altında olursa olsun hükûmet uygulamalrından ve yasama otoritesinden bağımsız haklardır. Bu haklar keşfedilmişlerdir ve asla herhangi bir otoritenin takdiri değillerdir.

Bunun duışındaki "haklar" pozitif haklar olarak tanımlanıyor ki onlar hükûmet müdahalelerine, yasama otoritesine bağımlı ve bu yüzden asla temel bir hak olanayacak menfaatlerdir.

İşte eczacıların ticari imtiyazı da bu nevi "haklardandır" ( menfaatlerdendir)

Bir temek hakkın kullanımı asla bir başka bireyin temel haklaırnı zedelemez. ( Kötü kullanım dışındaki zaten bu durumu dışarıda tutuyoruz) Yani benim yaşamam bir başksının hayat hakkını normal şartlarda etkilemez. ya da benim şiddeti çağırmayan, yalan olmayan herhangi bir ifadem başka hiç kimsenin fikrini açıklamasını engellmez.

Gelin görün ki eczacılğın ticari imtiyazı böyle bir " hak" değidir. O taamen bir menfaat grubunun kollanmsına yönelik çıkarılmış keyfi mevzuatın bir ürünüdür. İlâcın yapsı ve hastaya sunmuyla ilgili sorumlulukların eczacıya ait olması onun ticaretinin de eczacının tekelinde olmasını haklı kılmaz.

Bu açıdan bahsedilen "hak" tartışmalı bir haktır ki temel haklar üzerinde böyle br tartışma söz konusu değildir. Eczacınn ticari imtiyazı başka bilemeyeceğimzi pek çok iş kolunda değişiklikler yaratabilir, bu temel hakların doğal kullanışındaki etkisizlikten çok ayrıdır.

Özetle: temel haklar doğları gereği diğer hakları kısıtlayıcı yönde çalışmazlar

temel haklar otorte takdirinden bağımsızdırlar

temel haklar her bir bireyin varlığın mütemmim cüzü oldukları için tartışılmaz şekilde kabul edilirler

Bu özellikleri taşımayan diğer "haklar", diğer haklar gibi birer "menfaat" olmakla beraber aynı "haklılığı" doğurmazlar ve bu yüzden " gerçek birer "hak" sayılmazlar ki eczacılığın ticari imtiyazı bu kabildendir.

haklarla ilgili kuramsal yaklaşımımız kaybolmasın...

Sayın Yadak,

Reyting bir yazıya verilen cevaplar değil, okunma sayısı demek. Eğer matematik okumuşsanız benim kendi yazılarıma bu kadar çok tıklayabilmek için epey uğraşmam gerektiğini çıkarabilirsiniz. velev ki kendi yazılaırmı tıklayıp duruyorum, velev ki egosu şişkin bir salağım...

Sizin cevabınız ne?

Çözüm öneriniz ne?

Yaklaşımınız ne?

Yani çok kaba olmazsa benim ne veya ne olduğumdan SİZE NE? ortaya konan fikirlere saygısızlığınızın , insanların kişliklerine de yönelmesini siz sağlıklı buluyor musunuz?

Sabahten beri size meslekle ilgili gayet de ciddi sorular soruyorum. benim kim veya ne olduğumla ilgii acayip satırlar yazıyorsunuz. 20 küsur yıl boyunca işgal ettiğiniz mevkilerin bizi nereye getirdiğini tavrınız zaten belli ediyor. Haklarla ilgili bu galiba ikinci yazım bana " hak ona değil, buna denir, hakkın içeriği şöyledir" falan gibi konu içinde kalan tek bir cevap veremedniz.

Burada sürekli içerikli yazıları baltalamakla ne yapmak istiyorsunuz?

Sayın İkna'nın yazıları sizin savuduğunuz bütün dogmalara ters ona da bir cevap veremiyorsunuz.

Bir kere daha soruyorum. benim kim veya ne olmam sizi nereye götürür? Ne işinize yarar? Siz ne üretirsiniz? Ne fikriniz vardır? Kime niçin karşı çıkarsınız? Tuhaf?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yadak yanıtlar 454
sayın bakın 400 tanesi kimin...
ne rating değil mi?
kendi tapınağını kendin yap,tapın dur.
işte liberalizm...
sevsinler
bir tek ana fikir var
eczacı bir hiçtir,ilaç satma tekeli olamaz,olmamalı,muvazaa denilen illet,yasa ile kurallara bağlanmalı,eczane işletmeciliğini becerebilemeyenler için ayrılmış sorumluluklu(ne demekse) ortaklık ile parayı veren düdüğü çalsın...,
sevsinler...
o diplomayı başkalarına peşkeş çekilsin diye vermezler kimseye bu bir haktır,unvandır kişiye özeldir...
o işletmeci profesör milletvekili işte böyle mesleğinin kadrini ,kıymetini bilmeyenlerden aldığı destekle o yasa önerisini veriyor.
sahibinin sesi....
başka ne beklenir ki?


babaruhi
alıntı:

yanıtlar 454
sayın bakın 400 tanesi kimin... Beniiim! :)
ne rating değil mi? Reyting okunma sıklığıdır cevap sayısı değil
kendi tapınağını kendin yap,tapın dur. Eveeet! EİS olmasın?a da TEB
işte liberalizm... İşte liberlizm işte hukuuuuk!
sevsinler Sevilmeycek şey mi?
bir tek ana fikir var Bravo!
eczacı bir hiçtirNerede yazıyo?,ilaç satma tekeli olamazOlur mu canım? Bana kalsa amortisör de sattırıcam eczacılara! pardon palet , terlik , şnorkel satanlar kimlerdi ya? benim eczanede hiç olmadılar da,olmamalı,muvazaa denilen illet,yasa ile kurallara Vaaay! yasa ile kurallara bağlanma terişminin hepsini bir anda telaffuz ettiğimize göre iyi öğrenmişiz, yıldızlı pekiyi!bağlanmalı,eczane işletmeciliğini becerebilemeyenler için ayrılmış sorumluluklu(ne demekse) ortaklık Tabii.. Ne demek? herkes neyapacağını, ne yapabileceğini yasadan öğrenecek demek. uzun uzun yazdık hiç mi okumadınız, gücendim ama... ile parayı veren düdüğü çalsın..., Parayı vermden düdüğün çalınabildiği rejimlere sosyal devlet diyoruz :)
sevsinler...
o diplomayı başkalarına peşkeş çekilsin diye vermezler kimseye bu bir haktır,unvandır kişiye özeldir... yahu kişiye özel bi şeyin ne için verildiğinden kime ne? ne isterse yapar insan o diplomayla. ben hiç diplomanın hediye edildiğini duymadım herkes söke söke alıyor. Öyleyse kimin diplomasındn kime ne? Tuhaf?
o işletmeci profesör milletvekili işte böyle mesleğinin kadrini ,kıymetini bilmeyenlerden aldığı destekle o yasa önerisini veriyor.
sahibinin sesi....[b] Burası çok dahice bir belden altı vuruş. "Köpek" demeye getiriyo. hani eski plaklar var ya köpek resimli... Eh hadi bu da ötle olsun.. :)
başka ne beklenir ki?




Şimdi kendinizi tatmin ettiğinize göre sayın yadak bu akşam şu aşağıdaki soruların cevaplarını bir kere daha rica etsem?

Diyelim ki bu satırları kendisi için yazdığınız kişi hiç var olmadı?... O zaman aşağıdaki mevzularda neler düşünürdünüz sayın Yadak?

Müssadenizle tekrar sormak istiyorum:

1- Mevcut ekonomik düzenimizi nasıl tanımlıyorsunuz?

2- Eczacı-devlet ilişkilerinize bakışınız nedir?

3- Eczacılığın mevcut durumundan memnun musnuz?

4- Özelleştirmeye bakışınız nedir?

5-Eczcıların ortaklık kurması fikrine bakışınız nedir? Gerek kendi aralarında gerekse başkalrıyla

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

erdal erciyes sosyal kişi olmak sadece kendi yaşadıklarımızın doğruluğu ile değildir..
başkalarının yaşamlarındaki renkleri görerek, takdir,iltifat,teşekkür ve her türlü övgüye layık olanları bulup, diğer insanlara bunları veriniz ki sizler de kendi yaşamınızın anlamını kavrayabiliniz..

- başkalarındaki güzelliği göremeyen kişiler, kendi güzelliklerini de zamanla kaybedeceklerdir

babaruhi
alıntı:

sosyal kişi olmak sadece kendi yaşadıklarımızın doğruluğu ile değildir.. hay ağzınıza sağlık
başkalarının yaşamlarındaki renkleri görerek, takdir,iltifat,teşekkür ve her türlü övgüye layık olanları bulup, diğer insanlara bunları veriniz ki sizler de kendi yaşamınızın anlamını kavrayabiliniz Bunu anlamış olmanız ne güzel, bir de uygulayabilseniz...
- başkalarındaki güzelliği göremeyen kişiler, kendi güzelliklerini de zamanla kaybedeceklerdir Mesela bilip bilmeden başkarlıan "muvazaalısın" diyenler de buna dahil midir? Ağzınızı siler misniz, kenarında itham duruyor da..



bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Bu arada Sayın veziroğlunun ayrıntılı önerileri güme gitti arkadaşlar.

Şunu belirtmeliyim ki buradaki en radikal devletçileri bile şaşırtacak kadar osyalist önerileri incelenmeyi ve elelştirilmeyi hak ediyor.

İncelenmesi ve eleştirilmesi gerekliliği kendi içerisindeki tutarlılıktan kaynaklanıyor.

Madde madde düşünülmüş epey emek srfedilmiş bir öneri.

Ben ilk gödüğmde ciddi ciddi br kanun tasarısı zannetim ve kanım dondu.

Liberal bir insan olarak önerilerini bütününü lesinlikle kabul edilemez bulmakla beraber forumun bu bulanık ortamında, kişisel hakaretleri göze alarak önse sürülmüş son derece cesrur öneriler olduğunu söylemeliyim.

Bence sayın Veziroğlu'nun önerileri tam da "İşte halep işte arşın" tarzı bir sınav bizim için.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Foruma ilk girdiğim zaman vurguladığım şeyi bir daha yazmak istedim, sabrınıza sığınarak.

İnsanın ifade hürriyeti hakkı, onun her türlü değişmez özelliklerinden ve tercihlerinden bağımsız bir haktır.

Çok sivri bir örnek olacak ama farz edelim ki bir erkek meslektaşımız cinsiyet değiştirdi? ( Bu cümleyi okur okumaz yüzünüzün aldığı şekli ve klavyeye sarılışınızı görür gibiyim) Bu meslektaşımızın görüşlerini burada nasıl karşılardık? Mevcut duruma göre muhtemelen tercihiyle dalga geçen, durumunu hafife alan ve bu yüzden sözlerinin anlamsız olduğunu savunan bir tepkimiz olurdu. ( Buna “hayır” diyeceklere çok daha akılcı durumlarda insanlara “gerzek”, “şizofren”, “haspa”, “Sabrımı taşırma!”, “muvazaatör” denildiğini hatırlatmama izin verin.. Bu sözleri Marslılar sarf etmedi…)

İfade hürriyetinin sınırı, başka bir insanın temel haklarının ihlaline kadardır.

İmdi.. Bu argümanlar, bireyin anlamlı ve değerli olduğu, herhangi bir amaç ve kitle arzusuna feda edilmediği toplumlar için geçerlidir.

Eczacısı olduğumuz toplumumuz böyle midir? Maalesef hayır. Bizde beraberlikler kişilerin gönüllü ve bilinçli tercihlerinden ziyade kitlelerin kabullerine göre şekillenir. Dolayısıyla bizde övünme vesilelerinin en büyüğü belli bir kitleye mensubiyettir.

Peki bu kitlesel beraberlik neye göre şekillenir? “Amaca “ göre. Kitlenin otoritesinin belirlediği amaca göre.

Otoritenin belirlediği bu amaca göre oluşmuş bu beraberlikte kişisel fikirler ancak otoritenin belirlediği kitlesel çıkarlara uygunluk ölçüsünde değerli addedilir.

Duırmaksızın TEB veya sendikanın “seçilmişlerinden” bizi kurtarmalarını beklememizin sebebi budur. Birey olarak sergileyemedikleri feraseti, bir araya gelince sergilemelerini bekleriz.

Somut bir olayı serinkanlılıkla inceleyelim. Fakirin savunduğu “Ayrılmış Sorumluluklu Eczacı Ortaklıkları” sistemi daha başından hakaretlerle karşılandı. Bu örneği vermemin sebebi sivri olmasındandır ki anlatımı belirginleştirebilelim, başka bir amaç güdülmemiştir.

Meslektaşınız bundan ne anlaşılması gerektiğini ayrıntılı şekilde açıklarken iki tip tepki elmiştir. Birinci tip tepkiler çok az kişinin söylenenleri irdeleyerek, söylenenler bağlamında kaleme aldığı eleştirilerdi.

İkinci tip tepkiler ise önerilerin yazarının özel iş ve aile hayatı öne sürülerek söylenenleri çürütmeye çalışan “eleştirilerdi”.

İkinci tip eleştirileri öne sürenlerin beraberlik anlayışı “amaç merkezli” beraberlik anlayışı idi. Bu eleştirmenler için insanlar ancak aynı amaç için bir arara gelince güçlü ve değerli bir beraberlik oluştururlardı. “Berabersek güçlüyüz!” sloganı amaç merkezli beraberliklerin anahtar cümlesidir. Amaç merkezli beraberliklerin en önemli yanı hiyerarşik olmalarıdır. Amaç merkezli beraberliklerde kişi önce kurulu bir düzenin en altından örgütlenmeye katılır zamanla otoritenin lütfuyla yükselir. Zaten ikinci tip eleştirmenlerin hepsinin istisnasız bir örgütlenmenin üyeleri olmaları ve durmaksızın kıdemi vurgulamaları da amaç merkezli beraberliklerin otoriter yönünü gösterir.

Amaç merkezli beraberliklerde ortak amacı kimin belirleyeceği konusu eşitliğe dayalı olarak tartışılmaz. Bu belirleme doğal olarak hiyerarşinin en üstüne aittir.

Bu yüzden amaç merkezli beraberlikler mutlaka meşruiyet açısından kendi dışlarından bir kaynağa muhtaçtırlar. Bizdeki meslek örgütlerinin kanun zoruyla kurulmuş olması gibi. Eczacıların bu örgütlere katılmamak gibi bir şansları yoktur. Meslek örgütlenmelerimiz meşruiyetlerini üyelerinin ortak ve gönüllü rızasından değil de yasamanın keyfi emirlerinden ( bizdeki anlamıyla kanun) alır, almak zorundadır.

Dolayısıyla kitle örgütlenmeleri sanıldığı gibi demokratik değil aksine oligarşik yapılardır.

Bu oligarşik yapılar paternalist bir düzenden büyük bürokrata yani devlete eklemlenerek, sorgulanamazlıklarını ve birey üzerindeki egemenliklerini meşrulaştırırlar.

Bir meslektaşımız savunduğumuz fikirleri burada yazabilmemizden daha büyük özgürlük olup olmadığını sormuştu. İşte bu anlayış , bireyin haklarının zaten ancak otoritenin takdirine bağımlı olduğunun kabulüdür. Demek ki biz haklarımızın diğer hakları ihlal ettiği yere kadar değil de herhangi bir otoritenin takdir ettiği sınıra kadar özgürüz?

Forumumuzda yazarlar ancak ve yalnız kişisel özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Kışkırtıcı olmak pahasına mesel Sayın İkna ve Helpçi fakirin söylediklerinden çok da farklı olmayan fikirler sunmalarına rağmen onlar fakirle aynı eleştirileri almamışlardır.

Bu hem iyidir hem kötüdür. İyi olmasının sebebi hakarete uğramamalarıdır. Kötü olan tarafı kişiliklerinin beğenilmesi, fikirleriyle ilgili yorumları gölgede bırakmıştır. Bu iki meslektaşımızın gerek bilgi gerek karakter açısından güçlerini takdir ederim ama forumda ikisinin de fikirlerine yönelik bir yorum yapılmamış olması ilginçtir. İnsan merak etmektedir, bu değerli yazarların yazılarından kimin ne aldığı nasıl bilinecektir? Ama bu gecelik biraz yoruldum, izninizle yarın devam edelim.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Forumda şu sıralar sıkça duyduğumuz bir lâf var. “buraya siyaset bulaştırıldı”. Ya da buna benzer siyaset karşıtı cümleler…

İmdi.. Eğer eczacılığın meselelerine çözüm içn öneriler usnuyorsak zaten siyaset yapıyoruz demektir. Yani? Kamu hukunun nasıl şekilleneceğinden bahsediyoruz demektir. Yani? Yürütmenin nasıl yapılanacağından bahsediyoruz demektir. Kamu hukuku “kamunun hukuku” herkesin uyacağı kurallar demek değildir, evvelâ bunu belirtelim. Kamu Hukuku sadece yürütme erkinin iç işleyişini düzenleyen kurallar manzumesidir.

Dolayısıyla nasıl bir devlet yapısı istediğimizi, dolayısıyla nasıl siyaset yapmamız gerektiğini konuşuyoruz demektir.

Olayın partiler bazında değerlendirilmesi sadece somutlaştırma ve anlaşılır olabilmek açısından değerlidir yoksa saç saça baş başa gelmek için değil…

Eczacılığın mevcut durumuyla ilgili gelinen yer de siyaset yaptığından haberi olmayan ama bürokrasinin dayattığı belirli bir siyasi sistemi olduğu gibi kabul eden ve içindeki ideolojik örgütsel egemenlikle de bu sistemi tasdik eden meslek örgütlerimizin eseridir.

Yürütme erkini, bireysel mülkiyet üzerinde kategorik olarak üstün kıldığınızda, sahipsiz toprakları otomatik olarak “kamu malı” saydığınızda, yürütmeyi ekonomide birinci belirleyici, büyük işveren, sözleşmeleri belirleyen yetkili ( bizim sözleşmelerimiz meselâ) kıldığınız zaman fiilen sosyalist bir ( aslına bakılırsa özel sektörü yok etmediğimiz zaman buna faşizm denir ama, o kadar ayrıntıya girmeyelim) sistem getirmiş olursunuz ve bu siyasetin ta kendisidir.

Bugün eczacılığın meselelerinin siyaset dışında tartışılması gerektiğini söylemek, siyasilerin bürokrasiyle eklemlenmiş çıkar ilişkilerinden ayrılmak gibi görünse de özünde bürokrasinin dayattığı siyasetin dışında bir öneri getirilmemesi için üstü örtük , yumuşatılmış bir tehdittir.

Bu yüzden, meslek örgütlerimizin, bireyselliğimizi ipotek altına almış bütün örgütlenmelerin ileri sürdükleri her fikrin toplumun genel faaliyetlerini değiştirecek birer siyasi önerme olduğuna dikkat etmesi gerekmektedir.

Mesele siyaset dışı kalmak değil, aksine birilerinin bize sormadan üstümüze bir siyaset gömleği biçmesine engel olmaktır. Bu birileri TEB de olabilir EİS de MHP de İP de...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy
alıntı:

Siz elindeki paradan başka hiçbir değere sahip olmayan, hastaya yemlik, doktora ilahmış gibi bakan, para kazanmak için her yolu mubah sayan, rüşvet veren, sahte reçete düzenleyen, koli koli küpür biriktiren, diplomasını para babalarına peşken çeken, dürüst davranarak maddi çıkarlarına engel olduğu için meslektaşlarını yok etmek adına her türlü pisliği yapan , seçimlerde oy satan eczacıların yaş ortalamasını biliyor musunuz?

Bu tartışmanın sonu gelmez. Şu kadarını söyleyeyim. Büyüklerinize karşı takındığınız tutum sadece sizi küçük düşürür. Aynı sözleri hiç yüzünüz kızarmadan babanıza ve annenize de söyler misiniz? Ya da benim gözlerimin içine bakarak “Siz çağdışısınız” derken utanmayacak mısınız?

Sınırlarınızı bilmelisiniz? Yazılarınızı okurken sizin adınıza ben utancımdan öldüm. Siz kendinizi tanıtırken lütfen Tüccar’ım deyin. Diplomanızı asla hak etmiyorsunuz.


G.G.T.



alıntı:

sayın sidarta =gülsüm güven buradaki söyleminiz genç meslektaşlarınız içinmi açıklarsanız sevinirim.

saygılar

ELİFOZGE1 SN,GÜLSÜM GÜVEN
SİZ MESLEKTAŞLARINIZA BU KADAR KÖTÜ YAKIŞTIRMALAR BU KADAR KÖTÜ İTHAMLAR YAPARSANIZ DEVLET,KURUMLAR,VATANDAŞLAR NEDEN AYNI ŞEYİ DÜŞÜNMESİNLER.BU DÜŞÜNCELERDEN YOLA ÇIKINCADA TÜM ECZACILARA POTANSİYEL DOLANDIRICI GÖZÜ İLE BAKILIYOR.HER ECZACIYI GENELLEYEMEZSİNİZ EĞER BÖYLE BİRŞEY YAPARSANIZ SİZDE BU GENELİN İÇİNDESİNİZ O ZAMAN TÜM GENÇ MESLEKTAŞLARDAN ÖZÜR DİLEMELİSİNİZ

babaruhi Genç arkadaşlarımın düştüğü bir yanlış anlamayı düzeltmem gerekiyor.

Sayın Güven'den alıntılanan yazıda muhatap benimdir ... Bu yazı belirlibir kişiye yazılmış olup bütün genç kuşağı kapsamamaktadır.

Sayın Güven'in benim yüzümden bu şekilde hırpalanmasını kat'iyen onaylayamam.. Yazı benim daha önceki bir yazıma cevap olarak yazılmışitır.. Onun için insanı yereceksek bile doğrudan adını anarak yermenin gerektiğini bir kere daha duyuruyorum. Daha önce Sayın yadak ve Erciyes'e hitaben söylediğim gibi, kimi yerecekseniz, adını açıkça ifade edin ki değeri meslektaşlarım, yangın büyüyp her yeri sarmasın.

Lütfen Sayın Güven'i daha fazla hırplamayınız.. Teşekkürler, saygılar...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy ORTAYA SÖYLENEN LAF KİŞİSELLEŞTİRİLEMEZ.O ZAMAN OSÖZ DÜZELTİLMELİDİR.

saygılar

babaruhi Türkiye belli bir metodun durmaksızın tekrarlandığı, aklın kısırlaştırıldığı bir yer halini aldı.

Tartışmalarda genel metod, tam da Amerikan hukuksal faydacılığının kullandığı, " sanık ehil değilse söyledikleri de geçersizdir" mantığıdır.

Forumda 3-4 kişi dışında istisnasız herkesin kullandığı bu metot açıkça terbiyeden ve ahlâktan uzak bir metottur.

Daha önce de değinilmesine rağmen tekrarlamakta sayısız faydalar vardır. Zaten bu köşenin de amacı "Doğru nereden gelirse gelsin kabul edilmesine" çalışmaktır.

Bir grup insanın sadece ortakl bir amaçla bir araya yığılmasının herhangi bir ortak akıl doğurmadığını, doğrunun her bir bireysel akılla zatenbulunabilecek bir şey olduğunu burada sayısız defalar belirtik.

Sorumlulukta ve menfaatte kitleleşmek meslektaşlarımıza çok caizp görünmektedir.

Zira bu yöntem kişisel becerilerle , çabalayarak menfaatleri elde etmekten daha az yorucudur. üstelik bir araya gelerek yapılan herhangi bir linç teşebbüsünde herkesin elleri eşit kirleneceğinden masumiyet kendiliğinden sağlanmış olacaktır.

Eczacıların genel tartışma yöntemlerinde bu kitleleşme vazgeçilmezdir.

Ortak akıl mitine duyulan sarsılmaz inanç ve ortak sorumluluk yanılgısı, sorunlarımızn çözümsüzlüğünde en temel iki etkendir.

Ve fakat kitlemizin bir türlü anlayamadığı şey bu tavır medeni tavır değildir. İş bölümünün arttığı, bireylerin varlığının tanındığı bir çağın tavrı değildir.

Mensubiyetin kör inanacı, kitleyi Tanrılaştırmakta, onu sorumluluklardan azade kılmaktadır.

Böyle bir anlayış, içinde birey olarak insanı barındırmaz... Zaten forum da bu tip bir vahşetinve ilkelliğin kök saldığı bir yapı haline gelmiştir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

erdal erciyes - başkalarındaki güzelliği göremeyen kişiler, kendi güzelliklerini de zamanla kaybedeceklerdir Mesela bilip bilmeden başkarlıan "muvazaalısın" diyenler de buna dahil midir? Ağzınızı siler misniz, kenarında itham duruyor da..


,,,,,,,,,,,, AĞZINIZI SİLERMİSİNİZ.....

benim yazıma verdiğiniz bu saygısız cevabın farkındamısınız?
ağzımın kenarındaki ne kuduz bir salyadır, ne de kusmuktur..
sizi terbiyeli konuşmaya davet ediyorum..
geç oldu zira yeni farkettim..
biraz terbiyeli olun..


TOPRAK VE KUL ..

" BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN"...Yunus Emre'den

demirbasecz boşverin erdal abi niye uğraşıyorsunuz?
Fikr-i sabit diye birşey var.

* * *

erdal erciyes ömer kardeşim..

insanın fikri sabit bile olsa dili edepli olmalıdır..


seni gerçekten seviyor ve taktir ediyorum..
gençliğimi hatırlatıyorsun..
şirinevleri..ist.
Hak yardımcın olsun

TOPRAK VE KUL ..

" BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN"...Yunus Emre'den

demirbasecz sizden böyle övgüler almak güzel erdal abi saolun

* * *

babaruhi Erdal Bey, insanlara "muvazaalısın" demek gibi bir davranışı edepsizlik olarak görmüyorsanız bir kere daha söyleyeceğim ağzınızı silin, kenarında itham duruyor.. isterseniz bir kere daha söyleyeyim?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

erdal erciyes babaruhi..

inşallah Allah(c.c.) seni tez elden terbiye etsin..

TOPRAK VE KUL ..

" BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN"...Yunus Emre'den

babaruhi Amin cümlemizi... Bir soru (cc) kısaltması koymazsak imanımız gider mi?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

erdal erciyes dalga geçmeye devam et bakalım, hemde ALLAH(C.C.)İLE İLGİLİ..

SORUNA GELİNCE; İMANI RAB BİLİR BEN NEREDEN BİLEYİM İMANINI..

TOPRAK VE KUL ..

" BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN"...Yunus Emre'den

babaruhi Fetva verildi galiba? Vurun abalıya ey ehl-i iman!

İşin kötüsü köşenin niteliği sulanıyor...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

erdal erciyes CİDDİ KONUDA SAÇMALIYORSUN..

TOPRAK VE KUL ..

" BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN"...Yunus Emre'den

babaruhi "ciddiyet"?
bir bakalım acaba hangisi "ciddi"?

insanın içindeki kötüyü külliyen reddederek bunu yok etmek için insanların ifade özgürlüğünü kısıtlanmasını savunan zat-ı âlilerine karşı olmak mı? ( Bunu yapan benim)

Allah adının anılması esnasında (cc) kısaltmasını kullanmamanın imanı zedeleyeceğini düşünmek mi?( Bunu da siz yapıyorsunuz)

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

demirbasecz işte özgürlük böyle başka insanların değer yargılarını sorgulamak, Dalga geçmek, hiç gereği olmadığı halde tartışmayı içeriyorsa bu savunduğunuz özgürlük anlayışı ülkemizin başına çok dertler açar.

Erdal bey öyle inandığı için (C.C.) kısaltmasını yazmış. Bununla dalga geçmeyi özgürlük olarak anlayıp insanlarla dalga geçiyorsunuz ama yeri geldiğnde havadan nem kapıp bana muvazaa eczacısı demek istediler şerefsizsiniz ispat edin gibi paranoyakça triplere girip diğer insanların özgürce laf etmesine karşı çıkıyorsunuz. Devamlı methettiğiniz özgürlük anlayışını çok iyi temsil ediyorsunuz.

Ama erdal abiyi kutluyorum. Oyuna gelmiyor. Değer verdiği şeylerle bilinçli olarak dalga geçildiği halde bazılarının amaçladığı gibi kontrolünü kaybedip kötü sözler söylemiyor.

* * *

erdal erciyes BEN ZEDELER DEMEDİM.. YAPMA ALLAH AŞKINA..

SENDE HİÇ İZAN YOKMU.. İFTİRA ATMAKTAN ZEVK Mİ ALIYORSUN ?
SENİN NİYETİN NEDİR ARKADAŞ..
KENDİNE İLLA HASIM, DÜŞMAN MI EDİNMEK İSTİYORSUN.. EĞER ÖYLE İSE BEN BU İŞTE YOKUM..

DUA EDERİM, ALAYA ALIRSIN..
NE İSTİYORSUN ANLAYAMADIM, ANLAMAK TA İSTEMİYORUM..

TOPRAK VE KUL ..

" BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN"...Yunus Emre'den

babaruhi demediğinizi bende biliyorum canım efendim...

dalga geçmeye devam et bakalım, hemde ALLAH(C.C.)İLE İLGİLİ..

sözünüzden çıkarsadık.. Allah ile dalga geçmek sanırım imanı bayağı bir ZEDELER? Bu cümlenizden beni Allah ile dalga geçmekle suçladığınızı çıkarmıştım, yanılıyorsam düzeltiniz...

Bu köşe şirazesinden çıkmak üzere.

Sayın Erciyes başka bir köşe açın orada dvam edelim. Köşe iyice sulandı, ciddiyetini kaybetmek üzere...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

erdal erciyes ALLAH (C.C.) İLE DALGA GEÇİYORSUN DEMEDİM..

SEN DALGANI GEÇ BAKALIM DERKEN NE DEMEK İSTEDİĞİMİ BAL GİBİ ANLIYORSUN.. BENİMLE DALGA GEÇMEK MAKSADIN..
BU KONU CİDDİ BİR KONU OLDUĞU İÇİN HAFİFE ALMA DİYORUM..
BENİ AŞAR, SAHİBİNE ULAŞIR..
BU YÜZDEN İKAZ EDİYORUM..

BÖYLE KONULARI SULANDIRMAMAK LAZIM..

TOPRAK VE KUL ..

" BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN"...Yunus Emre'den

babaruhi ".. Allah ile ilgili" sözünüzü yanlış anladıysam özür diliyorum efem...

Konunun sahibiyle fakir halleşir merak buyurmayınız...

İncir çekireğini doldurmayan mevzulardan bir iman problemi ıkarıyoruz ya helal olsun bize... Siz gene de ayrı bir başlık açın..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy ak parti döneminde ssk reçeteleri eczanelere indi. eczaneler büyük bir pazar kazandı.maddi kazancımız çok arttı. eskiden yerli arabaya biniyordum şimdi jaguarmı alayım,kia cipmi alayım diye düşünüyorum.sizce ne yapayım.sayın babaruhi bu konudaki görüşünüz nedir.

saygılar

babaruhi sözün aslı böyle olmamakla beraber: "alabileceğiniz en ucuz konforlu arabayı alabileceğinizi en pahalı konforlu evi alın" derim darısı başımıza ayrıca... güle güle kullanın yeni arabanızı..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

kthy lüks bir ev aldık zaten.son üç yıldır kazandığımız paraları harcamak için değişik alternatifler düşünüyoruz.

saygılar

babaruhi O zaman bana : "Zenginin malı züğürdün çenesini yorar" demekten gyrısı düşmez, eczacım... Allah güle güle oturmayı nasip etsin...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

demirbasecz sayın babaruhi eczaneyi açtığım 9 ay sonunda elimde büyük bir nakit oluştu. Sizce nasıl değerlendirmeliyim? Arsa al diyorlar ama pek uğraşamayacağım. Altın mı alsam acaba?

* * *

kthy ak parti döneminde eczacılara verilen sskya ilaç verme hakkı eczaneleri zengin etti. her fırsatta akpyi eleştirmek doğrumudur.yoksa bardağı birazda dolu tarafından görmemizmi lazımdır.

saygılar

alm VAY MEĞER NE ZENGİN OLAN ECZANELER VARMIŞ.BİZE BİR KATRESİ DÜŞMEDİ
BIÇAK SIRTINDA GİDİYORUZ BE
BU YAZDIKLARINIZ HAKKATEN GERÇEKMİ??????*

kthy sskya yakın hizmet veren bölgelerde kazançlar gerçekten yüksek herkesin ağladığına inanmayın.

saygılar

demirbasecz bu devirde eczacıysanız ve para kazanamıyorsanız
-ya gereğinden çok masraf yapıyorsunuz
-ya reçetelerinizde çok hata çıkıyor ve kesinti oluyor
-ya yeriniz çok kötü hastalar az geliyor
-ya devletin istediği gibi karlı bol M.F.li ilaç yerine karsız ilaçları veriyorsunuz.
-ya da alımları çok kötü yapıyorsunuz.

İnsanlar paraları geç ödenince zarar etmezler(tabi kenarda 5-10 milyar yedek para tutmuşlarsa). Sonuçta o para Yeşil kart hariç iyi kötü ödeniyor. yeşil kartı 5-10 milyar yedek para ile idare edebilirsiniz. Bunun için birkaç ay dişinizi sıkıp bu parayı kenara koymalısınız.

Bu devirdeki mal fazlaları hiç olmamıştı 10+20 10+25 olan ilaçlar bile var. Zaten muadili olduğu halde mal fazlasız ilaç alıyorsanız takkenizi önünüze koyup biraz düşünün derim. Sonuçta doktor ne yazıyorsa ve siz sadece onu veriyorsanız karlı muadilleri veremiyorsanız bu satış kabiliyetinizle alakalıdır.

Ben eczaneyi açalı 10 aya yaklaştı. Üstelik İlçemizde katılım paylarını almamak promosyon vermek gibi illegalitenin hepsi var buna rağmen (üstelik vergileride verdim ve vereceklerimide hesap ettim hatta vergiden doğru dürüst bişey de düşmedim) baya bir kar ettim.

Belki eczanesini yeni açacaklara faydası olur;
-kenarda 15-20 milyar paranız olmalı
-ilaç alımlarına büyük önem verin. Sonuçta 10+1 yerine 10+2 alsanız En kötü ihtimal %5 karınıza olur. 10000ytl ciro yapsanız(ki bu düşük bi ciro) 500 ytl eder.

bu şartlarda kar etmiyorsanız biraz düşünün derim.

* * *

Sidarta Haydaaa... !!!
Neler oluyor burada ya.. Tam toparladık, tam arkadaş olduk, tam konuşma adabını yakaladık derken bir de arkama baktım ki savaş meydanına dönmüş ortalık.
Yapmayın arkadaşlarım inanın ki birbirimizi küçümsemeden de anlaşabiliriz. Hele dinlemeyi becerebilirsek.. Sakin olmak, saldırmadan, alınganlık göstermeden konuşmak neden bu kadar zor geliyor bize.

İki tavır var ortada. Biri bu sistemin dejerenasyonuyla sitemin dilini kullanarak mücadeleden yana olanlar..Diğeri de bu sistemin tamamen değişmesi gerektiğini savunanlar.

Bu platformda herkes ama herkes aynı şeyi istiyor. HAK...
İki kapılı eve "Ben bu kapıdan girecem.." "hayır benim istediğim kapıdan gireceğiz" gibi o kadar anlamsız bir kavga yapılıyor ki. Allah verede siyasiler okumuyor olsalar bu forumu. Biz birbirimizi yerken atı alan Üsküdarı geçecek.. Uf yaaa.. Çok üzüldüm şimdi ben.

Gülsüm

G.G.T.

alm İYİ PARA KAZANANLAR HAYDİ GÜLE GÜLE HARCAYIN.O ZAMAN ECZACILIĞIN HİÇDE SORUNU YOK.BURADA SORUNDA TARTIŞMAYA GEREK YOK.HASTANE BAŞLARINI TUTANLAR, MALI NASIL OLSA GÖTÜRÜYOR
KAÇ TANE MALDA MF VAR ACABA? SİZLER HİÇ İTHAL SATMIYORSUNUZ HERHALDE. MFLERİ GÖZÖNÜNE ALIRKEN. ÖNCE BİR KAÇ REÇETENİZİ SEÇİN DEPOYA NET ALIŞINIZI SORUN,SONRADA REÇETE ÇIKTISINDAN KURUMUN ÖDEDİĞİNE BAKIN. BAKIN BAKALIM NE KAZANIYORSUNUZ.ÇOĞUNUZUN KAZANDIĞINI ÇOK BASİT KÜÇÜK ÇAPTAKİ MARKET BİLE KAZANIYOR.
ECZACILIK KABUK DEĞİŞTİRDİ.MERKEZLERİN HİÇTE HAVASI KALMADI.SAĞLIK OCAĞI AĞIZLARI HASTANE AĞIZLARI ZATEN KESİLDİ. YÜKSEK KİRASI OLANLAR ZATEN ZOR GÖTÜRÜYOR. AYDA 10 MİLYAR CİROYA TALİM EDEN YERLER VAR. SEMT ECZANELERİNİN DURUMU TAMAMEN FECAAT.YILDA BİN ECZACI ARAMIZA KATILIYORKEN,GELECEK YILLARDA BAKALIM GÖRECEĞİZ O SİZİN PARA KAZANMALARINIZI,KATILIM PAYININ ALINMADIĞI PROMOSYONLARIN GIRLA GİTTİĞİ ORTAMLARDA,OSTEOPOROZ REÇETESİNDEN KATILIM PAYI ALINMAZKEN,ECZACILIĞIN NASIL KAR ETTİĞİNİ KARGALARA ANLATIN.SEMTİNİZE GÖRE 3-5 KAZANIP BUNU DİĞER ECZANELERE İRCA ETMEYİN. PEK ÇOK ECZANE ZOR DURUMDA
ŞİMDİ SORUYORUM İTHAL İLAÇ ORANI YÜZDE ALTMIŞLARA GİDEN,AYLIK CİROSUDA BENİM GİBİ 30 LARDA SEYREDEN BİR ECZANE NE KADAR PARA KAZANIR. VARSA SİHİRLİ FORMÜLÜNÜZ LÜTFEN AÇIKLAYIN.
FORMÜL ŞU ASLINDA VATANDAŞA ŞİRİNLİK YAPAR ONA İLAÇ YAZDIRIRSANIZ SİZİ TERCİH NEDENİ SAYAR.BU ŞEKİLDE İŞE PROMOSYONDA SOKARSANIZ CİRONUZU KADEMELİ KATLARSINIZ

FAZLA GİTMEYECEK. ÖLMEZ SAĞ KALIRSAK SİZE, BİR ON YIL SONRA NERDE OLACAĞINIZI SORACAĞIM
UMARIM ÖNÜNÜZDE İSİMLİKLİ KİMLİKLERİNİZLE BİR ZİNCİRDE ÇALIŞIYOR OLMAYASINIZ?
BÖYLE YAZMAYADA FIRSATINIZ OLMAYACAK.ALDIĞINIZ LÜX ARABANIZIN VERGİSİNİ VERMEKTE ZORLANIRSINIZ.AMAN ŞİMDİDEN DİKKATLİ OLUN DERİM

demirbasecz aylık 30000ytl ciro yapıp katılım payı alıp kazanamıyorsanız biraz düşünün arkadaşım. Kesinlikle normalin üstünde bir harcamanız vardır. ya kira çok ya eleman çok yada fazla iade alıyorsunuz. 30000 ytl ciro demek m.f. yi bile hesaba katmazsan en kötü ihtimal 2-3 arası bırakır. Birde mfli ilaçlar var tabi.

üstelik osteoporoz reçetelerinden artık yüzde alınmıyorki zaten...

* * *

alm GALİBA VERGİ VERMİYORSUNUZ. SÖYLERMİSİNİZ DEFTERİNİZİ KAÇTAN BAĞLIYORSUNUZ
NE ZAMAN EK2C DIŞINA ÇIKTILAR
Sidarta Sevgili Ö.Lütfü arkadaşım

Biraz da hayretle okudum yazdıklarınızı. Çünkü kalfam da sizin gibi bakıyor olaya.
Es geçtiğiniz çok önemli bir şey var. Eğer 30.000 YTL cironuz varsa. Bunun %80 i SSK ise. Ve SSK 10 aylık %10 larınızı ve 3 aylık avanslarınızı ödemediyse alacağınız yaklaşık 100.000 YTL dir.
Bu da %20 brüt karınızı düşecek olursak depolara yaklaşık 80.000 YTL borçlu olduğunuz anlamına gelir. Mal fazlasını paran varsa alırsın arkadaşım. Paran yoksa gıdım gıdım ilaç alırsın.
Sorabilir miyim, acaba hangi depo vadesi gelmiş alacağını tahsil etmek için faiz işletmeden 15 günden daha fazla opsiyon tanır size.
Nasıl olur da eczacı kazanıyor diye düşünebiliyorsunuz. Vergi dairelerinin kağıt üstünde yaptığı gibi bir hesabı işin içinde olan bir eczacı nasıl yapabiliyor anlamıyorum.
Bir de üstüne üstlük kasamıza hiç girmeyen paranın vergisini ödüyoruz biz.
Bu durumda kaç işletme ayakta durabilir sanıyorsunuz. Evini, arabasını satıp bütün birikimlerini devlete peşkeş çeken eczacıyı işletme bilmiyor ya da lüksüne para harcıyor diyerek suçlayabilecek kişi için eğer eczane işleten bir eczacıysa "yazıklar olsun" derim.
İnanın tahsil edemediğim alacaklarım yüzünden bütün kârımı hatta kârımdan fazlasını faize yatırıyorken bir eczacı arkadaşımın çıkıp beni bir anlamda beceriksiz olarak tanımlamasını aklım almıyor.
Eğer eczaneniz varsa hesabınızı sıkı yapın arkadaşım. Eğer kurumlara ayda 20-30.000 YTL fatura kesiyorsanız kazanıyor olma ihtimaliniz hiç yok. Eczacılarımızın direnmelerini sağlayan tek şey "Düzelecektir. Bu böyle gitmez" şeklindeki umutlarıdır.

Acaba diyorum Ömer Lütfü arkadaşım.. Acaba sizin eczaneniz yok mu? Kamu ya da özel sektörde görevliyseniz size anlayış göstereceğim. Eğer eczane işletiyorsanız inanın çok kızacağım. Hatta tepine tepine ağlayacağım şimdi.
Gülsüm


G.G.T.

demirbasecz 1- eczanem var
2- 10000ytl civarı ciro yapıyorum
3- ne yazıkki ilçemiz denetlenmediği için katılım payları alınmıyor.
4- 100 ytl kira veriyorum.
5- cirom az hasta sayım az, eleman çalıştırmıyorum. sadece babam biraz yardımcı oluyor.
6- eczanem sağlık ocağı karşısı ancak doktor her ay değiştiği için sabit giden ilaç yok
7- vergilerimi tam veriyorum fişlerimi tam kesiyorum. Aylık gerlir vergisi aşağı yukarı 500-600 ytl civarı tutuyor.
8- kendime ödeme planı hazırladım vergileri ve borçlarımı buraya kaydediyorum hiçbir sıkıntı yaşamadım ve yaşamayacağımda.
9- kenarda 15000 ytl vardı.
10- ha birde yeşil kart sadece ocak ayının parasını aldım.

sonuç bütün bunlara rağmen kardayım. tabi bunda evli olmamam ve masrafımın az olması etkili. Ancak katılım payı almıyorum ve bu baya bir miktara tekabül eder. O yüzden eczanemi taşıyorum yoksa zarar etmedim sadece geleceği düşünüyorum. Aynı ciroyu gittiğim yerde de yapayım ama katılım payı alayım yeter.

Kalkıp eczaneyi açar açmaz ben eczacıyım zenginim ayaklarına girer har vurup harman savurursanız tabiki geçinemezsiniz. ilk zamanlarda harcamalarınıza dikkat edip biraz kendinizi sıkmalısınız. Eczacılıkta kenarda belli bir birikim olmadan risk alamazsınız. Risk alamazsanızda para kazamazsınız. Risk alıp Mal fazlalı ilaç alırsınız. Bu da size çok kazandırır. Birde devamlı ithal ilaç satıyorsanız ya yerinizi yada mantalitenizi değiştirin derim.

Hesap bilen arkadaşlar. oturup tekrar hesap edin. Ancak bu kez eczane içi masrafların bir kısmını(kırtasiye,elektrik, eleman maaşı, vs vs.) vergiden düşmeyi unutmayın. sonra üstüste bindiği için zarar ediyormuş sanırsınız kendinizi.(ha bu arada bazı arkadaşlar da deponun devlete ödediği kdv nin bir kısmını kendi ödüyormuş gibi hesap etmesin)

bir de bir osteoporoz reçetesi girin sonra katılım payı kısmına bakıverin bi zahmet...
* * *

Sidarta Sn. Ömer Arkadaşım;

Kağıt üzerinde ben de mükemmel kazanıyorum. Oysa kestiğim fatura paraya dönüşmüyor ama kestiğim çek nakit ile ödeniyor.

Anlıyor musun?

G.G.T.

demirbasecz anlıyorum

ne yazıkki bazı depolar çok tavizsiz oluyorlar.

ama bunuda seçmek sizin elinizde...

üstelik kenarda paranız olmalı demiştim.

* * *

Sidarta Başkaları adına konuşmaktan daha yapıcı olacağı örneklemeleri BEN diyerek yapıyorum. Çıkar yollarım var Sn. Ö.Lütfü. Allah'a şükür daha iflas ufukta görünmedi. Benim isyanım öz be öz bana ait olan kazancıma alınterime zorbalıkla el konması. Umarım yakında bu sorunlar biter.

Eğer üyelik bilgilerin doğruysa 25 yaşında pırıl pırıl bir eczacısın. Eczaneni taşımak istediğini söylemişsin. İnşallah istediğin gibi bir yer bulur daha adil şartlarda daha çok kazanırsın.
Sevgilerimle.
Gülsüm

G.G.T.

kthy kişilerin kendi arasında çekişmesini önlemek için yukarıda yazdğım yazılar şakadır.konuyu dağıtmak istedim.tepkide almadım. hayret ettim.eczacılık mesleği tepkisiz bir toplum olmuş.herkes batan bir gemide kendisini kurtarmaya çalışıyor.teb ve odalardaki yönetimdekiler mesleğimizin sorunlarından çok kendi kişisel sorunları için bu gücü kullanıyorlar.tabii istisnalar kaideyi bozmaz.çok değerli meslektaşlarımızda var ama azınlıkta kalıyorlar.

saygılar

alm DEFTERİNİ YÜZDE KAÇTAN BAĞLADIĞINI SORMUŞTUM.OSTEOPOROZ REÇETELERİNİ İSTERSEN KATILIM PAYSIZ ÖDETTİRİRSİN.BELLİ ŞARTLARDA ZATEN ÖDENDİĞİNDEN HEPSİNE ŞAMİL OLMAZ.BUT U İYİ OKU DİYECEĞİM

KATILIM PAYI ALMAMAK GİBİ BİR ŞUÇU İŞLEDİĞİNİDE BURADAN BEYAN EDİYORSUN.ÇOK GÜZEL.NE İYİ ÖRNEK.BİRDE BUNU YAZIYORSUN.AMA YAZABİLDİĞİN İÇİNDE AYRICA KUTLAMAK GEREKİR
BURADA KİMSENİNDE BUNA TEPKİ VERMEMESİ ŞAŞIRTICI

demirbasecz aslına bakarsanız bende kthy gibi şaka yollu yazmıştım. 10 ayda elimde öyle büyük bir nakit zaten oluşamaz. Ama zarar etmedim iflas ta etmiyorum. hatta kar bile ettim. bunun nedeni masraflarımın çok az olması.
Başka bir yer tuttum bile hazırlık yapıyorum.

Bu katılım payı işine gelince;

İlçamizde 1-2 eczane sırf müşteri çekmek gayesiyle katılım paylarını ya almıyorlar ya da iade ediyorlardı. Tabiki tüm hastalarda bu eczaneleri tercih ediyorlardı. Bizde bunu Afyon Eczacı odası başkanına şikayet ettik. İlk başlarda Başkan bir toplantı yaptı ve kanunen almamız gerektiğini söyledi. Sonra bize tek tek söz verdirtti. Biz sözümüzde durduk. Ancak bu birkaç eczane 1 hafta içinde eski hallerine geri döndüler. Biz de tüm kurumlardan bu eczanelerin yaptığı ciroları aldık. A eczanesi 2 B eczanesi 3 vs cirolar varken bir eczanenin 50-60 milyar ciro yaptığı görülüyordu. ve en aşağı 10 kurumda durum aynen böyleydi. Üstelik eczanenin konumu da çok avantajsız. Bu belgeleri başkana verdik ve bu eczanenin yolsuzluk yaptığını incelenmesi gerektiğini söyledik.
başkan bize "şimdi denetlesem hepinize ceza yazarım siz anlaşarak halledin" gibi bir cevap verdi. Tabi sonuç olarak herkes eski düzenini devam ettirdi.

Ben a veya b partisinden değilim. herhangi bir -izm temsilciside değilim. Sadece benim düşüncem sorun hükümet veya devlette değil önce kendi eczacılık sektörümde. Sonuç olarak devletinde sözünde durmadığı noktalar elbette var. Düşüncesizce davrandığı noktalar var. Ancak bu sadece devlette değil. Bizim eczacılığı yönetenlerimizde aynı kafada. Sonuçta gün gelip sistemler değişse liberalizm veya başka -izm lerde gelse biz aynı mantaliteyle yönetiliyor olucaz.

ben kendi fikrimde oda başkanımı seçemiyorum neden çünkü oda başkanlığına aday olmak için yönetimin belli kademelerinde görev almış olmak gerek. yani aynı mantalitede olacaksın. sonra bu şeçilen oda yönetimi eczacılar birliği başkanını seçecek. suyunun suyu.
yani benim kaderim hakkında kara veren kişilere oy bile veremiyorum.
sonuçtada böyle bir kopukluk oluyor. Ben Bu başlığı sahiplenen Babaruhi yi işte bu yüzden samimi bulmadım ve fikri bana itici gelmeye başladı. Çünkü işin devlet kanadına devamlı yüklenirken benim anlattığım tarafı ısrarla görmezden geldiler. hep aynı konuları konuştular.

Defteri bağlamak diyerek kar marjımı soruyorsanız %25 gösteriyorlar ve bulunduğum ilçede en düşük cirolu eczane olmamamrağmen çoğundan daha çok vergi verdim. Osteoporoz reçetelerini de katılım paysız ödetip ödetmemek sizin elinizde değildir. Raporda ne yazıyorsa önemli olan odur. aynı teşhisle birkaç ay önce katılım payı alırken şu anda o teşhiste katılım payı çıkmıyor..

* * *

babaruhi Syın demirbaş,

Zahmet olmazsa TEB'in ve meslek örgütlerinin nasıl yapılanması gerektiğine dair bu başlık altında öneriler var...

Önce bir zahmet "Bu adam neler yazmış?é diye bir oku ondan sonra kızacaksan kız.. Anahtar kelimeler ve yazar filtresiyle arama yaparsan bulacaksın...

Bak bakalım oda seçimlerind eliste sisteminin parlementter sistemimizdeki lider sultasıyla ilişkisine değinilmiş mi değinilmemiş mi?

Okumuyorsan "okumadım" de... biraz da sen gayret et olur mu kardeşim...?

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

demirbasecz bir-iki yazıyla bu fikirleri savunduğunu düşünüyorsan tamam kabul ediyorum arkadaşım.

ama kastettiğim liberalizme verdiğiniz büyük emekleri aslında öncelikle bu soruna vermeniz gerekliliği.

okuduğunuz kitaplardaki çözümlerin ülkemizin dertlerine derman çözümler olduğunu görmek sizi heyecanlandırıp sabırsız yapıyor olabilir ancak herşeyden önce meslek örgütlerimizin yapılanmasına sağlam çözümler üretilmeli.

Size soruyorum;

Sğlıksız yürüyen bir denetleme mekanizması ile sizin arzuladığınız liberalizme yazık olurmu olmazmı?

* * *

babaruhi Bazı konuları bazı ortamlarda anlatabilmek imkânsızdır.

Çünkü ortam belirleyiciler bunu imkânsız kılar.

Önce hangi ortamda yaşadığımıza , sonra bu ortamda şekillenmiş zihni haritamıza bakmamız lâzımdır.

Liberalizmin bu ülkye uymayacağını söylerken fikirlerimizi yönlendiren şey, insanların , herhangi bir otoritenin getirdiği herhangi bir sisteme göre güdülenmesi gerektiği ön kabulüdür.

Bu cümlenin bilhakkın anlaşılamayacağını çok çok iyi biliyorum. Mülkiyeti önce padihaşın denetiminde, sonra da bürokratların elinde olmuş bir ülkenin avlâdına liberalizmden bahsetmek için çok erken ama sanırım bundan otuz yıl sonra bile çok erken olacak...

Daha önce de bahsettim ama bu seviyedeki düşünce eczacı camiası için fazla "sofistike"...

Çünkü görünürde , ilk planda somut faydaları hemen fark edilmiyor.

Devletçilik ise bizi kurali sorumluluk, insiyatif almak, haklar ve özgürlükler konusunda düşünmek zorunda bırakmayan, "herkesin sadece vatandaş olmaktan dolayı devlet tarafından beslenmesi" gibi son derece basit ve "anlaşılrı" bir ilkeye dayandığından bahsettiklerimizin "hayal mahsulü" sayılması normal.

Bu işin iki aşaması var düşünce bazında..

1- Liberalizm diğer izmler gibi emredici ve düzenleyici bir "izm" değildir. O sadece hareket alanının meşruiyet sınırları içinde özgü bireysel faaliyetler hakkında doğal olanı keşfetmek çabasıdır. Yani size hangi ilâcı hangi vadeyle ve mal fazlasıyla lamanız gerektiğini, zenginliğin yolunu söylemez, gelirinizi de garanti etmez. Am sizi herhangi bir müşteriye de mecbur etmez.

Peki eczacıların istediği nedir? Bedeli ne lursa olsun ilâç satabilmek imtiyazı. Bunun iki bedeli vardır:

Birincisi tek müşteriye mahkû olmaklaz kaybettiğiniz sözleşma özgürlüğü.
İkincisi tek müşterinin sözleşme hükümlerine uymamasının yarattığı zararın tazmin edilememesi.

Bu iki bedele de razı olmak, kendi bireysel emeğine güvenememek ve ekmeği iin efendisine taabi olan kölenin psikolojisidir.


Kahve muhabbeti düzeyinde sürdürülen liberalizm muhalefetinde hiç birinizin izzzet-i nefsine dokunmayan "Başarabilselerdi..." mealindeki haddini bilmez sözlerle , özgürlüğünüz ve mülkiyetiniz için sarf edilen çabalrı bir tutmanız da kölelik psikolojisidir.

Çünkü bahsedilen kuramsal çerçeveye, örneklendirmeler aynı bağlamda bu camiaınn cevap vermesi imkânsızdır. Köleliklerini meşrulaştırmakla meşgul olan meslektaşlarımız, hâlâ terbiyesizce gasp edilen haklrından doğan zararları için diğer meslektaşalrını "beceriksizlikle" suçlayabilmektedir.

Bu psikolojiye sahip, köle tabiatlı bir camiaya özgürlükten bahsetmek açıkça abesle iştigal, bunu bu gün daha iyi anlıyorum.

Durmaksızın, "Ne öneriyorsun?" diye soranlara 13 sayfayı bulan bu köşede önerdiklerimizin herhangi bir anlam ifade etmemesi de bu köle psikolojisindendir.

Zira eczacılarımız özgürlüğü, mülkiyeti anlamlandıramamakta sadece efendilerinin değişmesini istemektedir.

Gene durmaksızın "daha iyi bir yönetimle işlerin çözüleceği" hayali de aynı kölelik psikolojisinin dışavurumudur.

2- Ekonomik faaliyet birbrinden bağımsız ve hepsi de kendi menfaatini düşünen bireylerin,insan davranışlarının sonucu olan ama insan tasarımının sonucu olmayan adil davranış kuralalrına göre yürüttükleri üretim ve ticaret faaliyetlerinin bir örgüsüdür. Durmaksızın "Ama!" ile ifade edilerek sistmlerin çökmesine sebep olduğu düşünülen aykırı davranışlar devletin yargı mekanizmasında cezalandırılır.

Ekonomik faaliyetin özgürlüğe dayanan doğası da maalesef bizimki gibi hayatı daima devlet vesayeti altında geçmiş bir milletin evlâdı için anlaşılmazdır. Bundan dolayı, ticaretin nasıl yapılacağını da önce devletten sonra odalrımızdan öğrenemke ve bizim için konmuş taliamatlara göre ticaretimizi sürdürmek istiyoruz.

Liberalizm ekonominin doğasını keşfetmek amacındadır ilk önce...

İşlerin doğasına ter hareket ederseniz zarar göen siz olursunuz. özgürlüğe dayanan ekonomi oyun sahasının kuralalrını hakemlerin keyfi kararlarına bırakırsanız ne top sayısını, ne oyuncu sayısını ayaralayabilirsiniz. Birilerininiligden düşmesine devamlı engel olursanız ne oyuncuların değeri kalır ne de oyunun...

Maalesef eczacılarımın köleliğe eğilimleri, kanunlrımızla özgürlüğünü isteyenleri de onlara bağımlı kılmaktadır...

kölelik meslek örgütlerinde hangi kölenin başa geçeceği üzerindeki tartışmalara sürerken "mala davara yaramayan" bir özgürlük kavramını kim ne yapar?

Not: Sğlıksız yürüyen bir denetleme mekanizması ile sizin arzuladığınız liberalizme yazık olurmu olmazmı?

Liberalizmin mutlaka denetimsizlik anlamına geleceğine dair kör inancı değiştirebilmek acaba mümkün mü? KURAL ALTINDA ÖZGÜRLÜK derken kurallara uyulup uyulmamasının denetlenmesiyle, doğrudan doğruya ticari faaliyetin emirle düzenlenmesi arasındaki farkı anlatabilmek acaba mümkün olacak mı? Sağlıklı denetim nasıl sağlanır bir de bu tanımlansa...


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

demirbasecz benim anlatmak istediğim de zaten o kurallar altında özgürlük kavramındaki "kuralların" denetlenmesi sizce şu ortamda mümkün mü?

siz bu şekilde küçük sermaye sahibinin büyük sermaye sahibine karşı ticari özgürlüğü olacağını söylüyorsunuz. mal fazlalı ilaç almadan karşısında tutunabileceğini söylüyorsunuz.

bende çok basit bir soru soruyorum nasıl?

sizde kurallar altında özgürlük diyorsunuz. Eyvallah. İyide bu kurallara kafadan uyulacağının kimse garenti edemez bunları sağlıklı bir şekilde kim uygulatacak diyorum.

siz devlet işte sadece burada devreye girecek diyorsunz. çok güzel. Ancak şu andaki ülke şartlarında bu dediğiniz mümkün değil diyorum.
ve şu şekilde açıklamaya çalışıyorum. Bu ülkede sizce güçlü sermaye sahiplerinin mi yoksa normal vatandaşın sesi mi daha çok çıkıyor? hangi kesimin istekleri çabucak oluveriyor. hangisine kıyaklar geçiliyor? Hangisi daha çok vergi kaçırıyor ama affediliyor?

şimdi ister kabul edin ister etmeyin ama bazı gerçekler var.

ne yazıkki daha önceki başarısız yönetimlerin eseri olarak böyle adaletsiz sistemler oluşmuş. Bir anda düzelcek değiller.

Şimdi liberalizm denen yönetim biçimi ülkemizde uygulamaya şu anda konamaz. konsa karmaşadan başka birşeye sebep olmaz. çünkü sosyo-ekonomik ve kültürel yapımız şu anda bu sisteme uygun değil. liberya diye bir afrika ülkesi var. buranın nasıl bir yer olduğunu ve şu andaki halini düşünün derim.

Çünkü liberalizm de kişinin mülkiyet hakkı diye bir düşünce vardır. Bu düşünceye göre insanlar mülklerini özgürce değerlendirebilirler alıp satabilirler. Fakat burada ilginç ve bence ülkemizde asıl sorunu yaratacak nokta ayrı. Mülkü olmayan kişilerin bedeni kişinin mülkü olrak kabul edilr. Ve kişi bedenini istediği özgürlükte satabilir. Bu da diğer mülk sahiplerine işçilik etmek anlamına geliyor. buraya kadar da herşey normal. Tabi ki işveren ve çalışan olacak kimini sermayesi parası kiminin bedeni,alınteri olacak. Ancak İşverene, yüksek sermaye sahibine karşı çalışanı kim koruyacak? Bu çok önemlidir. Zira bu koruma hak hukuk ahlak mekanizması tam işlemezse liberya olayı vukuu bulur. Zenginin fakiri ezdiği herşeyin karıştığı bir ortam olur.

Şimdi liberalizmde ahlak kavramına haddinden fazla güveniliyor. Bu da yanlıştır. İnsanların ahlak kavramına güvenerek iş apamazsınız. işte bu yüzdendirki liberalizm gibi bir sistem getirecekseniz denetleme ve kuralları uygulatma mekanizmaları olmalı ve sağlıklı işlemelidir. işte kuralların uygulanıp uygulanmamasına karşı bizim tarafımızda yer alabilecek ve bizi koruyabilecek tek kurum olarak TEB'i görüyorum. TEB sağlıklı bir yapılanma içine girer daha aktif nir rol edinirse eczacılar haklarının gerçekten savunulduğunu görürse ancak kendilerine güvenleri gelecek ve sizin şu liberal ekonomiyi tartışabilecektir. Grekli güvenceleri garanti etmeden
kimseyi değişime razı edemezsiniz. bunu kimseden beklemeyin. olmayıncada kızıp eczacı meslektaşlarınızı küçümsemeyin.

* * *

babaruhi Şimdi liberalizmde ahlak kavramına haddinden fazla güveniliyor. Bu da yanlıştır. İnsanların ahlak kavramına güvenerek iş apamazsınız. işte bu yüzdendirki liberalizm gibi bir sistem getirecekseniz denetleme ve kuralları uygulatma mekanizmaları olmalı ve sağlıklı işlemelidir. işte kuralların uygulanıp uygulanmamasına karşı bizim tarafımızda yer alabilecek ve bizi koruyabilecek tek kurum olarak TEB'i görüyorum. TEB sağlıklı bir yapılanma içine girer daha aktif nir rol edinirse eczacılar haklarının gerçekten savunulduğunu görürse ancak kendilerine güvenleri gelecek ve sizin şu liberal ekonomiyi tartışabilecektir. Grekli güvenceleri garanti etmeden
kimseyi değişime razı edemezsiniz. bunu kimseden beklemeyin. olmayıncada kızıp eczacı meslektaşlarınızı küçümsemeyin.

Sayın Demirbaş,

Her şeyi size en başından tekrar edemem.. TEB'in yapılanması zaten kökten yanlış. Bunu onlarca yazıda anlatmışım. TEB sistemine dair hiç bir yazımı okumak zahmetine bile katlanmamışsınız kestirmmeden "olmaz" deyip çıkıyorsunuz.

"İnsanların iyiliğine güvenemezsiniz!" lafının varacağı hatta vardığı sonuçları göremiyor musnuz?

İnsanları kötü sayarak onların her faaliyetinin önünü tıkayan kanunlar zaten şu anda mevcut olan mevzuatın ta kendisidir. Siz bundan memnun musunuz?

LPG arabalarda kullanılır oldu, bu bir çıkış noktasıydı derhal vergilerle fiyatı yükseltildi. Niye? Sırf her alanı yöneten devletimiz bu olayda piyasayı gemleyebilsin diye.

"gerekli güvenceler" tabiriyle zaten devlet kesesinden beslenmeye alışmış, bunu güvence sanan eczacı psikolojisini teyid ediyorsunuz. Böyl bir güvence işte devletçi sistem de dahi yok! görmüyor musnuz?

Bir de Sayın Demirbaş...

Bakın kusura bakmayın ama sizin yazınızdan önceki yazı üzerinde kafa yorularak Fromm'dan Adler'e kadar bir dizi psikoloji okumasından sonra zihinsel bir emeğin süzülmesiyle elde edilmiş bir yazı.. Verdiğiniz cevabın onunla aynı derinlikte olup olmadığına lütfen bakın ve gayret göstermeden, fikir üretenleri, okumadan, ezbere bilgilerinizle eleştirerek kitle sözcülüğüne soyunmayın isterseniz.

Zira artık her aklına eseni yazana aynı şeyleri okumuş gibi hitap etmekten yoruldum.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

demirbasecz yorulduysan yazma.

bizde senin yazılarını okumaktan yorulduk zaten.

ben sana tavsiye etmiyorum. hiç uğraşma yazılarımı okumak için. Zira onlarca yazımda anlatmak istediğimi hala anlayamadın derin filozof efendi
* * *

babaruhi Sayın Demirbaş,

Ben size "filozof efendi" gibi bir hitapta bulunmadım.Ağzınızdan çıkanı kulağınızn duymamasının sebebi acaba bu konudaki eğitim yetersizliğiniz olabilir mi? Canınız karşınızdakinden daha şiddetli bir cevap yemek veya adam akıllı bir azar işitmek istiyor olabilir ki bu zaten dayakla terbiye edilen, korkuyla büyütülen, polisle, doktorun iğnesiyle korkutulan bir mileltin evlâdı için doğaldır.

Anlattığınz şeyler zaten liberalizmi kulaktan dolma bilenlerin alışıldık cümleleri.

Sizden işin mantığına inmenizi istiyorum... Kendi kapalı dairenizde dolanıyorsunuz.

Her işin bir maliyeti vardır. Bu kanun yerçekimi gibi kaçınılmazdır.

Bir işi devletin yapması o işin maliyetini yok etmez, sadece devletin kendince uygun gördüğü kişilere karşılanmasını sağlar ki şu an da ilâçtaki bedavacılığın maliyetini karşılayan eczacılardır.

Bir sistemin sağlıklı işlemesini istiyorsanız onun sınırlaırnı çok katı şekilde tespit etmelisiniz. Bu sınırlar uyulacak kuralların nele rolduğunun anlaşılmasıyla çizilirr. herşeyden öcen kural koycu olarak sizin koyduğunzu kurallara uymanzı lazımdır ki duavaralr yıkılıp biriktirdiğiniz her şey dışarı akmasın...

Devletçilik devletin, kural duvarları arasında bize yaptıdığı servet birikimini kuralsız larak alaıp sarf etmesidir.

Bu durumda üretim kapasitesi sabit olan bir sistem ne kadar dayanabilir?

"Filozof efendi" derken ettiğiniz kabalıktan gurur duymanız acınacak bir hamakat ama şimdi bunu bile size izah etmek, deveye hendek atlatmaktan zor..

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

İKNA Semt eczacılığı
Hastane karşısı eczacılığı
Sağlık ocağı karşısı eczacılığı
Taşra eczacılığı
Çarşı içi eczacılığı
Kurum eczacılığı

"Eczacı eczacıdır, ayrıştırılamaz" diyorsak, eczacı ile yaptığımız işi "eczacılığı" iyice birbirine karıştırıyoruz demektir. Yine birey olgusunu, tezgahın konumunu, mesleğin uygulanmasını tek "tip" görerek, her konu da aynı tepkilerin verilmesi gerektiğini düşünen O büyük statüko dan kurtulamadığımızın güzel örneklerini vermekteyiz.

Rakamlar yerine oranları yazmak daha mantıklı olacaktır. Lakin eczacıların tümü aynı şartlarda eczacılık yapmıyor. Cirolarıda eşitlesek ne güzle olurdu dimi?

Bir işletmenin muhasebesi sadece karlılık oranıyla, masraf hesabıyla, rakamları vererek yeterince açık ortaya konmuş olmuyor, "ben böyle başarıyorum" demek "diğer şartlar" içinde bulunan insanlar tarafından çok "saf dillilik" olarakta görülebilir.

Karlılık oranı nedir ? Bunu nasıl hesaplıyorsunuz ? Aylık "stok maliyeti" karlılık oranını nasıl etkiler ?

Masraf hesabının içine neler giriyor ? Ödediğiniz vergiyi bu hesabın içine alıyor musunuz ?

Alacaklarınızın vadesinin belirsizliği ne gibi zararlara sebeb oluyor? kestiğiniz faturanızın vergisini ödedikten sonra alacağınızı tahsil etmeniz, zarar olarak yazmaz mı ? Artık günümüzde her tür hesap, günlük faiz oranlarıyla ilgisiz midir ?

Sermaye büyümesi denen bir şey var, yıllık kazancınızın ne kadarı sermaye büyümesine gidiyor ? Enfilasyonlu yıllarda sadece sermaye büyümesine "ettiğimiz kar" dediğimiz yıllar oldu. Bu gün hızla artan ilaç çeşidi- orjinal yeni ürün olsun, korkunç bir hızla büyüyen jenerik ilaç pazarı ile artan jenerik ilaçlar olsun- karşısında yaşadığınız "sermaye artışı", hesaplarınız içinde nerede yer alıyor ?

Ve lakin bir kaç rakam vererek hem eczacılığı standardize edemeyiz, hemde sadece bu rakamlarla işletmenin muhasebe hesabını ortaya koymuş olmayız. Ancak konuya yardımcı olabiliriz. Bunu da yaparken kendimize ait rakamlar yerine oransal olarak birimler kullansak daha doğru olacaktır.

Satış nedir ? Satılan meta yı alanın parasını ödemeisidir. Malın biçdiğiniz değeri kadar para cebinize girdimi satış gerçekleşmiş olur. Başka türlüsü "bağış"tır. Biz kurumlara mensup hastalarımıza ilacı verip parasını almadığımız dönem içinde "bağış" yapıyoruz. Ne zaman ki kasamıza para yatıyor O zaman satış gerçekleşmiş oluyor....

saygılar...

n/a Sayın Ömer Lütfi Demirbaş

Size yazdığınız yazıları tekrar okuyun demiştim. İsteğimi kısaltıyorum:yazdığınız yazıyı bir defa dahi okumadan göndermeyin. Gençlere verdiğim değere, onların bu mesleğe vereceği katkılara ihanet ediyorsunuz.Sizin o bahsi geçen geriden gelen güvenilir gençlik imajına daha fazla zarar vermenize tahammül edemiyorum.
Sağlıklı, yeni işyerinizde kazançlı, katılım paylı günler diliyorum.


Ecz.Cengiz Güven BURDUR

babaruhi Eczacılıkla ilgili sorunların temelinde yatan sebeplerden biri ve anladığım kadarıyla en etkilisi “dil” problemidir.

Aynı dili konuşmak aynı şeyleri söylemeye yetmez çoğu zaman.

Burada iki faktör söz konusudur.

1- Kelimelere farklı sözlük anlamları yüklemek,
2- Kelimeleri bu şekilde farklı çarışım taşıyıcıları olarak kullanmak.

Esasen birinci sebep ikincisinin şekillendiricisidir.

Burada da etkili olan faktör “ideolojidir”. Dar anlamda “doktrinle” karıştırılan bu sözcük aslen hayatımıza şekil evren her türlü fikirler bütünü anlamına gelmektedir. Yani herkesin , davranışlarına yön veren kişisel fikirleri onun ideolojisini belirler… Bu açıdan din de bir ideoloji olarak hizmet edebilir.

Yazılarımızın başından beri eleştirdiğimiz “ideolojiler” ise sadece davranışlara yön vermekle kalmayıp,bütün bir algı dünyasını tek yönlü olarak belirleyen ve dışlayıcı ideolojilerdir. Ki bu tip ideolojiler ideoloji tanımını tek başlarına belirlemektedir neredeyse günümüzde.

Eczacılığın yakın geçmişten bu yana katlanarak artan sorunları, onun basit bir ticarî faaliyet olarak ifa edildiği zamanlardakinden, daha derin ve etraflı bir düşünmeyi gerekli kılmaktadır.

Burada da devreye kuşak farkı girmektedir. Eczacılığın daha dar bir sosyal devlet çerçevesinde yürütülerek, daha çok nakit akışıyla işlediği dönemlerin yüzeysel ticaret anlayışına sahip kuşaklarla, eczacılığı bir mevzuat saçmalığı karmaşasıyla karşılayan kuşaklar arasında bu açıdan bir “çatışma” çıkması sosyolojik olarak kaçınılmazdır.

Ama…

Buradaki temel problemi, değişen şartlara göre değerlendirmek de bir ölçüde yüzeysel olacaktır.

Buradaki temel problem eczacılığı bu güne getiren kuşakla, yeni kuşak arasındaki dünyayı algılama farkından doğan dil farklılığıdır, en başa dönersek.

Önceki kuşaklar arasında, meslek örgütlerinin öncü-aydın rolü algısıyla örgütleri yönlendiren egemen sol kitlenin camiaya dikte ettiği bazı kavramların bu gün açıkça anlamsız ve boş olduğu ortaya çıkmıştır.

Söz gelimi “özgürlük” kelimesi sol ( ki bunun içine ekonomiyi ve toplumu biçimlendirmek için bir otoriteyi gerekli sayan bütün siyasi kesimleri sokabiliriz ki bu açıdan MHP, SP, AKP, ANAP bile solcu sayılabilir…) söylemde toplum için “Bütün ihtiyaçların giderilmiş olmasıyla, yoksulluktan kurtulmak” olarak empoze edilirken, liberal söylemde “Herhangi bir otoriteden bağımsız olarak ferdin kendi bilgisini kendi amaçları uğrunda kullanabilmesi” anlamında kullanılmaktadır.

Birinci aşamada özgürlük kelimesine yüklenen bu farklı sözlük anlamları onun her iki kesimde farklı bir çağrışımlar evreni yaratmasına sebep olmaktadır.

Özgürlük kelimesini sol söyleme göre ifade edenler – ki camiada egemen olan söylem budur- servetin kolektif bir değer olduğu ve onun devlet eliyle yeniden dağıtımıyla “sosyal adaletin” sağlanacağına inanırlar. Bu şekilde yoksulluk önlenecek ve herkes özgür şekilde yaşayacaktır.

Özgürlük kelimesine ikinci anlamı verenler - ki henüz çok mahdut sayıdadırlar- ise bunun bireyin varlığının “kollektiviteden” ayrılması üzerinde temellendiğini düşünürler. Şunu da belirtmek gerekir ki “kollektiviteden ayrılmak” tamamen ve geri dönüşsüz bir kopuş değildir, Böyle düşünmek insanı ideolojilere göre hareket eden robotlar saymak demektir.

Daha doğru ve açık bir ifadeyle özgürlüğün ikinci tanımını kabul edenlerin çağrışımlar evreninde kollektivite bireylerin gönüllü katılımından ibarettir. ve bununla sınırlıdır. Bu açıdan dayatılmış bir değerler kümesi, “ortak amaçlar ve kederler” gibi belirsiz değerler yerine bireylerin kendi değerlerine göre müştereklerini tanımladıkları ve buna göre gönüllü şekilde oluşturdukları birlikler söz konusudur. Bu beraberlik tanımı, kanun zoruyla oluşturulmuş ve görev ve yetkileri fiilen belirsiz hale getirilmiş meslek örgütümüzle taban tabana zıttır.

Şimdilik daha fazla yormayalım ve “ arkası yarın” diyelim…

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Sayın Güven’in sıkça tekrarladığı “Sürekli bireyden bahsediliyor, toplum kelimesinin telâffuzundan kaçınılıyor” eleştirisine kısaca cevap vererek, kuşaklar arası dil farklılığı konusunu kapatmak istiyorum.

Burada sürekli şekilde “ amaçta, tasada, kederde, sevinçte ortak” insanlardan bahisle toplum tanımlanmaktadır.

Meslektaşlığın, çıkar, dünya görüşü, inanç vs konularında da bir üst kimlik, birleştirici bir “çimento” olduğu fikri tartışılmaz bir ahlâkî değer olarak sunulmakta ve ne kadar inkâr edilirse edilsin bu konunun tartışılmasında akıl dışı bir otorite dayanağı olarak “yaş” ve “kıdem” öne sürülmektedir. (Oysa edinilen tecrübeler, bahsedilen yaş ve kıdemin hiç de iyi neticelere vermeyen hareketlerden sorumlu olduğunu göstermektedir.)

Eski kuşağa göre “toplum”, devlet otoritesinin doğrudan talimatlarıyla belirlenmiş amaçlarda birleşmiş insanlar demektir. Durmaksızın kişisel çıkarları kötüleyen eski kuşağın bireyselliğe kızması ve onu sürekli “bencillikle1 suçlaması , ferdin bilincinin ancak ve yalnız devlet tarafından biçimlendirilebileceğine bunun dışındaki her fikri faaliyetin kaos ve anarşi doğuracağı kabulüne dayanmaktadır.

Örnek verecek olursak insanların yurt dışına çıkmalarının yasak derecesinde zor olduğu, yabancı para bulundurmanın yasak olmasının yanında “ahlâksızlık” sayıldığı, insanların resmi bir iletişim kanalının tekeline mahkûm olduğu dönemlerin hasretle yad edilmesini verebiliriz.

Aynı kuşak gerek bürokrasinin direnci gerekse , fikri alt yapı eksikliğinden dolayı yarım kalmış bir liberalleşme projesiyle elde edilenleri ise toplumculuk adına reddedebilmektedir.

Çünkü eczacı kesimi henüz üniversitelerinde mekanistik materyalizm adıyla anılan “ Elle tutmadığım gözle görmediğim şeye inanmam” diye ifade edebileceğimiz, bilim felsefesinin en ilkel haline iman etmek taassubundan kurtulamamış bir memleketin çocuğu olmaları hasebiyle 19 yy. devlet telâkkilerini modern bir din gibi kabul etmeye ve işin kötüsü bunu diğer eczacılara da dayatmağa devam etmektedirler.

Oysa nedir toplum? Zannedildiği gibi “amaçları”, kederleri ve sevinçleri” aynı olan , olması gereken bireyler yığını mıdır?

Yoksa amaçları , çıkarları, inanışları, ideolojileri apayrı fertlerin, beraber yaşamak için gerekli olduğuna dair büyük çoğunluğun hatta hiç farkına varmadan üzerinde mutabık kaldığı “adil davranış” kurallarının rehberliğinde, gönüllüğe dayalı olarak meydana getirdiği bir beraberlik midir?
Son tanım ifade edilemese de, internet kullanarak dünyayla bağlanan, diğer meslektaşlarıyla msnde anında görüş alışverişinde bulunan, kendine ait fikirleri paylaştığı insanlarla topluluklar kurabilen özgür yeni neslin aklından geçtiğini sandığım tanımdır. Elbette bu tanım ayrılığı derin bir bilinçlenme farklılığı getirmekte, toplumu, başta devlet olmak üzere belirli kriterlere göre hiyerarşik şekilde düzenlenmiş bir yığın zanneden eski kuşakta kırgınlık yaratmaktadır.
Artık yaşı kemale ermiş ve fikrleriyle bütün bir kitleyi uçurumun kenarına getirmiş kuşakların ellerinde bulundurdukları örgütlenme gücüyle insanların önünü tıkamaya bir son vermesi ve kelimelere verilecek manaları belirlemek tutkusundan vazgeçmeleri gerekmektedir.


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

Tülay Işık VAYYYYY BEEEEEEEE , GERÇEKTEN DE TAM BİR SENE OLMUŞ .BU GÜN PEK ÇOK ŞEYİN YILDÖNÜMÜ BANA KALIRSA.EN AZINDAN BENİM İÇİN ÖYLE .MESLEĞİME VE DÜNYAYA BAKIŞ AÇIMIN DEĞİŞTİĞİNİ ,AT GÖZLÜKLERİMİN EN AZINDAN KENARA KAYDIĞINI SÖYLEYEBİLİRİM BU YAZIYLA BAŞLAYAN BEYİN FIRTINASI ( BU LAFI NEDENSE HİÇ SEVEMEDİM GİTTİ :)))))))) SAYESİNDE.

TEŞEKKÜRLER BABARUHİ VE THEHELPER VE İKNA VE CENGİZ GÜVEN VE PERİDE VE NEROX-B VE THE ONE VE IŞILAY ,İYİKİ VARSINIZ ....

"HERKES BİRAZ ÇATLAKTIR,KİMİ AZ SIZDIRIR KİMİ ÇOK "

n/a Tülay hanım benim adımı da saymışsınız sağolun.
Genç meslekdaşlarıma, ayrıca yaşı ileri beyni genç arkadaşlarıma, yaptıkları analizler, gerçekçi çözümler için ben de teşekkür ediyorum.
Sağlıklı günler diliyorum.
Sayın Tuncalı ve sayın Taraklı yı eklemek istiyorum. Ayrıca Aborjin de katılsa idi fena mı olurdu.

Ecz.Cengiz Güven BURDUR

babaruhi Sevgili Tülay çok mültefit bir yazı yazmış köşenin yıl dönümünde, düşünerek katkıda bulunan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Elbette bir fikri tartışma her zaman uzlaşmayla sonuçlanmaz, zaten uzlaşmanın nihai amaç olarak kabul edildiği ortamlar ancak demirperde benzeri ortamlar olabilir.

Gerçi eczacı camiasında da TEB veya sendika çevresinde kayıtsız şartsız bir uzlaşmayla kitleleşmek dışında b,r çözüm üretilemediğinden forum, özgürlük yanlıları ve kitle tanlıları olarak iki ana grupta tartıştı bu güne kadar.

Bu köşenin bir faydası olduysa bence bu ayrımın belirginleşmesini sağlaması olmuştur.

" Doğru TEB'in( ya da sendikanın) dediğidir, o bizim temsilcimizse ondan ayrı düşünmenin ne gereği var?" ile özetlenebilecek bir anlayışla "Ben bir bireyim ve kitleden ayrı ve bağımsız değeri olan bir varlığım!" diye özetleyebileceğimiz anlayışlar burada su yüzüne çıktı.

Kitleci anlayışın "amaç" güdülü "ahlâkıyla" her türlü aracın amaç tarafından meşrulaştırılmasına dayanan tarzıile burada düşüncenin gerek kendi içindeki tutarlılığıyla gerekse ahlâkî ve hukukî değerlerle tutarlığına bağlı kalınarak savunulmasına dayalı anlayışlar net şekilde ayrıştı.

Bir kısım eczacı kitleyi ve "amacı" düşüncenin önüne koydu, sayıları taş çatlasın iki elin parmaklaırnı geçmeyecek eczacılar ise "doğruyu düşünmeyi" her türlü amacın önüne koydu.

Her türlü tahkire, düşmanlığa göğüs gererek doğru bildiklerini savunan, düşündüklerini cesaretle dile getiren, çorbada kendi tuzunun olması için uğraşmış bütün meslektaşlarımıza ayrıca mesleklerine başka disiplinler açısından bakmak merakını göstermiş, köşeye ilgi göstermiş, köşeyi okumuş bütün meslektaşlarıma sonsuz teşekkürler...

Burada sanal nikle yazmak hakkının "kişilik haklarına müdahale sınırına" dikkat edilerek sonuna kadar korunmasını sağladıkları için moderasyona teşekkür ediyorum.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

yasar_54 GÜN GELDİ AĞLADIK SAKLADIK GÖZ YAŞLARINI
GÜN GELDİ KIZDIK KİMSE GÖRMEDİ AMA
SIKTIK YUMRTUKLARIMIZI KAN OTURDU AVUÇLARIMIZA
GÜN GELDİ GERİLDİK KIRDIK BİRBİRİMİZİ
GÜNLER GELDİ GECTİ ,HEP ANLATTIK DERDİMİZİ
VAKUR, DİK BAŞ, DİK BOYUN,AMA KAMBURUMUZ
KAMBURUMUZ CIKTI BU YÜKÜN ALTINDA

GÜNLER GELDİ GÜNLER GECTİ TAM 365 GÜN
SANKİ DÜN GİBİ ,VE DAHA NİCE YILLARA

KADİR YAŞAR ERDENER


BÜTÜN MESLEKDAŞLARIM BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR. HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM,SEVGİMİN KOLLARI ÇOK UZUNDUR HEPİNİZİ KUCAKLIYORUM
K.YAŞAR ERDENER

babaruhi Teşekkürler Yaşar Abi.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi 2007 yılında başlayacak sağlık-sosyal güvenlik sisteminin tek çatı altında birleştirilmesi, aile hekimliği uygulamaları şüphesiz radikal değişikliklerdir.

Aile hekimliği uygulamasına bir kısım hekimler ve sendikalar "ticarethena" sıçlamasıyla karşı çıkmakla beraber işin aslı bu sistemin performansa dayalı bir ödüllendirmeyle atıl kalan emeği , sahaya çekecek olmasıdır.

Acizane kanaatim bu uygulamaya "ticarethane" diye karşı çıkanların çoğunun kalabalık sağlık ocaklarında , iş yükünü çalışma arkadaşlarının sırtına yıkarak elde edilen döner sermaye gelirlerinni üzerine yatanlar olduklarıdır.

Peki bu uygulama bize nasıl yansıyacaktır?

TEB bu konuda ne düşünmektedir? Bu uygulama hükûmetin aklına dün gelmiş değildir. Bir yılı aşkın zamandır konuşulmaktadır.

Bu uygulama ile şu anki BUT saçmalığının yürütülmesi mümkün müdür?

Ödenmesi uzman şartına bağlı ilâçların elde edilmesinde hastanın mutlaka aile hekiminin sevkine taabi olması, aile hekimlerinin her an bu sevkleri yapabilecek kadar boş olmaları nasıl sağlacaktır?

Bu uygulamanın ilâç bilhassa raporlu ilâçlar açısından işleyebilmesi içim aile hekimlerine repete yapabilmek yetkisinin verilmesi sanırım işleri hızlandırır ve kolaylaştırır...

Bu uygulamanın ilâçların geri ödenme sistemlerinde ve hastanın ilâca ulaşmasında gerektirdiği sistem değişiklikleri için TEB'in artık sığ politik demeçler vermek yerine ilgili komisyonlarıyla bu konuya en uygun adaptasyon üzerinde çalışması elzemdir.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

TUNCALI
alıntı:
12. Reçete Yazımı, Rapor Düzenlenmesi ve İlaç Kullanım İlkeleri
İlaç kullanımında ve rapor düzenlenmesinde aşağıda belirtilen hususlar temel alınacaktır.........
"Aile hekimliği yapan hekimler, aile hekimliği uzmanının yazabildiği tüm ilaçları reçete edebilirler."

Sadece bilgi için...
Saygılarımla.

babaruhi Çok teşekkürler Sayın Tuncalı...

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi TEİS,bazı odaklar tarafından istenilmese de ülkemizin ve eczacılığımızın içinde bulunduğu ortam nedeniyle yaşama geçirilmiş bir gerçektir ve inananların desteği,katkısı ve güçbirliği ile daha da güçlenecek ve Türk eczacılığına katkılarını sürdürecektir.Bunu için gerekli ve yeterli kadroları vardır ve giderek,gelişerek,gençleşerek yoluna devam edecektir.

Sayın Yadak'ın bilgilendirici yazısı için teşekkürler, bir niyet izhar edilmiş, gerekçeler gösterilmiş.

Yalnız yazısındaki bu pargraf ciddi endişeler yaratacak bir paragraftır. EİS ( Tüm eczacıları temsil etmek yetkisinin hâlâ hak edilmemiş bir yetki olduğunu düşünüyorum) hangi "odaklar" tarafından istenmemektedir?

Ülkemiz eczacılığının iinde bulunduğu gerçekler, bir seçkinler kulübü gibi görünen EİS'i gerçekten gerektirmekte miydi?

Üyelik şartı çok sıkı şekilde belirlenmiş ve belli bir maksada yönelik olduğunu düşündüren bir örgütlenmenin meşruiyet zemini olarak bütün eczacıları referans göstermesi ne kadar doğrudur?

Kaldı ki bir hakkın varlığı çoğunluk oyuyla belirlenmez ve onaylanmaz.

Bu gün eczacıların çoğunluğunun hakkından feragat etmesi etmeyenlerin haklaırnın yok olmasını gerektirmez.

Durmaksızın kitleselleşmeye yapılan Yadak Bey'in yazısında örneğini gördüğümüz şekilde vurgu, hakalrı konusundaki konumumuzu zayıflatacak ve meseleyi salt bir kitlesel manipülasyon gücü elde etmek halien getirecektir.

Sanrım EİS'in bütün maksadı ve niyeti de salt bu gücü ele geçirmektir... Zira EİS mensubu meslektaşalrımızn yazılarında , isteklerinin mantığından ziyade, bunu kaç kişinin desteklediğinin sürekli belirtilmesinin anlamı budur.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

demirbasecz nedendir bilmiyorum ama bu değişiklikler öyle bir dille yazılıyor ki her kafadan bir ses çıkıyor. İşin komik yanı kimse de çıkıp anlaşılır bir biçimde bunları açıklamıyor. Bazen taslaklarda ve duyurularda öyle cümleler oluyorki 1 hatta 2 paragraf doldurabiliyor. siz cümleyi okurken cünlenin başında yazanları unutuyorsunuz. tekrar tekrar okumak gerekiyor.
Bunun sonucunda herkes kendine göre anlayabiliyor. Dooktorlar kalkıp ben artık istediğim yere muayehane açıcam gibi saçma bir cümle sarfedebiliyorlar. İşin aslı o kadar kolay değil ama öylesine kopuk anlatımlar varki insan o şekilde de anlayabiliyor.

aslında benim asıl kafama takılan soru bu yeni sağlık sigorta sisteminin işleyişi ile alakalı değil. şu anda yeşil kart ödemeleri yapılmıyor. Ancak bu kanuna uygun değil. Belli bir sürede ödenmesi gerekiyordu. Ancak bunun konusu bile açılmıyor. Yarın bu sorun tüm kurumlara şıçrarsa bu ödeme gecikmelerinin olması durumunda ne gibi yol izleneceği ile ilgili herhangibirşey yok. Yani İşin sadece ödendiği ve sorunsuz işlediği şekli tasarlanmış. Ödemelerin yapılmadığı durumlar soru işareti. Bence bu süreçte TEB bu konuda da bir çalışma yapmalı. gelişmiş ülkelerde kanunular yönetmelikler veya uygulama talimatları işlerin kötü yanlarını veya felaket senaryolarını da düşünerek yazılır. Bizde ise bu tarafları hiç düşünülmediği için hep "sistem açığı" denilen yerler keşfedilir ve rant sağlanır.

yani özet olarak diyeceğim Bu talimatnameler şekillendirilirken muhakkak çift taraflı düşünülmeli testinin kırılması beklenmemeli.

* * *

İKNA İKNA
Sürekli Üye


229 İleti İletim - 15/12/2005 : 07:14:06
--------------------------------------------------------------------------------
''Peki planlanan nedir ? hangi cephede planlanan!

-Tek bütçeye ve protokole geçiş
-Devletin elindeki tüm yada kısmi hastane ve sağlık birimlerinin satılması
-Sosyal güvenlik sisteminin özel sigortaya satılması (büyük ihtimalle bu iki yada üç ortaklı konsersus olacak)
-Devletin elinde 2 yada 3 milyonluk bir sigortalı kalacak (her halde Yeşil Cart olur.)''

14.09.2005 te yazmışız Sayın meslektaşlarım.Aradan üç ay geçmiş.Bu geçen üç ayda şu caanım eczacılık portalında bunları ne kadar tartışmışız, nasıl masaya yatırmışız ?
Önemli mi ? hayır. Geçen zaman olsun sadece.

Şu an gündeme iyice oturan şu üçü:
-Ortak protokol (kurumların birleşmesi)
-Aile hekimliği
-Genel sağlık sigortası

Planlanan demişiz:

- Tek bütçeye ve protokole geçiş- Ortak protokol (kurumların birleşmesi)
Söylenen, açıklanan , duyulan o ki SSK protokolüne yakın bir protokolde kurumların birleşeceği.

Dikkat çeken noktalar nelerdir dersek (bence), yedi günlük tedavi dozunu aşmayacak şekilde ilaç yazımı, doktor teşhisinin öne çıkması, çeşitli ilaç gruplarının yazımında uzmanlık kısıtlamasının gelmesi.

Ortak protokolün getirecekleri-götürecekleri tartışılmakta(?), tartışılacak.Acizane fikrim o ki , burada en önemli husus (benim için daima çok önemli olan ‘eczane içi işleyiş’ teki sıkıntıları önlemek yada en aza indirmek için) provizyon sistemi!
Bu sistemde yapılacak değişiklikler ve düzenlemeler çok çok önemli...

Tedavi dozu 7 yada 10 günlük olur. Ancak bir UST kutucuğu olacak ise, her ilaç için geçerli olacak mı, olmayacak ise bunu provizyon sistemi kabul veya ret ile eczacıya direkt reçeteyi girdiğimiz an provizyon sonucun da bildirmelidir.Yada açık net bir liste ile bu, eczacıya manuel bildirilmelidir.

Doktor teşhisleri,
Pek çok meslektaşımızın ‘teşhise göre ilaç ödenmez’ gerekçesiyle parası kesintiye uğramıştır. Uzun süredir teşhis kodlarıyla ilgili çalışma var ve doktorlarımıza bu kodlar bildirilmiş durumda. Herhalde bu kodlar provizyon sistemin de kullanılacak ve teşhise göre ödenmeyecek ilaç karşımıza kırmızı şeritle çıkacak.

Uzmanlık kısıtlaması,
İlgili uzman kavaramı kalkmalı. Ülkemizde uzmanlık dallarının sayısı mı çok yada kodlandırılamayacak kadar karmaşık mı? Her uzmanlık dalı için bir kod, bu kodların girilebileceği bir buton bu işi halledecektir herhalde.Hangi uzmanın reçeteyi yazdığını gören provizyon reçetedeki ilaçları buna göre değerlendirip öder yada ödemez.

-Devletin elindeki tüm yada kısmi hastane ve sağlık birimlerinin satılması= Aile hekimliği

Şu an görünen o ki , ikinci basamak sağlık birimlerinin satışı nasıl desem... pek altından kalkılacak gibi değil. Burada bir diş geçirememe olayı söz konusu olabilir.
Ancak birinci basamak sağlık birimleri (sağlık ocakları-istasyonları vb.) doktorlara veriliyor. Bu bir satış değil gibiyse de, ilk aşama denebilir. Her doktora çalışabileceği sağlık ocağında bir muayenehane, bu doktorumuza bağlanacak belli sayıda hasta(kişi) ,maaş+döner iken maaş+prim olacak bir kazanç.Diyelim ki bir sağlık ocağında dört doktor olacak, sağlık ocağının her tür masrafı bu doktorlar tarafından karşılanacak.(elektrik –su-telefon ve sarf malzemeleri) Belki de devlet bina kirasını da alacak.


-Sosyal güvenlik sisteminin özel sigortaya satılması (büyük ihtimalle bu iki yada üç ortaklı konsersus olacak)= Genel sağlık sigortası

Genel Sağlık Sigortası tasarısını sosyal sigorta sisteminin özelleştirilmesine yönelik ilk adım olarak görüyorum.Devletin sistemde denetimini sağlayabilmek için, özel sigortaya devir öncesi, sistemi hazırlamasıdır. Tartışılacak o kadar çok noktası var ki!
Genel sağlık sigortası diye hazırlanmış bir metin var.Hangi donelerin üzerine oturtulmuş bakmak gerekir.
Benim incelemem göre pek çok veri 2001 istatistiklerinden alınmış. Dört yıl az bir süre değil.
Üstelik ülkedeki durum bir garip.Yani veriler doğru ise! Düşünün ki bu ülkede 70 küsur milyon insan yaşıyor(sayılmış) 80 küsur milyon sağlık karnesi sahibi var deniyor ve 14 küsur milyon sigortasız insandan bahis ediliyor.Tüm bunların üzerine bir GSS kuruluyor!
Mevcut sisteme yönelik bir düzenlemeden öteye geçmiyor gibi.
...........................


babaruhi aslında benim asıl kafama takılan soru bu yeni sağlık sigorta sisteminin işleyişi ile alakalı değil. şu anda yeşil kart ödemeleri yapılmıyor. Ancak bu kanuna uygun değil. Belli bir sürede ödenmesi gerekiyordu. Ancak bunun konusu bile açılmıyor. Yarın bu sorun tüm kurumlara şıçrarsa bu ödeme gecikmelerinin olması durumunda ne gibi yol izleneceği ile ilgili herhangibirşey yok. Yani İşin sadece ödendiği ve sorunsuz işlediği şekli tasarlanmış. Ödemelerin yapılmadığı durumlar soru işareti.

Sayın Demirbaş, çok güzel bir noktaya parmak basmış.

Bir tesisat döşüyorsunuz, her şeye görünüşte mükemmel ama depoda su yok!

İçinden su akmayan altın çeşme kime yarar?

Tek sistemde toplamak da eğer sağlık işlemleri tam bir otomasyon altına alnımazsa verimsiz olur.

Yani? Doktorun, kurumun ve eczacının elektronik ortamda birleştirilmesi...

Doktorun elektronik ortamda yazdığı reçetede ödenme şartlarını anında görmesi, reçetede oluşacak yanlışlıkları baştan engeller.

Bunun yanı sıra "ödenek kontrollü" provizyon otomasyonu sağlanmazsa Sayın Demirbaş'ın endişelerini gidermemiz mümkün olmayacaktır ki zaten bunlar hepimizn endişeleridir. Türkçe'si kurumun ödeneği kadar çalışan provizyon ekranı...
İkna Üstad'ımın aktardığı yazısnı güncelleyerek ve genişleterek tekrar yazmasının faydalı olacağını düşünüyorum, nefis bir analiz çünkü.

bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Eczacılık, insanları daha "aydın" yapmaz...

Eczacılık belirli derslerin sınavları verilerek elde edilmiş bir haktır. Bundan öte entellektüel birikim, kişinin kendi gayreti ile elde edilir. "Aydın" olmak da entellektüel olmak değildir. Ülkemiz< resmi ideolojinin dayatmalrına alkış tutan "aydınlarla" doludur. Eczacılar asıl önemli olanın entellektüel olmak" olduğunu anlayabilecek zihni donanımdan yoksundur.. Lütfen bkz: "Entelektüel", Edward Said...

Eczacılık, insanlara ortak amaçlar kazandırmaz. herkes amacını kendisi belirler...

Eczacılık meslek örgütlenmesi asgari mesleki yeterliik ve ahlâkî kurallar çerçevesinde değil, uydurulmuş ve otoriter amaçlar etrafında oluşturulmuş bir birliktir. İnsanlar mesleklerini kendi amaçlarına göre yapabilmelidir. Bu ister zengin olmak, isterse karşılıksız hizmettir. Bu amaçlar kişinin kendisine kalmıştır. Kamu görevlisi eczacı amacaı mülkiyet hakkının açıkça ihlâlidir..

Eczacılık, insanları maddi anlamda eşitleyemez.

Özünde ticari bir faaliyet olan eczacılık diğer bütün ticari faaliyetler gibi kişisel beceri, dışsallıklarla bağlıdır. Bundan dolayı eşitsizlik kaçınılmazdır. Bu eşitsizliklerin doğasına müdahale eşitsizliklerin başka yerlerden daha yıkıcı şekilde tesir etmesine yol açar. Meslek örgütlerinni tartışılmaz ve mutlak müdahale yetkileri eczacıları eşitsizlikler içinde piyasaya uygun , aklî ekonomik davranabbilmesini imkânsızlaştırır...

Eczacılık, insanları daha ahlâklı yapmaz...

Ahlâk kişilerin haklarına riayet etmekle ilgili bir iradedir. Bu irade ancak çocuklukta verilen terbiye ve daha sonra kişinin duyarlılığı ile elde edilebilir... Meslekler ancak geçim sağlamak için edinilen teknik bilgilerdir... Bize nasıl uygulanmalrı gerektiğini bildirmezler

Eczacılık, insanlara kutsal ideolojiler kazndırmaz... Bunu açıklamaya gerek var mı?


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

demirbasecz Çok doğru söyledin Babaruhi. Yani diploma ile sadece iyi bir meslek sahibi olunabilir ancak yapılan işin saygınlığı gene kişinin kendi yaşantısı ve kişiliği ile alakalıdır. Her zaman "saygın meslek" kavramı bana tuhaf gelmiştir.

Gene diploma almakla artık bu devirde aydın veya entellektüel biri olmuyorsunuz. Hatta ciltlerce kitap okumak veya yazmak ta bunu sağlamıyor.Önemli olan olaylara ne kadar geniş açıdan ve ne kadar objektif baktığınız.

Belli bir ideolojiye saplanıp diğerlerini görmezden gelmek ve o ideolojiyi ne olursa olsun ölümüne savunmak sanırım aydınlık veya entellektüellikle ilişkilendirilemez.

Benim anlayışıma göre aydınlık ve entellektüellik doğru olduğundan yüzde yüz emin olduğun bir konuda bile başkalarını dinleyebilme ve karşıt fikirleride kale alıp tartışabilmektir.

* * *

babaruhi Sayın Demirbaş,

Öncelikle düşünüp beyninizi eskittiğiniz için teşekkür ederim...

Okuma konusunda yaygın karamsarlığa kapılmayınız lütfen, her okuma, insnaın ufkunu genişletir ve okumayanlarla okuyanlar arasında fark yaratır.

İnsanın farklı fikrlere açık olmasıyla hiç bir "doğrusunun" veya "mutlakının" olmaması genellikle karıştırılıyor. Bu açıdan herkesin kendisine göre bir "ideolojisi" vardır ve olmalıdır da. Bu ideoloji, ona davranışlarında yol gösteren düşünme sistemidir.
Aksi takdirde davranışlarımızda zarar verme sınırını belirleyemeyiz ve toplum karmaşaya sürüklenir.

"Başkalarını dinleyebilmek" bir ego için ne zor şeydir... İyi bir noktaya parmak basmışsınız, emeğinize , cevabınıza ve tahammülünüze teşekkürler..


bir konuyu ortalama bir entellektüele izah edemeyen o konunun uzmanı sayılamaz.. EINSTEIN

kendi cehennemine düşmeye gönüllü olmayan inanmaya soyunmasın BEN

felsefeye RETORİK diyenler zorbanın sopasına KANUN der

babaruhi Özgürlük baskıcı rejimlerde en büyük tehlikedir.

Bu bakımdan Vahhabi Suudi Krallığı, Taliban Afganistanı, Kuzey Kore ve Küba diktatörlükleri ayakta kalabilmek için insanların rızalarına değil, onlara dikte edilmiş amaç ve ideolojilere dayanmak mecburiyetindedir.

Zira gönüllü , rızaya dayalı beraberlikler daima ideolojik toplumların yapılarına göre daha gevşek bir yapı arz ederler.

Bunların eczacılıkla ne ilgisi vardır?

Eczacılar kendilerini belirli bir mesleği edinmiş bağımsız bireyler olarak değil de ortak amaçları olan, ortak ideolojiye sahip yeknesak, homojen bir KİTLE olarak görmektedirler.

İnsanların kendilerini ifade edebilmelerinden önce kitlenin NE PAHASINA OLURSA OLSUN KORUNMASI amacı bütün bir ahlâk ve hukuk ortamını belirler.

Bu tip bir ideolojik beraberlik tek tip insanı gerektirir ki burada sürekli şekilde eczacıların özgür bireyler olarak değil de belirli bir örgütlenmenin tek-tür parçaları olarak dayatılmasıyla, her biri diğerini tanıyan, cemaat kuralalrı içinde birbrine bağlı otoriter insanların yüceltilmesi söz konusudur.

Bu tam anlamıyla bir kapalı toplum sendromudur.